İran Emek Konfederasyonundan Foad Keyhosravi: Savaş İran’da işçi örgütlerine darbe vurdu
Savaş koşullarında İran işçi sınıfının durumunu İran Emek Konfederasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Foad Keyhosravi anlattı. Keyhosravi, "Savaş İran’da işçi örgütlerine darbe vurdu" dedi.
GAZETE PENCERE - ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları savaştan yaklaşık 40 gün geçti. İran’ın on yıllarca süren ekonomik yaptırımlar boyunca işçilerin emeği ile ayakta kalan çelik sanayisinin yüzde 80’i ile petrokimya sanayisinin yüzde 80’i bir haftadan kısa bir süre içinde ABD- İsrail tarafından yerle bir oldu. Madenler, teknik üniversiteler, klinikler ve yerleşim alanları hedef alındı. Bu sanayiler hem tüm üretim akışının belkemiğiydi ve tüm İran halkının hayatı onların üretimleriyle bağlantılıydı hem de on binlerce işçi ailesinin doğrudan geçim kaynağıydı.
Öte yandan İran işçi sınıfının en dinamik unsuru olan petrol işçilerinin kurduğu sosyal ağ tabanlı örgütlenme modelleri, savaşla birlikte gelen iletişim kesilmesi ile ağır darbe aldı. Kolektif eylem kapasitesinin düştüğü bu ortamda, işçiler arasındaki derin hoşnutsuzluk örgütlü bir güce dönüşemezken, bu boşluk rejime yakın güçlerin nüfuz çabalarıyla doldurulmaya çalışılıyor.
Savaş koşullarında İran işçi sınıfının durumunu İran Emek Konfederasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Foad Keyhosravi Evrensel'den Ela Ava'ya konuştu.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları haftalardır devam ediyor. Geldiğimiz noktada, İran’ın altyapısı ve fabrikaları açısından nasıl bir yıkım tablosuyla karşı karşıyayız?
Son haftalarda Güney Pars’taki sanayi merkezlerine, enerji ihracatının darboğazı olan Hark Adası’na, petrokimya tesislerine, büyük çelik fabrikalarına ve hatta bazı tarım ve hizmet birimlerine yönelik saldırılara dair çok sayıda rapor yayımlandı.
İnternet kesintileri ve iletişimdeki ciddi kısıtlamalar nedeniyle yıkımın boyutlarına dair kesin ve eksiksiz bir tablo çizmek hâlâ mümkün olmasa da, bu saldırılar sadece askeri hedefler çerçevesinde açıklanamaz. Donald Trump’ın “İran’ı taş devrine döndürme” konusundaki son açıklamaları ve hayati altyapıları hedef alma tehdidi, üretimi ve toplumsal yaşamın yeniden inşası kapasitesini yok etmenin savaş stratejisinin bir parçası haline geldiğini gösteriyor.
Bu bağlamda, bazı tesislerin askeri işlevi olduğu iddia edilse bile, saldırıların boyutu ve modeli, hedef alınan şeyin sadece askeri yapı değil, toplumun ekonomik ve sosyal yaşamının dayandığı altyapının bütünü olduğunu göstermektedir. Böyle bir ortamda, işçiler fiilen bu yıkımın en ön safında yer alıyor.
Savaş koşullarında geçim sıkıntısı, hayatta kalma ve işçilerin durumu nedir? Nasıl yaşıyorlar?
Mevcut durumu anlamak için savaş öncesi koşullara da bakmak gerekir. İran işçi sınıfı yıllardır yapısal bir yoksulluk içinde yaşıyor; ücretler ile gerçek yaşam maliyetleri arasında uçurum var ve savaş öncesinde bile işçilerin ve maaşlı çalışanların büyük bir kısmı geçinemiyordu.
Savaşa giden aylarda bu durum, ocak 2026’da geniş çaplı protestoların patlak verdiği bir kriz seviyesine ulaşmıştı; bu protestolar İran rejiminin binlerce insanı katlettiği şiddetli bir bastırma ve ülke çapında internet kesintisiyle karşılaştı.
Savaşın başlamasıyla birlikte bu durum çok daha kritik bir aşamaya girdi. Bir yanda temel tüketim mallarının fiyatlarındaki keskin artış ve tedarik zincirindeki aksamalar, diğer yanda iş yerlerinin kapanması veya güvensiz hale gelmesi, işçilerin önemli bir bölümünün fiilen gelir kaynaklarını kaybetmesine neden oldu. Aynı zamanda, çalışmaya devam edenlerin birçoğu tamamen güvensiz koşullarda ve hiçbir koruyucu önlem olmaksızın çalışıyor.
Dolayısıyla mesele artık sadece yaşam standartlarının düşmesi değil; işçi ailelerinin hayatta kalması ve geçim kaynaklarının çökmemesi için işçi sınıfı mücadele ediyor.
Trump’ın İran’a karşı “rejim değişikliği” ve “özgürlük” gibi vaatlerle başlattığı savaş, İran işçi sınıfı için ne anlama geliyor?
Bu vaatlerin hiçbir gerçeklik payı olmadığı başından beri belliydi. Yabancı güçler tarafından ve jeopolitik çıkarlar çerçevesinde yürütülen hiçbir savaşın halka özgürlük veya kurtuluş getirmesi beklenemez. Özellikle de işin başında Donald Trump ve Benyamin Netanyahu gibi figürler varken. Pratikte yaşanan şey, “halkın yararına bir değişim” değil; hayati altyapıların tahrip edilmesine ve toplumsal yaşam koşullarının zayıflatılmasına doğru bir gidiştir; yani açıklanan vaatler ile mevcut gerçeklik arasında derin bir uçurum var.
Aynı zamanda bu tek taraflı bir savaş değil. Diğer tarafta, Hamaney ve Devrim Muhafızlarının liderliğinde yıllardır bölgesel gerilimleri tırmandırma yönünde hareket eden İslam Cumhuriyeti’nin güç yapısı ve politikaları yer alıyor. Ancak açıkça ayırt edilmesi gereken nokta, halkın ve özellikle işçi sınıfının ne bu güç denkleminde taleplerinin ve kendisinin var olduğu ne de bunda bir çıkarı bulunduğudur.
Röportajın tamamı
Kaynak:Haber Merkezi