İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu yazdı: 'Yanıltıcı bilgi aktörleri...'
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu son günlerde gazeteciler Alican Uludağ ve İsmail Arı'nın tutuklanması sonrası tekrar gündeme gelen Dezanformasyon Yasası'nı irdeledi...
Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, ilkin Dijital Mecralar Komisyonu’nda görüşüldü (01.06.2022); sonra Adalet Komisyonu’nda görüşülmeye başlandı (09.06). TBMM Genel Kurulunda kabul edilen teklif, 7418 sayılı Kanun olarak 18.10.2022 günlü Resmi Gazete’de yayımlandı. “Halkı yanıltıcı bilgiyi yayma suçu”na ilişkin madde 29’u iptal amacı ile aynı gün AYM’ye başvuru yapıldı(CHP). (Yasa bütünü ise, izleyen haftalarda götürüldü AYM’ye…). Anayasa Mahkemesi, oyçokluğu ile madde 29 (TCK md.217/A) iptalini “yorum kaydı” koyarak reddetti.
Dijital Mecralar Komisyonu’nda, önerinin Anayasa’ya aykırılığını ve olası sakıncalarını dile getirerek, böyle bir düzenlemenin “resmi dezenformasyonu” yaratma riskinin çok yüksek olduğunu vurguladım.
Adalet Komisyonu tartışmaları (9-15 Haziran), oldukça yoğun ve gerilimli geçti…
Savaş hali için öngörülen bir düzenlemenin olağan hukuk düzenine aktarılmasına itirazıma karşı MHP’li F. Yıldız’ın, “Hocam, bu düzenleme ile TCK 323’ü birbirine karıştırmanız yani hayret, hayret!” sözleri ile kendini yadsıması üzerine, izleyen oturumda sözlerini hatırlatma gereği doğdu: “bu yasa teklifinin eş önericilerinden Sayın Feti Yıldız geçen hafta açıklamaya çalıştı ve aynen şöyle dedi: “Ülkemizde yalan haber yaymaya yönelik ceza kanunumuzda sadece bir madde bulunmaktadır. Bu madde de savaş durumlarını kapsamaktadır. Yani bildiğimiz bu suç Türk Ceza Kanunu’nun 323’üncü maddesinde düzenlenmiştir. Savaş sırasında kamunun endişe ve heyecan duymasına neden olacak veya halkın maneviyatının sarsacak veya düşman karşısında ülkenin direncini azaltacak şekilde asılsız veya abartılmış veya özel maksada dayalı havadis veya haber yayan veya nakleden…kimseye beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir….”.
Bu hatırlatmam üzerine Yıldız artık itiraz edemedi ve bu suçun olağan hukuk düzeni için neden öngörülemeyeceğini yerindelik, öngörülebilirlik ve Anayasa’ya uygunluk bakımından sakıncalarını ayrıntılı olarak her aşamada açıklamaya çalıştım:
“…29’uncu madde, teklif sahiplerinin de belirttiği gibi her 2 komisyonda, Türk Ceza Kanunu’nun savaşta yalan haber yayma maddesi olan 223’üncü maddenin buraya aktarılmasıdır… Anayasa’ya aykırılığı açıktır, seçiktir hiçbir tartışmaya mahal vermeyecek derecede ve madde de çok tehlikelidir…
29’uncu maddede yer alan kavramlar Anayasa’nın hiçbir yerinde yoktur; olmayanı kesinlikle koyamazsınız. Anayasa’nın özellikle demokratik toplum düzeni bakımından, hakkın özü ve insan haklarının sert çekirdeği bakımından bu, Anayasa’ya aykırıdır…. siz “dezenformasyonu yasaklayalım” derken resmi dezenformasyonu, şu anda Türkiye’de var olan, özellikle beş yıldır zirve yapan resmi dezenformasyonu pekiştirme yasasını yürürlüğe koymuş olacaksınız…” (4.10, Genel Kurul).
