İsrail ve İran neden düşman oldu?

ABD-İsrail bugün sabah saatlerinde İran'a hava saldırısı başlattı. İran, misilleme başlattı. Bir zamanların müttefikleri olan İran ve İsrail nasıl oldu da günümüzde düşman olan iki ülke konumuna geldi?

İsrail ve İran neden düşman oldu?

GAZETE PENCERE - İran ile İsrail arasındaki ilişkiler aslında 1979’daki İslami Devrim’e kadar barışçıldı. Hatta 1948’de kurulan İsrail Devleti’ni tanıyan ikinci İslam ülkesi, Mısır’dan sonra İran olmuştu.

O dönemde monarşiyle yönetilen ülkenin başında Pehlevi hanedanlığı vardı ve ülke, Orta Doğu’da ABD’nin en büyük müttefiklerinden biriydi.

Bu nedenle İsrail Devleti’ni kuran ilk hükümet lideri David Ben-Gurion, yeni Yahudi devletinin Arap komşuları tarafından dışarı itilmemesini sağlamak amacıyla İran’ın dostluğunu kazanmaya çalıştı.

Ancak 1979’da Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin öncülüğündeki İslam Devrimi ile Şah tahttan indirildi... Bu gelişme sonrası artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı...

İşte savaşa kadar uzanan hikayenin perde arkası...

İsrail’in 1948’deki kuruluşundan itibaren Ortadoğu’daki varlığı Arap ülkelerinin yoğun tepkisiyle karşılaştı. Bu durum İsrail’i bölgede Arap olmayan güçlerle ittifaklar aramaya itti. İran, Şah Muhammed Rıza Pehlevi döneminde, İsrail’in bölgedeki stratejik müttefiklerinden biri oldu.

Özellikle 1956 yılında kurulan ve “Poseidon’un üç uçlu mızrağı” anlamına gelen “Trident İstihbarat Ağı” ile İsrail, İran ve Türkiye arasında yakın bir işbirliği başladı. Soğuk Savaş’ın bu kritik döneminde İsrail ve İran arasındaki ilişkiler askeri ve istihbari alanda derinleşti, petrol ticareti arttı ve iki ülke arasında sessiz diplomatik temsilcilikler açıldı.

'KÜÇÜK VE BÜYÜK ŞEYTAN...'

1956’da kurulan bu yapı, 1979 İran İslam Devrimi’yle dağıldı. Ayetullah Humeyni liderliğinde gerçekleşen İran İslam Devrimi ile Şah rejimi devrildi ve yeni rejim İsrail’i “Küçük Şeytan”, ABD’yi ise “Büyük Şeytan” ilan etti.

Tahran’daki İsrail Büyükelçiliği kapatıldı. Hatta devrim sonrasında Filistin lideri Yaser Arafat’ın Tahran’ı ziyareti sırasında, sembolik olarak İsrail Büyükelçiliği’nin anahtarı Arafat’a teslim edildi. Böylece bir dönem müttefik olan iki ülke, açık düşmanlar haline geldi.

Devrimden sonra İsrail ve İran arasında doğrudan çatışmalar yerine vekâlet savaşları öne çıktı.

İran, Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’deki Husiler ve Irak’taki Şii milis grupları destekleyerek İsrail karşıtı “Direniş Ekseni”ni güçlendirdi. Bu dönem, iki ülkenin birbirleriyle doğrudan karşılaşmadan mücadele ettiği ancak farklı bölgelerde sürekli bir çatışmanın sürdüğü yıllar oldu. Hizbullah’ın 1982’de Lübnan iç savaşına müdahalesinden itibaren İran, İsrail’e yönelik saldırılar düzenleyen en büyük vekâlet gücünü yaratmış oldu.

İsrail Savunma Bakanlığı, “İsrail’e yönelik tehditleri ortadan kaldırmak” için İran’a yönelik “önleyici saldırı” başlattıklarını duyurdu. Peki bu gerilim nasıl başladı? Bir dönem müttefik olan iki ülke nasıl düşman oldu? Bu sorunun yanıtı, 1950’lerden günümüze dek uzanan karmaşık diplomatik ilişkilerin ve bölgesel stratejilerin içinde yatıyor. Haydi hep birlikte bakalım!

İsrail, İran’a saldırı başlattı. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz bu sabah yaptığı açıklamada, İran’a karşı “önleyici saldırı” olarak adlandırdıkları bir operasyon başlattıklarını duyurdu.

Bu saldırı ile Ortadoğu’da tansiyon hızla bölgesel savaş eşiğine tırmandı. Peki iki ülke arasındaki bu düşmanlık 1979’a kadar uzanan nasıl bir tarihsel arka plana sahip?

İsrail’in 1948’deki kuruluşundan itibaren Ortadoğu’daki varlığı Arap ülkelerinin yoğun tepkisiyle karşılaştı. Bu durum İsrail’i bölgede Arap olmayan güçlerle ittifaklar aramaya itti. İran, Şah Muhammed Rıza Pehlevi döneminde, İsrail’in bölgedeki stratejik müttefiklerinden biri oldu.

Özellikle 1956 yılında kurulan ve “Poseidon’un üç uçlu mızrağı” anlamına gelen “Trident İstihbarat Ağı” ile İsrail, İran ve Türkiye arasında yakın bir işbirliği başladı. Soğuk Savaş’ın bu kritik döneminde İsrail ve İran arasındaki ilişkiler askeri ve istihbari alanda derinleşti, petrol ticareti arttı ve iki ülke arasında sessiz diplomatik temsilcilikler açıldı.

