İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı Avşar’ın savunmasının tamamı: '15 Milyar TL tasarruf sağladık'

Ekrem İmamoğlu'nun da yargılandığı İBB Davası'nda savunma yapan Ceyhan Avşar, Kirazlı-Halkalı metrosunda yapılan proje revizyonlarıyla 14 milyar 850 milyon TL’lik kamu kazancı oluşturduklarını açıkladı.

İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı Avşar’ın savunmasının tamamı: '15 Milyar TL tasarruf sağladık'

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da yargılandığı İBB Davası sürüyor.

107’si tutuklu toplam 402 kişi yargılandığı davada İBB Raylı Sİstemler Dairesi Başkanı Ceyhan Avşar savunma yaptı.

Kirazlı-Halkalı metrosunda yapılan proje revizyonlarıyla 14 milyar 850 milyon TL’lik kamu kazancı oluşturduklarını belirten Avşar, "İhaleyi rekabet oluşmadığı için iptal etme riskini mühendisliğime güvenerek aldım" dedi.

Avşar'ın savunmasının tam metni şöyle:

Sayın Başkanım, 140. Eylem kapsamında savunmamı yapacağım. Ben savunmamı iki farklı dosya halinde sizlere ilettik. Birincisi; savunmanın birinci aşamasında kullanacağımız olan sunumu yapan evraklar. Burada ben sıralı ekler sundum… İkinci klasörde de ikinci aşamada savunma esası, bu konuyla alakalı verilmiş birçok idari hukuk incelemeleri var; bunlarla alakalı savunmaya devam edeceğiz.

Şimdi bizim ihalemiz 2017 yılından beri, yani bu iddianamedeki 140. maddeye konu Kirazlı-Halkalı metro hattı ihalesi, 2017 yılından beri yani bir silsile halinde gelen zincirlerden oluşuyor. Ben hattın genel durumundan bahsetmek istiyorum. Burada görselde de görüleceği üzere bizim M1 hattımız İstanbul'un ilk metro hattıdır. İlk etabı 1989 yılında açılmıştı; yaklaşık 37 sene önce. Otogarla Aksaray arasında ilk etap 1989 yılında açıldıktan sonra, o yılda açılmış teknolojiyle bu hattın burada koyu maviyle gördüğümüz, Ek 1'de koyu maviyle gördüğümüz kısımları 2014 yılına kadar uzatılarak; bugün Yenikapı'dan kalkarak bir kolu otogardan çatallanıp Atatürk Havalimanı'na, diğer kolu da otogardan Kirazlı'ya kadar giden, burada koyu mavi lejantıyla gördüğümüz 9,8 kilometre ve 23 istasyondan teşkil olan, günlük ortalama 400 bin yolcu taşıyan Kirazlı-Halkalı mevcut metro hattımız.

Biz bu hattın bu ihaleler içerisinde belirli modernizasyon işlerini konuşacağız. Bir kısım ihalelere konu olan, bir kısım ihalelere konu olmayan modernizasyon işlerini konuşacağız ve M1B dediğimiz Yenikapı-Otogardan çatallanıp Kirazlı'ya gelen hattın, yeşil lejantıyla gördüğümüz kısımdaki yapım işlerini; bu işlerin de hem kısmi kaba inşaat işlerini, kısmi elektromekanik işlerini konuşmuş olacağız. Bu hattımız ilk olarak bu haritada M1B olarak yeşil ve kırmızı hatlarla birlikte, 2017 yılı Mart ayında ihalesi gerçekleştiriliyor. 2017 Mart ayında gerçekleşen ihaleyi MİKA, MAKYOL, İÇTAŞ, Kalyon, Astur ortak girişim grubu alıyor. Bu ortak girişim grubu 2017 yılında yine Mart ayında işlere, imalatlara başlıyor. Fakat projede 2018 Eylül ayına gelindiğinde ciddi bir ilerleme görülmüyor; yalnızca yüzde 4 fiziki ilerlemeyle bu proje durduruluyor. Bu durdurulma işlemi, yani rutin normalde bizim raylı sistem projelerinin işlerine eksiksiz devam edebilmesi için teknik kriterler kadar finansal sürekliliğin de mutlaka sağlanması gerekiyor. Fakat projenin ne ihale hazırlıklarının yapıldığı 2016-2017 dönemlerinde ne de 2017-2018 dönemlerinde bu projeye herhangi bir finansman temini gerçekleşmiyor. Ve 2019 sonrasında o dönemde İstanbul'da durmuş birçok raylı sistem hattı gibi bu hatta da bir kredi finansman arayışı çalışmalarına başlanılıyor.

Ve 2021 Şubat'ta projeye temin edilen bir kredi sonucunda çalışmalara tekrar başlanılıyor. Çalışmalara o dönem bulunan kredi nispetinde hattın sadece belirli bir kesiminde başlanıldığı için, 2022 Mayıs ayına gelindiğinde o dönem çıkan bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi var; bu kararname sonrası ve o dönem başlayan savaş sonrası piyasadaki orantısız maliyet artışları sebebiyle yüklenici firmalara, eğer projelerinde fiziki ilerlemeleri yüzde 15'i geçmediyse projeleri tek taraflı fesih hakkı veriliyor. Bu dönemin yüklenicisi olan iş ortaklığı grubu da bu tek taraflı tasfiye hakkından faydalanarak bir tasfiye talebinde bulunuyor. Bu talepler Hazine ve Maliye Bakanlığı onayına tabi oluyor ve Hazine ve Maliye Bakanlığı onayları 2022 yılının Ağustos ayında alınıyor.

Benim bu projeye dahil olmam ise 2022 yılının Eylül ayında; o dönemde dairenin üç müdürlüğü vardır. İki tanesi yapım müdürlükleri, Anadolu ve Avrupa yakasında; bir tanesi de Raylı Sistem Projeler Müdürlüğü. O dönemde ben raylı sistem projelerinin hazırlanması, yeni hatların, güzergahların belirlenmesi işini yapan Raylı Sistem Projeler Müdürlüğünde şube müdürlüğü yaparken, eş zamanlı olarak da Avrupa Yakası Raylı Sistem Şube Müdürlüğüne de müdür olarak, şube müdürü olarak atandım ve 2022 yılının Eylül ayında bu projede görev almaya başladım. O dönemde 2022 yılının Eylül ayında hızlı bir şekilde bu işin tekrar ihale edilmesi gündemdeydi. Çünkü gerçekten önemli bir hat, hızlı bir şekilde bu süreçlerin yapılması gerekiyor. Hem Kirazlı-Halkalı tarafında aciliyet arz eden işler var, hem M1A ve M1B tarafında mevcut işletmede aciliyet arz eden işler var. Fakat o dönem biz mevcut 2015-2016-2017 döneminde hazırlanıp 2017-2018-2019 ve sonraki dönemde, 2022 yılına kadarki dönemde o ihalede kullanılması düşünülen projeleri incelediğimizde; birçok İstanbul'da şu an işletme altındaki raylı sistem hattında gördüğümüz gibi, bu hatta da ciddi manada ihtiyaç fazlası bir tasarım gerçekleştiğini gördük. Kısmi olarak bu tasarımların sahada belirli imalatlara döndüğünü, burada yapılabilecek çok ciddi proje revizyonları olduğunu görerek burada bir proje revizyonu süreci başlattık.

"14 MİLYAR 850 MİLYON TL'LİK BİR TASARRUF KALEMİ OLUŞTU"

Bu proje revizyon sürecinin içerisine girdikçe, burada daha fazla bir revizyon yaparak daha fazla bir tasarruf oluşabileceğini gördük. Ve yaptığımız çalışmalar sonucunda burada Ek 3'te göstereceğim; yaklaşık 7 milyar 870 milyon TL olarak projenin yapım maliyetinde bir indirim sağladık. Yine yaptığımız yapım tasarrufunda oluşturduğumuz ekipman ve alanlarda oluşan işletme maliyetindeki tasarruflarla da yaklaşık 7 milyar TL'lik, toplamda da 14 milyar 850 milyon TL'lik bir tasarruf kalemi oluştu bu projede. Şimdi biz bu tasarruf kalemleri nedir, ben bunları hızlıca ve kısaca anlatmak isterim. Ek 3A'da bunların detayları mevcuttur. Bizim hattımızın 6,2 kilometre ve 5 istasyon olarak istasyon sayısı ve güzergah uzunluğu değişmeden, bu hatta yapılmış olan istasyon tasarımlarında; burada gördüğünüz kırmızı ile işaretli boyalı kısımları hem tünellerde hem istasyon yapılarında (bunlar bizim istasyonlarımız için, istasyonlarımızın içerisindeki bir kısım yangın güvenlik önlemleriyle alakalı, bir kısım yolcu sirkülasyonlarıyla alakalı, bir kısım elektromekanik ihtiyaçlarla alakalı oluşturulmuş tüneller) biz istasyon sayısını ve güzergah uzunluğunu değiştirmeden yaklaşık 1124 metre tünel işini proje kapsamının dışına çıkardık. Yine yaklaşık 6 bin metrekare istasyon alanlarında tasarruf yaptık. Ve bunlarla birlikte birçok, özellikle de yürüyen merdivenlerde 74 adet ihtiyaç fazlası yürüyen merdiveni tespit ederek projenin kapsamının dışına aldık. Sadece 74 adet yürüyen merdivenin ilk satın alma maliyeti yaklaşık 15 milyon Euro'dur ve bir yürüyen merdivenin aylık işletme-bakım gideri vesaire aylık 100 bin TL'dir. Yani biz projedeki yaptığımız sadece yürüyen merdiven tasarrufuyla, ilk satın alma maliyetini bugünkü kurlarla yaklaşık 750 milyon TL, yıllık işletme maliyetini de sadece yine yürüyen merdivenlerin 90 milyon TL civarında bir tasarruf oluşturduk.

Bu tasarrufları oluşturduğumuz süreç içerisinde projenin kalan finansmanının da yani yeni kapsamının finansmanı için de bir taraftan finansman çalışmalarına devam ettik. Biz 2024 yılı Nisan ayına geldiğimizde, o dönemde öncelikli olarak; şimdi sistem hem mevcut işletme altındaki bir hattın revizyonunu kapsıyor, işletme altındaki araçların modernizasyonunu kapsıyor, yine bu araç bakım alanlarının ve parklanma alanlarının revizyonlarını (burada değişecek olan, artacak olan araç sayısına bağlı olarak bu alanların yenilenmesini) kapsıyor ve yeni bir hat yaparak bu hattı uzatarak bu hattaki bütün işlerin eş zamanlı olarak yapılmasını kapsıyor. Yani birçok sistemin birbirinden bağımsız ama birbiriyle bağlantılı olmak zorunda olan sistemin yürütülmesi gereken, belki dünyada da çok az örneği olan, geçmişte de çok az benzer bitirilmiş olan bir işin sistemini dahil ederek çözmemiz gereken bir hale geldi. Biz karmaşık bir proje sisteminde öncelikli olarak kaba inşaat işleri tamamlanamayan kaba inşaat işi olarak Yeşil Hat burada, M1B uzatması Kirazlı ve Halkalı Üniversite kısmında bir ihale hazırlığına çıktık.

Bu ihalemiz sadece bu kısmın kaba inşaat işlerini kapsamaktaydı. Bu inşaat işleri ihalesini gerçekleştirdikten sonra, sistemin kalan projeleri tamamlandığında bir bütün halinde tekrar ihale edilme gerekliliğini görerek ve o dönemde çıkan başka bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle bu ihalenin iptalini gerçekleştirdik. Bütün halde tekrar ihale kararı aldık. Bu ihaleye itirazlar oldu; Kamu İhale Kurumu'nda, idare mahkemelerinde ve Danıştayda karara bağlandı. Danıştayın nihai kararıyla, ilk yaptığımız inşaat işleri ihalesinin iptali kesinlik kazandı. Bu karar sonrasında, proje çalışmalarımızı bitirdiğimiz için hattın bütüncül bir şekilde ihale hazırlıklarına başladık. İhale yöntemini tartıştığımızda; Ek 5’te sunduğumuz gerekçelerle işi "pazarlık usulü" yapmaya karar verdik. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 21/B maddesine dayanan bu kararımızın 2 ana gerekçesi vardı: Birincisi, can ve mal güvenliğinin sağlanmasıydı. 2017 yılında açılmış olan ve betonarme kaplaması bulunmayan tüneller ile yapılar risk teşkil ediyordu. Binaların hemen dibinde açılmış olan bu şaftların çevresinde jeoteknik ölçüm cihazlarımız var ve günlük hareketleri kontrol ederiz. 2022 Temmuz ve Ağustos dönemlerinde bu binalarda kısmi deformasyonlar başlamıştı; grafikler riskli bir noktaya doğru gidiyordu. Bu sebeple can ve mal güvenliğini hızlıca sağlamak zorundaydık.

İkinci ve daha fazla önem verdiğim konu ise teknik zorluktur. Bugün 37 yaşında olan ve günlük 400.000 yolcu taşıyan bir metro hattının işletmesini aksatmadan; sinyalizasyon ve elektrifikasyon sistemlerini revize etmemiz gerekiyordu. Sinyalizasyon bir hattın beyni, elektrifikasyon ise kalbi gibidir. Yani kişi yaşarken ve yürümeye devam ederken beyin ve kalp ameliyatı yapıyorsunuz; bu kadar kritik bir iş. Yapım tekniği açısından özellik arz eden ve yüksek teknoloji gerektiren bir iş olması hasebiyle pazarlık usulü kararını aldık. İhale kararından sonra Ek 6’da belirttiğimiz "yaklaşık maliyet" hazırlama sürecine geçtik. İdarede yetkin kişilerden oluşan bir ekip görevlendirdik. Yapım İşleri İhaleleri Uygulama Yönetmeliği’nin 10. maddesine istinaden 5 farklı şekilde maliyet tespiti yapılabilir. 2022 Eylül ayında aylık faizlerin %3, %4, %5 mertebelerinde olduğu ve malzeme fiyatlarının enflasyonun üzerinde arttığı bir dönemdeydik. Güncel piyasa koşullarını belirleyebilmek için benzer iş yapan Doğuş İnşaat, İçtaş İnşaat ve Gelişim Yapı firmalarından teklifler alarak yaklaşık maliyetimizi oluşturduk.

Ardından davet edilecek firmaların seçimi sürecine geçtik. 21/B pazarlık usulünde ihalenin gerçekleşebilmesi için Ek 7’de gösterdiğimiz 2 ana kriter vardır: Birincisi en az 3 firmanın davet edilmesi, ikincisi ise bu firmalardan en az 1 geçerli teklif gelmesidir. Biz asgari koşul 3 olmasına rağmen; hem Türkiye’de hem dünyada iş yapan firmalardan oluşan 6 kişilik bir davet listesi hazırladık. İlk ihalemizi 26 Eylül 2024 tarihinde yaptık. İddianameye konu bilirkişi raporlarında idarenin sorumlulukları farklı sınıflandırılsa da, teklif değerlendirme aşamasındaki görevlerimiz şunlardır: Ek 8’de gösterdiğimiz üzere; öncelikle firmaların sunduğu fiyat teklif mektuplarına bakarız. Firmalar bu mektupların üst kısmına teklif fiyatlarını yazar, ekindeki birim fiyat cetveline rakamları girerler. Bu mektupta firmalar, 4734 sayılı Kanun’un 10. maddesindeki ilgili bentlerde belirtilen yasaklılık durumlarında olmadıklarını beyan ederler. İdare buna ilave olarak e-teklif ve belge kontrol tutanağı düzenler. Bu tutanakta 3 ana kriter vardır: Teklif mektubunun doğru olup olmadığı ve matematiksel hata içerip içermediği. Geçici teminatların uygunluğu. Firmaların ekonomik ve teknik yeterlilik (iş bitirme) belgelerinin uygunluğu. Eğer firmalar bu kriterleri sağlıyorsa, online sistemler üzerinden ihale yasaklılık sorgulaması yapılır. Yasaklılık durumu yoksa ihale kararı yazılır.

Teklif değerlendirme aşamasında, biraz önce bahsettiğim fiyat teklif mektubunda —ki Ek 9’da bunun detayları mevcuttur— 10. maddenin 4. fıkrasının A, B, C, D, E ve G bentlerinde belirtilen durumlarda olmadıklarını, firmalar katıldıkları tüm ihalelerde idarelere beyan ve taahhüt ederler. Yani belgeyi o an ibraz etmez, taahhüt ederler. Bu taahhütlerin içinde, davamızın en esaslı konularından biri olan SGK borcu olup olmadığı konusu da vardır. 4734 sayılı Kanun’un 10. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca; firma, ihaleye girerken kesinleşmiş sosyal güvenlik prim borcu olmadığını beyan eder. Sözleşmeye davet aşamasında ise formda yazan ibare nettir: "Gerekli belgeleri vermek ve bunları idareye sunmak." Yani biz idareler olarak teklif aşamasında beyana ve taahhüde bakarız; eğer ihale sözleşme imza aşamasına gelirse, o noktada belgenin ibrazını isteriz.

Biz bu ihalede 26 Eylül 2024 tarihinde teklifleri aldık. İhalemiz 2 aşamalıdır; 1. tur teklifler toplanıp değerlendirildikten sonra uygun bulunan firmalardan 2. turda tekrarlı teklif istenir. Ek 10’daki ihale komisyon kararımız, ihaleden 1 gün sonra, 27 Eylül 2024 tarihinde oluşturuldu. Davet ettiğimiz 6 firmadan Alarko ve Özaltın teklif vermeyerek teşekkür ettiler. Yapı Merkezi ve AKM firması, yanlarına KCT firmasını da dahil ederek iş ortaklığı şeklinde teklif sundu. Duygu Taahhüt tek başına katıldı. Diğer davet ettiğimiz firma ise yanına 2 ortak alarak bir iş ortaklığı şeklinde teklif sundu. 1. tur incelemesinde 3 firmanın teklifinin ve e-teklif değerlendirme tutanağındaki gerekliliklerin sağlandığı görülerek 2. turda tekrar teklif istendi. 2. turda ilgili firma ihaleye teşekkür ediyor; Yapı Merkezi 22.469.000.000 TL, Duygu Taahhüt ise 22.600.000.000 TL’lik teklif sunuyor. Tekliflerin ihale kararı yazım aşamasına geçtiğimizde; bir firma 1. turda teşekkür etmiş olsa dahi o turdaki teklifinin geçerli olması gerekir. Fakat biz evrakları 27 Eylül 2024 tarihinde incelediğimizde, o firmanın teminat mektubunu hatalı sunduğunu fark ettik. Yurt dışı iş bitirme belgesi sunan firmaların, ihaleye katıldıkları hisseleri oranında teminat mektubu sunmaları gerekir. Bu firmanın iş bitirmesiyle ortaklık ihaleye katılmış fakat teminat mektubunu diğer ortaklar sunmuş. Bu hata ihale kararı yazılırken görüldü; karardaki en yoğun paragraf olan o kısım, tamamen bu hatanın tariflendiği ve firmanın teklifinin ihale dışı bırakılarak sadece 2 firmanın teklifinin geçerli sayıldığını gösteren bölümdür.

