İmamoğlu’nun koruma müdürü Akın: "Devlete ömrümü verdim, örgüt üyeliğini reddediyorum!"
İBB Davası'nın 22. gününde savunma yapan İmamoğlu’nun tutuklu koruma müdürü Mustafa Akın, "Yıllarını devletine ve milletine hizmet etmekle geçirmiş biri olarak bana isnat edilen özel vasıflı örgüt üyesi suçlamasını kesinlikle kabul etmiyorum” dedi.
GAZETE PENCERE - CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu İBB Davası'nın duruşması 22. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda, devam ediyor.
Duruşma, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu koruma müdürü Mustafa Akın’ın savunmasıyla devam etti. Akın hakkında iddianamede, birden fazla eylem kapsamında çeşitli suçlamalar yöneltildi.
İddianamede, Eylem 15 kapsamında, MAKYOL sahibi Adnan Çebi’nin ortağı olduğu Le Meridien Otel’de gerçekleştirildiği öne sürülen toplantılar öncesinde gizliliğin sağlanması amacıyla kameraların kapattırılması, sinyal kesici (jammer) kullanılması ve örgütsel faaliyetlere ilişkin delillerin karartılması suretiyle örgütün gizliliğine riayet edilmesinin sağlandığı iddia edildi. Bu kapsamda Mustafa Akın’ın söz konusu süreçte aktif rol aldığı ileri sürüldü.
Eylem 17 kapsamında ise 19 Mart sonrasında İBB Başkanlık Konutu’ndaki kameraların sökülmesine ilişkin talimatı verdiği iddia edilen Akın’ın, delillerin ortadan kaldırılmasına yönelik hareket ettiği öne sürüldü.
Eylem 18’de, Ertan Yıldız’ın etkin pişmanlık kapsamında ifade veren şoför Bayram Yıldırım’ın beyanlarına dayanılarak, Florya’daki eski başkanlık ofisine yemek sepetleri içerisinde rüşvet parası ve çeşitli teknolojik cihazlar getirildiği iddiası yer aldı. Bu kapsamda Akın’ın söz konusu mekânda kontrolü sağladığı ileri sürüldü.
Eylem 30’da ise iş insanı Ali Şükrü Malaz’a ait Pendik’teki bir arsanın usulsüz şekilde elinden alındığı, burada gerçekleştirilen konut projesine Adem Soytekin’in dahil edildiği ve konutların zararına satıldığı iddia edildi. Aynı iddiada, söz konusu satışların CHP kurultayı için kaynak oluşturduğu da öne sürüldü. Mustafa Akın’ın ise bu süreçte eniştesi üzerinden daire aldığı ve kamu zararına ortak olduğu iddia edildi.
Öte yandan, bir önceki celsede savunma yapan Ali Kurt, söz konusu konutların ekspertiz değerinin altında değil, yaklaşık yüzde 30 üzerinde satıldığını belirterek, satış sözleşmeleri üzerinden bu durumu mahkeme heyetine sundu.
“25 YAŞINDA SIRTINA KEFEN GİYMİŞ BİR İNSANIM”
Akın, Emniyet Teşkilatı’na 1989 yılında katıldığını, hayatım boyunca hedefleri olan bir insan olduğunu, bu doğrultuda 1992 yılında Polis Özel Harekat Şube Müdürlüğü’ne başvurduğunu, Gölbaşı’nda üç aylık eğitimimi tamamladıktan sonra, Ağrı Özel Harekat Şube Müdürlüğü’nde göreve başladığını anlattı.
Ağrı’da göreve başladığı yılların, terörün en yoğun olduğu dönemler olduğunu vurgulayan Akın, şöyle konuştu:
"Başta PKK olmak üzere, ülkemizin birliğine kasteden tüm terör örgütleriyle mücadele etmek üzere bu görevi hiçbir karşılık beklemeden, büyük bir inançla kabul ettim. Ağrı Özel Harekât’ta, Türkiye’nin dört bir yanından gelen 42 vatansever arkadaşımla birlikte görev yaptım. Diyarbakır’dan Van’a, Edirne’den Artvin’e kadar farklı şehirlerden gelen bu arkadaşlarımla aynı ideal uğruna mücadele ettik. O döneme ilişkin bir hususu da özellikle belirtmek isterim: Aynı binayı paylaştığımız Bölge Trafik Şube Müdürlüğü’nde görev yapan polis memurları, bizden daha yüksek maaş alıyordu. Trafik polisleri çeşitli tazminatlardan yararlanırken, biz özel harekât personeli olarak bu imkânlardan faydalanamıyorduk. Bunu, yaptığımız görevin mahiyetinin daha iyi anlaşılması için ifade ediyorum. Sayın Başkan, Sayın Heyet; ben bu göreve giderken ailemle helalleştim. O tarihte henüz 2 aylık olan oğlumu geride bırakarak, 25 yaşında adeta sırtıma kefen giyerek bu görevi kabul ettim. Bu ifadeyi özellikle tekrar etmek isterim: 25 yaşında sırtına kefen giymiş bir insanım. Bu nedenle açıkça ifade etmek isterim ki; ben bu devlete hayatını adamış bir insanım. Görevim gereği çocuklarımın büyümesine, yetişmesine çoğu zaman şahit olamadım. Çünkü kendimi bu vatana hizmete adadım. Bu süreçte çocuklarımı yetiştiren, onları vatanına ve milletine bağlı bireyler olarak büyüten eşime özellikle teşekkür etmek isterim.
Eşim, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve değerleri doğrultusunda görev yapan, Türkiye Cumhuriyeti’nin başöğretmenlik unvanını hak ederek kazanmış bir eğitimcidir. Bileğinin hakkıyla bu unvana ulaşmış, pek çok öğrenci yetiştirmiştir ve bugün o öğrenciler ülkemizin çeşitli kademelerinde görev yapmaktadır. Kendisine minnettarım. Onun emeğini, fedakârlığını nasıl öderim bilmiyorum. İnşallah kalan hayatımızda bu borcu bir nebze olsun telafi edebilirim."
"DEVLET BANA GÖREV VERİRSE YAPARIM"
Mustafa Akın, emekli olduktan sonra da çalışmaya ara vermediğini, hiçbir zaman iş seçmediğini, siyasi bir aidiyetinin olmadığını, hayatı boyunca görev odaklı hareket ettiğini anlattı.
Akın, "Devlet bana görev verirse yaparım, kendim bir görev üstlenirsem de en iyi şekilde yerine getiririm. Bunun dışında hiçbir şeyi kabul etmem. 2012 yılında çeşitli teklifler aldım ve yaklaşık 2,5 yıl Vahap Küçük ile çalıştım. Kendi isteğimle ayrıldım; dostluğumuz halen devam etmektedir. 2014 yılında ise Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanı seçilmesinin ardından, belediyede güvenlik yapısını güçlendirecek bir görev için teklif aldım. Ailemle istişare ettikten sonra görevi kabul ettim. O günden bugüne kadar, birlikte disiplinli ve başarılı bir çalışma süreci yürüttük. Sayın Başkan’ı çalışkanlığı ve üretkenliğiyle tanıdım. Bu bir övgü değil, bir tespittir. Görev sürem boyunca birlikte çalıştığım tüm arkadaşlara bilgi ve tecrübemi aktarmaya, onları liyakat esasına göre yetiştirmeye gayret ettim" dedi.
MUSTAFA AKIN’DAN “ERZURUM’DAKİ TAŞLI SALDIRI” VE “BALIKÇI KAHRAMAN” AÇIKLAMALARI...
İddianamede tarafına suç olarak isnat edilen hususun, aslında mesleki yükümlülüğü olan VIP koruma ve kollama görevine ilişkin olduğunu aktaran Mustafa Akın, şöyle devam etti:
"Bu nedenle öncelikle bu görevin mahiyetini kısaca açıklamak istiyorum. VIP koruma; başta Ekrem İmamoğlu ve diğer üst düzey kamu yöneticileri gibi devletin koruma kapsamına aldığı kişilerin güvenliğinin sağlanmasıdır. Ancak bu görev yalnızca fiziki korumadan ibaret değildir. Altını özellikle çizmek isterim ki; VIP koruma hizmeti, kişinin sadece fiziksel güvenliğini değil, aynı zamanda sosyal hayatını, özel hayatını, itibarını, kişisel verilerini ve temel haklarını korumayı da kapsar. Bu, dünyanın her yerinde kabul edilen tanımıdır. Biz de görev yaptığımız süre boyunca bu anlayışla hareket ettik ve görevimizi bu çerçevede yerine getirdik. Somutlaştırmak adına iki örnek vermek istiyorum. Birincisi, fiziki korumaya ilişkindir. Erzurum’da Sayın Başkan’ın mitingi sırasında otobüs üzerinde gerçekleştirilen taşlı saldırı, koruma ihtiyacının ne kadar hayati olduğunu açıkça göstermektedir. Ancak asıl dikkat çekmek istediğim husus, özel hayatın ve itibarın korunmasıdır. Kamuoyunda ‘Balıkçı Kahraman’ olarak bilinen olayda; bir restorana ait görüntülerin sosyal medyaya ve sözde basın mensuplarına servis edilmesi ciddi bir ihlaldir. Daha da vahimi, Rumeli Kavağı bölgesindeki MOBESE kayıtlarının, kolluk kuvvetlerine ait sistemler üzerinden açılarak cep telefonu ile kaydedilip dışarıya servis edilmesidir. Sayın Başkan, bu durum yalnızca bir kişinin özel hayatının ihlali değildir; aynı zamanda devletin güvenlik sistemlerine ve kurumlarına duyulan güvenin zedelenmesidir. Bu olayla ilgili olarak İBB adına şikâyette bulunulmuş, ancak ‘kovuşturmaya yer olmadığına’ karar verilmiştir. Yıllarını Emniyet Teşkilatı’na vermiş bir kişi olarak bu kararı anlamakta güçlük çektiğimi açıkça ifade etmek isterim.
