DEM Parti “şerhli kabul” oyu verdi, peki “ret” gerekçeleri ne oldu? AK Parti-MHP ilk 5 bölümü önceden yazdı
Süreç Komisyonu’nun son toplantısında muhalefet rapordaki eksikliklere itirazlarını sıraladı ancak ortak rapor basımında “şerh” niteliğindeki görüşlere yer verilecek mi merak konusu oldu.
GAZETE PENCERE - TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporunda oy çokluğuyla uzlaşma sağlandı ancak muhalefet cephesi tavsiye kararları niteliğindeki metni yeterli bulmadı. AK Parti, muhalefet cephesince taslak raporda değişiklik önerileriyle ilgili adeta rest çekti ve muhalefet partilerine eğer rapora şerh metni düşülecekse hiçbir değişikliği kabul etmeyeceklerini bildirdi. Muhalefet ise, rapora ilişkin itirazlarıyla ilgili açıklamalarına ortak rapor basımında ek olarak yer verilmesini talep ederken, gözler Meclis Başkanlığı’na çevrildi.
Komisyon üyesi, konuşmacı listesi gibi detaylı ekleriyle birlikte bugün gündemdeki 80 sayfalık rapor metni, “İçindekiler” ile birlikte aslında 43 sayfa ve bunun ilk 8 sayfası AK Parti’li Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un sunuş yazısı. Ortak rapor yazım çalışması başladığında; yazım ekibindeki Murat Emir (CHP), Cengiz Çiçek (DEM Parti) ve Bülent Kaya’ya (Yeni Yol Grubu) ilk 5 bölüm hazırlanmış olarak sunulduğu öğrenildi. Dolayısıyla Kurtulmuş’un kendi sunuşu dışında 21 sayfalık ilk 5 bölüm AK Parti ile MHP tarafından yazılı olarak muhalefet önüne getirildi.
AK Parti, “Komisyon Çalışmaları”, “Komisyon’un Temel Hedefleri”, “Türk – Kürt Kardeşliğinin Tarihi Kökenleri ve Kardeşlik Hukuku”, “Komisyon’da Dinlenen Kişilerin Mutabakat Alanları” ile “PKK’nın Kendisini Feshetmesi ve Silah Bırakması” başlıklı bu ilk beş bölümdeki değişiklik önerileri üzerine ciddi direniş sergiledi. Bu ilk beş bölümde, “terör” tanımlamasına yapılan itirazlar ve süreci “Terörsüz Türkiye” yerine “barış”, “demokrasi” gibi kavramlarla anlatma yönündeki öneriler üzerine AK Parti’nin çok kısmi değişiklikleri kabul ettiği aktarıldı.
Gazete Pencere’nin edindiği bilgilere göre; Meclis Başkanı Kurtulmuş, en son hafta başındaki görüşmeleriyle uzlaşma arayışını sürdürdü. Buna karşılık AK Parti ise, özellikle DEM Parti’nin ilettiği öneriler üzerine direnç sergiledi. AK Parti, eğer muhalefet rapora şerh düşecekse bugüne kadarki uzlaşılan değişikliklere de yer vermeksizin MHP’yle birlikte “salt çoğunluk” ile Komisyon’da rapor oylaması yapacaklarını muhalefete iletti.
Bugünkü toplantı öncesinde Kurtulmuş, “azami ölçüde uzlaşılmış rapor metni” ortaya çıktığını belirterek, CHP, DEM Parti ve Yeni Yol Grubu’nun “kabul” oyu vermesi için uzlaşmayı sağladı. Ancak muhalefet cephesi, “kabul” oyu için ikna olmakla birlikte Komisyon tutanağına kayda geçirmek üzere bugünkü konuşmalarında itirazlarını sıraladı.
Keza oylamada “ret” oyu kullanmayı tercih eden Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Emek Partisi (EMEP) de rapora muhalefet şerhi düşmek istediklerini Meclis Başkanlığı’na bildirdi.
DEM Parti ise “kabul” oyu vermesine karşılık Komisyon’da ortak rapor yazım ekibindeki İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek’in okuduğu itirazlar metnini basın mensuplarına “muhalefet şerhimiz” ifadesiyle iletti.