“Savaş hükmü olağan hukuk düzenine uygulanamaz. Yanıltıcı bilgiye ilişkin madde 29 ifade özgürlüklerini 2 yönden tehdit etmekte. Bir yandan yurttaşlar için caydırıcı etki yarattığı için otosansür sonucu doğurmakta, öte yandan ise eleştiri niteliğindeki düşünceler “gerçeklik ve değer yargıları” adı altında hukuk devleti ve yasallık ilkelerinin gerektirdiği belirlilik ve öngörülebilirlik öğelerini içermemesi nedeniyle cezai yaptırıma tabi tutulacaktır. Açık ve yakın tehlike ölçütleri tümüyle dışlanılarak “gerçeğe aykırı haber yayma” adı altında savaşta dahi dar kapsamda ve ölçülü biçimde uygulanabilecek bir sınırlamanın olağan dönemde sınırları belirsiz olarak ve daha sert şekilde uygulanması hukuk düzeni ve toplumsal barış için tehlikelidir.
Özgürlük alanını kısıtlayan ve yurttaşı cezayla tehdit eden “dezenformasyonla mücadele” adı altında hakkın özüne dokunan ve düşünce suçu ihdas eden bu öneri, demokratik siyaset alanını daraltan seçim yasası değişikliğinden sonra demokratik toplumu baskılama amacına yöneliktir…” (Genel Kurul, 11.10).
AYM, maddeyi iptalden kaçındığı oyçokluğu kararında suçun işlenmesi için aranması gereken şu ölçütleri sıraladı (E.2022/19, K.2023/189, 8/11/2023; prg.38):
-fail tarafından gerçeğe aykırı olduğu bilinen bir bilginin varlığı,
-bilgi, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili olmalı,
-bilginin kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayılması şartı gerçekleşmeli,
-eylemin kural kapsamındaki suçu oluşturduğu yargı makamlarınca değerlendirilirken kamu barışını bozmaya elverişliliği delil ve/veya olgularla ortaya konulmalı,
-bilgi, sırf halk arasında endişe, korku, panik yaratma saikiyle yayılmalı.
Bu koşullar birlikte gerçekleşmeli.
Ne var ki AYM’ce somutlaştırılan koşullar gözetilmeden TCK madde 217 uygulaması, hızla yaygınlaştı. İstanbul Barosu hakkında Başsavcılıkça 22.12.2024’te Avukatlık Kanunu açıkça ihlal edilerek başlatılan soruşturma da aynı maddeye dayandırıldı. Soruşturma ve dava süreçleri tam bir “resmi dezenformasyon” eşliğinde yürütüldü.
Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül tarafından Adalet Bakanına yönelik (2.12.25) soru önergesinin 4 aydır yanıtlanmamış olması bile, TCK madde 217/A’nin keyfi ve yaygın bir biçimde uygulanıyor olmasının bir göstergesidir.
TCK madde 217/A’nın çoğunlukla gazetecilere uygulanıyor olması, konuluş amacı ile örtüşüyor aslında. Son olarak Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın tutuklanması, yalnızca düzenlemenin keyfi uygulaması ile sınırlı olmayıp, yakalama-gözaltı-tutuklama işlem ve eylemleri de keyfi olarak yürütüldü. Esası perdelemek için zincirleme usul ihlallerinde amaç, “resmi dezenformasyonu” kalıcı hale getirmek. Ne için?
“İktidar çürütür, mutlak iktidar ise mutlaka çürütür” (L. Acton, 1852).
‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu’, ‘çürümüşlüğü örtmek için doğru ve gerçek bilgiyi haberleştirme suçu’! olarak uygulanıyor ( 2026, Türkiye).
Amaç? “Ya hep ya hiç”! ikilemine dayanan 2017 iktidar kurgusunu “her zaman” için geçerli kılmak…
Kaynak:Haber Merkezi