26 Eylül tarihinde ihaleyi gerçekleştirip bu kararı yazdıktan sonra, gerekli ekonomik incelemelerin yapılması için konuyu Mali Hizmetler Daire Başkanlığı’nın ön mali kontrol birimlerine havale ederiz. Bu havale ve imza aşamasında iddianamede üzerinde çokça durulan bir iddia var: Tutarların veya oluşmayan ihalenin iptali ve beklediğimiz tekliflerin oluşmaması meselesi. Biz 27 Eylül tarihinde teklifleri değerlendirirken, gelen rakamlar bizim beklediğimizin çok üstündeydi. Yaklaşık maliyet komisyonu sürecinde, 1.5 yıl süren proje revizyonlarıyla eş zamanlı olarak çok detaylı metraj çalışmaları yaptık. Çünkü bizim ihalelerimizde işlerin hedeflendiği gibi bitebilmesi için doğru proje ve doğru metraj en önemli kriterdir. Bugün ülkemizdeki birçok raylı sistem ihalesinde sürekli yenilenen ikmal ihaleleri görüyoruz; 10 liraya başlayan işin 50 liraya bittiğine şahit oluyoruz. Ancak biz, hazırladığımız projelerde öngörülemeyen durumlar dışında %2, %3 veya %5 gibi en ufak bir metraj hatası olmayacak, herhangi bir proje tadilatı gerekmeyecek şekilde yola çıkmaya hassasiyet gösterdik. Yaklaşık maliyetimizin ne olduğunu çok iyi biliyoruz, projemize ve oluşturduğumuz metrajlara sonuna kadar güveniyoruz.

Piyasa koşullarına da hakimiz. Sadece o 3 firmanın verdiği teklifleri baz almadık. Biz kendimiz de o dönem İstanbul'da 8 farklı raylı sistem hattında inşaatımız devam ediyor. Orada hem yüklenicilerle hem de kritik sistemleri yapacak alt yüklenicilerin hepsiyle yıllardır çalışıyor, biliyoruz. Aldığımız yaklaşık maliyet tekliflerini birebir saha koşullarında piyasada gördüğümüz, yani piyasada da teyit edebileceğimiz şekilde birçok kalemi sorguluyoruz. Veyahut aldığımız yaklaşık maliyetten eminiz. O dönem bize gelen teklif tutarı bize yüksek geldi. Yani bize yöneltilen bir eleştiri var; neden Ek-11 ihale iptali olurumuz var? 7 Ekim tarihinde iptal edildi. Niye bu karar 27'sinde alınmadı? Şimdi biz 7'sine geldiğimizde ihale iptalini çok net bir şekilde tarifliyoruz bu durumu: "İdaremizce tüm ihale süreci titizlikle ve mevzuatın öngördüğü usul kuralları dahilinde yürütülmüş olmasına rağmen; gelinen aşamada biraz önce saydığım 6 firmadan ikisinin teşekkür etmesi, ikisinin birleşerek teklif vermesi, birinin teminat mektubuyla teklifinin geçersiz sayılması ve sadece 2 firmanın teklifinin geçerli olması ve en yakın teklifin de yaklaşık maliyetin yüzde 0,47 altında olması sebebiyle beklediğimiz rekabet koşulu oluşmamıştır" diyoruz.

Şimdi bu 27'si ile 7'si arasında ne oldu? Bu çok önemli bir husus, ben de bunu anlatmak isterim. Şimdi 27'sinde biz bu kararı alırken ben bu fiyatı yüksek buldum. Şimdi benim bu ihalede görevlendirdiğim bir ihale komisyonum var. Yani bu ihale komisyonunun asli görevi, bu ihalenin gerçekleşmesi esnasındaki evrak dokümanlarını usul açısından incelemektir. Yani usul açısından ihalenin gerçekleşme süreçlerinin denetimini yapmaktır. Sunulan evraklar doğru mudur? Teklifler geçerli midir? Bunu yapmaktır. Yani ihale komisyonu rekabet konusunda karar verebilecek bir durumda değildir. Bu arkadaşların büyük bir kısmı, yani aralarındaki bir kısmı birkaç tanesi bu ihale sürecinin proje hazırlık kısmında bulunmasına rağmen bir kısmı bulunmamıştır; sadece o ihale için görevlendirilmiştir.

Bununla birlikte biz 27'sinden sonra bu ihaleyi gerçekleştirdikten sonra, bu ihaleyle alakalı ön mali kontrol onayını aldıktan sonra, bu ihaleyle alakalı basında haberler çıkmaya başladı. Haberler çıktı. Çok garip bir şekilde bizim biraz önce bahsettiğim nisan ayındaki kaba inşaat işleri ihalesinin aynısının, yani birebir aynı ihalenin 6 ay sonra tekrarlandığını ve 6 ay sonra yaklaşık 14 milyar ilave bedelle 22 milyara ihale edildiğine yönelik haberler çıktı. Ve o haberlerin çıkmasının ertesi gününde bu ihaleyle alakalı İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişliği başmüfettiş görevlendirmesi yaptı. 3 Ekim Perşembe günüydü. Sayın Müfettiş, Sayın Vali aradılar. Pazartesi günü ayın 7'sinde İstanbul'da olacaklarını söylediler. Konu hakkında detaylı bilgi istediklerini, bütün evrakların, bütün dokümanların, bütün ihale dosyalarının hazırlanmasını talep ettiler. Biz 7'si Pazartesi kendisini karşıladık. 7'si bizim için kritik bir tarih. Çünkü ben o tarihte, yani 27 Eylül tarihinden sonra ön mali kontrol onayını aldıktan sonra; 7 Ekim tarihi bizim için kritik bir tarihti. Yani bu ihalede ya sözleşmeye davet sistemini gerçekleştireceğiz ya da ihaleyi iptal edeceğiz. Ben müfettişle yapacağım görüşmeden sonra nihai kararımı verme kararını alarak, kendim bu kararı alarak 7 Ekim'deki görüşmemizi sağladım.

Kendisi o gün geldi. Kendisine ben ilk kaba inşaat işlerinin ihale sürecini, hatta ilk 2017 yılından itibaren gelinen süreci anlattım. Bütün süreci; ilk nisan ayındaki ihalenin kaba inşaat kapsamını, ihalenin iptal edilme sürecini, yeni ihalenin kararının alınmasını, pazarlık usulü ihale kararının alınmasını, davet edilen firmaları, davet edilen firmanın açıklamalarını, davet edilen firmalardan aldığımız teklifleri, işte 2 teklif almamızı, beklediğimiz rekabetin oluşmaması; bütün her şeyi açık, şeffafça kendisine anlattım. Kendisi açıkça bu ihalede mevzuat açısından herhangi bir kusur görmediğini, kendisine geçmişte Kamu İhale Kurumunda başkan yardımcılığı yapmış gayet tecrübeli, bizim de bugün sağ olsun yani bize de büyük bir devlet adamlığı gösterdi o gün; konulardaki eksiklerimizi falan her şeyi net bir şekilde konuştuk. Mevzuatta da hiçbir problem görmediğini ama yaklaşık maliyete yakın bir fiyat olduğu için, bu ölçekte büyük bir ihale gerçekleştiği için bu konuda ne düşündüğümüzü sordu. Ben de kendisine açık açık, net bir şekilde bunun beni de rahatsız ettiğini ama ihale iptalinin, rekabet oluşmadığı için ihale iptalinin çok zor bir karar olduğunu, kolay kolay hiç kimsenin bu kararı alamayacağını söyledim. Çünkü ihaleyi fiyat, yani bu fiyat beklediğim rekabeti oluşturmadı diye iptal ettiğinizde; biz mesela bu ihaleyi iptal ettik, yeniden yapınca daha düşük fiyat aldık ama biz burada 1 milyar, 2 milyar daha yüksek fiyat da alabilirdik. Yani bırakın 1 milyarı, 2 milyarı; burada 2 milyon, 20 milyon daha yüksek bir fiyat çıksa ben ihale yetkilisi olarak bunun hesabını veremem. Bu kolay bir şey değil.

Ve sadece ihale iptali de değil, hani rekabet oluşmadığının tespiti, rekabet oluşmasa bile ihale iptali gibi burada yaptığım proje revizyonları da kolay kolay kimsenin yapabileceği proje revizyonları değildi. Yani 2017 yılından beri, hatta yıllardır 2000'li yılların başından beri alışılagelmiş bir proje sistemi var. Kısmi İngiltere'den, kısmi İspanya'dan, kısmi İtalya'dan ithal edilmiş belirli anlayışlar var, belirli proje dinamikleri var. Biz bu dinamiklerle mücadele ettik; yıka yıka, risk ala ala bu projeleri revize ettik. Bu ihalelerde, o projelerde ve yangın yönetmeliğinde dahi; kimsenin yaklaşmaya cesaret edemediği yangın yönetmeliğinde dahi revizyonlar yaptım ama bunu kafama göre yapmadım. Yani gece yarıları tünellere gittik, yangın testleri yaptık; yangın senaryolarının, tünellerde acil tahliye senaryolarının testlerini yaptık. Birebir gittim, hava hızlarını ölçtüm. Kumanda merkezlerinde bu testleri yönettim. Orada yapılmış simülasyonların 100 küsur yani bir tuşa basıyorsunuz, 20 gün bir bilgisayar simülasyon yapıyor ve sonuç çıkarıyor; yüzlerce formül, o formülleri tek tek inceledim. Bu sistemde bile hem ulusal hem uluslararası literatüre girecek revizyonlar yaptık biz. Ve bu her bir revizyon, biraz önce anlattığım yürüyen merdivenden oluşan 15.000.000 euro gibi; her sistemde 10'ar 15'er milyon euro tasarruf yapmaya başladık. Yani bizim amacımız buydu zaten; bizim raylı sistemlerde var olma amacımız buydu. "Bir işi bitirelim" veya "bir işi yapalım" değil.

Ben çalıştığım her dönemde risk aldım. Risk aldım; bunun için eleştirildim, bunun için benimle dalga geçildi, bunun için "Hayal peşinde koşuyorsun" dendi. Her şey dendi ama ben vazgeçmedim yani. Sadece ben değil, bütün ekibim; şu an arkada izleyici bölümünde olan bütün arkadaşlarım, bütün ekibim vazgeçmedik. Biz "Alışılmış işleri yapacağız" demedik yani; biz ekip olarak çalıştık. Şimdi ben yaklaşık 15.000.000.000 lira projelerden tasarruf oluşturduğum bir işte, yaklaşık maliyetin ve o kadar iyi hazırladığım projelerde ve metrajlarda bu fiyatla gitmesi beni de memnun etmedi. Ama ihaleyi iptal etmek, biraz önce dediğim gibi herkesin alacağı bir risk değildir. O gün mülkiye müfettişiyle konuştuktan sonra ben ihale komisyon başkanım şube müdürü Ahmet Ünal ve komisyon üyesi arkadaşlarımı istişare etmek için davet ettim. Bakın, hiçbir sorumlulukları yoktur; istişare etmek için davet ettim. Bütün kararlarımda, aynı bu ihalede veya diğer kararlarımda; bütün şantiyelerde aldığım her kararda, basit bir karardan çok detaylı bu kadar önemli bir karara kadar mutlaka bu işin içerisinde görevli olmuş, hazırlık sürecinin herhangi bir kilisesinden köşesinden geçmiş her arkadaşımla istişare etmeden karar almam. Son karar verme yetkisi birçok konuda bende olmasına rağmen birçok konuda oylama yaparım. Sorarım arkadaşlarıma.

O gün basında çıkan haberler hepimizi ciddi manada rahatsız ediyordu. Yani ben konuma komşuma, aileme, eşime, herkese; yani biz burada 15.000.000.000 tasarruf oluşturduk, yani nasıl 14.000.000.000 kamuyu zarara uğratabiliriz? Herkese; sağımızda solumuzda, çocuklarımızın top oynadığı futbol kursuna gidiyorum, orada biri bu soruya muhatap oluyor: "Ya 14.000.000.000 zarar mı verdi?" Bu herkesi rahatsız ediyor. Ve daha sözleşme imza aşamasına geçmemişken, jet hızıyla bir mülkiye müfettişi ataması yapılıyor. Biz burada, bakın, yani ben bu kriterlerin hepsini gözeteyim mi? Bunlar benim için bağlayıcı kriterler değildi ama o gün biz o şartlarda, o akşam kendi arkadaşlarımla yaptığım toplantı sonucunda; sorumluluğu tamamen bana ait olmak üzere, bu istişare sonucunda ve mülkiye müfettişinin de benzer bir telkini sonucunda ama en çok mühendisliğime güvendiğim için, metrajıma güvendiğim için, piyasa koşullarını bildiğim için ben bu ihaleyi iptal etme riskini üzerime aldım.

Şimdi ben geçmişte şunu gördüm bu dairede: Ben 2012 yılından beri İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde çalışıyorum. Her kademesinde çalıştım; mühendis olarak çalıştım, kontrol şefi olarak çalıştım, kontrol amiri olarak çalıştım, şube müdür yardımcılığı yaptım. 2 farklı şubede şube müdürlüğü yaptıktan sonra daire başkanı oldum. Yani bütün kademelerde çalışarak daire başkanı oldum; hepsinde de liyakat süreleri neyse böyle çalıştım. Şimdi ben burada, bu ihalede, o dönemde yani kendim projenin iptal kararını alırken aklıma şu geliyordu: 2017 yılının Mart ayında bu daire başkanlığında aynı gün 5 tane raylı sistem ihalesi yapıldı. Aynı gün; 3'ü Anadolu Yakası'nda, 2'si Avrupa Yakası'nda aynı gün 5 tane ihale yapıldı. Şimdi aynı gün 5 tane ihale yapmak; sektörde bu işi yapacak olan firma sayısı belli, bu rekabeti engellemek değil mi? Ama yapıldı. E şimdi yapılan ihalelerdeki alınan fiyatların tamamı yaklaşık maliyetin %14 ila %17 arası üzerindeydi. Sözleşmeler imzalandı; kimse "Rekabet burada oluşmadı, bu fiyatlar yüksek" demedi. Benzer ihaleler değil; ben benzer bir proje ihalesinde de aynı şeyi yaptım, "Yenileyin" dedim veya "Gerek yok, ihtiyaçlarını çözelim, ben bu fiyata bu işi yaptırmam" dedim.

Yıllardır belirli bir düzende alınmış danışmanlık hizmetleri işleri vardı; kaldırdım, "Bu fiyatlarla yapamayız, artık bu safhaları geçeceğiz, biz kendimiz yapacağız bu işleri, başka bir seviyeye gelmemiz lazım" dedim. E ben bu işte dedim; bütün bu koşullara rağmen bu riski alarak bu ihalenin iptal kararını aldım. Ve ben bu iptal kararını alırken sadece ve sadece benim ekibim o karardan haberdardı. Belki haddimi aştım yani; benim çalışma kriterlerim budur yani. Birlikte çalıştığım bütün arkadaşlarım bunu çok iyi bilir. Bir tek benim ekip arkadaşlarım değil; İstanbul raylı sistem camiasında herhangi bir yerde beni tanıyan —bakın sadece "beni tanıyan" diyorum— benimle terlemiş, yol yürümüş, benimle tünelde yürümüş, benimle proje toplantısı yapmış, herhangi bir istasyonda benimle dolaşmış herkes benim çalışma kriterimi bilir. Ben bu kriterlerle bu ihaleyi iptal ettim.

İhaleyi iptal ettikten sonra 2. pazarlık usulü ihale sürecine geçtik. 1. pazarlık ihalesi sürecinde bir kriterimiz vardı; biraz önce ondan bahsetmedim, atladım. Bu dönemde bizim İstanbul'da devam eden 8 raylı sistem hattımız var. Bu işlerde herhangi bir ekonomik güçlükte; örneğin KDV ödemesi gecikmesinde bize "ifa güçlüğü" bildiren firmalar oluyor. "Ben bu işimi yapmakta güçlük çekiyorum" diyor; bakıyorsunuz yıllık milyar dolarlık ciroları var ama sizin ödeyemediğiniz bir işte 100.000.000 TL, 80.000.000 TL hak edişleri için "ifa güçlüğü" getiriyor. Bir kısmı da işi bitirmişiz, artık iş kesin veya geçici kabul aşamasında; "70.000.000 euro - 80.000.000 euro yetmedi, 80.000.000 euro daha istiyorum, 630.000.000 euroluk iş bitirdim" diyor. Ya biz bir taraftan bu projeleri yürütüyoruz, bir taraftan bu tahkim davalarını görüyoruz. Ve biz o 1. ihale döneminde bir karar aldık: "Bize ifa güçlüğü bildiren ve bizi tahkim mahkemelerine veren firmaları davet etmeyelim." Biz bunları davet etmediğimizde listemiz daha kapsamlı bir liste olmuştu ama asgari koşulları fazlasıyla sağlayan bir listeydi. Biz 2. listede 10 firma davet ettik. Bu davet listelerinden dolayı eleştirildiğimiz oluyor; yaranamıyoruz yani hiçbir şekilde. Az firma davet ediyorsunuz olmuyor, fazla firma davet ediyoruz bu sefer farklı farklı alanlara yakıştırılan firma davet etmiş oluyorsunuz. Biz Yapı Merkezi, Cengiz İnşaat, Nurol, Doğuş, Kalyon, İçtaş, Anel, Makyol, Enka olmak üzere 10 tane firma davetinde bulunduk.

Firmayı davet ettikten sonra ihale teklif alma sürecine geçtik. Bu ihalede kontrolü yapamadım daha. İlk turda 6 geçerli teklif oluştu. Bu 6 tekliften ikinci turda 2 firma teşekkür etti. Ve ihale karar yazım sürecine geçildiğinde bu ihalede de —maalesef birinci ihalede olduğu gibi— burada da Yapı Merkezi firması; ilk ihalede yurt içi iş bitirmesini sunmuş, teminatını diğer firmaya sunmuştu. Bu ihalede de Yapı Merkezi firması yurt dışı iş bitirme belgesi sunmuş, ihaleye birlikte girdiği Limak firması ise teminat sunmuş. Ve bu ilk turdaki teklif değerlendirme aşamasında yine sehven gözden kaçmış. Bakın burada da yine biz ihale kararında —bu gördüğünüz en üst tarafta, Ek 13/2’de en üst paragrafta— açık açık yazıyoruz: "Yapı Merkezi'nin teklifi değerlendirme dışıdır, değerlendirmeye alınmamıştır." Bakın ben biraz önce ve bunun özellikle altını çiziyorum; çünkü birazdan bununla ilgili iddialar var. Ve biz bu ihalede beklediğimiz rekabeti; daha fazla firma, daha fazla teklif alarak 486.000.000 TL —ki iki ihale arasındaki fiyat farkıdır— sağladık. İki ihale arasında enflasyon oranıyla güncellendiğinde de 641.000.000 TL’lik bir indirim oluşmuştur. Ve buradaki işin üzerine kalan yüklenicisiyle sözleşme imzalanmış, şu anda da çalışmalara devam edilmektedir bu ihale kapsamında.

Şimdi biz bu ihalede, ben 2022 Eylül ayında bu ihaleye dahil olduktan sonra, bu projeye dahil olduktan sonra; yaptığımız yaklaşık 15.000.000.000 TL’lik proje tasarrufları, büyük riske girerek, büyük bir işe girerek ve yine bir başka riske girerek ihaleyi yenileyerek yaklaşık 641.000.000 TL ilave ihalede kamu faydası oluşturduktan sonra —yani toplam 15.500.000.000 TL, neredeyse ihale bedelinin 2/3'ü kadar bir tasarruf oluşturduğumuz projede— neler yaşadık? Yani bu yaptığımız çalışmaların sonrasında neler yaşadık? Şimdi bir Ogün Kuzu… Kendisi bu iddianamenin 140. Eylem’in aynı zamanda tanığı, aynı bölümde çalışıyordu. Ogün Kuzu... Evet şu: Biz birinci pazarlık usulü ihalesini 26 Eylül'de gerçekleştiriyoruz. Bunlar Ek 14’te sıralı kronolojik bir şekilde gözükmekte. 7 Ekim tarihinde ihalenin iptalini gerçekleştiriyoruz. İkinci ihale hazırlık sürecini yürütürken, 21 Ekim tarihinde —dosyadan edindiğimiz bilgiye göre— Ogün Kuzu'nun Cumhuriyet Başsavcılığına bir ihbar dilekçesi kayda giriyor; 21’inde. Aynı gün belediyemize, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu ihaleyle alakalı bizden ihale dosyalarını istiyor. Biz 3 gün sonra bu ihale dosyalarını bildiriyoruz.

Şimdi bize yöneltilen suçlama, Ogün Kuzu tarafından yöneltilen suçlama; bu ihalenin, bizim ihale tarihinden önce bir dilekçe yazdığını beyan ediyor. Beyanlar bu şekilde. İhalenin belirli bir fiyata gerçekleşeceğini, mertebesini söylüyor. Yaklaşık maliyet mertebesini söylüyor; yaklaşık maliyetin 22.500.000.000 TL mertebesinde olacağını, Yapı Merkezi firmasının bu ihaleye alınacağını ve bu Yapı Merkezi firmasının da 22.000.000.000 - 22.500.000.000 TL mertebesinde bu işi alacağını söylüyor. Biz belgelerimizi yolluyoruz; iptal ettiğimiz bir ihale. Çünkü Ogün Kuzu'nun ihbar dilekçesi gibi dilekçeler bizim inşaat sektöründe sayısızdır yani; bunun sayısız, belli değildir. Mesela bu iki ihalede bile Ogün Kuzu var, Aga Enerji diye bir firma var; o da benzer şikayet dilekçelerini sunuyor. Kemal Seviş diye bir adam var, inşaat var; Gaziosmanpaşa'da nalburluk yapan adam bile "Ben şöyle bir şey duydum" diyerek ihbarda bulunuyor. Yani bizim inşaat piyasasında birçok benzer ihalelerde bu tarz benzer durumlar oluşabiliyor.

O dönem savcılığa evraklarımızı yolluyoruz, dosyalarımızı yolluyoruz. Bütün ikinci ihale işlemlerimize devam ediyoruz. Cumhuriyet Başsavcılığı İçişleri Bakanlığı'ndan bir soruşturma istiyor. İçişleri Bakanlığı konuyu İstanbul Valiliği'ne havale ediyor 22 Kasım tarihinde. İstanbul Valiliği 14 Mart 2025’te Cumhuriyet Başsavcılığı'na dönüş yapıyor. Bu ihbardaki iddiaların soyut beyan olması ve ihale işlemlerinde herhangi bir hata görmedikleri için; Valilik İdari Denetim Bürosu'nun hazırladığı bir rapor bu. İstanbul Valiliği İdari Denetim Bürosu, İstanbul Valisi imzasıyla 14 Mart tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na burada herhangi bir soruşturma izni verilmemesi (fezleke) kararını iletiyor. Buna karşın biz yine dosya içeriğinden görüyoruz; gözaltı işlemlerimizde bu raporların hükmünü görememiştik, iddianameyle birlikte bunları görmüş olduk. 23 Mayıs tarihinde ben ve bu ihalenin yaklaşık maliyet ve ihale komisyonunda görev alan 9 arkadaşım —benimle birlikte toplam 10 kişi— biz belediye çalışanları olarak gözaltında buradaki ilk suçlamalardan haberdar oluyoruz. Kollukta hepimize işte önce benzer resimler, arkasından gözaltında buradaki ilk suçlamalardan haberdar oluyoruz. Kollukta hepimize işte önce benzer resimler, arkasından iddialar soruluyor.

Şimdi ben bu ihaledeki bütün süreçleri, bakın bizzat teker teker en ince hassasiyetle yürütmeye çalışan kişi olarak emniyette 8 saat ifade verdim. Bu ihaleye fesatla alakalı bütün konuları, hatırladığım kadarıyla o an o esnada, bildiğim kadarıyla anlattım ama bugün bakıyorum; her konuya cevabımız var. Her konuya cevabımız var. Buna rağmen hakkımızda tutuklama kararı çıkıyor. Bizim tutuklama kararımız sonrasında Valilik idari denetim kararı, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi tarafından itiraz sonucunda bozuluyor. Vali kararı bozuluyor; Valiliğe “tekrar inceleyin" diyorlar bu kararı. Valilik, birazdan zaten bunun detaylarını ikinci aşamada daha detaylı bildireceğim, bakın soruşturma aşaması devam ederken, bizim bu dosyamızın soruşturma açılma aşaması devam ederken 12 Eylül 2025 tarihinde yine soruşturma izni vermiyor. Ve yine itiraz oluyor ve bölge idare mahkemesine gidiyor. Bu sefer soruşturma aşamasından kovuşturmaya geçmiş eylem; iddianame hazırlanmış, mahkeme tarihimiz belli. Bölge idare mahkemesi bu sefer itirazı reddediyor. Valiliğin daha detay verdiği görüşü onaylıyor; yani soruşturma izni vermemesini onaylıyor ve onaylarken "Burada ihaleye fesat unsuru bulunmamaktadır" diyor.

Şimdi Ogün Kuzu'nun beyanları, bilirkişi raporları ve iddianame... Burada iddialar nelerdi? Biz hangi işlemleri tesis ettik? Ben size biraz önce bu ihale sürecindeki yaşadıklarımı, iddiaları çok dahil etmemeye çalışarak anlatmaya çalıştım. Şeffaf bir şekilde, net bir şekilde neler yaşadık bu süreçte? Gözaltına alınma sürecimizde sorulan birinci soru, Ogün Kuzu'nun iddiasıdır ve bu bizim kolluk ifademizde de var. Ogün Kuzu'nun dilekçesi gösterilip bunların cevapları bizden beyan olarak istendi. 5 Nisan 2024 tarihinde, bu inşaat işleri ihalesinin yaklaşık maliyetinin 2.5 kat fazla belirlenmesi iddiası... Yani "8.000.000.000 liralık bir ihaleyi iptal ettiniz, 6 ay sonra 22.000.000.000 liraya ihale ettiniz" iddiası. Bununla alakalı yazılı basında, görsel basında, televizyonlardaki tartışma programlarında —adı tartışma programı olan programlarda— büyük puntolarla "14.000.000.000'lık kamu zararı", "İBB davasının en büyük yolsuzluk konusu" başlıkları atıldı.

Şimdi biz o gün söyledik; bakın, bu konuyu ihale döneminde çıkan kararlar sonucunda İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişliği zaten inceledi. İki ihale arasındaki kapsam farklıdır. Ben Ek 4’e dönmek istiyorum. Burada net bir şekilde gösteriyoruz; Ek 4’te bakın, "Kamu İnşaat İşleri" ihalesi sadece yeşilde gördüğünüz 6.2 kilometre ve 5 istasyonluk kısmın sadece istasyonlarının ve tünellerinin kazılarını yapıp betonlarını dökmeyi kapsıyor. Bu kadar. Peki Eylül ayında yaptığımız pazarlık usulü ihalede ne var? Geri kalan bütün işler! Yani o yeşille gördüğünüz 6.2 kilometre ve 5 istasyonluk kısmın bütün inşaat işlerine ilave olarak; istasyon ince işleri, tünel ince işleri, demir yolu işleri, güç temini işleri, havalandırma ve çevresel sistemler dahil olmak üzere bütün sistemleri kapsıyor. Ve sadece bu sistem değil; bizim 26.8 kilometre ve 23 istasyonluk M1A-M1B hattının işletmesi devam ederken, sinyalizasyon ve elektrifikasyon sistemlerinin revizyonunu da dahil ediyoruz. Yani bu işi yapmaya kolay kolay kimsenin cesareti olmaz. Biz bunun teknik çalışmasını da yaptık, teknik şartnamesini de hazırladık, yapım metodolojisini de yazdık ve bunun nasıl yapılacağını tarifledik. Bu iki ihale arasında bu kadar kapsam farklılığı apaçık ortadayken biz derdimizi anlatamadık.

Sonrasında ihalelerimizle alakalı rapor yazan bilirkişi, bu konuyu "tespit edemeyeceğini" yazmış. İki ihalenin idari şartnamesi okunduğu zaman kapsam farkı çok açık belli. Bu konuyla alakalı savcılığın talebiyle, 2025'in Temmuz ayında Altyapı Bakanlığı'ndan konusunda uzman 5 kişilik bir bilirkişi heyeti atanıyor. Bu bilirkişiye şu görev veriliyor: "İki ihale arasındaki fiyat farkı olağan mıdır, inceleyin. Ve ihalelerin yaklaşık maliyetlerinin hazırlandığı dönemdeki koşullara uygun olup olmadığını inceleyin." Ulaştırma Bakanlığı'nın teknik bilirkişisi 11 sayfalık bir rapor hazırlıyor ve raporun özeti şudur: "Her iki ihalenin hazırlandığı dönemdeki yaklaşık maliyet piyasa koşullarına uygundur. İki ihale arasındaki fiyat farkı da olağandır." Şimdi bunlar iddianameye konu olmuyor, bakın; ama ben anlatmak istedim. Çünkü 15.500.000.000 lira tasarruf sağladığım bir ihalede, bir Ogün Kuzu'nun ihbarıyla —ki Ogün Kuzu kim bilmiyoruz biz— yargılanıyorum. Nereden duymuş bunu Ogün Kuzu? Müvekkilinden öğrenmiş. Müvekkili kim? Onu da bilmiyoruz; avukatlık kanunu gereği adını açıklamıyor. Adını açıklayamadığı bir müvekkilinden duyduğu bir iddiayla ben, benim ailem, benim 11 ve 13 yaşındaki çocuklarım bu haberleri okudu. 70 yaşına gelmiş babam bu haberleri okuyor. Şimdi ben bu haberleri yazanlara sesleniyorum: Gerçeği duydunuz, halen daha iddianame çıkmış ve bu iddia içinde yokken bunu haberleştiriyorsunuz. "İBB dosyasının en büyük yolsuzluğu" diyorsunuz, halen haberleştiriyorsunuz. Yani bakın, benim 15.000.000.000'lık tasarrufum bir iftira değildir, soyut beyan değildir. Delilli, ispatlı, mühendislik hesaplarıyla yapılmış; 9 Mart'taki duruşmadan önce de dosyaya hesapları sunulmuştur. Dosyaya sunduk biz bu tasarrufların hesabını. Bunlar Ceyhun'un kendi başına aklından çıkardığı şeyler değil; ekibiyle beraber uydurduğu şeyler değil, iftiralar değil, ondan bundan duyduğu şeyler değil. Şimdi apaçık ortada; burada 14.000.000.000 zarar yok, 15.500.000.000'lık bir tasarruf var burada. Gecesi gündüzüne katılarak oluşturulmuş bir tasarruf var ortada.

Şimdi ben bu saate kaldım, esas savunmamız bu saate kaldı; hep bizim için rutin, biz bilmedik yani hafta sonu nedir bilmedik. Şimdi ikinci iddia efendim; bizdeki isnat o anlattıklarına ilişkin. Başkanım, ben şöyle devam edeyim çünkü bu isnatların hepsi birbirinden telakki edilen isnatlardı ve çok farklıydı. Şimdi diğer isnat: "Pazarlık usulüyle yapılamayacağı." Ben çok kısa, hızlıca ona da cevap vermek isterim. Ek 5; pazarlık usulü ihale gerekçemiz. Bakın, bu tünellerin, bu şaftların etrafında oluşan binalarda bizim jeoteknik ölçüm cihazlarımız var. Yani bütün yer ivmelerini aldık, takipleri cihazlarla yaptık. Benim kendi uzmanlık alanlarımdan bir tanesi de yapı-zemin ilişkisidir. Ya burada risk görüyoruz biz, risk görüyoruz; bakın burada risk görüyoruz. Diğer tarafta; 36 yıllık bir raylı sistem hattının sinyalizasyonunu, az önce söylediğim gibi bir insanı ameliyat ederken, beynini ve kalbini ameliyat ederken "Yürüyeceksin sen" diyorsunuz, "Makinelere bağlı kalmayacaksın." Biz bunun metodolojisini yazmışız.

Şimdi bakıyorum; ülkemizde 2024 yılında 18.328 adet pazarlık usulü ihale yapılmış. Ben iddia ediyorum; bizim ihalemizden gerekçeleri daha yerinde olan başka bir iş yoktur, varsa birkaç tane daha vardır yani. 18.000 küsur tane pazarlık usulü ihale yapılmış; bina tamamlama ihaleleri yapılmış. Ben işletme altında günlük 400.000 yolcu taşınırken elektrifikasyon sistemini bitireceğim ama Ogün Kuzu'nun adını öğrenemediğimiz müvekkili bunu iddia edecek. Üçüncü iddia: "Daha önce metro işi yapmamış firmaları bu ihaleye davet etmişlerdi." Şimdi bunlar bize sorulan sorular, bakın iddianameye konu değil. "Metro işi yapmamıştır" dediklerini açıkladık; Alarko, Özaltın... Bunlar diğer büyükşehir belediyelerinin yaptığı ihalelerde ön yeterlilik almış veyahut Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın, diğer raylı sistem işleri yapan idarelerin ihalelerine davet edilen firmalar. Sadece ulusal değil, uluslararası çapta iş yapan firmalar.

Gelelim iddianameye konu eylemlere Başkanım. Burada Ek 15/1’deki dördüncü iddia: "Yaklaşık maliyetin sızdırıldığı, Yapı Merkezi firmasının ihaleyi kazanacağının önden organize edildiği" iddiası. Şimdi burada üç tane dayanak var. Birincisi Ogün Kuzu'nun beyanları. Bu saydığım iftiraları atan şahıs diyor ki: "Bu ihale 22.500.000.000 mertebesinde yaklaşık maliyeti olacak." Kimden duyuyor? Müvekkilinden duyuyor. Ve "İşi Yapı Merkezi firması şu fiyat aralığında alacak" diyor. Bakın, İstanbul’da gerek İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin gerek herhangi bir idarenin bir raylı sistem projesiyle alakalı —biz ayrıldık, şimdi çalışmıyorum, bütün işleri Bakanlık yapıyor, Bakanlık İstanbul ihalelerine çıkıyor— eğer projesi doğruysa, eğer metrajı doğruysa, eğer ihalede şişirilmiş bir şey yoksa, her şey olağan hazırlandıysa ben 3 günde o işin yaklaşık maliyetini çıkarırım. Yanıma iki tane daha teknik arkadaşım alayım —tek başıma yapamam, iki arkadaşa daha ihtiyacım olur— ben o işin yaklaşık maliyet mertebesini 3 günde çıkarırım. Ogün Kuzu'nun müvekkili madem bunun miktarını biliyor, niye mertebe bildiriyor? Niye bize tam tutarı bildirmiyor?

Valilik İdari Denetim Bürosu bu konuyu incelerken, 12 Eylül 2025 tarihli nihai kararında —Ek 16’da yazıyoruz, bunu ilettik— açık açık yazıyor: "Bu işi yapacak olan firmaların sayıları belli; ihale şartnamelerini aldıklarında işin yaklaşık maliyetinin ne olacağını bilemeyeceklerinin söylenemeyeceği" deniliyor. Ben de söylüyorum; ben de içerisinde bulunmadığım bir işin yaklaşık maliyetini hesaplayabilirim. Bunu bu sektördeki firmaların hepsi hesaplayabilir. İkincisi, Yapı Merkezi firmasının işi alacağı iddiası... Müvekkili nereden duymuş? Gelsinler tanık olsunlar, anlatsınlar biz de öğrenelim; hangi suça iştirak etmişler, suç ortakları kimmiş anlatsınlar biz de öğrenelim yani.

Yaklaşık maliyetin sızdırıldığıyla alakalı bilirkişi şunu da söylüyor; her ne kadar bu ihalede yaklaşık maliyetin sızdırıldığına dair somut bir delil olmamasına rağmen iki tane konudan bahsediyor ve bunlar iddianameye konu ediliyor. Birincisi; "İhaleye katılan isteklilerin teklif tutarlarının yaklaşık maliyete yakın olması" iddiası. Bu bilirkişi 2017'den itibaren 4 tane ihale inceliyor; bu ihalelerin 3'ünde yaklaşık maliyete yakın teklif vardır. Sadece bu ihalede diyor ki: "Yaklaşık maliyete yakın teklif attığı için suçludur." Şimdi bizim ülkemizde 2024 yılında, istisnalarla birlikte 55.000'den fazla ihale yapılmış. Bu ihalelerin her birinde en az bir ya da birkaç tane yaklaşık maliyete yakın teklif görürsünüz. Şimdi yaklaşık maliyete yakın teklif olması eğer bir suç isnadı oluşturacaksa, biz o zaman bütün ihalelerde yüz binlerce suç dosyası mı oluşturacağız?

İnsanlar ihaleye girmeye korkar ya, girmez ya! "Ya ben yaklaşık maliyete yakın bir teklif atarsam ne olur? Tutuklanır mıyım? Suç mu işlerim?" Ya böyle bir isnat olabilir mi ya? Yaklaşık maliyete yakın teklif atmak suç.

E ikincisi, iddia 2: İcmal cetvelinin 11. ve 12. gruplarında yer alan imalat kalemleri için isteklilerin sunduğu tekliflerin, yaklaşık maliyet cetvelinde yer alan tutarların birebir aynı olması. Bakın, diyor ki idare iki tane fiyat belirlemiş. İcmal cetveli dediğimiz bizim işimiz 400 küsur kalemden oluşuyor. Bu işlerin alt pozlarının özet halinde listelerle icmal cetveli vardır. İlk 10 kısımdaki işlerde altında başka pozlar, katsayılar vardır ama 11. ve 12. kalemde herhangi bir poz yoktur. Bizim bilirkişimiz diyor ki: "Bu 11. ve 12. iş kalemlerinde birebir aynı fiyatı atmışlar; idarenin belirlediği fiyatın bu olması yaklaşık maliyetin sızdırıldığını gösterir."

Bakın, bu 11. ve 12. iş kalemlerindeki fiyat; idareler tarafından belirlenip işin ihale eki dokümanlarında yüklenicilerin, idarenin belirlediği fiyatı atmak zorunda olduğu diye tanımladığı işlerdir. Yani bizim bilirkişimiz; firmaların aynı fiyatı atmak zorunda oldukları işe aynı fiyatı attıkları için "Yaklaşık maliyet sızdırılmıştır" diyor. Şimdi bu usul; bakın, 11. ve 12. iş kalemlerindeki faturalı giderler, diğer kurum ve kuruluşlar... Yaklaşık 30 yıldır gerçekleşen bütün ihalelerde bu şekilde gerçekleşmiştir; aynı fiyat atılır. Demek ki bizim bilirkişimiz; yani herhangi bir raylı sistem ihalesinin herhangi bir yerinde bulunmuş —idaresinde, müteahhidinde, müşavirinde bir gün bulunmuş— bir adam bilir bunun aynı olması gerektiğini. Bizim bilirkişimiz, bizim ihalemizin fesadını inceleyen bilirkişimiz, herhangi bir kusuru inceleyen bilirkişimiz bundan haberdar değil.

Geçtim bundan haberdar olmasını, ya olmayabilir. Geçmişte raylı sistem projesinin sağından soluna, kıyısından köşesinden geçmemiş olabilir; geçmediği de çok belli. Bir tek burada değil, her yerde belli. Ama acı olan ne? Ya böyle biri dosyada, böyle büyük bir eylemde, 22.500.000.000'lık bir ihalede ihaleye fesat iddiasını inceleyen bilirkişi ihale dokümanını okumuyor ya! İhale dokümanını okumuyor! Bunun aynı olmak zorunda olduğunu biz bunu şu an burada karar vermedik. İhale dokümanı birim fiyat tarifini okumayan bir bilirkişi mi olur? Madde 5.13 ve 5.14'te açık açık yazıyor: "Bu fiyatlar aynı olmak zorunda." Yani somut delil bulamayan bir kişi, aynı olmak zorunda olan işin aynı fiyatta olduğu için bizi ihaleye fesatla suçluyor. Ve bizim bundan dolayı sevk maddemiz var; Gizlilik İhlali 235/2-b sevk maddemiz var bundan dolayı.

Bir diğer iddiası; biraz önce anlattığım birinci pazarlık usulü ihalede... İptal edilen birinci pazarlık usulü ihaledeki ikinci olan firmanın, yani teklifiyle ikinci olan firmanın iş bitirme belgesi uygun değil diyor. "Siz bu firmanın teklifini geçerli saydınız" diyor. Şimdi ben iş bitirme belgesine bakıyorum, Ek 17 Başkanım. Ek 17’de, sol tarafta Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın düzenlediği iş bitirme belgesi var. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın düzenlediği iş bitirme belgelerinin 8. satırında "uygulanan yapı tekniği" yazar. Uygulanan yapı tekniğinde burada esaslı unsuru bildirir bize; işin belgeye esaslı unsuru nedir? Bu işin esaslı unsuru A/VI Demiryolu İşleri. Biz ihalede ne istiyoruz? A/VI Demiryolu İşleri. Şimdi iptal edilen bir ihalede ikinci olan firmanın, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları tarafından verilmiş A/VI Demiryolu İşleri unsurunu taşıyan iş bitirme belgesini biz geçerli saydığımız için bu ihaleye fesat karıştırmış oluyoruz. Şimdi usul açısından konuya baktığımızda; bununla alakalı onlarca Kamu İhale Kurulu kararı var. Kamu İhale Kurumu diyor ki, idare mahkemesi kararları var, çok net kurul diyor ki: "Bu tarz durumlarda bir sehven hata varsa da işin esasına etkisine bakılır."

Şimdi biz iptal edilen bir ihalenin ikinci olan firmasının belgesinin incelemesinde velev ki bir hata yaptık; bakın hata yok, belgeyi incelemede hata yok. Belgeyi incelemede hata olup olmadığına bu arada biz karar veremeyiz; buna karar verebilecek tek kurum Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’dır. O da nasıl karar verir? Eğer bu iş iptal edilmeseydi ve bu ihale bu firmanın üzerinde kalsaydı; biz bu iş bitirme belgesiyle işimizin idari şartnamesini TCDD'ye yollardık. İdareler arası bu yazışmalar oluyor, biz de bu görüşü veriyoruz; bizden de bu görüş istendiğinde biz de başka kurumlara soruyoruz. Çok rastlanılan bir şeydir. TCDD’ye sorarsınız; dersiniz ki: "Bu adam bana bu idari şartnameye karşılık bu iş bitirme belgesini sundu. Bu iş bitirme belgesi şartlar için uygun mu?" dersiniz. İlgili idare de döner size, "Çekemiyorum" der, bir cevap verir. Uygun değil derse ve o ihale iptal edilmeyip o firmanın üzerine kalsa ve uygunsuz cevabı gelse, o zaman firmanın yasaklılık uygulamasını yaparsınız, teminatına el koyarsınız; firma o riske girmiştir. Bir; iptal edilmiş ihalede esasını etkileyen bir durum yok. İki; belge uygun, belgenin detay sorgulaması yapılacak bir durum oluşmamış. Yani oluşsaydı, biz zaten ihale aşamasında geçseydi bu iş sözleşme aşamasına ve bu iş Duygu Taahhüt firmasına kalsaydı, biz bunu zaten yapardık. Bu detay sorgulamayı zaten yapardık.

Şimdi bir diğer konu, diğer iddia: Dilingo isimli firmanın 1. aşamada elenmeyip 2. turda teklif istenmesi. Bu firmadan teklif istenmesi. Şimdi bize yöneltilen suçlama şu: "Sizin bu firmanın 1. turda teklifini geçersiz saymanız gerekirken, bu firmadan 2. turda teklif istediniz; teklif isteyerek ihaleye fesat karıştırdınız." Şimdi biz bu firmadan 2. tura teklif istemişiz, firma teşekkür etmiş. Teşekkür etmesine rağmen 1. turdaki teklifi geçerli sayılması gerekirken, biz detay kararın yazılması esnasında bunu fark etmişiz. Bakın bunu fark etmişiz ve bu paragrafta bu kadar detaylı bir şekilde yazmışız: "1. turdaki teklifi geçerli değildir." Ne zaman demişiz bunu? 27 Eylül tarihinde demişiz. Ortada bir soruşturma, iddianame, bir şey yok; bakın yazmışız. Kaldı ki yine biraz önce söylediğim Duygu Taahhüt'ten bir farkı yok; iptal edilen ihalede teklifi elenen firmanın 2. turda teklif dahi vermemesi ve 1. turdaki teklifinin ihale sonucunu etkileyememesi... Biz bunu yazarken de bu arada, ben arkadaşlara şunu söyledim o zaman: "Yazın da hatalarını görsünler." Koca koca firmalar teminat mektubu sunmayı bilmiyorlar. Ben bunu Yapı Merkezi - Limak için söyledim, Dilingo - Makimsan - Yazıcı olduğu için söyledim. Koca koca firmalar teminat mektubu sunmayı bilmiyorlar. Esasını etkilemiyor, yazmasak da olur ama yazın utansınlar. Ben bunu söyledim arkadaşlarıma, buna istinaden yazıldı bu ilave paragraf buraya.

E şimdi arkasından şu iddia geliyor; deniliyor ki bize: "Bu ikisinin de işin esasına etkisi olmadı bilinmesine rağmen şöyle bir iddia var; Duygu Taahhüt ve Dilingo isimli firmaların tekliflerinin değerlendirme dışı bırakılması gerekirken ihaleye girmelerinin sağlanması, elbette ki ihaleyi kazanacak firmanın suç örgütü tarafından ihale yapılmadan önce belirlenmesinden kaynaklıdır. Zira ihaleyi alacak olan firma belli olduğundan, ihaleye birden fazla firmanın katılım sağlanmasının sonucu etkilemeyeceği bilinmektedir." Ya bize diyor ki: "Siz bu ihaleyi aslında bu adamın teminatının olmayacağını veya iş bitirme belgesinin geçerli olmadığını biliyordunuz. Sadece ihalenin de bu adamın üzerinde kalmayacağını da biliyordunuz. O yüzden bu belgelerin eksikliği bir sorun teşkil etmeyecekti; ihale çünkü Yapı Merkezi firmasında kalacaktı, öyle bir anlaşma vardı. Bunu bildiğiniz için bu firmaları ihaleye meşruiyet kazandırmak için girdiniz" diyor.

Şimdi ben, bakın, 6 firma var burada. Davet ettiğimiz 6 firma var. Şimdi ben bu iddiaya sadece tek bir şekilde cevap veriyorum Başkanım, lütfen: Ben bu ihaleyi, bakın bu kağıdı, bu A4'ü katlıyorum sadece. Katlıyorum; Duygu, Dilingo hayatımızdan çıktılar. Çıktılar ya! Birinin iş bitirmesi, birinin teminatı; çıktılar hayatımızdan. Hiçbir şeye konu değiller, esasını etkilemiyorlar ama çıktılar hayatımızdan. Ben bu 4 firmayı davet etseydim —ki birçok ihale örneği vardır; 3 firma davet edilen 21/b pazarlık usulü bizim emsalimiz işler yapan kurumlarda, 4 firma davet edilen, 5 firma davet edilen sayısız iş vardır— asgari şart sağlanır mıydı? Sağlanırdı. Asgari şart sağlanırdı. Şimdi ben bunları da davet ederek ne meşruiyeti kazandırmış oluyorum ekstra? Neyi sağlamış oluyorum? Davet ettim; biri teminat mektubunu yanlış sundu, biri yüksek teklif sundu, alamadı ihaleyi. İhale de iptal edildi nihayetinde.

Şimdi bize ihaleye fesatla yöneltilen suçlamalar bunlar ama en önemlisi 1. pazarlık usulü ihale ve bizim 697.000.000 TL kamuyu zarara uğratmakla iddia edildiğimiz konu: Yapı Merkezi firmasının ihale döneminde SGK borcu olduğu konusu. Şimdi biz 14.000.000.000 TL kamuyu zarara uğratmakla başladığımız süreçte, 14.000.000.000 TL kamuyu zarara uğratmadığımız ortaya çıkınca bu sefer 697.000.000 TL kamuyu zarara uğratmakla suçlanıyoruz. Neye dayanarak? Yapı Merkezi isimli firmanın SGK borcu konusuna. Şimdi ben o kadar çok bilirkişi raporlarında bu konuda yazılar, sayfalar var ki; ya o kadar çok sayfalar var ki, hiçbir şey anlatmayalım. Hiçbir şey isnat edemeyen, hiçbir yere bağlanamayan ve en garibi şudur: Bakın, bu biraz önce saydığım konularla alakalı ve bu konuyla alakalı bu ülkede bugüne kadar yüz binlerce, belki 1.000.000 adet ihale yapıldı. Bu ihalelerle alakalı yüz binlerce karar alındı. Bir tane emsal karar yok; bu iddialarla alakalı bir tane emsal karar dayanmaz mı? Birazdan ben bizim emsal kararlarımızı ve bu davayla alakalı, bu eylemle alakalı mahkeme kararını sunacağım.

E şimdi diyor ki bize raporlar: "SGK borcu olan firmayı..." Önce buradan başlıyor: "SGK borcu olan firma ihaleye davet edildi. Yani ihale yeterliliği olmayan bir firmanın ihaleye katılımı sağlandı." Kimin SGK borcu var? Şimdi Ek 19/1’de bakın, çok detaylı anlatmaya çalıştım. Şimdi bizim idarelerin, ihalelerden önce firmaların ihaleye katılmaya yeterli olup olmadığını nereden bileceğiz? Ya bir kere yani sistemle alakalı iddiaların dayandığı durumda da zaten bir problem var ama biz nereden bileceğiz? Bir firmanın ihaleye katılabilmesi için, yeterli şartları sağlaması için 20'ye yakın kriter var. Ekonomik kriterler, teknik kriterler... Ya örneğin bakın birkaç tanesi; bir tane kriter: "Dönen varlıkların kısa vadeli borçlara oranı 0.73 olmalı" diyor. Mali yapısı: "Öz kaynakların toplam aktif oranı 0.15 olmalı." Şimdi; "SGK borcu olmamalı", "Vergi borcu olmamalı", "İş bitirme belgesi şöyle olmalı" gibi kriterler var. Ya biz bunları nereden bilebiliriz? Biz ancak ihale döneminde kamuya açık kaynaklardan bakarız; bu firmalar başka ihaleye girmiş mi veya geçmişte ne tarz işler bitirmişler. Biz firmayı davet ederiz; aynı Alarko'nun, Özaltın'ın yaptığı gibi teşekkür edebilirler o esnada ihaleye katılma uygunlukları yok ise.

Şimdi biz şunu mu yapacağız yani? Telefonu kaldırıp ihaleye davet edeceğimiz firmaya, "Ya Duygu İnşaat, senin öz kaynak oranının toplam aktife oranı 0.15'e uyuyor mu? Seni bir ihaleye davet etmeyi düşünüyorum" mu diye soracağız? Arayıp ben şeyi mi soracağım? "Kısa vadeli banka borçlarının öz kaynak oranı senin 0.50'den küçük mü?" Veya Yapı Merkezi'ni arayıp, "Yapı Merkezi, seni bir ihaleye davet edeceğim ama SGK borcun var mı? Nedir durumun?" diye sormam mı gerekiyor? E şimdi kaldı ki bakın; Avrasya Tüneli, Çanakkale Köprüsü gibi projeleri gerçekleştirmiş bir firmadan bahsediyoruz. Her yıl düzenli olarak ödül alıyor Cumhurbaşkanlığı'ndan. Ben en son 1.5 ay önce gazetede gördüm fotoğrafı; nezarette gördüm, 8.5 ay sonra gazetede ödül alıyordu. Şimdi bu adamın SGK borcu olduğu benim aklıma nereden gelecek ya? "Ya bu adamın SGK borcu olabilir, ihaleye çağırmayalım. Bugüne kadar yurt içi, yurt dışı 10.000.000.000 dolara yakın proje bitirmiş ama çağırmayalım bunu."

Bize diyor ki ikinci iddiada: "Ya madem ki bu firmanın SGK borcu olabileceği aklınıza gelmedi —bunu kastediyor— size verilen dilekçeler var diyor. Dosyanızda dilekçeler var diyor. İhale döneminde size dilekçeler gelmiş, bu adamın SGK borcu olduğunu söylüyor; niye dikkate almadınız?" Şimdi bizim ihale dokümanlarını okumayan bilirkişimiz ihale dosyasını da okumuyor. Hani ihale dokümanı okumuyor, ihale dosyası okuyor; 22.500.000.000'lık ihalenin bilirkişi raporunu yazıyor. E ne diyor? "Niye incelemediniz?" diyor, "Dosyada bu evraklar var." Şimdi biz paranoyak olduk. Dosyayı ben söylüyorum arkadaşlarıma, haber yolluyorum; diyorum ki: "Ya şu dosyaya bakın, böyle bir dilekçe var mı?" 50 kere baktılar; yok! Yok yani; ne bizim ihaleyi yaptığımız 26 Eylül tarihinde ne 7 Ekim tarihinde böyle bir şey yok.

E şimdi üçüncü iddia: "SGK borcu olup olmadığını teklif aşamasında sorgulamalıydınız" diyor. Şimdi anlattım ben size bakın; Ek 8, Ek 9'da anlattım. Teklif değerlendirme aşamasında beyanlar geçerlidir, sözleşmeye davet aşamasında belgelendirme yapılır. Ve bize şunu söylüyor bilirkişi: "Bu diyor bürokratik kolaylıktır, bu size bürokratik kolaylık sağlar; bunu yapmalısınız. Yapmazsanız SGK borcu olan firmalar da ihalelere girebilir" diyor. Kanunla kanun öğretiyor yani, kanunla kanun öğretiyor. E şimdi bir de "Nereden sorgulayabilirdiniz?" diyor; "e-borç sorgulama ekranlarından sorgulayabilirdiniz" diyor. Şimdi e-borç sorgulama ekranları Başkanım...

Mahkeme Başkanı: Normalde pek bölmem ama hani sadece bir konu teknik olduğu için araya gireyim, bize de orayı aydınlat diye söylüyorum... Şimdi burada aslında 697.000.000 TL kamu zararına sebebiyet vermekten kasıt olarak şu husus herhalde şey yapılıyor; bu 4734 sayılı yasanın 10. maddesi 4-c bendi. SGK borçsuzluk şartımız var dedik değil mi? Tabii. Şimdi siz diyorsunuz ki: "Baştan bunun bizim anlama, araştırma gibi bir yükümlülüğümüz yok." İdarenin, daha doğrusu bunu araştırma yükümlülüğü yok.

Ceyhun Avşar: Başkanım devamı da var. Devamında bütün aşamaları var. Bütün aşamaları var. Yani çünkü firmanın SGK borcu yok, bunu ben demiyorum, SGK diyor.

Mahkeme Başkanı: Tamam, yok orada şeyi soracağım ben. Bu şimdi 4734 10. maddenin son fıkrasında; şimdi taahhüt altına alınan, istekli tarafından taahhüt altına alınan durumun belgelere sözleşme imzalanmadan önce verilmemesi halinde... Bu durumda olanlar ihale dışı bırakılarak geçici teminatları gelir kaydedilir… Şimdi tam o aşamada diyor ki iddianamede de, tam orada da diyor; "O esnada 7 Ekim'de bir karar alınıyor. Bu irade olarak kaydedilmeksizin başka bir sebeple ihalenin iptali yapılıp 697.000.000 TL kamu zararına sebebiyet veriliyor" diyor.

Ceyhun Avşar: Oraya geleceğim. Birebir onları anlatacağım tabii. Şimdi üçüncüsü; "SGK borcu sorgulanmalıydı" diyor. Orada daha farklı bir şey söylüyor, ben onu da açacağım yani. Size gittiğinizde ilave bir iddia daha ekleyeceğim: "SGK borcu olup olmadığı teklif aşamasında sorgulanmalıydı." Biraz önce anlattım; biz sözleşme daveti yapmıyoruz orada Sayın Başkanım. Orada dikkat edilmesi gereken husus; sözleşmeye davet aşamasına geçen işlerde belge ibrazı istersiniz. Artık onun geri dönüşü yoktur. Sözleşmeye davet yapıyorsanız, belgeleri eksiksiz sunarsa sözleşme imzalanır. Bir tane bile evrak eksik olursa teminatına el koyulur, ihale yasaklısı yapılır. Sadece teminata el koyulmaz; aynı zamanda 2 yıl yani. Şimdi biz o tarihte, e böyle bir firmanın SGK borcu konusu zaten hiç gündemimizin hiçbir yerinde yok ihale iptal sürecini değerlendirirken. Biz ihale iptal süreciyle hareket ettik, az önce anlattım; yani ben gelen fiyat, gelen fiyat beni memnun etmiyor bu fiyat. Ben daha fazla indirim alabileceğimi düşünüyorum. Risk, büyük bir risk bu ve bu riske giriyorum; sonucunda da 641.000.000 lira ilave fayda oluşuyor. Apaçık ortada. E şimdi burada... Ve diyor ki: "Sen bunu sorgulamalıydın." Ya öyle bir sistem yok o tarihte! 2025'in Ağustos ayında kurulmuş olan bir e-borç sorgulama ekranı için bizim bilirkişimiz diyor ki: "Sen 2024 yılının Eylül ayında yaptığın ihalede bunu niye sorgulamadın?" diyor. "Bürokratik kolaylığının olması sana bunu sorgulama anlamı taşımaz" diyor. Bize kanun öğretiyor.

Ya tamam bakın; bu firmanın SGK borcu olabileceği aklıma geldi, şüphelendik. Bir ihbar yok ama şüphelendik ya! Her ne kadar ödül de alsa bu, her ne kadar Avrasya Tüneli'nden, Çanakkale Köprüsü'nden 2026 yılında 20.000.000.000 lira para alacak —garanti para— ona rağmen borcu olabilir. Olabilir değil mi? Olabilir. Sorgulayalım. Kime soracağız? SGK borcu... Bir SGK borcu kime sorulur? Bakın lütfen yanlış anlamayın; ben aylardır bu soruyu soruyorum herkese. Herkese. SGK borcu kime sorulur? Kim karar verir? Bir firmanın SGK borcu olmadığına kim karar verir? SGK karar verir! Apaçık. Ama ben bunu soruyorum herkese. Niye soruyorum? Firma —bunu da dosyadan görüyoruz soruşturma aşamasında, gözaltı aşamasında hatta— SGK'dan o tarihte, ihale tarihinde kesinleşmiş SGK borcu olmadığına dair bir belge sunuyor savcılığa. Bu belgeyi sunduktan bir süre sonra da tahliye oluyor; bir hafta sonra tutuklandık, firmanın 3 sahibi bir süre sonra tahliye oldular. Tek tutuklu ben kaldım. Şimdi devamında biz SGK'ya bunu sorduk. SGK sunuyor firma; savcılık firmanın bağlı olduğu Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezi'nden tekrar görüş istiyor. Kadıköy Sosyal Güvenlik Merkezi cevaben; bütün Türkiye'deki online sistemlerden çektiği veriyle, bağlı olduğu SGK bu olduğu için "O tarihte de SGK borcu yoktur" diye bir yazı yolluyor. Bakın bununla da yetinilmiyor; 81 ilin SGK'sına yazılıyor. "Kadıköy SGM'de hatalı bir şey vermiş olabilir" diye 81 ile de soruluyor. 81 ilden cevap geliyor: "İhale tarihinde kesinleşmiş bir SGK borcu yoktu."

Şimdi SGK'nın "SGK borcu yoktur" dediği bir yerde bizim bilirkişimiz, bizim bilirkişimiz farklı bir şey ortaya atıyor bu sefer. SGK, "SGK borcu yoktur" dese de, o diyor ki: "Ben SGK'nın yönetmeliklerini inceledim." Ek 19/2, Başkanım; buradaki tablo kritik, önemli konunun anlaşılabilmesi için. Ek 19/2; Sayın Savcım sizlere de sunduk bunu, 19/32’de burada bir kronoloji var: 20 Eylül 2024: Yapı Merkezi firmasının SGK yapılandırma tarihi (bunlar dosyada gördüğümüz belgeler). 26 Eylül 2024: Pazarlık usulü ihale tarihi. 27 Eylül 2024: İhale onay tarihi. 2 Ekim 2024: Ön mali kontrol onay tarihi. 7 Ekim 2024: İhale iptal tarihi. Şimdi bize diyor ki iddia: "Siz 7 Ekim 2024 tarihinde ihaleyi iptal etmeyip firmayı sözleşmeye davet etseydiniz, firma 'SGK borcu yoktur' yazısı alamayacaktı. Çünkü SGK'nın iç içtihatine ve işleyişine göre SGK yapılandırma borcunun kesinleşebilmesi için SGK Yönetim Kurulu'nun onayı gerekir." diyor. Bu yüzden bu firma... Bakın bir yere dayandırıyor; en sonunda bir yere dayandırıyor: "Firma, siz ihaleyi iptal etmeyip şayet davet etseydiniz bu firma sözleşme imzalayamazdı." diyor.

Ve bununla alakalı da yine iddianamede bir paragraf var, onu da okumak istiyorum müsaadenizle: "Pazarlık usulüyle ihalede önce ihaleye katılan firmalar belirlenmekte, akabinde 1. ve 2. turda ayrı ayrı firmalardan teklifler alınmakta. Rekabet şartlarının oluşmadığının düşünülmesi halinde ihale iptalinin bu aşamada gerçekleşmesi mümkün iken..." Sözleşme aşamasına geçildiğinde; bakın diyor ki: "Rekabetin oluşmadığını o arada da görebilirdin." diyor. "Ertesi gün karar imzalarken görebilirdin." diyor. "Yani bu riski alabilirdin." diyor yani. "Niye almadın?" diyor, "O gün alsaydın bu riski." diyor. Ya kolay mı bu riski almak ya? Benim için en kolayı neydi? "İmzala geç Ceyhun ya, imzala geç. Sen hangi tasarrufun peşinde koşuyorsun? Her gün her gün, her ay ne icatlar çıkarıyorsun? İmzala geç!" Ama diyor ki: "Yok, sen imzalasaydın firmanın SGK Yönetim Kurulu onaylamayacaktı." Ve devamında diyor ki: "Firmanın SGK borcunu öğrendiniz." Bakın orada yönetim kurulu o... Bize raporda diyor ki: "Siz 7'sinde iptal etmeyip sözleşmeye davet etseydiniz 10 gün içinde evrakları getiremezdi. Yani 17'sine kadar evrakları tamamlayamazdı çünkü 24'ünde yönetim kurulu onayladı." diyor. Burada da başka bir şey diyor:

"Siz diyor SGK borcunun olduğunu öğrendiniz. Şayet SGK borcunun öğrenildiği zaman yapılan ihalenin Ekrem İmamoğlu liderliğinde kurulan suç örgütünün kurumsal bir işleyişi olduğunu ve suç örgütünün talimatıyla ihalenin iptal edildiğini ortaya koyardık. Çünkü firmanın borcu vardı. Çünkü bu durumda yapılan rüşvet anlaşması da ben tahmin ediyorum İmamoğlu'nun suç örgütü tarafından menfaat elde edilemeyeceği gibi rüşvet anlaşmasına dahil olan firmaların da bu işte zarar görmesi sağlanırdı. Bu da kurguyu ifşa ederdi." diyor. Neye istinaden bütün bu kurgular, bütün bu iddialar oluşuyor? Firmanın bir SGK borcu var, bu borcu da borçsuzluk belgesi getiremeyecekti. Niye? 10 günlük süreyi dolduramazdı çünkü 24'ünde yönetim kurulu onayı vardı. Gördük mü? Şimdi bakın; biz 7'sinde ihaleyi iptal etmeyip Yapı Merkezi firmasını sözleşmeye davet etseydik, aynı gün değil 8'inde —8'i Salı— Yapı Merkezi SGK'ya gitti. Dedi ki: "Ben 20'sinde 75.000.000'luk borcumun ilk taksiti olan 7.500.000 TL'yi ödedim. 67.500.000 TL borcumu yapılandırdım. Bir ihaleye girdim, borçsuzluk yazısına ihtiyacım var. Bana borçsuzluk yazısı verir misiniz?" SGK'daki SGK memuru dedi ki: "Veremeyiz."

Dedi ki: "SGK'nın iç işleyişine göre haftalık toplanır yönetim kurulları ve bu tarz ihaleli durumlarda öncelik tanınır evraklara, firmalara; firmaların mağdur olmaması için öncelik tanınır." Hayır diyor bakın, hayır diyor. Ona da hayır diyor bakın, onu da yok diyor. "E haftaya ver?" "Haftaya da yok, haftaya da olmaz." "Niye?" "24'ünde vereceğiz sana." "Niye?" "İleride böyle bir suç gelecek, bu yüzden 24'ünde vereceğiz." Tamam, ver 24'ünde. E şimdi o durumda ben soruyorum ya; diyelim ki her şey bilirkişinin dediği gibi olsun ve bunun iddia edildiği gibi olsun. O durumda 67.500.000 TL yapılandırma borcu kalan firma, kaderine razı olup 697.000.000 TL teminat mektubunu yakacak mıydı? 67.500.000 TL borç için? 2 yıl ihale yasaklısı olmasını kabul edecek miydi? Bakın, ben kanunda sorgulama yükümlülüğüm yok mu? "Yoku" geçtim. Hani "SGK'nın borcu yok" yazısını geçtim. Hani "firmanın borcu olabilir mi?" bilmem ne, yok geçtim. Ya her şey bilirkişinin dediği gibi olduğu durumda yani; "olağan akışı" diyorlar ya, olağan akışı, olağan olmayan akışı nereden akıyorsa aksın... Bakın nereden akıyorsa aksın, cevabını veriyorum. Çünkü bana 697.000.000 TL kamuyu zarara uğratma suçlaması atılıyor. 697.000.000 TL! Ben buna nereden akıyorsa aksın cevap vermek zorundayım. 697.000.000 TL! Birazdan anlatacağım; görevim boyunca neler yapmışım? 15.500.000.000 TL bu ihalede tasarruf oluşturmuşum. 14.000.000.000 TL iftira atıyorsun, tutmuyor; dönüyorsun 697.000.000 TL'ye düşürüyorsun. Niye? Bundan dolayı. Neymiş?

Ben soruyorum; şimdi o gün 8'inde eğer yapılandırma onayının 24'ünde olacağını öğrenen firma, 67.500.000 TL'yi ödeyerek —ilk yapılandırma başvuru tarihi olduğu 20'sinde, 20 Eylül'de— borçsuzluğu kanıtlanıyor mu? Kanıtlanmıyor mu? Kanıtlanıyor. Alabiliyor muyuz? Alabiliyor. E bu durumda soruyorum ben; ya bu adam kaderine razı olacak ya da ben soruyorum: 67.500.000 TL ödemeyerek 697.000.000 TL teminat mektubunu yakacak mıydı bu firma? Sadece Yapı Merkezi değil; AKM, KCT, 3 firma. O da 67.500.000 TL... Bu adamlar 697.000.000 TL ödemeyerek bir de 22.400.000.000'lık sözde rüşvet anlaşması yaptığı işten vazgeçiyor 67.500.000 TL karşılığında ve 2 yıl ihale yasaklısı olmayı kabul ediyor. 2 yıl! Bakın, 67.500.000 için 697.000.000 TL'yi yakmayı kabul ettiğini düşünelim ya!

Ya 2 yıl ihale yasaklısı olmasını kabul eder mi Çanakkale Köprüsü'nü yapmış, Avrasya Tüneli'ni yapmış bir firma? Etmez. Niye etmez? Bizim ihalemizden 3 ay sonra, sadece 3 ay sonra Yapı Merkezi firması Ulaştırma Bakanlığı'ndan 75.000.000.000'lık iş almış. Dönüp adam 67.500.000 TL'yi ödemeyecek, bu duruma düşmeye razı olacak... Bütün iddianamedeki 697.000.000 TL zarar kurgusu budur.

Ben bir şey daha söylemek istiyorum son olarak bu konuda; bu adam sadece bizim Kirazlı-Halkalı işine mi girmiş borcu varken? Baktık biz; tam 20'sinde adamın borcu varken, yapılandırmaya başvurduğu gün Ulaştırma Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü'nün ihalesine girmiş; aynı gün. E bizim iddianameye göre ön mali kontrol onayıyla ihale iptali arasındaki —yani o bizim ihale iptaliyle adamın SGK borcunu öğrendikleri tarihte adama zarar vermemek için sözleşmeyi iptal ettiler dedikleri tarihte— tam o aralıkta, 4 Ekim'de Karayolları Genel Müdürlüğü'nün, Ulaştırma Bakanlığı'nın başka bir ihalesine girmiş. Arada bir sürü daha ihaleye girmiş.

Mahkeme Başkanı: Yine anlamak için sorayım. Siz, 7 Ekim’de, rekabet şartları oluşmadığı gerekçesiyle iptal kararı verdiniz. Bunun o tarihte yapılması elzem mi? Yani mesela bir hafta sonra iptal edilebilirdi, o tarih son tarih miydi?

Ceyhun Avşar: O tarih, son tarih Başkanım. Ön mali kontrol onayından 5 gün sonra, 5 gün içinde ya sözleşmeye davet yapmanız lazım ya da ihaleyi iptal etmeniz lazım. Kanunen usul hatası işlersiniz; yani usul hatası oluşmuş olur ama sizin o tarihte bir karar vermeniz gerekir. Bununla alakalı farklı tarih iddiaları bazı üstatların farklı yorumları vardır. Ama bizim nihai yorumumuz budur; yani 7 Ekim tarihi ihalede karar verilmesi gereken son tarihtir. Ben o gün bir karar —yani o gün en kolayıydı benim için— en kolayıydı ya, sözleşmeye davet etmek, bu sözleşmeyi imzalamak en basitiydi benim için.

Şimdi ben Ek 20; bu konuyu da özellikle detaylı bir şekilde açıklamak istiyorum. Şimdi bizim 14.000.000.000 TL kamu zararı iddiasıyla başlayan sürecimiz; bu gösterdiğim iddialarla, bu SGK borcu olmayan firmanın, SGK'nın "SGK borcu yok" dediği, 67.500.000 TL için 697.000.000 TL'nin yakılacağı senaryosuyla, 75.000.000.000'lık ihaleleri alan, Avrasya'yı, Köprü'yü alan firmanın ihale yasaklısı olmasını göze alacağı kabulüyle ilerliyor. Kaldı ki yasal sorgulama yükümlülüğümüzün olmadığı bir durumda, 697.000.000 TL'lik bu iddialarla biz yargılandık. 697.000.000 TL her yere haber yapıldı; 697.000.000 TL kamu zararı dün dahil her yere servis edildi. Bu iddianamenin konuşulacağını öğrenenler dün dahil; "697.000.000 TL devletin zarara uğratıldığı bir iş" diye başlıyor ve devamında da şu mesajları getiriyorlar. Şimdi bizim 14.000.000.000'lık kamu zararımız olmadı, 697.000.000 TL'lik de bir zarar oluşamayacağı bilinmesine rağmen —bakın büyük bir tutanak lazım ya bir şey lazım— biz emniyetteyken kolluk ifadesinde bana burada, bakın gördüğünüz soldaki şu ekran görüntüsü gösterildi. Bu kırpılmış, sadece 13 Mart tarihi gözüken kırpılmış bir ekran görüntüsü ve kırpılmış ekran görüntüsünden cımbızlanmış ifadeler... Bize bu gösterildi. Biz oradaki polis beye dedik; bizim ifademizi alan arkadaşımıza, memura söyledik: "Dedik ki e telefon elinde, önüne arkasına bakabilirsin. Bu tarih 13 Mart 2024; ilişkilendirdiğiniz ihale tarihi 26 Eylül 2024. 6.5 ay arada zaman farkı var."

Şimdi biz 6.5 ay önce yapılacak olan bir ihalede ihaleyi alan firmadan %10 alacağız; yani 26 Eylül 2024 tarihinde ihalesi yapılacak işten 13 Mart 2024 tarihinde %10 alacağız. Bize savcılıkta şu soruldu: "Bu ifadede 'Fatih abi bundan %5 alsa yeter' deniliyor. Bu Fatih abi kimdir?" dediler. Açıkladık, cevap verdik. Bizim raylı sistem camiasında bir tane Fatih abimiz var; benim 15 yıldır tanıdığım, sevdiğim, hepimizin abi dediği iştirak şirketimiz Metro İstanbul'un Genel Müdür Yardımcısı, iş geliştirmeden de sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Fatih Gültekin. Söyledim ben bunu, savcılık ifademde de söyledim, kolluk ifademde de söyledim. Fatih abi hem ulusal hem uluslararası çapta şirketi büyütmeye çabalayan çok kıymetli, değerli bir arkadaşımız, bir şirketin önemli bir çalışanı. Ve sürekli şirketine yeni iş alanları kazandırmak için mücadele eden, ciddi mücadele eden bir adam. O dönem, bakın bu mesajın atıldığı tarih, bizim Eyüpsultan-Bayrampaşa tramvay hattımızın sözleşme imzasının yapıldığı tarih.

Fatih Gültekin o dönemde bizim paket halinde verdiğimiz işten alt yüklenici olmak için; belirli sistemlerde proje sistem mühendisliği, sinyalizasyon sistemleri, bunları bizden istiyor. Ve kendine bir hedef koyuyor; bunu hep söyler misiniz, ve söylerken de şunu diyor: "Ben şeffaf bir şekilde söylüyorum, bize, bana iş vermek zorundasınız. Söyleyin müteahhitlerinize, bana iş vermek zorundalar." Bunu söyler; çünkü şirketini, bu saydığım sistemlerin hepsi çok prestijli işlerdir, sadece ulusal değil uluslararası çapta çok prestijli işlerdir, bu tecrübeyi kazandırmak istiyor. Aynı bizim zamanında, şu an ASELSAN'ın Türkiye'nin ilk sürücüsüz hatlarının sistemlerini yaparken başlattığımız çalışmalar gibi; aynı Türk Hava Yolları Teknik’in TCDD’den iş istediği gibi, ASFAT’tan iş istediği gibi. Bizim kendi iştirak şirketimiz de bizim herhangi bir ödeme kanalında olmadığımız bir yüklenici firmanın kritik mühendislik gerektiren sistemlerinde alt yüklenici olmak istiyor.

Bakın bu mesajın atıldığı tarih 2024 Ramazan, seçim öncesi, en yoğun çalıştığımız dönem. Biz bu mesajdan 3 gün sonra Çekmeköy-Sancaktepe metrosunu açtık; 5 gün sonra, 18 Mart 2024’te Ataköy-İkitelli metrosunu açtık. 7 gün sonra Bostancı sahilinde İstanbul’da o dönem yapılmış en büyük çevre düzenlemesini bitirdik istasyon üzerinde, metro istasyonu üzerinde. Yani günde 2 saat, 3 saat uyuduğumuz bir dönem. Bu tarihten bir gün önce, 12 Mart 2024 tarihinde Ümraniye-Göztepe metrosunda tek tren test sürüşü yaptık; hani gece gündüz ayakta olduğumuz bir dönemdi. İftarla sahur arasında, yani sahurla sabah uyanmamız arasında 3 saat evde geçirdiğimiz bir dönem. Ve biz ya bu mesaj aylardır, ya bir senedir... Ne itibarımız kaldı ne bir şeyimiz kaldı. Ben soruyorum ya; 13 Mart 2024 tarihinde attığımız bu mesaj, ihale tarihi 26 Eylül. Biz bunu kuluçkaya mı yatırdık? Bu mesajı attık, telefon elimizde; 6.5 ay boyunca ne bu ihaleyle alakalı ne başka bir ihaleyle alakalı bir tane cümlemiz yok. Kuluçkaya mı yatırdık biz bu mesajları yani 6.5 ay boyunca? İhalede ifade veren Yapı Merkezi firmasının yönetim kurulu başkanı diyor ki: "Ben bu ihaleden bir ay önce haberdar oldum." Ben buna 6.5 ay önce ben mi karar veriyorum? Ben bunu açık açık beyan ediyorum; dilekçe de yazdım. Bakın benim lekelenmeme hakkımı çiğniyorsunuz, yapmayın. Kolay değil böyle şeyler, kolay değil ya; atmayın bu iftiraları.