Şimdi TBMM’de ortak rapor metnine başta DEM Parti’nin muhalefet şerhi metni ile TİP ve EMEP’in ret oyu gerekçeleri ek olarak konulacak mı, merak konusu oldu.
CHP SÜREÇ VE DEMOKRATİKLEŞME ÖNERİLERİNİ TAKİP EDECEĞİZ SÖZÜ VERDİ
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir de, videolu mesaj yayımlayarak, Komisyon’da ifade ettiği üzere ilk beş bölümde özellikle rapordaki dili kapsayıcı bulmadıklarını ve siyasi iktidara ait belirli bir ideolojik dilin kullanıldığını söyledi.
Raporda son iki bölümdeki süreç ve demokratikleşmeyle ilgili önerileri önemsediklerini vurgulayan Emir, bu öneriler nedeniyle ilk beş bölümdeki yaklaşıma karşın Komisyon’da olumlu tutum aldıklarını anlattı. Raporda özellikle demokratikleşme önerilerine CHP’nin ısrarıyla yer verildiğini kaydeden Emir, AYM ve AİHM kararlarına uyum sağlanması konusunda demokratik adımların atılmasının takipçisi ve yapıcı ortağı olacaklarını açıkladı.
Emir, Komisyon’da ayrıca “Bugünden sonra asıl soru şudur, Bu rapor yaşama geçecek miyidir? Bugüne kadar sözde demokratik hukuk devleti, AİHM ve AYM kararları hayata geçecek midir? Bu rapor lafta ve rafta kalmamalıdır” mesajını verdi.
DEM PARTİ: “KÜRT MESELESİ VARDIR VE TERÖR SORUNU OLARAK GÖRÜLEMEZ”
DEM Parti adına ortak rapor yazım ekibindeki İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, rapor hazırlığında sürekli uzlaşı arayışında olduklarını ancak bunun gerçekleşmediğini belirterek, muhalefet şerhi metnini okudu.
Çiçek’in okuduğu DEM Parti muhalefet şerhinde; ortak raporda, Komisyon’un adında olduğu üzere mevcut süreç için “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Süreci” denilmesi yerine “Terörsüz Türkiye” denilmesi eleştirildi. Şerhte, “Kürt meselesi “terör” kavramı ile anılamaz. Kürt meselesi vardır ve bu bir terör sorunu olarak görülemez. Kök nedenleri itibariyle tek boyutlu bir sorun değildir; siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel, tarihsel arka planı olan bir hak ve özgürlükler meselesidir. Bugün ısrarla “terör” diye tariflenen süreç, inkara dayalı politikaların ortaya çıkardığı çatışmalı süreçtir. Bu yönüyle Kürt meselesi, bir sistem sorunu olduğu kadar, kimlik ve kültür sorunudur” denildi.
“Kürt halkı ve dostları, Kürtlerin özgürlük ve eşitlik mücadelesini ne terör olarak ne de örgütlü mücadelesini terör örgütü olarak tarifledi. On yıllar boyunca onca zulme, baskıya rağmen özgür ve eşit yaşam tutkusundan başka bir amacı olmayan Kürt halkı, bu tanımlamaları kabul etmedi” denilen şerhte, Kürt halkındaki yaklaşımına aykırı şekilde raporda sıkça “terör örgütü” vurgusu yapıldığını işaret edildi. “Kürdün onurunun, Türkün gururunun korunması” için “eşit yaklaşım” gerektiği vurgulanan şerhte, “Toplumsal değerler tek taraflı tanımlamalar inşaa edilemez” tepkisi gösterildi.
PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’teki çağrısıyla süreçteki rolünü “kritik” olarak tanımlayan şerhte; “Unutulmamalıdır ki, Sayın Öcalan, 1993 yılından bugüne Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda stratejik bir çabanın sahibidir. Ayrıca son bir yılı aşkın süredir İmralı adasının elverişsiz koşullarında ilmek ilmek barışı örmeye çalışmaktadır. Tüm sorunları çözmek için olağanüstü bir çaba göstermektedir. Bu yönüyle sürecin enfekte olmaması için hem sorun çözücüdür hem de sürecin öncülerindendir. Lideri olduğu PKK’ye yaptığı çağrıyla alınan kararlar, atılan adımlar ve son olarak Rojava’daki kriz esnasında geliştirdiği çözümle siyasal, örgütsel, toplumsal gücünü göstermiştir. Tarihsel birikimi ve tecrübesi, tereddütsüz Demokratik Cumhuriyet çabası itibariyle de kurucu siyasal aktörlerden birisi olan Sayın Öcalan’ın ve mücadelesinin taslak raporda ısrarla ‘terör’, ‘terör örgütü’ gibi kavramlarla birlikte tanımlanmasını, sürecin hukuku ve gereklilikleri noktasında doğru bulmamaktayız” denildi.
Şerhte, raporda “doğuştan gelen dokunulamaz haklar” ifadesiyle anadil hakkı işaret edilse bunun yeterli olmadığı ve Kürtçe başta olmak üzere çok dillilik önündeki kamusal engelleri kaldırmak gerektiği kaydedildi.
Sonuçta; DEM Parti cephesi “Barış, sadece sonuç değil; yöntemin ve dilin kendisidir aynı zamanda. Unutmayalım ki, dil kırılgansa, sonuç da kırılgan olma ihtimalini barındırır” mesajını verdi.
CHP’Lİ TÜRKAN ELÇİ, EŞİ TAHİR ELÇİ ÖRNEĞİNDEKİ CİNAYETLERİ GEREKÇE GÖSTERDİ
CHP İstanbul Milletvekili Türkan Elçi ise, rapor oylamasında “çekimser” kalmayı tercih etti. Bu durumu CHP Lideri Özgür Özel'e ilettiğini ve kendisine bu konuda anlayış gösterildiğini söyleyen Türkan Elçi, neden “kabul” oyu vermek yerine çekimser kaldığını şöyle açıkladı:
“Öncelikle toplumsal barışın konuşulduğu bu süreçte savaşa, her türlü şiddete karşı duran biri olarak silahların susması konusunda herkesten daha fazla memnuniyet duyduğumu belirtmek isterim. Ancak faili meçhul cinayetler, zorla kaybetmeler, işkence ve kötü muamele suçlarını içeren davalarda zamanaşımı sorunu, olayların aydınlatılmasının önünde ciddi bir engeldir. Faili meçhul cinayetlerle hayatını kaybedenlerin hakkının teslim edilmesi ve adaletin sağlanması toplumsal barışın en temel şartıdır. Bunun, hayatını kaybedenlere karşı bir borcumuz olduğuna inanıyorum. Buna rağmen, bugün üzerinde uzlaşıya varılan raporda bu hususlara yer verilmemiştir. Faili meçhul cinayetlerin sorumluluğunu her gün yüreğinde hisseden, geçmişle yüzleşmenin barış inşasında önemli olduğunu düşünen biri olarak rapora “evet” oyu vermem benim açımdan vicdani olmayacaktı. Öte yandan, toplumun menfaati için -her türlü tereddüde rağmen- yapılması muhtemel çalışmaları da tümüyle görmezden gelmeyi de doğru bulmadığımdan “ret” oyu kullanmayı da uygun görmedim.”
Bu arada Komisyon’da CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Faili meçhul cinayetler başta olmak üzere bu meseleden kaynaklı adalet arayışında zaman aşımı olmaması için gerekli düzenleme yapılmalıdır” şeklinde rapora bir cümle eklenmesini istedi. Böylece Elçi’nin de rapora olumlu oy verebileceğini söyleyen Tanrıkulu’nun önerisi, Numan Kurtulmuş tarafından müzakereye açılmadı. Sonuçta Elçi, oylamada çekimser kaldığını ifade etti.
“KÜRT SORUNU VARDIR” TEPKİSİ VE TBMM’YE CAN ATALAY HATIRLATMASI
Türkiye İşçi Partisi (TİP) adına İstanbul Milletvekili Ahmet Şık ise, neden TİP olarak “ret” oyu verme kararı aldıklarını açıklarken öncelikle meseleye adını koyarak yaklaşmak gerektiğini belirterek, “Kürt Sorunu vardır” tepkisini gösterdi.
