Bildirici'den Cem Küçük ve Şaban Sevinç'e yanıt: Temel yanlış...

Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici Halk TV'de yaşanan istifa krizi üzerinde kaleme aldığı yazıda Cem Küçük ve Şaban Sevinç'in bu konuda ortaklaştığını ifade ederek ikiliyi eleştirdi.

Bildirici'den Cem Küçük ve Şaban Sevinç'e yanıt: Temel yanlış...

GAZETE PENCERE - Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici Halk TV'de yaşanan istifa ve işten çıkarmalar üzerine bir yazı kaleme aldı.

Bildirici, gazeteci Cem Küçük ve Şaban Sevinç'in Halk TV konusunda ortak düşündüğü ifade ederek "Her ikisini ortak paydada buluşturan, Halk TV’deki gelişmelerdi. Cem Küçük, patronların istediği kişiye dilediği ücreti verme özgürlüğünden söz ediyor, sendikal örgütlenmeye karşı çıkıyordu. Sonra da “Faruk Bildirici gibi MÖ 2. yüzyıldan kalma kafalar sponsora da karşı. Gazeteci sponsor olmadan, reklam almadan nasıl para kazanacak?” diyerek lafı bana getiriyordu." dedi.

Bildirici'nin kendi sitesinden paylaştığı yazı şöyle:

Önce Cem Küçük, “MÖ 2. yüzyıldan kalma kafa” diye yazdı benim için. Birkaç gün sonra da Şaban Sevinç, “romantik” olduğumu yazdı sosyal medyadaki paylaşımında; benim gibilerin “saçmaladığını” da ekledi.

Her ikisini ortak paydada buluşturan, Halk TV’deki gelişmelerdi. Cem Küçük, patronların istediği kişiye dilediği ücreti verme özgürlüğünden söz ediyor, sendikal örgütlenmeye karşı çıkıyordu. Sonra da “Faruk Bildirici gibi MÖ 2. yüzyıldan kalma kafalar sponsora da karşı. Gazeteci sponsor olmadan, reklam almadan nasıl para kazanacak?” diyerek lafı bana getiriyordu.

Şaban Sevinç de “Kanal patronu olmak da ayıp değil. Ve patron bal gibi editoryal sınırları da belirler” diyerek “editoryal bağımsızlık” kavramına karşı çıktı; kanal sahibi Cafer Mahiroğlu’nun yanı sıra Halk TV’de ekran ambargosu uygulanan isimleri içeren “kara liste” uygulamasını da savundu.

Temel yanlış, Seda Selek, Sorel Dağıstanlı, Remziye Demirkol, Gözde Şeker, Buket Güler ve Gökmen Karadağ’ın Halk TV’den ayrılmalarını Cem Küçük’ün “ücret anlaşmazlığı”na indirgemesi, Şaban Sevinç’in de “özlük hakları” olarak çerçevelemesi.

Evet, anlaşılan “ücret dengesizliği” sorunu var, ama itirazlarının asıl gerekçesi “değersizleştirme” ve Cafer Mahiroğlu’nun editoryal sürece müdahaleleri. Editoryal bağımsızlık, patronların sınırıdır, o çizgiden öteye geçtiklerinde gazetecilerin özgürlüğü tehdit altına girer; patronun çıkarları gazetecilik ilke ve kurallarının önüne geçer.

Yıllardan beri yaygın medyada mekanizmanın böyle işlediğini biliyoruz. Ancak bu yanlışı kabullenip meşrulaştıracak mıyız, yoksa karşı çıkıp, mücadele mi edeceğiz? Hele ki, Halk TV gibi basın özgürlüğü, demokrasi ve adalet savunucusu bir kanalın yönetiminin öbürlerine benzemesine itiraz etmeyelim mi?

Aydın Doğan ve öbür patronların sendikaları etkisizleştirip, gazetecileri kendi haklarını savunamaz hale getirdikleri gerçeği de ortada. Mesele “yıldız gazeteciler”in yüksek ücret alması da değil. Asıl mesele muhalif medyada da gazetecilerin büyük bölümünün asgari ücrete komşu ücretlerle çalışıyor olması. Bu da “patronların hakkı” denilip geçilemez.

Sponsorluk ve reklam konusuna gelelim. Cem Küçük’ün dediği gibi, gazetecilerin reklam almasına değil, reklam yapmalarına ve reklamlarda oynamalarına karşıyım. Gazetecilerin güvenilirliklerini, ticari bir ürünün satışı için kullanmaları yanlıştır; gazeteciliğe zarar verir. Kaldı ki, bu benim düşüncem değil, meslek örgütlerinin kabul ettiği bir meslek ilkesi… Ayakkabı şirketi kurup, ortak olmayı gazetecilikle bağdaştırabilen Cem Küçük’ün bu ilkeden uzak olması da anlaşılabilir bir durum tabii ki…

Sponsor alınmasına tümden karşı değilim. Cem Küçük unutmuş olabilir; Youtube’da yayın yapan bazı gazetecileri, suçlamalar yöneltilen şirketlerle sponsorluk ilişkisine girdikleri için eleştirmişti. Ben de “ICRYPEX vakası ve sponsorlukların gazetecilere zararı” başlıklı yazımda “Gazeteciler, mümkün olduğu kadar sponsorluk ilişkisine girmemeli, girerlerse de o şirketi çok iyi araştırmalı ve editoryal bağımsızlığı korumaya çok dikkat etmeli” görüşünü dile getirmiştim. Aksi halde ICRYPEX olayındaki gibi haberciliğe gölge düşürebileceğine dikkat çekmiştim.

Bir de güncel örnek vereyim. Gazeteci Kazım Kızıl, sosyal medyada “Apaçık Radyo’nun çevre ve ekoloji konulu ‘Açık Yeşil’ programının sponsorunun Fiba Yenilenebilir Enerji şirketi” olduğunu paylaşmış. “Ekoloji gazeteciliği, şirketlerin yeşil boyalarla kendilerini aklama sahası değildir” diye yazıyor. Çok haklı bir eleştiri bu.

Kimileri, patronlar ve de özellikle “medya sahipleri” özgür olsun; gazetecileri dilediği gibi kullansın isteyebilir. Ben bağımsız ve eleştirel gazetecilik ilkelerini savunmaya, bu uğurda mücadeleye devam edeceğim. Devir değişmiş olsa da gazeteciliğin tüm çıkar ilişkilerinden uzak durması zorunluluğu ortadan kalkmadı.

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar