Mahkemeler devlet içerisinde bu yasadışı oluşumların kurulduğunu tespit etti ama eylemlerini bulamadı

90'lı yıllara damga vuran JİTEM ve Susurluk davaları zamanaşımı ile kapatılıyor.

Mahkemeler devlet içerisinde bu yasadışı oluşumların kurulduğunu tespit etti ama eylemlerini bulamadı

T24 yazarı Gökçer Tahincioğlu, JİTEM ve Susurluk davalarının 30 yıllık sürede zamanaşımına götüren süreci yazdı.

1993-1996 yılları arasında işlenen faili meçhul cinayetlere ilişkin, aralarında eski bakan Mehmet Ağar'ın da bulunduğu 18 sanıklı dava, Ankara'da uzun süredir devam eden bir yargı süreciydi. Bu dava, Türkiye'nin yakın tarihindeki karanlık döneme ışık tutma amacı taşıyan önemli bir davaydı.

Ancak, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi, istinaf mahkemesinin bozma kararı sonrasında yaptığı ikinci yargılamada sanıkların yeniden beraatini kararlaştırdı.

İstinaf mahkemesi de önceki bozma kararının aksine, bu kez beraat kararını yerinde buldu. Bire karşı iki üyenin oyuyla alınan bu karar önemli.

Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin istinaf mahkemesinin bozma kararına rağmen yeniden beraat kararı vermesi, istinaf mahkemesinin de bu beraat kararını yerinde bulması, sürecin karmaşıklığını ve adaletin sağlanmasında yaşanan zorlukları gözler önüne serdi.

Özellikle istinaf mahkemesinin kararına muhalif kalan üye Ayhan Altun'un karşı oy yazısı, dava sürecinde dikkate alınması gereken önemli bir belge olarak görülüyor.

Muhalif üye Ayhan Altun, karşı oy yazısında şunları vurguladı:

"Yasa dışı terör örgütüne maddi-manevi destek verdiklerini değerlendirdikleri Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını kaynağı 'belirlenemeyen' bir liste dahilinde infaz etmek üzere zamanın Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kemal Ağar liderliğinde bir araya gelen sanıklar İbrahim Şahin ve Mehmet Korkut Eken'in teşkilatlanmaları sırasında hızlı bir şekilde eyleme giriştikleri artık bilinmektedir."

Bu durum, Susurluk ve JİTEM davalarında sanıkların zaten hüküm giymiş olmasına dayandırıldı. Tahincioğlu şunları belirtti:

Susurluk ve JİTEM davalarında, mahkemeler ve Yargıtay, devlet içerisinde bu yasadışı oluşumların kurulduğunu tespit ederek, bir bölüm sanığı kesin biçimde cezalandırdı. Bu örgütlerin varlığı konusunda kuşku yok. Ancak ne hikmetse, bu yapıların, yasadışı örgütlerin eylemleri bir türlü bulunamıyor!


İstinaf mahkemesinin kararının ardından dosya Yargıtay'a geldi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da dosya ile ilgili tebliğnamesini hazırladı. Dosyayı nihai karara bağlayacak Yargıtay dairesine tebliğnamesini gönderen başsavcılık, bir adım ileri de gitti.

Başsavcılık, öldürülen Abdülmecit Baskın ve Behçet Cantürk'le ilgili dosyaların zamanaşımına sokularak ortadan kaldırılmasını yerinde buldu.

Faik Candan, Hacı Karay ve Adnan Yıldırım'ın öldürülmeleri suçlarından verilen beraat kararları da yerinde bulundu. İki satır gerekçeyle… "Toplanan delillere göre karar yerinde" denilerek…


Yusuf Ekinci, Feyzi Aslan, Salih Aslan, Namık Erdoğan'ın öldürülmelerine ilişkin dosyaların ise zamanaşımından düşürülmesini istedi. Dosyaların tamamen kapatılmasını…

Bu cinayetlerin cezasız bırakılmasından da büyük bir ayıp olan, 30 yıl gibi bir sürede bu dosyaların karara bağlanamamış olmaması…

Bu davanın sanıklarının 30 yıllık sürede yaşadıklarını, girip çıktıkları işleri, yer aldıkları oluşumları takip ettiğinizde Türkiye'nin siyasal tarihine ilişkin bir zaman tüneline de girmiş oluyorsunuz. Bugüne çıkan bir tünele…

İnsanlar öldürüldüler ve yargılanmadıkları, mahkûm olmadıkları suçlamalar isnat edilerek bu cinayetler meşrulaştırılmaya çalışıldı.

Ülkesini seven insanlar, o ülkenin karanlık cinayetlerle anılmasını istemez. Ülkenin bir suç örgütüne teslim olmasına rıza göstermez. Ancak hepsi yaşandı ve nedensiz zenginleşmelerin açıklanamadığı bütün bu tarihsel dönemin ismi de "vatan için kurşun atmak" oldu.

Öne Çıkanlar