Yani siz bir ihalede gecenizi gündüzüne katacaksınız, 15.500.000.000 tasarruf sağlayacaksınız; 14.000.000.000 kamu zararıyla, yetmeyecek bu iddialarla 697.000.000 TL ile yargılanacaksınız. Yetmedi, bununla yargılanacaksınız. Bana şu dendi ya: "Bu mesajlar seni yakacak." Ben yakılmak zorunda olan bir adam mıyım ya? Yaptığım hizmetlerle yakılmak zorunda olan bir adam mıyım ben? Söyleyin; ben eğer burada bulunmam kamunun faydasınaysa ben razıyım ömür boyu, bunu hep söylüyorum, problem yok. Ama bakın başka gerekçeler bulun... Bana başka gerekçeler bulun? Bunlar yakışmaz bana. Beni tanıyan, benim Raylı Sistem Dairesi’nde beni tanıyan…

Mahkeme Başkanı: Nedir oradaki kasıt, o %5, %10?

Ceyhun Avşar: Tam ifade şu; basında çıkan haberler de şu:

Mahkeme Başkanı: Ya şöyle yazmış: %10 alacağız. Neye %10 alınıyor ihalede?

Ceyhun Avşar: Bu, Fatih Gültekin'in bize söylediği bir beyan; "Biz bu işten, bu ihalelerden %10 oranında kendimize iş kalemi oluşturmak istiyoruz" diyor. Biz burada bununla dalga geçiyoruz Başkanım. Bakın; sol tarafta önü arkası kesilen mesajın bir öncesi, sonrası mesajlar var. Bir öncesi mesaj bir gün önce 12-14 Mart’ta atılmış.

Mahkeme Başkanı: 14 Mart’ta arkasına bir…

Ceyhun Avşar: 14 Mart’ta Ataköy-İkitelli metrosunu açıyoruz, o metronun açılışıyla alakalı bir bilgi notu var orada.

Mahkeme Başkanı: Orada cevap olarak; "Fatih abi bundan %5 alsa, 4 tane daha yapalım isterler" diyor…

Ceyhun Avşar: Düşünün; biz 6.5 ay sonra yapılacak 22.000.000.000’lık ihaleden, bize ilişkilendirilen kişi Fatih Keleş. Fatih Keleş'in %10’un %5 alacağına ben karar veriyorum şube müdürüyle. Sonra biz %5 olmasına karar veriyoruz; madem %5 olsun, "4 tane daha yapar" diyoruz buna. Yani 4 tane metro hattı üreteceğiz biz ilave. 5 tanede 4 tane alsın diye... Ya bu mu iddia? Ya bize bununla gelmeyin. Bakın çünkü bu art niyetle yapılan şeyler; algılar daha dün, ya daha dün bir tane grup sözcüsü, İBB grup sözcüsü. Bir yazıyı yayınlıyor ve diyor ki: "Liyakat liyakat... Metro liyakatsizliğinden dijital yolsuzluğa!" buna atıfta bulunuyor. Ya o adam benim, o mesajı atan adam benim; neyi eksik neyi fazla yaptığımı çok da iyi bilir. Buna rağmen bunları baz alarak bu iftiraları atıyorlar, bu itibarsızlığı yapmaya çalışıyorlar. Bizim lekelenmeme hakkımız yok sayılıyor. Ya bana atın ya! Beni burada tutun! Ben burada kalmam gerekiyorsa, yanmam gerekiyorsa yakın. Yakabilen yaksın! Ama böyle yapmayın. Büyük vebal var ama yapmayın, böyle yapmayın yani. Benim isyanım buna bakın; benim birinci isyanım buna, tahliye olup olmamaya değil.

Şimdi birinci pazarlık usulü ihalesiyle ilişkilendirilen konular bunlar; iddianame sevk maddeleri... Biz 235/1 ihaleye fesat karıştırma; 235/1 olmasının sebebi 3-7 yıl kamu zararı. Kamu zararı da 697.000.000 TL. Niye? "SGK borcu var." SGK’ya göre olmayan, hayatın herhangi bir akışına göre olmayan, kanuna göre sorgulama yükümlülüğümüz olmayan SGK borcu... 697.000.000 kamu zararı, bu yüzden 3-7 yıl. A-2: İhaleye katılma yeterliği ve koşullarına sahip olmayanların ihaleye katılmasını sağlamak. Efendim anlattım biraz önce; ya ihaleye katılmaya yeterliliği olmayan bir adamı ben ne şekilde ihaleye davet etmişim? SGK borcu olduğunu ihaleden önce bilmem gerekiyormuş, o yüzden davet etmişim; bu mu? Veya Duygu Taahhüt'ün ihalede elenmesi gerekiyordu, elemedim, iptal edildi; esasında hiçbir etkisi yok, bu mu yani?

Şimdi benim ihaleye fesat iddiam bu mu? Şimdi ben bakın; ihaleye katılma yeterliliğine sahip olmayan bir firmaya nasıl imkan sağlarım? Çok basit ya; bu ancak iş bitirme sınıfını değiştirerek olur. Ya siz bir adama iş vermek istiyorsunuzdur, iş bitirmesi uygun değildir, yoktur o iş bitirmesi; adamın olan iş bitirmesine göre ihale şartı belirlersiniz, bunu duyuyoruz, görüyoruz piyasada yapan kurumlar var. Adamın A/VI iş bitirmesi vardır, demiryolu işidir; demiryolu iş bitirmesi yazmazsınız, adamın A/XVIII iş bitirmesi vardır, saha işleri denilen bir iş bitirmesi; adamı tutar o iş bitirme sınıfını A/XVIII yazarsanız o ihaleyi A/XVIII olan firma alıyorsa, o zaman ihaleye katılma yeterliği olmayan adamın ihaleye katılmasını, işi almasını sağlamış olursun. Benim ne teknik şartnamemde ne projelerimde ne belirlediğim ekonomik kriterlerde ne de teknik kriterlerde; hangi firmanın bu 6 katılımcıdan olmayana, firmayı ben yaptığım değişiklikle ihaleye katılmasını sağlamışım?

Biraz önce anlattım, B maddesi: "Yaklaşık maliyetin sızdırılması." Yaklaşık maliyetin sızdırılması... Söyledim; aynı fiyatı atmak zorunda olan bir işte aynı fiyatın atılması, yaklaşık maliyete yakın teklif verilmesi... Ya bunlar suç unsuru olacaksa, bir an önce söyledim, bu ülkede ihale olmaz yani.

Şimdi bizim ilk ihale iptalinden sonra ikinci ihalemiz; pazarlık, ikinci ihaledeki iddianameye konu husustur. Şimdi biraz önce yine anlattım ben; yine Yapı Merkezi firmasının, aynı Dilingo gibi 1. turda teminat mektubunu yanlış sunduğunu söyledim. Diğer ihale komisyon kararı olması lazım; 13 ya da 14 olması lazım, peki 13. Evet. Şimdi burada Yapı Merkezi firması bu ihaleye Limak İnşaat'la beraber ortak girişim olarak giriyorlar, iş ortaklığı kuruyorlar. 1. turda bir teklif sunuyorlar, 2. turda farklı bir teklif sunuyorlar. Hani ben biraz önce söyledim ya; bu firmaların ihaleyi iptal edip rekabeti sağlamak, iptal etmek kolay bir şey değildir. Yapı Merkezi firması 22.390.000.000 teklif atıyor, diğer firmalar burada teklif atıyor. Bunlar 23.000.000.000 üzerinde de gelebilirdi, gelebilirdi yani; biz bu riski alarak bu ihaleyi yeniledik.

E şimdi burada... Yapı Merkezi firmasını bakın Başkanım, burada 13/2'nin paragrafında yazıyoruz; eledik bu adamı ya! 1. turda teklifini geçersiz saydık, eledik biz adamı. Hangi tarihte? İhale kararını imzaladığımız tarih. Ya bu adam bu ihalede teklifi elenmiş; teklifi elenmese dahi attığı teklifle bu ihaleyi kazanamıyor. Esasını etkileyen hiçbir şey gene yok. Kaldı ki bir usul hatası yok, esasını etkileyecek hiçbir konu da yok. Sonra ikinci ihalede ne oluyor? İkinci ihalede... Yapı Merkezi firmasının SGK borcu vardı. Şimdi tekrar mecbur şu 19/2'ye lütfen dönmek istiyorum, 19/2'ye lütfen.

Şimdi bilirkişi başka bir boyuta geçiyor. Yani SGK'ya itibar etmeyen, hiç kimsenin söylemlerini kabul etmeyen bilirkişi başka bir boyuta geçiyor; kendini bile inkar ediyor artık. Yani bambaşka bir boyuta geçiyor yani, kendini inkar ediyor. Diyor ki bize: "Siz diyor, 24 Ekim 2024'te bu adamın —bir önceki yerde diyor ki— SGK borcu o tarihte bitmişti" diyor. "24 Ekim'i kabul etmeniz lazımdı" diyor ama dönüyor; 19 Kasım 2024 tarihinde yapılan —bakın şurada— 19 Kasım 2024 tarihinde yapılan pazarlık usulü ihalede de "Bu adamın SGK borcu vardı, siz bunu ihaleye davet ettiniz SGK borcu olduğunu bile bile" diyor. Ya yok! Benim gündemimde Yapı Merkezi SGK diye bir konu yok, ya yok! Adam sana göre bilirkişi, 24 Ekim'de bu adamın borcu bitmiş mi? Bitmiş. Sonra da diyorsun ki: "Ben her ne kadar 24'ünde bitti desem de sana ve Yapı Merkezi'ne bir şey bulmam lazım, o yüzden 19'undaki ihalede de borcu var diyorum." Neye istinaden diyorsun? Senin kabulüne göre bile 24 Ekim'de bitiyordu bu adamın borcu. Senin kabulüne göre 19 Kasım'da bu adamın borcu yok.

Sonra da dönüyor diyor ki —bu da yine iddianameye direkt konu oluyor—: "Yapı Merkezi isimli firmanın kesinleşmiş SGK borcu bulunması nedeniyle ihaleye katılmaması gerekirken, bu ihale kapsamında da teklifinin alındığı —yani ikinci ihalede teklifinin alındığı— bu hususun ve teminat mektubu sebebiyle de elenmesi gerekirken elenmediği..." Hani "elenmedi" diyor. Bu iki hususu, bu iki iddiayı; "İmamoğlu suç örgütü yöneticileri ve üyeleri tarafından kendilerine tanınan bir imtiyazdan kaynaklı oldu" diyor. Ya biz bu adama... "Bakın SGK borcu var" diyor; SGK borcu yok, bilirkişiye göre de yok. Kendi kendine inkar ettiği bir konuda da onur bu iddiayı yazıyor arkasından; "Elediği teminat elenmedi" diyor. Ya ben inanın özür diliyorum ya; ben bunlara nasıl cevap vereceğimi şaşırdım aylardır ya! Nasıl cevap vereceğim ben bunlara? Ya diyorum ki; "Ben yanlış mı gidiyorum? Ben yanlış mı okuyorum? Bunlar nasıl iddia ya? Ben yanlış mı okuyorum ya?"

E şimdi biz bu firmaya; hani girdiği ihaleyi kazanamayan, 1. turda teklifi elenen, ihale alma potansiyeli bile olmayan firmaya suç örgütü yöneticileri ve üyeleri tarafından bir imkan sağlamaya çalışıyoruz.

Şimdi Başkanım, bu ihaleyle alakalı bizim yine istinat edilen suçlamalarımız; burada 235/3, burada bir kamu zararı öngörülmüyor. Sadece yeterliği olmayanları ihaleye davet ettiğiniz için bir 3 yılla yargılanıyoruz burada da. Ama yine burada da bir gizlilik ihlali var. Buradaki iddianamede ihaleye fesat kısmı bir sayfadan oluşuyor, gizlilik ihlaliyle alakalı bir şey göremiyoruz; bir isnat yok yani gizlilik ihlaliyle alakalı ama maddesi var.

E diğer konu yine; ihaleye katılmaya yeterli olmayan firmanın ihaleye katılımını sağlamak. Kimin? Yapı Merkezi’nin. Hangi tarihte? 19 Kasım tarihinde. "SGK borcu vardı, ihaleye davet ettiniz" diye suçluyuz. Ha bize göre değil ya; iddianamenin birinci ihaledeki kısımlarına göre zaten SGK borcu yok. E hadi bize itibar etmiyorsunuz, kendinize de mi itibar etmiyorsunuz ya? Ben buna nasıl cevap vereyim? Her şey apaçık ortada. Neyin acısı bu? Ya 22.500.000.000'lık bir ihale, fesat karıştırmasıyla bangır bangır her yerde haberler yapılıyorken, bu iddialar mı yani bizim suçumuz? Fesat karıştırmışız, ya bu mu ya?

E şimdi ben anlattım; bu ihalede 15.500.000.000'lık kamu tasarrufu sağladık. Sadece bu ihalede mi sağladık? Sadece bu ihalede mi sağladık? Burada Ek 25 haritalarda size verdiğimiz savunma evrakları var. Oraya geçmeden ben bunu, bu konuyla ilgili... Şimdi bu klasörde bu ihaleyle alakalı alınmış kararlar var. Şimdi ben şunu hızlıca belirtmek istiyorum. Bizim iddianamemizin dayanağı Ogün Kuzu. E çok sebep Ogün Kuzu, Ogün Kuzu’yla başlıyor bu süreç. Ogün Kuzu’yu baz alan ve Bir-A Enerji diyen firmanın bir dilekçesi var; bunu baz alan bilirkişi raporları ve bunu baz alan bir iddianame.

Şimdi bizim itham makamı; ilk Nisan ayındaki bilirkişi raporları, tutuklama kararı... Sonra bizim ifadelerimiz, arada Ulaştırma Bakanlığı'nın verdiği raporlar... Bütün raporları toplayıp 25 Eylül tarihinde bilirkişiye diyor ki: "Bak diyor, sen bu suçları isnat ettin ama bu ifadeler de verildi; bu ihaleye fesat konusunu tekrar değerlendir" diyor. 25 Eylül'de tekrar bir görüş veriyor; o görüşte de hayır, sanki hiçbir şey anlatmamışız ya! Biz hiç mevzuatı bilmiyoruz, ihaleyi bilmiyoruz; biz böyle terminatör gibi gözümüzü kapattık, dümdüz böyle gidiyoruz yani! Teminat mektubunu elemiyoruz firmayı, yok iş bitirmesi uygun olmayan adamı uygun görüyoruz; böyle gidiyoruz biz yani! Aynı şekilde bizim hiçbir savunmalarımızda, hiçbir cevabımızda... Ben bugün anlattığım şeylerin hepsini emniyette anlattım zaten, savcılıkta anlattım zaten. Ya sanki hiçbir şey görmüyor bilirkişi, aynı şeyleri aynı durumdan ispat ediyor.

Şimdi ben şunu söylemek istiyorum: Ya bu kadar büyük bir ihalede böyle bir suç isnat ediyorsanız, ya bir tane emsal kararınız olmaz mı? Bizim idari hukukta ben yıllarca Danıştay'la yazıştım, Sayıştay'la yazıştım. Sayıştay 6. Dairesi'nde sayısız görüşmeye, toplantıya katıldım. Danıştay 13. Dairesi'ni ziyaret ettim, derdimi anlattım; danışmam gereken bir konuda yeri geldi danıştım. Sayıştay denetçileri geldiğinde bizden evrak istemesini beklemedim; her zaman gittim "hoş geldiniz" diye ben söyledim. Bütün daire olarak her zaman "gelin bizi detaylı inceleyin" dedim. Daire başkanı oldum, birinci haftamda iç denetim istedim; "her yıl da tekrar etsin denetim" dedim. Biz korkmuyoruz denetlenmekten. Ben yaptığım tasarrufları yaparken yaptığım kesintilerden de korkmuyorum; ödemesini yaptığım işlerin Sayıştay mahkemelerinde savunulmasından da korkmuyorum. Attığım her imzanın arkasındayım.

E şimdi burada bir tane emsal karar yok. Ama bizim sunduğumuz; sadece bakın şurada uzman mütalaamız var. Emekli Kamu İhale Kurumu daire başkanlığından alınmış bir uzman mütalaamız var. Bu uzman mütalaasında 29 tane emsal karar var ama sonuç şöyle çıkıyor: Diyoruz ki, "Ya şu konuda size Duygu Taahhüt, teminat mektubu, iş bitirmesi konusunda onlarca emsal karar bilmemize rağmen 2 tane koyduk" diyoruz. Bu ikileri topladığımızda 29 yapıyor. Bütün emsalleri koysak yüzlerce yapar. Ve yüzlerce yapı... E şimdi ben soruyorum ya; bu ihaleyi bakın burada özet var, uzatmayacağım. Avukatlarımız bunu anlatır, uzatmayacak.

İstanbul Valiliği, Valilik İdare Denetim Müdürlüğü görüyorsunuz; Vali Bey'in imzasıyla "Bu ihalede herhangi bir kusur yoktur" diyor. İstanbul İdare Mahkemesi bu kararı onaylıyor. Kimin şikayetine istinaden? Bu iddianameye konu Ogün Kuzu'nun şikayetine istinaden. Müvekkilinin adını veremeyen Ogün Kuzu'nun şikayetine istinaden! 2; Diduran isimli bir firma var, kaba inşaat işleri yapan bir firma. Her yerde, her platformda bizi her yere şikayet ediyor. Gidiyor İdare Mahkemesi'ne şikayet ediyor, İdare Mahkemesi reddediyor. Danıştay'a gidiyor, Danıştay da reddediyor. Danıştay 13. Dairesi bu ihalede "Bir problem mi giderildi işlemlerde?" diyor.

Daha garibi; bizim hakkımızda suç duyurusunda bulunuluyor. Bakın ben bunu iddianame açıklandıktan sonra eklerde gördüm. Nereye, ne suç duyurusunu biliyor musunuz? İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na bulunuyor. Yani Ogün Kuzu 21 Ekim tarihinde bulunuyor, Diduran 27 Kasım tarihinde bulunuyor; benzer iddialar. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı evrak kayıt bürosu kaydı alıyor, inceliyor. Memur Suçları Araştırma Bürosu'na gidiyor, 7. kata çıkamıyor suçları arasında gidiyor, araştırma görüyorsun; yetkisizlik kararı veriyor. Aynı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 1.5 ay sonra bu ihalede yetkisizlik kararı veriyor. "Nereye gidiyor dosya?" Git! "İl sınırları Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığıdır" diyor, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına gidiyor.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları İnceleme Bürosu, İstanbul Valiliği'ne ayrı bir görüş soruyor. İstanbul Valiliği 5 Mayıs 2025 tarihinde —bizim haberimiz yok, hakkımızda bir tane daha soruşturma izni kararı verilmemiş tutuklanmadan önce— soruşturma izni vermiyor. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı benzer iddialarla aynı konuda soruşturma izni vermiyor. E devamında yine İstanbul 5. İdare Mahkemesi; Aka Enerji benzer iddialarla, benzer iddiaları birebir benzer iddialarla bir dilekçe sunuyor. Diyor ki; burada bu varlığı anlatıyor. 5. İdare Mahkemesi bizden bilgi istiyor, veriyoruz bilgiyi; "İhale iptalinden dolayı konusuzdur" diyor.