Benim asıl üzüntüm, bu tür olayların şahsımdan öte, görev yaptığım ve hayatımı adadığım Emniyet Teşkilatı’nın itibarını zedelemesidir. Sayın Başkan, Ekrem İmamoğlu; resmi rakamlara göre 16 milyon, gayri resmi tahminlere göre 20 milyonu aşan nüfusa sahip İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı’dır. Bu görevinden dolayı, gözaltına alındığı tarihe kadar, terörle mücadele mevzuatı kapsamında özel koruma kararı bulunan bir kamu görevlisiydi. Kendisinin korunması ve kollanması; devlet tarafından görevlendirilen dört polis memuru ile birlikte, Sayın Valilik makamından alınan özel izin doğrultusunda, VIP koruma statüsü kapsamında İBB bünyesinden seçilen güvenlik personelinden oluşan bir ekip tarafından sağlanmaktaydı. Bunu özellikle belirtmek istedim; zira Sayın Başkan’ın hangi statüde ve nasıl bir koruma sistemi içerisinde bulunduğunun doğru anlaşılması önemlidir.
Yıllarını devletine ve milletine hizmet etmekle geçirmiş biri olarak, bir vatansever olarak bana isnad edilen özel vasıflı örgüt üyesi suçlamasını kesinlikle kabul etmiyorum. Dosyaya gizlilik verilmek için 11 ayımı burada geçirten yapıyı kınıyorum. Ben olmayan bir örgütün ne üyesi oldum ne de öyle bir faaliyetin içinde bulundum. İddia edildiği gibi bulunmam da mümkün değildir. Ben bir örgüte üye olsam, 25 yaşında sırtına kefenini giymiş bir emniyet teşkilatı personeli olarak 2012’de, örgütlerin cirit attığı dönemde istifa eder miydim? Üye olurdum ve terfi alırdım. Bir örgütün içinde bulunmak gibi bir gayem olsa görevime devam eder ve orada rahatça çalışırdım. Ama ben yanlışları sezdiğim için 2012’de emekli oldum. Benim onur ve haysiyetime zarar veriyor, 11 aydır neden buradayım? Liyakatli arkadaşlarım neden burada? İşini yapmaktan dolayı mı? Lütfen bizi bir şeylere alet etmeyin. Lütfen buna müsaade etmeyin. Sayın Başkan sizin vicdanınıza güveniyorum. 12 metrekare (koğuş) beni öldürmez, hiç de korkmam.
"DAĞDA YAŞAMIŞ İNSANIM, BUZ ÜSTÜNDE YATMIŞ BİR ADAMIM. BURASI NE Kİ?"
Ben dağda yaşamış bir insanım. Ağrı Dağı’nın 3200 metresine çıkmış bir insandım, bu tutsaklık beni fikir ve düşüncelerimden vazgeçiremez. Ben Ağrı Dağı’nda koyun sürüsüyle buz üstünde yatmış bir adamım. Burası ne ki? Hiçbir şey değil. 12 metrekare benim için lüks. Onu da alabilirler. Uğraşıyorlar zaten ama alabilirler. Dert etmem. Ben görevden bitlenmiş gelerek evinin kapısında üniformalarını soyunup evine öyle giren biriyim. Başöğretmen eşim burada, sorabilirsiniz. Ben bunları niçin, kimin için yaptım? Burada olmak için mi yaptım? Biz bunları hak etmiyoruz Sayın Başkan. Böyle giderse yarın sizler için, devletimiz için kendi feda edecek koruma bulunamaz, bahanecilik başlar. Bulamazsınız. Liyakatli koruma, sürücü bulamazsınız. 12 yıllık görev süremde ne böyle bir örgüte ne de böyle bir örgütün oluşumuna şahit oldum. Ben örgütlerle mücadele etmiş bir insanım, ne örgütü? Olmayan bir örgüt yaratılıyor. 12 yılda şahit olmaz mıydım? Olurdum. Söylediklerimde bir tane yalan bulamazsınız."
Duruşmaya ara verildi. Aradan sonra Akın'ın savunması devam edecek.
Kaynak:ANKA