DEYİŞLERLE YOLCULUK

Gülü deste eylerim dedim de hangi gülü hangi desteye bağlamalı…
Biliyorum bu gülü deste eylemek bana muhabbet sofralarından kaldı. O kadar çok deyişler, nefesler dinledim ki belki de Kul Nesimi’nin “Gül alırlar gül satarlar/Gülden terazi tutarlar/Gülü gül ile tartarlar/Çarşı pazar güldür gül.” deyişi zihin kıvrımlarımda canlanınca kalemimden çokça dökülüyor.
Mevlânâ diyor ki: “Yola çık yol görünür.”
Asırlar aşıp gelen nefesleri, deyişleri önce âşıklardan, ozanlardan, zâkirlerden ne çok dinledim. Yazanı kim bilmeden yıllar geçti gitti. Müzik kulağım iyi sayılır, dinlediğim ezgilerin tınısı bende kalır. Deyişleri çok severim. Yazmaya başlayınca yazarını, ozanını öğrenmeye, bir emeğin hakkını vermeye özenli oldum.
Hatta Davut Sulari’nin “Yemen ellerinden beri gelirken/ Turnalar Ali görmediniz mi?” deyişiyle hiç gitmediğim Yemen’de, Yemenli ‘Nobel Barış Ödülü” alan Tevekkül Karman’ı, “Nobel Ödüllü Kadınların Hikâyesi” kitabına yazmamı istediler. O aşkla yazdım…
Bazı deyişleri yazanların kim olduğunu öğrenme merakım uğraşa dönüşünce gördüm ki çoğu mahlasları ile biliniyor. Bir de baktım ki bu âşıkların, ozanların yaşamları nasıl acılardan süzülmüş, şerbet olmuş, ışık olmuş, yüreklere dolmuş…
Zaman bulsam o çok yazmak istediğim Hallacı Mansur’u yazsam hiçbir şeye geç kalınmaz, yine de bu sevdaya geç kaldım sanki. Onun yaşamı, şiirleri, felsefesi, insan olan herkes gibi beni de büyüler. Hallac’ı Mansur’u Fransız ve Alman yazarlardan okudum. Elleri dert görmesin iyi ki yazıp bize ulaştırmışlar.
Hallac-ı Mansur dedim de bir şiiri yarım yamalak belleğimdeydi, bulup tamamlayıp size sunayım:
“Beni öldürün beni öldürün
Yaşamım ölümümdedir
Ölümüm yaşamımdadır
Yaşamımda ölüm, ölümümde yaşam vardır.”
Neyle ne arasındaki perdeleri kaldırır atar, o kadar bilge sayılmam. Yine de almak isteyene deryadan bir tas su verir sanki.
Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin 13. yüzyılda Anadolu bozkırını düşünceleri ile mayalaması beni derinden etkiler. Tüm sözleri içinde birkaç sözü insanın yaşamı boyu yolunu aydınlatmaya, kutup yıldızı olmaya yeter de artar.

  1. yüzyılda “Kadınlarınızı okutun” diyen Hacı Bektaş Veli, Kadıncık Ana’yı yol arkadaşı seçiyor. Öyle sözleri var ki insanın ufkunu açan:
    “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır”, “Okunacak en güzel kitap insandır” demeyi unutmuyor.
    Şair İlhan Berk, Hacı Bektaş Veli’nin “Dostluk ve Barış” kavramalarını şiirinde nasıl derin, anlamlı yorumluyor:
    “Bir resimde bağdaş kurmuş oturuyor Hacı Bektaş Veli. Evi gibi yeryüzü.
    Bir bulut düşürmüş başını duruyor. Onunla gidip gelen. Uzakta bellibelirsiz.
    Beyaz, uzun kavuğu. Demek ki güneş var.
    Kucağına almış bir ceylanı, bir aslanı. Duruyorlar. Üç kişiler.
    Hayvanları mı severdi Hacı Bektaş Veli? Bilmiyoruz. Ama açıktı hep evinin kapısı.
    Çizgili mintanı. Yalın. Düz. Ta bileklerine değin uzuyor, uzayıp orda kalıyor.
    Yüzü? Uzun yüzü. Sakallı, virdi okur gibi de önüne bakıyor.
    Delik değil kulağı ve halkasız.
    Yanında yeryüzü: Ağaçlar, sular, gök. Her sabah okuduğu…”
    Yunus Emre, Türkçe’min kaynağı. Bizim Yunus’a uzanırım:
    “Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı
    Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz”
    Konuşma yaptığım yerlerde Anadolu irfanı almış güzel insanlar kendince güzel Türkçe’mi kutlarlar. Kutlanası Yunus Emre’dir derim. Su gibi berrak dilini bilmeyen ne de azdır. Yunus Emre torunuyum diye gönenirim. Böylesi has insanların torunu olmak için kan bağı sorulmaz.
    Bir şehir efsanesi olsa da Yunus Emre’nin, Taptuk Emre dergâhına düzgün odun taşımasını örnek alıp içinde yer aldığım örgütlerle olabildiğince düzgün eylemler, söylemler, çalışmalar yapmaya özen gösteririm.
    Bir seçim konuşmasında ansızın şu söz dilimden döküldü:
    “Bir kelebek kadar ömrüm olsa örgütlü yapılarda tüketirim.”
    O söz benim olmaktan çıktı, gazeteci dost Doğan Tılıç, İspanya’da katıldığı uluslararası bir kongrede söyledi. Söyledi de bir hakkı teslim ederek adımla söyleyince gönlümdeki yeri de emeğe verdiği değer de büyüdü…
    Bir inanca gönül, çıraklığından ustalığa yol almış, UNESCO tarafından “Yaşayan İnsan Hazinesi” ödülü verilen, kıymetli bir ozan Dertli Divani ile yola çıkınca yollar aşar, biriktirir, çoğalırsın.
    “Diktiğimiz fidanların
    Meyvasını yiyemedik
    Ne suçu vardı onların
    Dur be zalim diyemedik.”
    İlk kez o akşamki dinletide dinledim.
    Ege yolculuğumuzda Dertli Divani ile söyleşirken onun bu bilgelik, dinginlik yolculuğunu sorunca dedi ki “On beş deyiş öğren o yolunu aydınlatır.” Binlerce deyiş içinde hangi on beş deyişi seçip gülü deste eyleyeyim diye uzun bir yola çıktım. Nefesler, deyişler derken kaybolmadan günümüze ışık olacak deyişler seçtim.
    İlk önce 16. yüzyılda yaşadığı söylenen Pir Sultan Abdal’a ulaştım. Hangi deyişini seçeyim derken; dostluk, kadına bakış, “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” deyişindeki kararlılığından karar kıldım:
    “Pir sultan abdalım can göye almaz
    haktan emir olmasa rahmet yağmaz.
    şu ellerin taşı bana hiç değmez
    ille de dostun bir tek gülü yaralar beni”
    Dostluk kavramının yüceliği, dosta bakış öyle güzel anlatılırken; bu sözü bilenlerin önüne gelene haykırışı, neredeyse kendini Pir’in yerine koyuşuna şaştım kaldım derken; ansızın bir başka deyişi yolumu aştı:
    “Bir yürüyüş eyleyelim!..”

Önceki ve Sonraki Yazılar
Yaşar Seyman Arşivi