Şimdi ben soruyorum bakın: Bu Valilik İdare Denetim Bürosu, bu idari mahkemeler, Bölge İdare Mahkemesi, Danıştay, bu dosyayı bizden şifahi yollarla isteyen Sayıştay, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişi... Soruyorum ya; bu ortamda şu kadarcık bir kusurum olsaydı, bu kadarcık bir kusurumuz olsaydı bu kararları verir miydi? Bu kararları verir miydi? Şu kadarcık kusurumuz olsaydı ya! Burada şu kadarcık ihaleye fesat kusurum olsaydı, yaptığım işlemlerde bir hata olsaydı şu kadarcık... Bu ortamda bu kararları verir miydi? Bütün kurumlar; bu ülkenin bütün kurumları, Danıştay'ı, İdare Mahkemesi, Bölge İdare Mahkemesi... İstanbul Valiliği 3 kere karar vermiş ya, 3! Verir miydi bu kararları?

Şimdi ben bir şey daha söylemek istiyorum. Şimdi bizim iddiamız, bizim iddianamemiz bunlara itibar etmeyip Ogün Kuzu'ya ve kendini inkar eden, ihale dokümanı okumayan, ihale dosyası okumayan bilirkişi raporuna mı itibar ediyor? Bu mu yani? Hani bu izahların sonu bu mu ya? Şimdi ben burada bir şey daha söyleyeyim, bu kısmı kapatmak istiyorum. Şimdi Ogün Kuzu... Bizim inşaat sektöründe Ogün Kuzu, kuzular, sırtlanlar, çakallar bitmez. Çantacılar... Biraz önce saydım. Bizim ihalemizde Ogün Kuzu var, Aka Enerji şikayet ediyor, Paksu İnşaat var, Kemal Seviş var. Var, daha sonradan bizim ihalemizi şikayet ediyor. E şimdi biz bu ihbarcıları... Niye idare mahkemeleri, niye idari hukuk tarafı bunlara itibar etmiyor? Ya bunlara itibar edilse hiçbir kurum iş yapamaz, iş yapamaz!

Şimdi ben söylüyorum; Ogün Kuzu, ihaleden önce bakın, biz ihale iptalinden 2 hafta sonra Ogün Kuzu'nun iddialarını haberde gördük. Ya şayet ki ben söylüyorum size bakın; ihaleden önce, ihale esnasında aynı dilekçeyi getirseydi, geçirseydi ben ne yapacaktım? Ne yapacaktım? Ben Ogün Kuzu hakkında suç duyurusunda bulundum. Nereden öğrendin? Öğrendiğin bir şey varsa söyle. Mertebe değil, bana gerçeği söyle. 2. pazarlık için geldi; benzer, Ogün Kuzu gibi bir dilekçe gelmişti. Hatırlamıyorum ya, adını hatırlamıyorum. Ya bu tarz... Ya bizi Bakanlıkta da aynı şeyler yaşanıyor, aynı süreçler yaşanıyor. Bitmez ki! Karşınızda bu piyasada ya iş yapmak için ya iş yaptırmamak için, emek vermeden para kazanmak için maalesef oluşmuş yapılar var.

Biz bu ihbarlara itibar ettiğimizde bu yapılara hizmet ediyoruz. Ve siz, 15.500.000.000 tasarrufu yapan bürokratları tutuklayın; bu yolla para kazanmaya çalışan emek hırsızlarına itibar edilsin... Bu mu olacak yani? Günün sonunda bu karar mı çıkacak yani buradan? Bu mu ya? Bakın, bu karar çıkıyorsa da bu iftiralar açıklansın.

Şimdi ben sadece Kirazlı-Halkalı metro hattı içinde mi tasarruf yaptım? Ben sadece 8 tane yapımı devam eden raylı sistem projesinde görev süren ve 820 günlük daire başkanlığı görev süremde; benden önce alınmış proje kararlarını, iş kararlarını, iş olur talimatlarını, iş yapın talimatlarını revize ederek 56.347.000.000 lira tasarruf oluşturmuşuz biz. Ben değil, ekibim; ben yapabilmelerine fırsat verdim. Arkadaşlarım, bu daire... Bakın ben söylüyorum; bu dairenin en yetkisiz adamı belki benim. Bu daire değil Türkiye'nin, dünyanın sayılı ekiplerinden bir tanesi var burada. Araç temini konusunda, tren alımı, tren şartnamesi, sinyalizasyon şartnamesi oluşturulmasından tüm elektromekanik sistemlere, tüm inşaatlara, tüm proje yapımına kadar... Biz, iddia ediyorum, dünyanın en iyi projesine sahibiz. Çünkü biz kimsenin değiştirmeye cesaret edemediği sistemlerde bile revizyonları öneriyoruz. Bunları da kafamızdan uydurmuyoruz; birebir mühendislik hesaplarıyla ispatlı yapıyoruz.

Bugüne kadar bu ülkede yanlış yolculuk verisiyle, yanlış fizibilitelerle, yanlış güzergahlarla, yanlış inşaatlarla, yanlış işletmelerle bu memleketin yüzlerce milyar TL'si yer altına gömüldü. Biz "Bununla savaşacağız" dedik, "Bununla mücadele edeceğiz" dedik. Ben bunu bütün 2025 Şubat'ında bütün raylı sistem camiasına, Tünelcilik Kongresi'nde anlattım; 3 ay sonra tutuklandık. 3 ay sonra tutuklandık! "Kendimiz dahil herkesle yüzleşeceğiz, bir daha bu memleketin bir kuruşu yer altına gömülmeyecektir, ben benden öncekiler gibi yapmayacağım" dedim.

Bakın, 56.000.000.000 yapım tasarrufu; 36.000.000.000'ı çıktı, 92.000.000.000'lık tasarruf oluşturmuştuk. Ben işe gittiğim gitmediğim her gün 110.000.000 tasarruf oluşmuş; her gün 110.000.000 TL, 110.000.000 TL! Bana 697.000.000 TL iftira atanlar, ha! Bana 14.500.000.000 TL iftira atanlar; "Yok ihaleden %5-10 alacakmış" diyenler, duyun bakın! Bakın duyun ya! Bunlar iftira değil, soyut beyan değil, pişmanlık değil bunlar ya! Etkin olmayan pişmanlık değil, bunlar gerçek! Dosyaya sunduk bunları biz, gerçek bunlar; mühendislik hesaplarıyla ispatlılar, ispatlı!

E tamam, "kamu tedbiri", Ceyhun Avşar tutuklansın, tutuklansın ya, tamam! Kamu tedbiri... Ben bir tane örnek vermek istiyorum; basit, çok kolay anlaşılır bir örnek: Mevcut işletme altındaki Kadıköy-Sabiha Gökçen hattının Kaynarca'dan Tuzla'ya uzatması. Bakın, bu siyasetin tekniğe karıştığında ne kadar tehlikeli bir iş olduğunun en bariz örneğidir, en bariz örneğidir, en bariz örneğidir! Bütün Anadolu Yakası boyunca —Anadolu Yakası'nı bilenler bilir— Kadıköy'den kalkar, Ayrılık Çeşmesi'nden Acıbadem'e gider; Acıbadem'den başlar bütün Anadolu Yakası güzergahı boyunca Göztepeler, Yenisahralar alır gider; ilçe sınırları Maltepe ilçe sınırı, Kartal ilçe sınırı...

Tuzla E-5'in altından giden hat Pendik'te bir anda kuzeye doğru mahallelere girmeye başlıyor. Yani E-5 koridorundan çıkıyor, mahallelere giriyor. 5 kilometre, 5 istasyonluk bir hat oluşuyor. Ya biz bunu revize ettik; güzergahı ben revize ettim ekibimle beraber. Ben buradayken "planları işlenecekmiş" haberi geldi; "Ya durmayın" dedim ya, "yürüyün, kim ne diyorsa desin!" Ya biz bunu yaparken ortalık ayağa kalktı; CHP'li, AKP'li bütün meclis üyeleri, bütün herkes, ilçe belediye başkanı neler diyor bize? Biz buradayken 2025 Kasım meclis görüşmelerinde de aynı konu konuşuluyor.

Ya burada bakın, ben çok basit bir şey... Çok basit. E halkın güzergahını kısaltıyorsunuz, E-5 koridorunu tekrar alıyorsunuz, yolculuğunuz neredeyse %100'e yakın artıyor; E-5'teki otobüsleri artık Tuzla bandında kesiyorsunuz. O kadar basit teknik konular ki bunlar; ulaşım kararı. Ve 12.000.000.000 tasarruf elde ediyorsunuz. Ya bütün herkes beni şikayet etti, Başkanıma şikayet ettiler beni. Şikayet ettiler: "Bu adam kimseyi dinlemiyor ya!" Mahalleliye anlattık bunu, mahalleli bunu satın almış artık; buraya tabelalar koyulmuş, "metro geliyor" diye. Nasıl bunu iptal edersiniz? Ben anlattım bu tabloyu; "yürü" dendi bana yani. Zaten yürürdüm bakın, ben bunu yürütemezsem çalışmazdım zaten.

Ama irade bize yaptırdı bunları; 92.000.000.000 tasarrufu. E şimdi ben bu 92.000.000.000 tasarrufu oluştururken, e bunlar sabah 8 akşam 5 işe giderek mi oluştu? Ben bugün şu saat, mesela şu an benim çalışma saatimin orta bölgelerindeyiz şu an yani. Ben eşimden özür diliyorum. Özür diliyorum ya! Bugün de yani savunmada da mağdur ettik yani. E çalışırken her gün mağdur ettik, bugün savunma da buna denk geldi. Özür diliyorum yani. Ben sadece kendi eşimden değil; bütün çalışma arkadaşlarımın eşlerinden, ailelerinden de özür diliyorum. Pişman değilim, bakın yanlış anlamayın; ama özür diliyorum yani.

Şimdi Sayın Başkan, ben bir şey daha söylemek istiyorum. Benim için en önemli hususlardan bir tanesi; ben 300 küsur milyarlık bütçe yönettim. Bana 300 küsur milyarlık bütçe teslim edildi, emanet edildi. Ben 300 küsur milyar büyüklüğündeki bütçeden 90.000.000.000 TL harcamanın altına —güncellenmiş tutarlarla— 90.000.000.000 TL'lik harcamanın altına harcama yetkilisi olarak imza attım. Bugün bu 90.000.000.000 TL'nin çok şükür bir kuruşuyla yargılanmıyorum. Bir kuruşuyla yargılanmıyorum! İptal edilmiş bir ihaleye fesat karıştırmakla, iptal edilmiş bir ihalede olmayan SGK borcu varmış gibi söylenerek 697.000.000 TL kamu zararıyla suçlanıyorum. Biz 90.000.000.000 TL'yle, 90.000.000.000 TL'yle... Bu harcama bütçesiyle ve evveliyatıyla harcanmış ilave totalde 2.500.000.000 dolardan fazla alınmış kredi ve bu kredilerden daha fazlasını —hani aldığımız 2.550.000.000 Euro krediden daha fazlasını harcayarak, öz kaynak harcayarak— 65.1 kilometre, bakın ben özellikle altını çiziyorum, aldığımız yurt dışı kredilerden daha fazlasını harcayarak 65.1 kilometre raylı sistem hattı açtık.

65.1 kilometre! İstanbul'da 2019 yılına kadar olan raylı sistem ağını neredeyse %50 artırdık. 65.1 kilometre, 61 istasyon... Ben çok yorulmak istemiyorum, sadece bir konuda cevap vermek istiyorum. Şimdi bana liyakatsiz diye şu an yazıyorlarmış; "dijital liyakatsizlikler" vesaire... Şimdi ben 2012 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde göreve başladım. Mühendislik, kontrol şefliği, kontrol amirliği, şube müdür yardımcılığı yaptım; 2 şubede şube müdürlüğü yaptım, sonra daire başkanı oldum. Liyakatsiz dediğiniz adam bu yollardan geçti, bu yollardan geçti!

Şimdi benim bakın, benim mesela Çekmeköy-Sancaktepe-Sultanbeyli hattımız var. Benim şube müdürlüğü, müdür yardımcılığı yaptığım, kontrol amirliği yaptığım projem. 2024’ün 18 Mart'ında hizmete açtık biz bu hattı; kalanı da 19 Mayıs bu yıl, 2026’da hizmete açılacak. 4.4 kilometre hizmete açılacak. Ve bu 4.4 kilometrenin de, açılan 6.5 kilometrenin de her bir metre tünelinde, her bir metre istasyonunda benim onlarca kere ayak izim var ya! Ve bunun şahidi kimse değil, bunun şahidi orada çalışan işçiler, formenler, yüzlerce mühendis. Yüzlerce mühendis!

Ben bu projeye başladığımda, 2020 Ocak ayında ben bu projeye başladığımda bakın bu üç istasyon çalışmaları... Üç istasyon var; 4, 3, 3 istasyon açılışı hedefleniyor, 4 istasyon çalışması var. Ya 2017 yılı Mart ayında ihale edilmiş bir iş bu; %4 ilerlemeye gelmiş ancak 2019 Temmuza kadar. 2019 Temmuzda bir yönetim değişikliği olmuş; 2019 Şubat başında ben bu projeye atandım, hiçbir şey olmamıştı projede, aynı yerinde duruyordu. Çalışma talimatı verilmiş ama aynı yerinde duruyordu. 1. istasyon; yer teslimi yok. 2. istasyon; proje değişikliği var. Sağlık Bakanlığından, Milli Eğitim Bakanlığından, Milli Savunma Bakanlığından 3.5 senedir alınmamış izinler için Ankara'da kurumların kapısında yattık, anlattık. Dedik ki vatandaş için, ya Sancaktepe halkı için, Sultanbeyli ilçesi için ki o dönem yerel yönetimler AK Parti'de mi belediyede...

Ve burada Başkanım, ben şunu özellikle söylemek istiyorum; şöyle söyleyeyim: Şimdi tutuklu kaldığın süre itibarıyla muhtemelen biraz var da, şimdi bizim Halkalı-Kirazlı yani ülkemizde de aynı sistem tanıtımına çevirelim... Yo Başkanım, bir alakası kadar hepsi genel gerekli benim sahneye tabii... Ben iddiaları ve iddialara konu işlerin tamamını anladım.

Birinci ihale; bakın birinci ihale pazarlık usulü yürütülen bir ihale. Kamu zararı iddiası var, bütçeli yıl; bu kamu zararıydı, SGK borcuyla alakalı. Her şeyi detaylı, önünüzdeki dokümanlarda da verdik. İkinci ihale; yeni bir ihaleye fesat suçlaması var ama ihaleden elenen bir firmayla ihaleye fesat suçlaması var. Patenti bize ait! Yani bu suç gerçekleşirse patenti bize ait olacak bu suçlamaların; yani biz icat etmiş olacağız bu suçlamayı. Diyoruz ya "Halkalı-Kirazlı'yı hiç konuşmadık"; firmanın kendine göre, zaten bilirkişi ve SGK'ya göre de borcu olmayan tarihte borcu olduğu için ihaleye fesat karıştırıyoruz ayrıca. Yani bunun şeyi bize ait.

Ben bu iddialara cevap verdim. Ben bu bahsettiğiniz çalışmaları, "raylı sistem tanıtımı" dediğiniz işleri ben anlatmaya kalksam Başkanım; burada değil bir hafta, 5 gün ben burada kalsam bu emekler, bu çalışmaları anlatmakla bitmez. Bitmez! Çünkü bunlar mesai saatinde yapılan çalışmalar değil, mesai saatinde kazanılan işler değil yani. Ben bakın, bunları benim arkadaşlarım da detaylandırınca... Biz bu bütçeyle... Benim demek istediğim konu şu: Biz dönemimde harcanan bütçenin bir kuruşuyla yargılanmadık. Her kuruşun hesabını veririz, veririz yani! Her kuruşun hesabını veririz. Benden önce tanımlanan, çalışılan dönemde de yine aynı şekilde bütün her kuruşun hesabı verilir. Varsa bir düzeltme; işler kesin hesaba bağlanmadan yapılır. Ben ya 1997 yılında ihalesi yapılmış, 2007 yılında işletmeye açılmış, 15 senedir kimsenin kesin kabulünü yapmadığı Taksim-Yenikapı işinin kesin kabulünü imzaladım; imtina etmedim. Her gelen, benden önceki herkes imtina etmiş. Çağırdım hesabı yapan arkadaşı; "Ben mi yapacağım bunu?" dedi.

Kendimizi riske atarak kamu menfaati oluşsun diye yaptığımız işlemler, bugün bu iddianamede bu şekilde karşımıza çıktı. Benim söyleyeceğim tek şey şu; son olarak onu söyleyeceğim ve toparlayacağız:

Ben hiçbir ihaleye fesat karıştırmadım.

Hiç kimsenin herhangi bir ihaleye fesat karıştırmasına da asla müsaade etmem.

Benim ekibimdeki bütün arkadaşlarım, benimle birlikte gözaltına alınan arkadaşlarım; hepsi, hepimiz bugüne kadar nasıl çalıştı, ne oldu, ne yaptı, ne etti; her şeyi herkesin bildiği adamlarız biz yani, farklı değiliz. Şimdi benim arkadaşlarımdan, çocuğu LGS sınavına 2 hafta kala gözaltına alınan arkadaşım oldu ya! Ya çok şükür tutuklama olmadı yani ama yaşadı bunu yani. Niçin? Bu iddialar için. Bu iş mi ya? Yaklaşık maliyet komisyonundaki arkadaşlardan ne olabilir?

Bu adamlar... Ya biz bir ihaleye fesat... Öyle bir şey ki; yani ben buna karar vereceğim, müdürüm karar verecek, bütün üyeler karar verecek. Ya bir sorun; benim dairemde çalışan 300'e yakın kişiye bir sorun ya! Bir sorun; bu adam kime zorla ne yaptırmış? Ben böyle bir işte, bakın ben böyle bir işte "Adamın hiçbir belgesi uygun değil, hadi bunu görmezden gelin; adamın teminat mektubu falan görmezden gelin; hanımı tekrar harcıyor, görmezden gelin" mi diyeceğim?

Benim komisyon üyelerim burada, bunların hepsi benim arkadaşlarım; 10 yıllık, 12 yıllık arkadaşlarım. Bizde mühendislik yapmamış şef yok; şeflik yapmamış kontrol amiri, kontrol şefi yok; kontrol amirliği yapmamış müdür yok; müdürlük yapmamış daire başkanı yok bizde. Biz arkadaşız her şeyden önce. Biz her şeyden önce birbirine hesap sorabilen adamlarız. Ben desem ki buradaki komisyondaki yaklaşık maliyet komisyonundaki Atilla abime veya Zeki abime veya ihale komisyonundaki Hakan abime; ben dönüp desem ki: "Abi şunu görmezden gel." Böyle bir şey olabilir mi ya? Ya onlar benim yakama yapışır ya! Onlar... Ben onların yakasına yapışacağım onlar yanlış bir şey yaparken.

Biz böyle çalışan bir ekibiz; birbirini denetleyen bir ekibiz. Yaptığı her işin hakkını hukukunu hem koruyan hem de hesabını veren bir ekibiz. Ben bugün de veririm; bana teknik taraf... Ben verebileceğim her şeyin hesabını veririm. Ben yanlış bir şey yapmadım, yaptırmadım, yaptırmam da; arkadaşlarım da bana yaptırmaz. Biz böyle bir mekanizmayız.