Raporda Kürt meselesine terör kavramıyla yaklaşıldığını ve çözüm zemini sunulmadığını söyleyen Şık, meseleyi terör kavramına indirgeyerek raporda devletin yıllardır yaklaşımını sürdürdüğünü belirtti ve “Bu metin bir çözüm programı değil, siyasi sorumluluktan kaçış belgesidir. Çözüm değil statüko tahkimidir” dedi.
Şık, yargıda sorunları mevcut hukuk normları uygulansa dahi çözmek mümkün iken, TBMM’nin kanun ve Anayasa’ya aykırı davrananlar hakkında adım atması gerekirken, Anayasa’ya uyulmasını tavsiye kararı haline getirilmesini yanlış bulduğunu söyledi. Şık, “TBMM, bir kez daha anayasa ve kanunların varlığını inkar ederek, anayasa ve kanunlara aykırı davrananlar hakkında adım atması gerekirken anayasa ve kanunların uygulanması konusunda tavsiye kararı önerisinde bulunmaktadır. Kendi yasama fonksiyonunu hiçe sayan bu tutumun bir TBMM işlemi haline getirilmesi asla kabul edilemez” tepkisini gösterdi.
“İhtiyaç adalettir. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala, Tayfun Kahraman ve Can Atalay hakkında verilen kararların gereğini yerine getirmek için yeni düzenlemelere, dilek ve temennilere değil, hukuka uymaya ihtiyaç var” diyen Şık, AYM ve AİHM kararlarını uygulamamak için direnen Akın Gürlek’in hukukun tabutuna çivi çaktığı için ödüllendilerek Adalet Bakanı yapıldığını da söyledi.
Şık, “Bu, kendi varlık nedenini inkâr eden bir yasama pratiğidir. Anayasa’yı uygulamayanların, anayasanın uygulanmasına dair tavsiye kararı üretmesi hukukla alay etmektir. Eğer hukuka dönmekte ve önerdiğiniz demokratikleşme adımlarında samimiyseniz Hatay milletvekilimiz Can Atalay’la ilgili AYM kararını uygulayın. Meclis Başkanı’nın yetkisinde ve bir imzasıyla gerçekleşecek olan Meclis kütüğüne kaydı yapılsın. Ülkeyi demokratik normlardan uzaklaştıran, bilinçli bir tercihle hukuksuzluğu sürdürmekte ısrar eden siyasi iktidarın tercihi ve talimatıyla kayyım atanan belediyelerde seçilmiş başkanların göreve döndürülmemesi, Barış Akademisyenleri’nin görevlerine iade edilmemesi bu raporun “barış” iddiasını boşa düşürmektedir. Tutukluluğu bir cezalandırma aracına dönüştüren, AYM ve AİHM kararlarını uygulamamakta direnen Akın Gürlek’in hukukun tabutuna çivi çakmaktaki becerisi ve sadakati nedeniyle ödüllendirilerek Adalet Bakanı yapılması bile bu sürecin hangi zihniyetle yürütüldüğünü açıkça göstermektedir” diye konuştu.
EMEP: RAPOR KAMUOYUNDAKİ KAYGILARI GİDERMEDİ, ÇÖZÜM BİRİKİMİNİ ORTAYA KOYMADI
Emek Partisi (EMEP) adına İstanbul Milletvekili İskender Bayhan da, ortak rapora “ret” oyu gerekçesini açıkladı ancak “Önümüzdeki dönemde kalıcı barışa ve demokratikleşmeye hizmet edecek yasal düzenlemeler için çalışacağız ve Meclis’te bu konuda gerekli yasaların çıkarılması için atılacak en küçük somut adımı da destekleyeceğiz” diye ekledi.