1979 DEVRİMİ...

1956’da kurulan bu yapı, 1979 İran İslam Devrimi’yle dağıldı. Ayetullah Humeyni liderliğinde gerçekleşen İran İslam Devrimi ile Şah rejimi devrildi ve yeni rejim İsrail’i “Küçük Şeytan”, ABD’yi ise “Büyük Şeytan” ilan etti.

Tahran’daki İsrail Büyükelçiliği kapatıldı. Hatta devrim sonrasında Filistin lideri Yaser Arafat’ın Tahran’ı ziyareti sırasında, sembolik olarak İsrail Büyükelçiliği’nin anahtarı Arafat’a teslim edildi. Böylece bir dönem müttefik olan iki ülke, açık düşmanlar haline geldi.

SAVAŞLAR NASIL BAŞLADI?

Devrimden sonra İsrail ve İran arasında doğrudan çatışmalar yerine vekâlet savaşları öne çıktı.

İran, Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’deki Husiler ve Irak’taki Şii milis grupları destekleyerek İsrail karşıtı “Direniş Ekseni”ni güçlendirdi. Bu dönem, iki ülkenin birbirleriyle doğrudan karşılaşmadan mücadele ettiği ancak farklı bölgelerde sürekli bir çatışmanın sürdüğü yıllar oldu. Hizbullah’ın 1982’de Lübnan iç savaşına müdahalesinden itibaren İran, İsrail’e yönelik saldırılar düzenleyen en büyük vekâlet gücünü yaratmış oldu.

İran Devrim Muhafızları’nın Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani, İran’ın vekâlet savaşlarının en önemli isimlerinden biriydi. Süleymani, 3 Ocak 2020’de ABD’nin Bağdat’ta düzenlediği drone saldırısıyla öldürüldü. İran bu olayı açıkça “savaş ilanı” olarak değerlendirirdi. Süleymani’nin ölümü, İsrail ile İran arasındaki gerilimi daha da tırmandırdı ve İran’ın bölgedeki stratejik planlarını derinden etkiledi.

Son yıllarda İran’ın nükleer programının hız kazanması, İsrail açısından ciddi bir tehdit algısı yarattı. İsrail, İran’ın nükleer silaha ulaşmasını kendi varlığına yönelik bir tehdit olarak değerlendirirken, İran ise nükleer programını barışçıl olarak nitelendirip, İsrail’i bölgesel bir tehdit olarak gösteriyor.

7 EKİM SALDIRISI...

Gerilim, 2023’ten itibaren doğrudan askeri eylemlere dönüştü. Özellikle 7 Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e düzenlediği Aksa Tufanı Operasyonu, İran’ın bu saldırıya destek verdiği yönündeki iddialarla ilişkileri daha da gerdi.

Bu saldırılar İran’ın vekil ağını doğrudan harekete geçirdi. Lübnan’da Hizbullah’la çatışmalar artarken, karşılıklı hava saldırıları yaşandı.

7 Ekim sonrasında Lübnan sınırında Hizbullah ve İsrail arasında bir yıldan uzun süren çatışmalarda Hizbullah lideri Hasan Nasrallah dahil pek çok üst düzey komutan öldürüldü.

Tahran ve Tel Aviv yıllardır doğrudan çatışmalardan kaçınsa da iki ülke arasında geçtiğimiz yıl karşılıklı hava saldırıları gözlemledik.

Geldiğimiz noktada İsrail, İran’ın nükleer ve balistik füze tesislerini; askeri karargâhlarını vurdu. Nokta atışıyla düzenlenen operasyonlarda Genelkurmay Başkanı ve Devrim Muhafızları Komutanı öldürüldü.

Uzmanlar, iki ülke arasındaki çatışmanın daha da derinleşmesinin bölgeyi büyük bir istikrarsızlığa sürükleyebileceğini belirtiyor. İran’ın nükleer silah üretimini hızlandırması ya da bölgedeki vekâlet güçlerini daha aktif şekilde kullanması halinde, çatışmanın boyutları çok daha genişleyebilir. Diplomatik girişimlerin şu an için askıda olması, durumun kısa vadede yatışmasının zor olduğunu ortaya koyuyor.

KAYIPLAR HAKKINDA AÇIKLAMA YOK

İsrail Savunma Bakanlığı, İsrail'in İran'a karşı önleyici saldırı başlattığını duyurdu. İran'ın başkenti Tahran'da patlamalar meydana geldi.

Saldırılar Cumhurbaşkanlığı Ofisi ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nin olduğu yerleşkeye yönelik gerçekleşti. ABD Başkanı Trump da açıklama yaparak büyük bir operasyon başlattıklarını duyurdu.

İsrail ordusu Kudüs'teki sirenlerin, hava saldırısı ihtimaline karşı halkı hazırlamak amacıyla uyarı olarak devreye sokulduğunu açıkladı. İran ise Körfez ülkelerinde bulunan ABD üslerine saldırılar düzenledi. her iki tarafta kayıplar hakkında bir açıklama yapmadı.

,

Kaynak:Haber Merkezi / Medyascope/BBC

Öne Çıkanlar