Bu daire; 65 kilometre metro hattı açmış, 178 tane raylı sistem aracı almış, 62 kilometre ilave inşaatı devam eden, 278 adet ilave araç üretimi devam eden, 5 yılda 60.000 metre ray yenilemiş... Ben her şeyi geçemem, bir şeyi söylemeden geçemeyeceğim; bunu söylemek istiyorum ve bunu söylemezsem benim varlık sebebim inkar edilmiş olur yani. Ben bu adama oy verdim.

Ya biz... Ben arkadaşlarımın hepsine, buraya geldiğimde de tek bir şey söyledim ya; tek bir şey söyledim. Biraz önce anlattım; Kirazlı-Halkalı metro hattında ve diğer hatlarda yaptığımız tasarruflar bizim için yeterli değil. Yıllık 10.000.000.000'a yakın zarar eden bir raylı sistem işletmemiz var; biz bunu düzelteceğiz, bununla mücadele edeceğiz. Geçmişte yapılmış, yıllardır unutulmuş istasyon hakları var. Bugün bizim yeni projesini yaptığımız 15 istasyonlu bir hat ki istasyonların toplam büyüklüğü; M3 denilen Başakşehir-Kayaşehir-Kirazlı-Bakırköy hattındaki 3 istasyona eş değer. Yani 3 istasyon eş değer, muhtemelen aynı yolculuklar olacak; on binlerce metrekare ihtiyaç olan...

Biz iki istasyonu, Mahmutbey ve Kirazlı istasyonlarını aldık sıfırdan; işletme altındaki istasyonun içinde istasyon yapacağız. İstasyon içinde istasyon yapacağız! Ve bakın, oluşan tasarruf iki istasyonda 16.400 metrekare depo alanı çıktı. Bu ne demek biliyor musunuz? Bunun 8.500 metrekaresini İtfaiye Daire Başkanlığı kullanacak. İtfaiye Daire Başkanlığı'nın başka bir alanda 12-13 dönüm arazide inşa edeceği 8.500 metrekarelik bir depo inşaatı burada basit bir düzenlemeyle yapılacak; kiralanmayacak öyle bir depo alanı. Yine Mezarlıklar Daire Başkanlığı'nın bütün Avrupa Yakası'ndaki yıllardır kuramadığı sistemini kuracağı ilave 8.000 metrekare alan onlara tahsis edilecek. İlave 6.000 metrekareye yakın çok amaçlı ofis alanları; İETT'nin kiralık alanları boşaltılacak, Bağcılar bölgesindeki oraya taşınacak. Yine çalışma ofisleri 1.690 metrekare; bölgedeki kiralık İSPARK'lar buraya taşınacak, Ulubatlı...

Biz sadece yapılan işlerde değil, mevcut işletme altındaki hatlarda da geçmişte yapılmış hatalar neyse mücadele edeceğiz dedik. Ben artık 65 kilometre metro hattı açmışım; benim için kriter yeni bir hat açmak değil. Benim için kriter doğru... Ya doğru; nicelik değil niteliği artırmak, doğru proje üretmek, ihtiyaç kadar alan yapmak. Bir şey daha sonra söyleyeceğim; bizim inşaatını yaptığımız işlerin dışında Ulaştırma Bakanlığı'yla birlikte yürüttüğümüz yeni projelerimiz var. İstanbul'un yapılması gereken yeni projeleri...

Bizim bu dönemde iki tane hayalimiz var; bir tanesi... Bir tanesi büyük, iki tane çok hayalimiz var; bitmezdi yani. Ben yaptığımız işleri bir haftada anlattım, hayallerimizi bir ayda anlatırım. E şimdi bizim yaptığımız yeni projeler var. Bu yeni projelerin sonucunda oluşan toplam 200 kilometreye yakın ve 90 kilometresi Ulaştırma Bakanlığı tarafından da onaylı 5 tane projemiz var; İstanbul'da yeni yapılacak. Ve devamında yapılan hatlarla birlikte 2030 sonrası için 750 kilometrelik bir İstanbul raylı sistem planlamamız var. Biz bu planlamada, öncelikle en son 2011 yılında yapılmış İstanbul ana planını değiştirerek bu öncelikleri belirledik.

Bakın; Ceyhun'a göre, ona buna göre artık hat yapılmasın. Bakana, Başkana göre de yapılmasın; tekniğe göre, bilime göre yapılsın diye mücadele ettik. Buna göre yapılsın ve bir protokol oluşturalım, hatların önceliği belirlensin; Belediye Başkanı, Sayın Başkan, Sayın Bakan ortak protokol imzalasınlar, İstanbul'un bundan sonraki geleceği raylı sistem planlaması bitsin. Hayalimiz buydu bizim. Biz olalım, olmayalım; öncelikleri belirlenmiş, fizibiliteleri, projeleri doğru bir şekilde oluşturulmuş, ilave bir daha bu zararların oluşmayacağı bir sistem emanet edelim, bırakalım arkamızda. Bizim hedefimiz buydu, biz böyle çalıştık.

Ben 90.000.000.000 para harcadım; tekrar ediyorum, bir kuruşuyla yargılanmadım. İptal edilmiş bir ihaleye, bu iddialarla, fesat karıştırma iddiasıyla benim burada bulunmam "kamu tedbiri" deniyor. Takdir sizlerin Başkanım. Teşekkür ederim.

EKREM İMAMOĞLU’NUN CEYHUN AVŞAR’A SORULARI

Mahkeme Başkanı: Soruları pazartesi alalım soru soracaksanız. Müsaade edelim, verelim söz hakkını, verelim. Söz verin.

Ekrem İmamoğlu: Çok teşekkür ederim. Tabii Ceyhun Avşar Daire Başkanımızı dinlemekten gururlandım, teşekkür ederim. Ama şunu burada belirtmem lazım ve sizin yine az önce anlattığım şekilde aslında bürokrasiden ilk arkadaşıma soru soruyorum. İki belediye başkanımıza sordum, bir iştirak genel müdürüne sordum. Çünkü hep diyorum ya özür dileyerek; ne menem bir örgüt ki biz aslında örgütlü yapıyı bilimsel bir çatı altında yürütmeye gayret ediyoruz. Buna insan kaynakları bilimi diyoruz ama burada bir suç örgütüne döndürülmek isteniyor. Onun için bunların sizin huzurunuzda cevaplandırılması, mahkemenin de kararına hem de Türk milleti huzurunda söylenmesinin çok vicdani bir hat oluşturacağına inanıyorum. Ceyhun Bey, biraz böyle ritmik gidelim ki hem bu gece vaktinde sizi de yormuş olmayalım, mahkeme başkanımızı ve heyetini de. Söylediğiniz 2012 ama nasıl işe başladınız? 2012'den öğrenmek istiyorum. Ben de bilmiyorum, ilk defa soruyorum size yani.

Ceyhun Avşar: Başkanım, ben 2007-2010 yılları arasında yurt içinde ve yurt dışında projelerde çalıştım. 2010 yılında Kamu Personeli Seçme Sınavıyla, yani KPSS sınavıyla Eyüpsultan Belediyesi'ne atandım. Eyüpsultan Belediyesi bir ilçe belediyesi; çalışma kriterleri bana uymuyordu. Daha çok şantiyeci, daha çok sahada çalışmayı seven bir yapım vardı. Asaletimi aldığım günün ertesi günü dilekçe yazdım İstanbul Büyükşehir Belediyesi Raylı Sistem Daire Başkanlığına. O dönem bir müdürlüktü, atama oldu.

O zamanın şube müdürü ile geçişle alakalı görüşme yaptım. Şube müdürüm şu an Ulaştırma Bakanlığı'nda genel müdürlük yapıyor. Ve daire başkanlığını normalde memuriyetten istifa etme sürecim vardı; bana o dönem raylı sistemlerin de çok seveceğim, çalışabileceğim bir alan dendi. Ben de geldim, kendimi bildim bileli çalıştım. Hep çalıştım yani, başka bir şey yapmadım.

Ekrem İmamoğlu: Yani 2012'den beri oradasınız?

Ceyhun Avşar: Evet Başkanım.

Ekrem İmamoğlu: Şimdi burada şunu açıklamak isterim ki; Ceyhun Bey de belki yani bu şekilde işe başladığı dönemde konuşmadığımız için, başladıktan sonra, görevine başladıktan sonra tanıştığımız için bu hiyerarşik yapıyı da bilmenizi isterim. Mesela bir daire başkanı atanacağı zaman, daire başkanının onayını üstleri olan genel sekreter yardımcısı ve genel sekreter onaylıyorsa; ben onun kim olduğuna bile bakmam. Ve bir kriterimiz daha vardır. Bu birinci kriter; ikinci kriterimiz de şudur: "Önce içeriden birisini bulabilirseniz mutlaka bunu zorlayın" deriz. Dolayısıyla daire başkanı atanması esnasında yani Ekrem İmamoğlu'nun işte oluru ya da işte Ekrem İmamoğlu'nu ikna edecek çabanız mı oldu yoksa kendi içinizdeki o mekanizma mı işledi?

Ceyhun Avşar: Başkanım, ben geçmişten gelerek bir şey söyleyeyim. Ben çalıştığım dönemlerin hemen hemen hepsinde hangi görevi yaparsam yapayım, bir üst yöneticinin tarafından çok sevilmedim. Böyle geçti yani, benim hayatım böyle mücadeleyle geçti. Ben mühendisken de şefken de genelde böyle geçti. Ben yani doğal olarak bir an önce anlatacaktım, siz müsaade edince kısa kesip bitirmemi istediniz.Ben Çekmeköy metrosu müdür yardımcısı olarak... Zaten Üsküdar-Çekmeköy hattının ilk etabı Türkiye'nin ilk sürücüsüz metrosudur. Ben o hattın bütün aşamalarında çalışan, yani Türkiye'nin ilk sürücüsüz metrosunun bütün alt aşamalarında çalışmış; birinci etabını 2017'nin Aralık ayında açmış, ikinci etabını 2018 Ekim ayında açmış ekibin şefiyim. Ve o dönem müdür yardımcısının bir hastalığı vardı, müdür yardımcısıydım aslında; fiili olmasa da müdür yardımcılığı yapıyordum ve siz geldiniz. Doğal olarak o projenin devamında Çekmeköy-Sancaktepe-Sultanbeyli işinde ben şube müdür yardımcısı olarak görev aldım. Ve 2020 yılında sıfırdan başlayan 6 projemiz vardı. O 6 projeden 2024 döneminde açılan tek işimiz Çekmeköy-Sultanbeyli hattı oldu. Çünkü ben orada çalıştım, çok çalıştım. Ve bunun sonucunda şube müdürü oldum. Projeler Müdürlüğünde de şube müdürü oldum. Göreve başladıktan sonra ilk oradaki projelerden başlayarak çok büyük tasarruflar oluşturduk, projeleri arz ettik. Sonrasında atama döneminde sizinle hiçbir görüşmem olmadı; Sayın Genel Sekreterin olurlarıyla ve takdirleriyle o dönem daire başkanlığı gerçekleşti.

Ekrem İmamoğlu: Az önce dediğiniz 90.000.000.000 liralık, ki bugün güncel değerlerle de daha yüksektir, bütçeyi, ki bütçenin sahibi daire başkanıdır. Benim aslında hiç tanımadığım, liyakatiyle gelen siz ve sizin gibi arkadaşlarınız... Burada başka daire başkanı arkadaşım da olacak, onlara da soru soracağım. Emanet ettik. Peki, yine burada da arkadaşlarımız var, yine gözaltına alındılar sizinle beraber. Orada da dışarıdan duyduğum için, duruşmada gösterdiğin yönetici karakteri açısından yol arkadaşım olmandan da gurur duyuyorum. "Arkadaşların sorumluluğu yoktur, eğer madem bir suç varsa ben tümünü üstüme alıyorum" ısrarıyla arkadaşlarım o asliye sulh ceza mı oluyor işte, orada serbest bırakıldı ve sen tutuklandın. Seninle de yol arkadaşı olduğum için gurur duyuyorum. Hiçbirisiyle ilgili "şunu al, bunu alma", hangi siyasi partiden şudur budur vesaire, herhangi bir detayla, engellemeyle karşılaştın mı?

Ceyhun Avşar: Başkanım, ben şunu açıkça söyleyeyim. Ben, 2012 yılından beri burada çalışıyorum. Bizim şube müdürlerimiz daha eski; 2010 var, 2008 var. Şube müdür yardımcılığında 2006 var, 2007 var. Şeflerimiz 2010 var, 2009 var. Şimdi ben bu dairede, yani benim dönemimde de benden önce de çalışan kişilerin birçoğu zaten belirli bir tecrübe aktarımıyla gelen kişiler. Yani hepsi burada ve ben şöyle şikayet edildiğimi biliyorum: "Eski dönemin adamlarını göreve getiriyor. Ekrem Başkan müdahale etmiyor!” Bu eleştiri geliyor; gelen eleştiri varsa buydu yani! Ha biz "eski dönemin adamı" veya... Ya bizim ne zaman işe girdiğimiz, Kamu Personeli Seçme Sınavı ile atanmış memurların hangi dönem işe girdiği... Hangi yönetim değişikliğiyle… Biz görevimizi yaptık? Görevimizi yaptık; bize ne görev verildiyse görevimizi yaptık. Fayda sağlayabildiğimiz ölçüde görev yaptık. Bu görevi yaparken de her zaman yerimize yapabilecek kişileri de hazır etmeye çalıştık, orada da sabit kalalım.

Ben hiçbir görevde 2 seneden fazla görev yapmadım; öyle bir fazla görev yapma gibi amacım da olmadı. Olmadı, olmaz da zaten; olmaması da gerekir. Belki hepimizin kalkması gereken zaman var. Ben hiçbir şekilde kendi kontrol teşkilatlarım, bir tane müdür yardımcısı, bir tane gel, bir tane... Sadece kontrol teşkilatı değil, yani bir tane taşeron... Ya biz Başkanımızın yakın bir akrabasının 2024’ün seçim öncesi bir döneminde, bir hattı açarken biz alt yüklenici firmada çalıştığını öğrendik. O da adam "selam vermek zorundayım, selam versem olur mu?" diye sordu. Dedi ki "ne demek yani?" Yürüyen merdiven firmasında çalışan bir kişiymiş; eski sektörün 20 yıllık personeli, hepimizin tanıdığı. Olmasın; bir firma ne bir personel...

Ekrem İmamoğlu: Yani buraya ilave açtığınız konuyu ama Ceyhun Bey, yine çalışacağınız firmalar ya da çalıştığınız firmalarla ilgili, direkt ya da dolaylı, size herhangi bir dayatmam, ihale vesaire süreçlere bir müdahalem oldu mu?

Ceyhun Avşar: Başkanım olmadı. Sizin ben sadece bizde değil, hiçbir alanda böyle bir şey yok yani. Bu ben değil, bütün daire başkanları buna şahitlik edecektir. Herkes şahitlik edecektir. Ben de açıkçası Başkanım, hani siz de biliyorsunuz, yani öyle bir ortamda biz de çalışmayız; sizin öyle bir tasarrufunuz olsa zaten biz orada bulunmayız yani. Ne ben ne ekibimdeki arkadaşlar, bulunma zorda yani.

Ekrem İmamoğlu: Peki çok teşekkür ederim. Son olarak şunu söylemek isterim Sayın Hakim; hani bunu da bilmeniz gerekir. Çünkü arkadaşımız tabii ki dertli. 10 aydır hapis yatıyor. Hepimiz bir ızdırabın içerisindeyiz. Ben her arkadaşımın yüzünden, gözünden akan ızdırabı görüyorum ve gerçekten bu büyük bir kul hakkıdır bize göre. Büyük bir iftiranamedir. Yani gerçekten şurada bir ihale soruşturulamaz mı? Soruşturulur. Dava açılamaz mı? Açılır. İddia ile ifade ediyorum ki; Türkiye'de ilk defa böyle bir mahkeme, böyle bir dava ya da böyle bir soruşturma ilk defa tutuklu yürütülüyor. Bakın iddia ediyorum; bir tane daha koysunlar önüme, ben bütün mesuliyetlerimden kendimi geri çekeceğim, bundan sonraki mesuliyetlerimden de. Çünkü bu bir kurgu. Üzülerek ifade ediyorum. Burada nasıl bir kamu yararı arayışı olduğunu biliyorum. Ben ihale sürecinin de bir bölümüne tesadüfen bir ziyarette katıldım, öyle değil mi Ceyhun Bey? Yani katıldım ve "cesaretle fiyat verin" dedim. "Bakın burada hiç davet edilmemiş firmalar da var" dedim. Tesadüfen Yenikapı'da aşağıda bir açılışa gelmiştim; dediler ki "yukarıda tanıtım toplantısı var." Davet edilen firmalara tanıtım toplantısı değil mi Ceyhun Bey?

Ceyhun Avşar: Teknik sunum yapılıyordu. Konunun daha net anlaşılabilmesi için, davet süresinin kısıtlılığına binaen daha net anlaşılabilmesi için ve bir önceki yerde davet edilen firmalar nezdinde değil, tüm firmalara eşit bir şekilde "rekabetçi bir teklif verin" denildi. Çünkü bizim için ikinci ihalede rekabetçi teklif almak çok kritik; benim için çok riskli bir dönem. Yani ben ihale ettiğim sürece büyük bir risk altındayım. Ve firmalara tanıtım yapıyoruz; projeyi daha net anlatıyoruz hem risklerini hem projenin kolaylığını, her şeyi anlatıyoruz ama o gün açık söyleyeyim, ben daha çok kolaylığını, genel durumunu gösterir bir şekilde projeyi tanıtırım. Ve orada Başkanımız toplantıya katıldılar.

Ekrem İmamoğlu: İktidara yakın da firmalar var. Hepsi bilinen yani. Hiç çağrılmamış, yurt dışında iş yapan firmalar da var. Dedi ki: "Bak hiçbirinizi birbirinden ayırmayız, iyi fiyatı veren alır." Şunu son şeyi söyleyerek bitiriyorum; Valiliğin ismi geçti. Her konuya mesaj yetiştiren Valilik, bakalım burada lehimize bir açıklama yapacak mı? İsmi geçtiği için söylüyorum. Çok merak ediyorum. Gerçekten önemli ama bir husus gerçekten bu çok onur kırıcı. İktidar partisi adına görev yapıyorum diye, alçakça, bu arkadaşlarımızın onuruna, gururuna laf yetiştiren o siyasileri kınıyorum. Gerçekten sizi de zor durumda bırakıyorlar. Çünkü bugünün iktidarının, bugünkü siyasi ortamın, yargıya müdahale ettiği konusundaki o büyük yorum, algı ve bana göre de ne yazık ki öyle olduğu çok ortam yaşadık. Bugün artık adalet inancı %15’lere kadar indi. Siz bunu ayağa kaldıracak bir koltukta oturuyorsunuz; siz ve sizin gibi yargıçlar. Bu arkadaşlarımızın onuruna laf yetiştiren bu alçaklığı kınıyorum. Herkesin evinde çocuğu var; kızı var, oğlu var, eşi var, annesi var, babası var. Bu feryat ona binaen Sayın Hakim, yoksa başka bir şey değil; inanın bu feryat ona binaendi. Sadece bunları ifade etmek istemiştim, fırsat verdiniz; teşekkür ederim. Ceyhun kardeşim Allah seni korusun.

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar