İmamoğlu'ndan AK Parti dönemine gönderme: "Keşke savcılık 2019 öncesini de sorsa!"
92'si tutuklu 414 ismin yargılandığı İBB davasının 25. celsesi görüldü. Duruşmada Ekrem İmamoğlu, Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu'na yönelik sorularıyla AK Parti dönemine ve yargıdaki engellere dikkat çekti.
Tutuklu İBB BEkrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 92'si tutuklu 414 ismin yargılandığı İBB davasının 25'inci celsesi bugün görüldü.
İBB davasında bugün savunma yapan Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu'nun annesi Fatma Melahat Karaoğlu ise "Çok üzgünüm. Oğlum 1 senedir suçsuz yere içeride. Onu çok seviyorum, bir an önce çıkmasını istiyorum" diye konuştu.
Duruşmada Ekrem İmamoğlu, Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu'na şu soruları sordu.
Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, Sayın Heyet; Elçin Bey'i tabii dinledik. Çok teferruatlı bir açıklama ve savunma sürecini dinledik. Birçok konuya burada detaylı bir şekilde vakıf olduk. Yani şunu ifade etmek istiyorum: Gerçekten bunu söyleyerek sorularıma başlamak istiyorum Sayın Başkan. Bu tür bir iddianame ve bürokrasinin bu şekilde tutuklu yargılanma biçimi üzerinden, bu liyakat dışı ve gerçekten gerçeklere, hakikatlere ve delile dayanmayan bir iddianame uydurulur ve devamı da bu şekilde yürütülürse, Türkiye'de ne bir belediye başkanı kalır görevinin başında ne bir bürokrat kalır ne bir meclis üyesi kalır. Herkes mahkemelere doluşur, cezaevlerine doluşur. Kendini bilmez iddia makamları yüzünden de bu ülkenin devlet kurumu yerli bir, yerli yeksan olsun. Çok net ifade ediyorum.
Çünkü yargılama, hesap verme elbette ki kamu görevi yapan herkesin asli görevidir, hususudur. Ama bu şekilde izahların yapılabileceği ortamların usulleri var zaten. Soruşturmaları yapılır, bir sürü aşamalardan geçer insan ve yargılama, tutuklama hani en son işken, bizim yaşadığımız süreç Sayın Başkan, gerçekten önce yargılama değil, “önce tutuklama ve sonrasında bu işler gelir” şekilde yürütülüyor ve birçok alanı da manipüle edilerek yürütülüyor. Hem bilirkişi raporları manipüle ediliyor hem az önce ismi geçen birtakım kurumlar, Şehircilik Bakanları… Nasıl yazı yazdıklarını da ben biliyorum. Nasıl baskı altında yazı yazdıklarını ya da siyasi talimatla yazı yazdıklarını da ben biliyorum. Kendi yaşamımdan yaşıyorum şu anda. Şu anda ben, kendi kişisel yaşamımda yaşıyorum. Kendi iş yaşamımdan, ailemden yaşıyorum. Şehircilik Bakanlığı başta olmak üzere.
O bakımdan bunun bu şekilde bir yargılamaya dönüştüğünü sizin huzurunuzda beyan etmek benim için bir sorumluluk. Siz de farkında olduğunuz hususlar vardır, olmadığınız hususlar olabilir. Bu bağlamda bilmenizi isterim. Böyle kasıtlı ve gerçekten kötü bir durum yani. Niye kötü bir durum? Gurur duyduğum bir bürokrat arkadaşımı dinledim. Bir kez daha onur duydum, birlikte olmaktan ve birlikte çalışmaktan. Elbette çok detaylı anlattığı için kendi meslek yaşamını nasıl tanıştık, nasıl göreve başladın sorularını sormayacağım kendisine. Ama başarılı bir devlet memuru ve bürokratla çalışmaktan onur duyduğumu ifade etmek isterim. Tam da bundan bir şey sorarak başlamak, sonra bir açıklamayla ikinci soruma geçmek istiyorum.
Elçin Bey, size direkt veya dolaylı, gayrimeşru, asla kabul edilmeyecek, bir hukuka uygun olmayan, hukuksuz bir talimatım, kişiye özel bir irtimas, ‘ya şunu şöyle yap bunu böyle yap’ tarzında bir yaklaşımla herhangi bir diyaloğumuz, bir konuşmamız, bir talimatım olmuş mudur?
Elçin Karaoğlu: Olmamıştır Sayın Başkanım.
Ekrem İmamoğlu: Elçin Bey, şimdi bir soruma daha geçeceğim. Ama o sorumdan önce, şunu da sormak istiyorum: Boğaziçi, önemli bir hat. Az önce Göksu’yu bahsettiniz. Aynı şeyi Emirgan'da yapmıştık. Yine aynı şeyi Ortaköy'de yapmıştık. Ki Emirgan'ı komple temizleyerek, insanların o ön bölümdeki kaba bütün yapıları ortadan kaldıran uygulamaları yapmıştık.