Bayhan, EMEP’in ret oyu gerekçeleri ise özetle şöyle sıralandı:
“1- Rapor taslağında yedi başlıktan özellikle ilk beşi, komisyonun bugüne kadarki çalışmalarının ortaya çıkardığı birikimden oldukça uzak bir içeriktedir. Esas olarak saray rejiminin ideolojik-politik hattını ve AKP-MHP tarafından sunulan raporların yaklaşımını yansıtıyor.
2- Raporda Kürt sorunu ifadesi bir kez bile geçmiyor. “Problem” deniyor, “sorun” deniyor, “mesele” deniyor, “kök nedenler var” deniyor, ama sorunun adı ve nedenlerin kendisi yok. Yetmiyor bir de terör sorunu ve “Terörsüz Türkiye” asıl hedef olarak ifade ediliyor.
3- Anadilde eğitim yer almadığı gibi; anadil hakkı bile kavram olarak geçmiyor. Üstü örtük bir şekilde ifade ediliyor. Ama aksi yönde bir ifade, ihtiyaç olmadığı halde Türkçenin resmi dil statüsü özellikle vurgulanıyor.
4- Bütün ulusal inkâr ve baskı politikalarına, türlü provokasyonlara rağmen Türk ve Kürt halklarının kardeşlik duygusu bozulmamıştır. Halklar düşmanlaştırılamamıştır. Ancak bu gerçek, Türk ve Kürtlerin eşit haklara dayalı, bir arada, barış içerisinde yaşaması konusunda devlet yönetiminin ve hükümetlerin bu güne kadar izlediği yanlış politikaları ortadan kaldırmıyor.
5- Her şeyi sadece terör parantezine alarak izah etmek doğru değildir. Ülkeyi de ilerletmez. Bunun için de, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar, yargısız infazlar vb. halka karşı işlenmiş suçlara ilişkin tek bir cümle bulunmaması rapor taslağında önemli bir eksikliktir. Türk’ün gururu her vesile ile gözetilirken, Kürt’ün onuru, kardeşlik tarihi ve kardeşlik hukuku içerisine sıkışıp kalıyor.
6- Gerek İmralı sürecine ilişkin gerekse komisyon çalışmaları konusunda Türküyle, Kürdüyle, Alevisiyle, Sünnisiyle işçi ve emekçiler içerisinde iki eğilim öne çıkmaktadır. Önemli bir kesim, saray iktidarının ve cumhur ittifakının bu süreci kendi siyasi çıkarları için değerlendirdiğini düşünmekte, barış ve demokratikleşme konusunda somut adım atılacağına inanmamaktadır. Önemli bir kesimi de PKK’nin silah bırakma kararının ciddiyetine inanmamakta, fesih kararının pratikte karşılığının olmayacağını düşünmektedir. Raporun bu kaygıları giderecek, barışın sağlanacağına olan güveni artıracak bir içerik ve somutluk taşıması gerekir. Ancak raporun özellikle ilk beş bölümü bizim açımızdan bu nitelikten oldukça uzaktır.
7- Silah bırakan PKK üyeleri ve bugüne kadar Kürt sorunun çözümünü savunduğu için terörist ilan edilip cezaevine konulan bütün yurttaşlarımızın bu raporu okuduğunda, eve dönüş konusunda yasal düzenlemelerin yapılacağı güvenini elde etmesi gerekir. Siyasi bir genel af konusunda güven duyması gerekir. Ancak raporun böyle bir özelliği yoktur.
8- Rapor taslağı, kayyum konusunda mevcut durumdan daha ileri bir düzenlemeyi içermektedir. Bu sınırlı da olsa olumlu bir durumdur. Ancak atanmışların seçilmişler üzerindeki vesayetini ve bürokratik oligarşinin üstünlüğü pratiğini değiştirecek demokratik düzenlemelere ihtiyaç vardır.
9- Rapor, bölgenin kalkınması, Kürt illerinin ekonomik gelişimi konusunda işçilerin, emekçilerin, köylülerin, küçük üreticilerin çıkarını temel alan bir anlayıştan uzaktır. Sermayenin yatırım ve teşviklerini temel almakta, mevcut kapitalistleri ve yenilerini zengin etmeyi öncelemektedir.”
Kaynak:Yıldız Yazıcıoğlu