Elçin Karaoğlu: Başkanım, Sarıyer Meydanı var. Beykoz Silolar var…
Ekrem İmamoğlu: Aynen öyle. Yani birebir sahaya çıkıp, bunları İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin son 30 yıllık tarihinde azdır diye söylüyorum. Birebir toplantılar, brifingler yaptık; topluca, sizin de olduğunuz, başka arkadaşların da olduğu. Oralarda da İstanbullunun lehine işlerin dışında, yine bir kişiye özel bir mekan ziyareti, bir alan ziyareti yapıp, bunları mı konuştuk, yoksa neyi konuştuk? Yani bunu biraz kısa bir şekilde anlatabilir misiniz? Hangi alanlarda neleri konuştuk? Göksu örneğini verdiniz ama yine de birkaç örnek ve ondan sonra yapılan uygulamalar, yıkımılar… Bunları bahseder de misiniz?
Elçin Karaoğlu: Şimdi Başkanım, bizim Boğaziçi ön görünümdeki çalışmalarımızla ilgili, sizinle olan koordinasyonumuz, alandaki bölgeye değer katacak, bölgede kentsel tasarım anlamında yeni fonksiyonlar alana yükleyecek birtakım çalışmalar minvalinde sizle görüşmelerimiz olmuştur. Yani bu projeler bağlamında, bu projelerin üretilmesi, planlanması, koordinasyonu ve bunun diğer birimlerle birlikte çözümlenmesi anlamında görüşmelerimiz olmuştur. Bunun haricinde, buradaki genel anlamda geçmişten bugüne birikmiş bir problem olan kaçak yapılaşmalarla ilgili, depreme dayanıklı olmayan binaların nasıl güçlendirileceğiyle ilgili mevzuata dair bakanlıkla da birlikte hareket ederek neler yapılabileceğiyle ilgili, bu tarz görüşmelerimiz olmuştur. Onun dışında kişiye özel, yapıya özel, konuya özel herhangi bir görüşümüz olmamıştır. Alan, değerli bir alan. Türkiye'nin göz bebeği bir alan. Bu alanı daha da değerli kılmak için yaşanabilir, sürdürülebilir, gelecek nesillere aktarılabilir kılmak için bununla ilgili rutin çalışmalarımız dışında, İBB'nin diğer birimleriyle birlikte çalışmalar yapmışızdır.
Ekrem İmamoğlu: Evet. Sayın Başkan, bunlar önemli. Çünkü burada şehri kirletmeden, çevre kirliliğinden, şundan bundan üst üste koya koya 2500 yılla yargılayan bir insan burada karşınızda. Bunu tepki olarak söylemiyorum yanlış anlamayın. Dolayısıyla bunların açıklığa kavuşması lazım. Zira bir hususta, mesela bir yıkıma gittiğinizde, ki birçok rapor anlatırken, birçok yürütmeyi durdurmadan bahsettiniz. YD deyince anlıyorsunuz da ben yürütmeyi durdurma deyince anlıyorum. Yürütmeyi durdurma işlemiyle birçok yıkım ve işleminizin engellendiğini ifade ettiniz. Bence yargının da bu anlamda kendine bir özelleştiriyle geçirmesi gerektiği bir husus olduğunda altını çizmek isterim. Bir de özellikle bir şeyden bahsettiniz. Ben onu merak ediyorum. Kaymakamlığın, bir işte ismi geçen kişiye ait villada ya da yapıda her neyse, kaymakamlığın özel bir hususta -ismini söyleyemeyeceğim- özel ben onu merak ettim, -Üsküdar’da- tekrar kayda geçmesini istiyorum.
Elçin Karaoğlu: Benim göreve gelmeden önceki dönemde yaşanmış bir hadise. Ben dosyaya baktığımda, dosyada bunu gördüm. Tutulan ikinci yapı tatil tutanağından sonra alınan yıkım kararına ilişkin olarak, mahalline gidiliyor yıkım ekipleriyle, ekipmanlarıyla birlikte. Yıkım esnasında Üsküdar Kaymakamlığı’nın “tecavüzün ve müdahalenin men’i” kararı tebliğ ediliyor, sunuluyor.
Ekrem İmamoğlu: Ne anlama geliyor bu?
Elçin Karaoğlu: Yani buraya müdahale edemezsiniz anlamına geliyor.
Ekrem İmamoğlu: Bunu kaymakam alıyor değil mi? Yani bir mahkeme kararı değil?
Elçin Karaoğlu: Kaymakam alıyor. Kaymakam alıyor. Kaymakam Bey'in bu kararıyla birlikte yıkım gerçekleşmiyor. Bu yıkımın gerçekleşmediğine dair bir tutanak bulunuyor. Bu karardan dolayı gerçekleşmediğine dair.
Ekrem İmamoğlu: Sizden önce derken… Yine 2019… Bizim seçimden sonra yani.
Elçin Karaoğlu: Evet. Bu karar, daha sonra yargıya konu ediliyor. Bununla ilgili itirazlar yapılır, yapılmaktayken, sanırım 5. İdare Mahkemesi'nin karşı tarafın açtığı dava üzerine aldığı bir yürütmeyi durdurma kararından sonra, kaymakamlık,
Ekrem İmamoğlu: Hangi eylem?
Elçin Kararoğlu: Palazoğlu…. Bu itirazların devam ettiği kararını, yeni bir yazıyla ortadan kaldırıyor. Hani ben aslında bu müdahaleyi, yıkım açısından durdurmadım. Hani buraya dolgu yapamazsınız gibi anlamda bu karar alındığı gibi ifadeyle sonra tabii o arada da mahkemenin adlı yürütmeyi durdurma kararı alındı.
"KEŞKE SAVCILIK 2019 YILI ÖNCESİ YETKİLİLERE DE İŞLEM YAPABİLSE!"
Ekrem İmamoğlu: Yani bu torpilli şahıs, önce kaymakamın üzerinden, sonra da nasıl oluyorsa bir mahkeme üzerinden… Önce kaymakamın bir irade yetkisiyle -neyse o yetkinin adı- İstanbul Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nü püskürtüyor. Ardından da yine bir mahkeme kararıyla, bu vatandaş zaman kazanıyor. Yani bir nevi zaman kazanıyor. İşte yanlış anlamayın, sizin kutsal cübbenizden bahsetmiyorum ama bazı cübbelilerin çok işe yaradığı da belli oluyor galiba. Ve o iş, bir şekilde torpile dönüşebiliyor, ‘cübbeli’ diye meşhur olan insanların ve yakınların üzerinden. Şimdi buradan yola çıkarak, bana göre, size göre değil. Size göre söylemek istemem. Ben, üzerime alarak bu ifadeyi kullanıyorum: İstanbul’un en yağmacı, en bir şeye dönüşmüş, ne diyelim adına, ranta dönüşmüş, yağma edilmiş, bir katliama dönüşmüş, İstanbul Boğaziçi süreci, 2019 süreci öncesi yaşanmıştır. Niye derseniz? Az önce 2009’dayapılan, sıfırdan yapılan yapılar gibi Boğaz, bu yapılarla doldurulmuştur. Özellikle 1994-2019 arası.
Hatta… Buradan bir soruya geleceğim. Hatta şunu söyleyeyim. Mesela Boğaz'da… İşte o kararı veren genel sekreter yardımcımız burada. Buradaydı ama şimdi yok. İmar Daire Başkanımız Ramazan Bey. Ki yüzü gözü darp edilmiş bir şekilde olaya maruz kalmıştır. Boğaz'ın kıyısındaki yapıları yıkarken, Üsküdar Meydanı'nda, Boğaz'ın kıyısında, yine 2019 öncesi yağma edilen, fetret dönemini İstanbul'da yaşatan AK Parti döneminde yağma edilen İstanbul'daki oy yapıları yıkarken, önümüze 250 tane polisi diken dönemin İçişleri Bakanı ve dönemin İstanbul Valisi… Sonradan İçişleri Bakanı olan kişi ve emniyet müdürü vasıtasıyla, önümüze polisleri dizerek bizim yıkımımız engellenmiştir. Bu yıkımın engellenmesi, aslında fetret döneminin İstanbul'da bittiği, ama aynı şekilde merkezi idarede devam ettiğini yaşadığımız bir döneme dönüştüğünün işaretidir.
Buradan şu soruya gelmek istiyorum Elçin Bey: Bizim dönemimizde, 2019’dan bu yana sıfırdan ya da gözümüzden kaçarak şu bu… Boğaziçi'nde, Boğaz hattında tek bir yapı yapılıp, bir restoranta… Az önce iddia makamı soruyor. İşte oraya yemeğe gitme, buraya yemeğe gitme vesaire gibi sorgulama yapıyor. Haklı olarak insan olarak yapıyorsa haklı olarak yapıyor. İnsani olarak yapıyorsa, haklı olarak yapıyor. Ama kasıtlı yapıyorsa… Mesela, 2009’dan bu yana niye yıkılmadığına dönük, keşke o cesareti gösterse de iddia makamı mesela o dönem görev yapanlara hakkında bir suç duyurusunda bulunsa mesela. Veya bunun gibi başka detaylarda suç duyurusunda bulunsa İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı. Bizim dosyalarımız 2019 öncesi ihaleleri muhatap dahi almayarak hazırlanmıştır. O bağlamda 2019'dan bu yana, 7 yıldır herhangi bir yapı sıfırdan yapılmış, bir işletmeye dönüşmüş, buna müsamaha gösterilmiş, buna ruhsat verilmiş veya bir şekilde göz yumulmuş tek bir yapı... Bırakın bir binayı, bir tavuk kümesine dahi müsaade eden bir dönem yaşattık mı?
Mahkeme Başkanı: İddia makamı da benzer soruyu sordu. Orada da avukatımızın TCK 201 kapsamında itirazı oldu. Size de aynı itirazı ileri sürmesini beklerdim zaten. Yani şimdi bu soru müvekkilinize soruluyor, o anlamda itirazı...
Ekrem İmamoğlu: Hayır, kendi yetki alanında da olsun, esprisi olarak yapıyorsanız gülelim ama espri değilse Sayın Başkan; çok ciddi bir soru.
Mahkeme Başkanı: Sayın Başkan, Avukat Bey'in de itirazı üzerine o sorunun sorulmasını engelledik.
Avukat: Soru aynı soru değil. İkincisi, malum Ceza Muhakemesi Kanunu ve Avukatlık Kanunu'na göre müdafilerin görevi sanığın savunmasıyla ilgilidir. Dolayısıyla ben müvekkilin lehine bir soru olduğunu düşünüyorum. Aynı soru değil, aynı soru değil! Sayın Savcımız diyor ki: "Siz kaçak olduğunu bildiğiniz yapılara..."
Mahkeme Başkanı: Siz ona itiraz ettiniz, biz de o sorunun sorulmasını engelledik. Yani isnat kapsamında böyle bir şey yok dedik. Aykırılıklara ilişkin neden işlem yapılmadığı, yıkılmadığı yönündeki soruya itiraz ettiniz. Biz de o soruyu sorup...
Ekrem İmamoğlu: Hayır, "yıkılmadı" diye bir soru sormuyorum zaten. Sizin döneminizde, bizim 2019 döneminden bugüne ya da kendi döneminde; İstanbul'da tek bir yapıya müsamaha gösterilmiş mi? Bundan daha kıymetli bir soru mu var?
Mahkeme Başkanı: Şimdi görevinin gereklerini yerine getirmediği yönünde bir isnat var mı bizim iddiamızda? Yoksa öyle...
Ekrem İmamoğlu: Hepsi öyle. Savcı’nın bütün soruları öyle! Savcının bütün soruları öyle. Cevabını duyalım; hem kıyaslama yaparız AK Parti'nin fetret dönemiyle ve İstanbul'u yağmalamalarıyla...
Mahkeme Başkanı: Cevap vermek zorunda değilsiniz, takdir sizindir.
Ekrem İmamoğlu: Müsaade ederseniz Başkanım, bu sorumu tekrar şöyle sorayım: AK Parti'nin İstanbul'a yaşattığı 1994-2019 arası fetret döneminden sonra, 2019 yılından itibaren o yağma döneminden sonra; herhangi bir sıfırdan yapı, sıfırdan bir bina yapılmış mıdır, yapılmamış mıdır?
Mahkeme Başkanı: Müsaade edin, sorular araya girdikçe bulandırıyor yani.
Ekrem İmamoğlu: Yok, anlamıştır merak etmeyin.
Mahkeme Başkanı: Cevap vermek istiyor musunuz?
Ekrem İmamoğlu: Usulsüz bir yapı var mı yani? Bu kadar net.
Elçin Karaoğlu: Tabii cevap vereyim. Benim dönemimde böyle bir durum söz konusu olmamıştır. Yani biz böyle sıfırdan herhangi bir kimseye kaçak inşaat yaptırmadık. Göz yumduğumuz herhangi bir yer de yok.
Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan, teşekkür ederim. Müdahale ettiniz ama yine de ben cevabımı aldım, kayıtlara geçti. Bunlar önemli. Çünkü bu davanın tek bir amacı vardır; siyasi bir davadır. Kendileri yazmıştır iddianameye siyasi olduğunu. Sayın Cumhurbaşkanı'nın "Ahtapotun kolları" diye ilan ettiği davanın başlangıç cümlesidir "Ahtapotun kolları". Bu iddianamede ve bunun gibi daha benzeşen çok cümleler vardır. 2019 öncesine de elini değdirmeyen, "cıs" yapan bir İddia Makamı vardır. Bu iddiayı hazırlayan Başsavcı da şu an Adalet Bakanı'dır. Nokta. Teşekkür ederim.
Mahkeme Başkanı: Başka sorusu olan var mı? Avukatlardan?
Ekrem İmamoğlu: Yok cevabımı aldım
Kaynak:Haber Merkezi