Mehmet Murat Çalık: 4 bin sayfalık iddianamede tek bir telefon kaydım yok
İBB Davası'nda savunması alınan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, hakkındaki iddialara yanıt verdi. Çalık, belgelerin incelenmesi halinde suçlamaların dayanaksız olduğunun ortaya çıkacağını, suçlamaların delillere dayanmadığını belirtti
GAZETE PENCERE - CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 107’si tutuklu, 5’i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB Davası'nın duruşması üçüncü haftada, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda devam ediyor. Duruşmada, görevden uzaklaştırılan tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın savunması alındı.
Murat Çalık, iddianamede “Eylem 2” olarak geçen "Kübist" isimli projeyle ilgili iddialara yanıt verdi. İddianamede, "Kübist projesinin iskan alamadığı, bu nedenle Metin Gül’ün rüşvet vermeye zorlandığı"nın iddia edildiğini belirten Çalık, projeyle ilgili resmi belgeleri mahkemeye sunduğunu, resmi kayıtlar incelendiğinde bu iddiaların hiçbirinin doğru olmadığının görüleceğini ifade etti.
"İŞ BİTİRME BELGESİ BENİM DÖNEMİMDE VERİLMEDİ"
Çalık, projelerin iskan ve ruhsat süreçlerinin tamamen teknik konular olduğunu aktararak, "İddia makamının iddianamede ısrarla belirttiği gibi imar konularına bakan teknik başkan yardımcısı değildim. Bu projeye ait yapı ruhsatı, 24 Ocak 2008 tarihinde Gürpınar Belediyesi’nden, dönemin Belediye Başkanı Velittin Küçük zamanında alınmıştır. Daha sonra yapı ruhsatı tadilat görmüş ve 23 Mart 2009 tarihinde, yine Velittin Küçük’ün belediye başkanı olduğu dönemde tadilat ruhsatı alınmıştır. Ardından iş bitirme belgesi, 13 Mart 2014 tarihinde bu kez Beylikdüzü Belediyesi tarafından, Yusuf Uzun’un belediye başkanı olduğu dönemde verilmiştir" diye konuştu.
Projeyle ilgili iskan süreçlerini anlatan Çalık, "Metin Gül’ün beyan ettiği gibi iskanın verilmemesi ya da gerçeğe aykırı gerekçelerle bekletilmesi söz konusu değildir" dedi.
"BİR DEVRİN RÜŞVET OLARAK NİTELENDİRİLMESİ HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRI"
"Metin Gül'ün İskan belgesinin alınabilmesi için daire devri yaptığına" ilişkin iddiaları da reddeden Çalık, "İskan 23 Mart 2015 tarihinde alınmıştır. Aradan yaklaşık bir buçuk yıl geçtikten sonra, 9 Eylül 2016 tarihinde daire devirlerinin yapıldığı görülmektedir. İskan verilmiş, süreç tamamlanmış ve dosya kapanmıştır. Bu kadar süre sonra yapılan bir devrin rüşvet olarak nitelendirilmesi hayatın olağan akışına uygun değildir" ifadelerini kullandı.
Murat Çalık, Adem Soytekin’in ifadesinde yer alan "beton kalitesi ve statik problemlere" ilişkin iddialarını da "Bu iddiaların hiçbiri bizim görev yaptığımız dönemle ilgili değildir. Ruhsat ve tadilat ruhsatı Gürpınar Belediyesi döneminde verilmiş, iş bitirme belgesi ise Yusuf Uzun döneminde düzenlenmiştir" dedi.
Çalık'ın savunmasının tam metni şöyle:
Mahkeme Başkanı: Evet Mehmet Bey, hakkınızdaki iddianameyi ve suçlamaları biliyorsunuz. Giriş kısmında Beylikdüzü dönemi eylemleri olarak belirtilen 1, 2, 6, 8, 10, 11 ve 12 nolu eylemler kapsamında suç isnadı var. Evet, savunmanıza başlayabilirsiniz.
Mehmet Murat Çalık: Tamam, çok teşekkür ediyorum. Sayın Başkan, sayın heyet, şu an hazirunda bulunan tüm heyeti saygıyla selamlıyorum. Avukatlarımız burada; herkesin geçmiş bayramını tebrik ediyorum, kutluyorum. Umarım bundan sonraki özgür bayramlarımızda hep birlikte oluruz; bu temenniyle savunmama başlamak istiyorum. Sayın Başkan, saygıdeğer heyetin saygın üyeleri; sizlerin de vakıf olduğu üzere, iddianamede Beylikdüzü Belediye Başkanı olmadan önceki dönemime ilişkin faaliyetlerim Türk Ceza Kanunu kapsamında değerlendirilmiş ve birden fazla suç işlediğim ileri sürülmüştür. Ana hatlarıyla; Ekrem İmamoğlu'nun kurucusu ve lideri olduğu iddia edilen suç örgütüne üye olduğum, hatta diğer üyelerden farklı olarak doğrudan kendisine bağlı hareket ettiğim iddia edilmektedir. Soruşturma aşamasında irtikap suçuyla suçlanırken, iddianamede bundan vazgeçilmiş; yalnızca rüşvet suçuna ilişkin yedi ayrı vaka tarafıma isnat edilmiştir. Bugün bu isnatlara ayrıntılı şekilde cevap vereceğim. Ancak, meşru ve denetime açık bir kamu kurumu olan belediyelerimizin suç örgütü olarak gösterilmesinin son derece ağır olduğunu ifade ederek sözlerime başlamak isterim. Elbette konu hukuki yönleriyle değerlendirilecektir; ancak benim vardığım sonuç nettir: Ortada herhangi bir suç örgütü yoktur.
Dört bin sayfalık iddianamede, Sayın Başkan, tarafımla ilgili tek bir telefon kaydı yok, teknik takip yok, gizli tanık beyanı yok. Elde edilen somut bir menfaatten dahi bahsedilememiş olması, aslında örgütlü suç isnadının temelsiz olduğunu göstermektedir. Kaldı ki suç örgütü kavramının ne anlama geldiğini elbette bilirim. Hayatımın hiçbir döneminde suç teşkil edecek herhangi bir yapının parçası olmadım. Kişisel değerlerim, mesleki ilkelerim ve kamu görevine bakış açım bunun mümkün olmadığını sizlere de gösterecektir. Peki, geriye ne kalmıştır? Sürekli ifade değiştiren, beyanları değiştikçe kendi içerisinde ve birbiriyle çelişen sanık ifadeleri... Bu kişiler etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmış ya da yararlanma beklentisi olan şahıslar. Ancak benim durumumda bir tuhaflık var. Nedir bu tuhaflık? Bana yönelik suçlamalarda bulunan kişiler örgütün varlığından haberdar değiller. Örgütün varlığını reddeden bu kişiler, nasıl oluyor da örgütlü suçlarla ilgili hükümlerden etkin pişmanlık yoluyla faydalanmaktadırlar? Aynı durum rüşvet suçu bakımından da geçerlidir.
Aleyhime yöneltilen beyanları iftira niteliğinde görmekteyim. Avukatlarım hukuki değerlendirmeleri mutlaka yapacaklardır. Sadece özgürlüğü sınanan insanların somut delille desteklenmeyen beyanlarının mahkumiyet kurulması için yeterli olmadığını düşünmekteyim. Rüşvet, sadece bir kamu görevlisinin fail sıfatıyla işleyebileceği bir suç türüdür. İddia edilen dönemde kamu görevlisi değildim; belediye başkan danışmanıydım. Haliyle benim rüşvet suçunun faili olmam teknik açıdan mümkün değil. Bu bile, sadece kamu görevlilerinin işleyebileceği bir suç bakımından hukuki bir belgenin eksikliğini göstermiyor mu? Bu isnatlar bakımından ilk aşamada söylemek istediğim husus şudur: Belediye bünyesinde kamu yararına yapılan hayır işlerini sonuna kadar sahiplendiğimi buradan ifade etmek isterim. Çünkü bunlar bizim belediyecilikteki onurumuzdur. Emin olun, sizleri çok fazla mevzuata boğmadan, bir meslek insanı olarak isnatlara tek tek cevap vereceğiz.
Allah'ın izniyle ve alnımın akıyla bu sürecin içerisinden çıkacağıma yürekten inanıyorum. Arkadaşlarım için de aynı şeyi temenni ediyorum.
Sayın Başkan, yargı makamının saygın üyeleri; hakkımda yöneltilen iddialara geçmeden önce mesleki geçmişimin, görev yaptığım dönemdeki unvan ve yetki sınırlarımın, belediyede yürüttüğüm işlerin ve karar alma pratiğimin neticede ortaya konulmasının bu dosyanın selameti açısından çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. İzninizle kim olduğumu, nasıl bir meslek hayatına sahip olduğumu ve nasıl bir belediye başkanlığı dönemi yürüttüğümü kısaca arz etmek istiyorum. Çünkü bugün burada yalnızca birtakım isnatları değil; aynı zamanda bir hayat çizgisini, bir meslek etiğini ve bir kamu yönetimi anlayışını da hep birlikte değerlendireceğiz.
Ben, Mehmet Murat Çalık. 1997 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden şehir ve bölge plancısı olarak mezun oldum. 29 yıllık şehir plancısıyım. Mesleğim; yalnızca şehirsel mekanları değil, aynı zamanda doğayı, yaşamı, adaleti ve insan hayatını tehdit eden bütün unsurları birlikte değerlendirmeyi gerektirir. Meslek altyapım şehir ve bölge planlamasına dayanmaktadır. Şehir plancılığı keyfilik değil plan bütünlüğü, kişisel çıkar değil kamu yararı, belirsizlik değil mevzuata uygun işlem demektir. Bu anlayış, teknik gereklilik ile hukuki çerçevenin birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Meslek hayatım boyunca tüm görev ve karar alma süreçlerimde bu ilkelere bağlı kaldığımı ifade etmek isterim. Hiçbir zaman kişisel menfaat odaklı, hukuka aykırı veya kamuyu zarara uğratabilecek bir tasarruf anlayışını benimsemedim. Aksine, şehircilik ilkeleri doğrultusunda hareket etmeyi hem mesleki hem de vicdani bir sorumluluk olarak gördüm. Benim için makam hiçbir zaman amaç olmadı. Makamlar geçicidir, yetkiler geçicidir; kalıcı olan devlettir, baki olan hukuk düzenidir. Kalıcı olan ay yıldızlı bayrağımızdır. Devlet şahısların üstündedir; makamlar ve mevkiler kişilere emanettir. Dolayısıyla hayatım boyunca hep bu emanete sahip çıkmaya gayret ettim. Görev sürem boyunca belediyecilik faaliyetlerini asla kişisel çıkar için kullanmadım, keyfi kararlar almadım, siyasi hareket etmedim. Kent yaşamında ve yönetiminde, mesleki birikimim gereği hep planlamayı esas aldım.
Meslek hayatıma ve Beylikdüzü ile olan bağıma gelecek olursak; mezun olduktan sonra, 1997 yılında planlama ofisimizi Trabzon’da açtık Sayın Başkan. Ortağım rahmetli oldu, beyin tümörüydü kendisi; ona da buradan rahmet dileyeyim. İlk ortağım oydu. Trabzon’da bir yıl faaliyet gösterdikten sonra ofisimizi İstanbul’a taşıdık. En çok da bu taşınma işine anacığım üzülmüştür. 1998 yılında İstanbul’a taşınma gerekçemiz, bir belediyenin kapsamlı işini yapacak olmamızdı. Ofisimiz 1998 yılında, o günkü adıyla Kavaklı Belediyesi’nin plan ve kadastral haritalarının sayısallaştırılması işini almıştı. O dönemde altyapısı bilgisayar ortamında olan belediye sayısı yok denecek kadar azdı. Daha sonraki zamanlarda kesintisiz bir şekilde Beylikdüzü’nde planlama faaliyeti içerisinde bulunduk, planlama işleri yaptık. Sayın Başkan, Beylikdüzü 2009 yılında ilçe oldu. Öncesinde üç farklı belde belediyesinden oluşan bir bölgeydi. Beylikdüzü’nün beş farklı plan bölgesi var Sayın Başkan. Burası, Beylikdüzü ile olan alakamın anlaşılması açısından kıymetli. Çünkü bazı tanık ifadelerinde "birisine emanet edilmesi" gibi hususlar var.
Bunların açıklanması adına bu husus önemli: Bu beş plan bölgesinden dört tanesinin aynı zamanda plan mühendisiyim Sayın Başkan. Beş plan bölgesi var, dördünün plan mühendisiyim. Şahsıma "Beylikdüzü'nün planlarını yapan meslek insanı" payesi versem emin olun abartmış olmam; çünkü 29 yıllık meslek hayatımın 28 yılını Beylikdüzü'ne adadım. Beylikdüzü'nü sadece görev yaptığım bir yer olarak görmedim; emek verdiğim, büyüttüğüm ve gelişimini izlediğim bir evladım olarak gördüm. 1998-2014 yılları arasında, 17 yıl boyunca kesintisiz bir şekilde Beylikdüzü planlama faaliyetlerinde bulunduk. Dört farklı belediye başkanıyla, üç farklı siyasi partinin belediye başkanlarıyla çalıştım. 2014-2019 yılları arasında Sayın İmamoğlu Beylikdüzü Belediye Başkanı olunca —ki o dönemde 2014 yılında yönetimi değişen tek ilçe belediyesiydi— kendisinin belediye başkan danışmanlığını yaptım. Aslında belediyelerin partisi olmaz; bizim anlayışımızda belediye başkanı olduktan sonra siyasi parti rozetini çıkarır, yakanıza Türk bayrağını takar ve o bayrağa hizmet edersiniz.
2019-2025 yılları arasında da belediye başkanlığı görevini yürüttüm. 2019 yılında İstanbul’un ilçelerinde ilk kez bir şehir plancısı belediye başkanı olarak görev yapacaktı; bunun sorumluluğunu da taşıyordum. Üstelik kendi planladığı kenti yöneten başka bir belediye başkanı var mıdır, bilmiyorum; bilmediğim için yorum yapamayacağım. Ama ben bir taraftan da kendi planladığımız kenti yönetmenin onurunu yaşayacaktım. Sayın Başkan, bir şehir plancısına "Hayaliniz nedir?" diye sorsanız —ki benden önce savunma yapan Resul Başkan da meslektaşımız, arkadaşımızdır— emin olun bir kenti yönetmeyi arzu eder. Tabii bu mahkemelerden sonra aynı şeyi söylerler mi, ondan tam emin olamıyorum. Ben, uzun yıllardır planlama faaliyeti yürüttüğüm bir kenti yönetecek olmanın onurunu yaşadım. Hayalimi yaşarken, yapmak istediklerime adım adım ilerlerken ve Beylikdüzü'nü hayalini kurduğum şehir yaşamına doğru götürmeye çalışırken, sürecin bu şekilde sekteye uğramasından elbette üzgünüm. Ancak bunda da vardır bir hayır diyorum. 2024 yerel seçimlerinde, hem 2014’ten bugüne Beylikdüzü’ne yapmış olduklarımızın hem de 2019’dan sonra Sayın İmamoğlu’nun Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıyla halının altına süpürülen sorunların çözülmesinin karşılığı olarak tekrar aday oldum. En yakın rakibimize 42 bin oy fark atarak ikinci kez Beylikdüzü Belediye Başkanı seçildim. Bir belediye başkanı sorunları uzaktan izlemez; kentin ihtiyaçlarını kavrayan, çözüm üretmekten kaçmayan, laf değil icraat ortaya koyan ve geleceği planlayan bir kamu aktörü olmak zorundadır.
Şimdi burada bir parantez daha açmak istiyorum. Sayın İmamoğlu’yla tanışıklığımıza gelecek olursak, bu konuda da mahkeme heyetini bilgilendirmek isterim. Sayın İmamoğlu’yla 2005 yılında, kendisinin ortağı olduğu bir arsa vesilesiyle tanıştık. Beylikdüzü’nün çok değerli bir lokasyonunda, İmamoğlu İnşaat’ın da ortağı olduğu bir arsanın planlama hizmetini verdik, danışmanlık yaptık. Yanlış hatırlamıyorsam dört ortaktılar. O dönemde bu hizmetin bir karşılığı olur ve siz bu bedeli dört ortağa bölersiniz. O dönemde sadece İmamoğlu İnşaat’tan ödememi alabilmiştim, diğer ortaklar herhangi bir ödeme yapmamışlardı.
Buradan hem kendisinin Trabzonlu olması, bölgede iş insanı olması hem de yaş grubu olarak yakın olduğumuz için Beylikdüzü’ne geliş gidişlerimde zaman zaman kendisiyle görüşmelerimiz olurdu. 2009 yılında kendisi Cumhuriyet Halk Partisi’nden Beylikdüzü Belediye Başkan aday adayı olduğunda çok sevinmiştim. Hem bir arkadaşımızın hem de çalışkan bir ismin aday adayı olmasından dolayı. Ancak o dönem Cumhuriyet Halk Partisi başka bir adayla yarıştı; Sayın İmamoğlu 2009 yılında CHP adayı olamadı ama iki ay sonra ilçe başkanı olarak görevlendirildi. Kendisi beni davet etti. (Ekrem İmamoğlu’nun hatırlatması üzerine.) 7 ay sonra mı? Tamam, pardon Başkanım, tarihleri tam bilemediğim için... Dört buçuk yıl boyunca ilçe başkanlığı görevini sürdürdü. Zaman zaman görüşür, kent yaşamına dair konuşurduk.
Hatta bir toplantısına denk gelmiştim. Bölgemizi biliyor musunuz bilmiyorum ama Beylikdüzü üç farklı belde belediyesinden oluştuğu için her bölgenin farklı plan teknikleri ve plan notları vardır; biraz karışık bir bölgedir aslında. Gürpınar bölgesinde yaklaşık 10 bin konutun olduğu bir kooperatif bölgesi vardır ve en kırılgan yerlerden biridir. O gün tesadüfen denk düşmüştüm, kentsel dönüşüm çabası içinde olan insanların bir toplantısı yapılıyordu. Gürpınar Siteler bölgesi Güneş Apartmanı’ndan da temsilciler gelmişti. Ben de meslek insanı olarak merak ettim, "Ellerindeki raporları inceleyeyim," dedim. Raporlara bakınca dehşete düştüm; beton dayanımları çok kötüydü, beşti, altıydı; yani beton yok denecek kadar azdı. Demirlerde korozyon vardı. O dönemde Büyükşehir Belediyesi’nin yoğunlukları azaltıcı bir plan kararı vardı. Şöyle izah edeyim: Kırk daireli bir bloğu yıkıp yapmaya kalktığında ancak yirmi daire yapabiliyordu. Bu da dönüşümün önündeki en büyük engeldi. O dönem bu sorun çözülemedi, Büyükşehir Belediyesi geri adım atmadı.
Sonra biz 2014 yılında Sayın İmamoğlu ile proje süreçlerinde de konuştuk, bizden fikirler almıştı. Daha sonra 2014’te belediye başkanı olunca "Danışmanım olur musun?" dedi. Yıllarca hep masanın diğer tarafında şikâyet ettik; belediyelerden, yönetenlerden, kurumlardan şikâyet ettik. Bu sefer kurumların işleyişine katkı yapma imkânı olacağı için bu teklifi kabul ettim. Belediyede —evraklarla da sunduk— her yıl sözleşme yapıyorduk; sözleşmeli personel olarak başladım. İddianamede belirtildiği gibi teknik başkan yardımcısı veya başkan yardımcısı değildim. İddia makamı öyle görebilir ama bu tür kurumlarda şöyle bir durum vardır Sayın Başkan: Siz orada müdür olsanız da ilgili kişi size geldiğinde "Başkanım" der. Aslında ben Sayın İmamoğlu ile görev yaptığım dönemde "Estağfurullah" demekten yorulmuştum; çünkü insanlar size "Başkanım" diye hitap ediyor ama halkın karşısına çıkıp seçilmiş olan bir kişi var. Devamlı "Estağfurullah" diyerek düzeltiyordum. Sonra baktım ki baş edemiyorum, herkes "Başkanım" deyince bu sefer aynaya bakmaya başladım.
İnsan aynaya bakmalı Sayın Başkan; aynada kendini görmeli veya bir dostunu aynaya dönüştürmeli. O dostu ona hatası varsa söylemeli. Üniversite ve lise arkadaşlarımla zaman zaman buluşuruz. Niye buluşuruz biliyor musunuz? Şunun için: Arkadaşlarıma derim ki, "Arkadaşlar, sizin tanıdığınız Mehmet Murat acaba değişti mi? Bununla ilgili bir fikriniz varsa ve bunu söylemiyorsanız, öbür tarafta mahşer-i vicdanda sizinle hesaplaşırım." Arkadaşı ayna olmalı. Dolayısıyla bu kısmı daha fazla uzatmak istemiyorum, Sayın İmamoğlu ile tanışıklığımız anlaşılmıştır diye düşünüyorum. Adaletin, Sayın Başkan, yalnızca mahkeme salonlarında değil; bir kentin parklarında, sokaklarında, meydanlarında ve kamusal alanlarında yaşatılması gerektiğine inanan bir meslek grubundan geliyorum. Biz Beylikdüzü’ne rant üretmeye değil, emin olun kamusal alan üretmeye geldik.
Mahkeme heyetinize evraklarda da sundum; size bir meclis kararından bahsedeceğim. 04.04.2016 tarihinde almış olduğumuz meclis kararı... Bu karar; kamu parsellerinin hisselendirilmiş alanlarının malikleri tarafından yazılı olarak hibe edilme taleplerini kabul etme hususunda belediye başkanına yetki verilmesine ilişkindir. 5393 sayılı yasada bu husus zaten var ama bizim bunu meclis kararı alarak alenileştirmemizin bir gerekçesi vardı. Çünkü Beylikdüzü bölgesinde, bilhassa belde belediyesi olduğu dönemlerde, maalesef kamunun eline geçmesi gereken bu alanlar bazı çıkar gruplarına tapu edilir, kişisel zenginleşme unsuru olarak kullanılırdı. Biz 2014’ten bugüne —son veriyi söylüyorum Sayın Başkanım— 1 milyon 150 bin metrekare kamusal alan ürettik. 1 milyon 150 bin metrekare... Keşke bu alanların 50 bin metrekaresi Şişli’de olsaydı; yani ekonomik değeri açısından söylüyorum, Beylikdüzü Belediyesine kazandırdığımız ekonomik değer 57,2 milyar TL’dir Sayın Başkan. 57,2 milyar TL... 81 bin metrekare sağlık alanı, 44 bin metrekare eğitim alanı, dini tesis alanı, sosyal ve kültürel alanlar... Tek tek saymayacağım ama diğer kamu kurumlarının üzerindeki yükü de aldık. Ne kadarlık bir yük aldık? 7,3 milyar TL’lik yük aldık. Çünkü bizden önce yapılan yanlış uygulamalardan dolayı Beylikdüzü Belediyesi o kadar çok kamulaştırmasız el atma davasına maruz kaldı ki Sayın Başkan, milyonlarca lira para ödedik. Vatandaş da haklıydı; çünkü belediye, vatandaşın yerini kamulaştırmadan veya herhangi bir uygulama yapmadan oraya bir yapı yapmış, daha sonra vatandaş kamulaştırmasız el atma kararıyla bunu sizden rücu ediyor.
Benim bütün siyasi ve idari hayatımın özeti budur Sayın Başkan: Daha fazla kamu alanı, daha fazla park alanı, daha fazla sosyal donatı alanı ve daha yaşanabilir bir kent inşa etmek. Bugün burada yalnızca yargılanan bir kişi olarak değil; Beylikdüzü’ne yaklaşık 30 yıldır hizmet etmiş, bu 30 yılın 6 yılında da belediye başkanlığı yapmış bir belediye başkanı olarak bulunuyorum ve vicdanım çok rahat. 2014’ten bugüne attığımız her adımda şehircilik ilkeleri ve kamu yararı vardır. Bir belediye başkanının en büyük hesabı yalnızca mahkemelere değil, halka ve kendi vicdanına verdiği hesaptır. Benim vicdanım çok rahattır. 2014 öncesi Beylikdüzü ile 2014 sonrası Beylikdüzü arasındaki fotoğraf, emin olun bunun net göstergesidir. 2014 öncesinde Beylikdüzü; kopuk, kendi ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan, ranta kurban edilmeye hazır bir kent iken biz herkes için daha yaşanabilir, sürdürülebilir bir kent inşası için çok çaba sarf ettik.
"Ranta kurban edilmeye hazır" cümlesini niye kurdum Sayın Başkan? Şunun için: Beylikdüzü bölgesini mutlaka bilirsiniz; Büyükçekmece’ye doğru giderken sağ tarafı Esenyurt, sol tarafı Beylikdüzü’dür. Esenyurt "kent suçları açık hava müzesi" gibidir; bakın, Esenyurt kent suçları açık hava müzesi gibi... Beylikdüzü ise insanların huzurla yaşadığı bir şehre dönüşmüştür ve bu dönüşüm devam etmektedir. Sadece kentsel mekanları değil, aynı zamanda kentsel hayatı da dönüştürdük. Ne yaptıysak çocuklar için, gençler için, kadınlar için yaptık ve emin olun Sayın Başkan, bunu gururla söylüyorum: Söz verdiğimizden daha fazlasını hayata geçirdik.
Ve yorulmadık bunları yaparken. Çünkü Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi; dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ama asla yorulmazlar. Biz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün fikirlerinden ilham almaya ve bu millete hizmet etmeye devam edenler olarak yorulmadan yolumuza devam edeceğimizi burada ifade etmek isterim.
Sayın Başkan, bir insan... Ben hep bu soruyu kendime sordum çünkü. Bir insan neden siyaset yapar? İnsan neden siyasete girer? Şayet bir insan; beslenme saati geldiğinde beslenme çantası boş olan bir çocuğun yan sıradaki arkadaşına karşı duyduğu mahcubiyeti hissetmeyecekse, o annenin evladının beslenme çantasına bir şey koyamadığı için çektiği ızdıraba kulak tıkayacaksa veya o ailenin çaresizliğine sırtını dönüp gidecekse, emin olun siyaset yapmamızın hiçbir hükmü yok. Ben; onlarca, yüzlerce proje yaptım. Benim dönemimde 252 tane sosyal, kamusal ve mekânsal proje hayata geçirildi. Ama diyebilirim ki en çok özenle yaptığımız, üzerinde titrediğim proje... Sağ olsun başkan vekili arkadaşımız da burada; bana sorduğunda, "Başkanım ne istiyorsun, ne yapalım?" diye, ben kendisine şunu söylemiştim: "Emekçilerin maaşını aksatmayın, çünkü sorumluluk artık sende, bende değil; alacağın bir karardan sen sorumlusun. Beslenme saatini aksatmayın ve çevre temizlik konularına hassasiyet gösterin." Sadece bunu söyledim, o beklenti içerisindeyim.
Benim en büyük projem Sayın Başkan, "Beslenme Saati" projesidir. Belki bazıları için çok anlam ifade etmeyebilir ama biz beş yıldır ihtiyaç sahibi ailelerimizin çocuklarına gıda paketleri gönderiyoruz. Ne var bu gıda paketlerinin içerisinde? Kendi mutfağımızda yaptığımız unlu mamuller var, mevsim sebzesi var, kuruyemiş var, içecek var, kahvaltılık var, yumurta var... Her gün bu operasyon yapılıyor Sayın Başkan. Bugün sayı yaklaşık 2.500 civarında; her gün o çocuklara, o ailelere evlerinde teslim ediyoruz. Okullarda değil, evlerde teslim ediliyor. Bugüne kadar beş yıl boyunca 800 bin paket ulaştırmışız. Ve bu 800 bin paketin hiçbir yerinde "Mehmet Murat Çalık" yazmaz; hiçbir yerinde Beylikdüzü Belediyesi'nin "B"si de olmaz Sayın Başkan. Çünkü biz şu anlayıştan geliyoruz: Veren el, alan eli görmeyecek. Hele çocuk yoksulluğu... Çocuğun yaşayacağı yoksulluk üzerinden siyaset yaparsak, inanın o koltuklar bize nasip olmasın. Bir çocuğun asla yoksulluğu olamaz, çocuk aç olamaz. Ailesi fakir olabilir ama devletin sorumluluğu vardır; devletin sıcak eli her zaman o yoksul çocukların üzerinde olmalıdır. Ben ne yaptıysam çocuklar için yaptım Sayın Başkan.
Bugün iddianamede yer aldığı için söyleyeceğim; konuşmamın başında da hayır işlerine sonuna kadar sahip çıktığımı ifade etmiştim. Sayın Başkan, yasalar belediye başkanına bağış alma yetkisi veriyor. Şartsız bağışı meclise bile sokmana gerek yok diyor yasa. Ama bir şartı varsa; örneğin kreş yapmak ve annesinin adını koymak istiyorsa, "Bunu meclis kararıyla al" diyor. 5393 sayılı yasanın maddelerinde bu hüküm açık. Peki, bu yargılamayı gören insanlardan sonra hiç hayırsever insan kalamayacağını düşünüyorum dışarıda. Bakın, şu beslenme saati projesindeki 800 bin paket için... Ben Beylikdüzü Belediyesi'nin tek kuruşunu harcamadım kuruyemişler için Sayın Başkan. Hep ayni olarak aldık; bakın, beyanımdır, hayırseverlerden ayni olarak aldık. Bir hayırsever geliyordu, "Ben bunları almak istiyorum" diyordu; bize kasa kasa elmalar, portakallar gönderiyordu. Dolayısıyla bu hassasiyetle bakmanızı arzu ediyorum Sayın Başkan. Kişisel zenginleşme aracı olarak mı kullanılıyor kamuya gelmesi gereken bu olay; yoksa kamunun menfaatine tekrar o kente mi dönüyor?
İstanbul Büyükşehir Belediyesiyle yaptığımız işlerden bahsettim. Yıllardır ihmal edilmiş... Sayın İmamoğlu belki kendi savunmasında buna değinecektir ama ben bir hakkı teslim etmek isterim: 2014-2019 yılları arasında, rahmetli Kadir Topbaş'ın Belediye Başkanı olduğu dönemde de başkan danışmanıydım. Büyükşehirdeki arkadaşlarla zaman zaman istişarelerimiz oluyordu, gidiyorduk; ama o beş yıl boyunca, dört buçuk yıl boyunca Beylikdüzü’nde bırakın Büyükşehir Belediye Başkanı'nı, genel sekreterini veya genel sekreter yardımcılarını; daire başkanı seviyesinde bile toplantı yapamadım. Ama Sayın İmamoğlu otuz dokuz ilçeyle toplantı yaptı; buna AK Partili belediye başkanı arkadaşlarım da şahitlik ederler. Sayın Başkan, eşitlikten ziyade adalete inandığımı ifade etmek isterim. Bir yönetici adaletten asla ayrılmamalıdır. Sayın Başkan, sayın heyet; yönetim anlayışımızın daha net ortaya konulması adına bu kısmı biraz uzatıyorum, kusuruma bakmayın. Eylemlere de tek tek cevap vereceğim; yani "Başkan buralarda bir şeyler anlatıyor ama eylemler hakkında konuşmayacak" diye düşünmeyin, onu söyleyeyim.
Türkiye’ye model olmuş bir "Yaşam Vadisi" projemiz var Sayın Başkan. Sayın İmamoğlu döneminde başladığımız, benim dönemimde nihayetlendirdiğimiz bir proje. Ben bu projeyi, Beylikdüzü’nde yıllardır çalışıyor olmamdan dolayı bilirim; Yeşil Vadi olarak hep anlattılar. Ne biliyor musunuz? O Kemal Sunal’ın filmindeki Yeşil Vadi değil ama Beylikdüzü’ndeki Yeşil Vadi’yi hep anlattılar. Maalesef icraata geçmedi, hep anlatıldı; hafriyat döküm alanı olarak kullanıldı. Ama 2014 yılında kamu eliyle yapılmış en büyük yeşil alan projesini hayata geçirdik: 1 milyon 200 bin metrekare. Şu an Beylikdüzü’nün nefes aldığı bir yer burası. Hatta komşu ilçemiz Esenyurt’tan da çok komşumuz geliyor hafta sonları oraya. Denize sırtını dönen bir kentken Beylikdüzü, kamusal alanlarıyla denize dönen bir kente dönüşmüştür. 13 kilometre kıyı şeridimiz var. İlave birçok park alanı yaptık, 132 tane park yaptık. Şişli'de —Emrah Başkan söylemişti— yanlış hatırlamıyorsam kişi başına düşen aktif yeşil alan miktarı mezarlıklar dahil 1,5 metrekareydi. Bizde sadece aktif yeşil alanlar, yani insanların kullanabildiği alanlar 10,5 metrekare. Bu nasıl oluyor? Park yapıyorsunuz ama nüfus da bir taraftan artıyor; ister istemez aynı oranda park yapmanız lazım. Biz park yapımına devam ettik. "Bana burada park olmaz" dediler; arkadaşlar, benimle çalışmak da biraz zordur Sayın Başkan. Şehir plancısı olmam ve yıllardır belediyelerde iş yapmamdan dolayı teknik hassasiyetleri bilirim. 12 yıl boyunca toplam 362 projeyi hayata geçirdik; 252 tanesi benim dönemimde kamusal proje olarak hayata geçti.
Sayın Başkan; kanunla kurulan, her türlü denetime açık, devletimizin yereldeki eli kolu olan belediyelerimizin organizasyon yapısının "suç örgütü" yapısıymış gibi gösterilmesini ben kabul edemiyorum. Mecburen belediyemizin hizmetlerini anlatmak zorundayım Sayın Başkan. Çünkü burada 407 sanıklı bir dava var, 307’si tutuklu... İnşallah herkes özgürlüğüne kavuşur, o ayrı; ama herkes kendini anlatacak. Derdimizi anlatacağız. Biz cevap vereceğiz ama belediyeyi kim anlatacak? Kamu kurumunu kim anlatacak? Çünkü suçlanan bir de kamu kurumu anlayışı var; ben onun için bunları anlatmak zorundayım. Bir de çok kısa bir toplantıdan bahsetmek istiyorum. Biz belediye başkanı arkadaşlarımızla bir araya geldiğimizde —burada sadece Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımdan bahsetmiyorum, AK Partili belediye başkanı arkadaşlarımızla da bir araya geldiğimizde— hep şunu konuştuk: Geçen dönem pandemi oldu; pandemi hiç bilmediğimiz bir şeydi, belediye olarak nasıl davranacağımızı bilmiyorduk. Sonra yangınlar oldu, depremler oldu... Aramızda diyorduk ki, "Bir gök taşı eksik." O da bu dönem çarptı bize. Yani yaşamadığımız, hayalini bile kurmayacağımız bir şeyi şu an yaşıyoruz.
Pandemi döneminde, o zamanki İstanbul Valimiz Sayın Ali Yerlikaya, Sayın İmamoğlu ve Sağlık Bakanımız Sayın Fahrettin Koca'nın başkanlığında bir pandemi toplantısı yaptık. 39 belediye başkanı, Büyükşehir Belediye Başkanı, kaymakamlar ve idari amirler oradaydı. Öyle bir tevafuk ki, o dönemin İl Sağlık Müdürü de bugün Sağlık Bakanımızdır. İl Sağlık Müdürümüz bize bir sunum yaptı, ilçelerin ihtiyaçlarından bahsetti. Filyasyon çok zor bir süreçti; sağlık çalışanlarımız cephenin en ön safında çok ciddi efor sarf ettiler. Sayın Bakanımız, belediyelere dönerek, "Arkadaşlar, ilçe sağlık müdürlüklerimizin talepleri ve ihtiyaçları var. Her belediye; yakıtıyla, şoförüyle 30 tane aracı ilçe sağlık müdürlüklerine teslim ederse biz bu filyasyon meselesini halletmiş oluruz," dedi. Sonra da birçok belediye başkanı arkadaşımın şahit olduğu şu cümleyi kullandı: "Ben size nasıl yapacağınızı anlatmayayım; bölgenizde müteahhitler vardır, iş insanları vardır; gidin durumu anlatın." Biz de gittik, durumu anlattık. O dönemde 30 tane aracı kiralayıp ilçe sağlık müdürlüğüne teslim ettik, 30 şoför arkadaşımızı da kaymakamlık bünyesinde görevlendirdik.
Sayın Başkan, biz Beylikdüzü’nde gerçekten başka bir hikâye yazmak istedik. Gürpınar bölgesini bilenler olacaktır; orada "SGK Alanı" diye bilinen 29 dönümlük bir bölgemiz var. İçerisinde büyük ağaçlar var ama mülkiyeti Sosyal Güvenlik Kurumu’na aitti. Tahsisle ilgili girişimlerde bulunduk ama ilçe belediyesi döneminde bize tahsis yapılmadı. Bizden önce de bir kez ihaleye çıkmıştı; "sağlık alanı olarak yapılabilir mi" diye bakıldı ama zemin zordu ve çok ağaç vardı, ihaleler olumlu neticelenmedi. Daha sonra Sayın İmamoğlu’nun Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde Sosyal Güvenlik Kurumu ile görüşmelere başladık. Belki belediyecilik tarihinde bir ilktir; Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan parasını ödeyerek orayı satın aldık, kamulaştırdık. Benim dönemimde de o 29 dönümlük alanın içerisine Engelsiz Yaşam Merkezi yaptık. Yaklaşık 1.200 metrekarelik bir alanda otizmli evlatlarımızın öğretmenleri eşliğinde özgürce vakit geçirdiği, ailelerinin ise nefes aldığı bir yer burası. Belediye başkanı olmadan önce kentteki bu ihtiyacı tam hissedemiyorsunuz; otizmli bir evladı olan ailenin nasıl bir zorluk yaşadığını anlayamıyorsunuz. Biz orada ailelere nefes aldırıyorduk; o bir-iki saatlik sürede aileler kendi ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlardı. İçerisinde yine bir kreşimizin, kent ormanı tematik alanlarının ve çocuk oyun alanlarının olduğu bir yer haline getirdik.
Yaşadığımız sorunları anlatmam açısından şu örneği de önemli buluyorum: Yakuplu’da yaklaşık 50 bin metrekarelik bir kent ormanımız var, Orman Bakanlığı’na bağlı. 2014 yılında tahsis istedik, yapılmadı. Sonra ihale edileceğini öğrendik; Beylikdüzü Belediye şirketiyle katılmak istedik ancak ihale bir gün kala iptal edildi. Sonra o alan Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis edildi. O dönem Sayın İmamoğlu ilçe belediye başkanıydı; Büyükşehir’in vekilleriyle, daire başkanlıklarıyla görüştük, düzenlenmesini arzu ettik ama maalesef yapılamadı. 2019 seçimlerinden sonra, İmamoğlu seçilince oranın kent ormanı olarak yapılması sağlandı. Şunu belirteceğim Sayın Başkan; şu an biz burada, örgüt üyesi olduğu iddia edilen birçok arkadaşla mahkeme huzuruna gelmeden önce aşağıda sosyalleşiyoruz. Daha önce hiçbir arkadaşımızla tokalaşmamıştık; ilk kez 9 Mart’tan itibaren arkadaşlarımızı aşağıda tanımaya başladım. Mesela Beylikdüzü’nün sahili için çok uğraştık Sayın Başkan. Sahilin Milli Emlak tarafından bize tahsis edilmesini istedik; çünkü biz Beylikdüzü sahilini temizliyoruz, bakımını yapıyoruz, para harcıyoruz. Aslında yetkimiz de yok, yasal da değil; yetki Milli Emlak’ta ama bize vermediler.
Bir de çok maceralı bir "stat meselemiz" var. Büyükşehir Belediye Başkanı rahmetli Kadir Bey döneminde stadı almak istedik; stadın yarı mülkiyeti zaten bizdeydi, ilçe belediyesi yapmıştı. Ama stada giremedik; Büyükşehir’in zabıtaları oradaydı. Ben de belediye başkan danışmanı olarak aşağı indim, zabıta arkadaşlarla konuştum. "Diplomasi yapalım, ilçe zabıtasıyla karşı karşıya gelmesinler, devlette devamlılık esastır, kavga etmesinler," dedim. İşte o dönemki o zabıta müdürü arkadaşlarımızdan bir tanesi, şu an bizim dosyamızda "örgüt üyesi" olarak tutuklu bulunuyor. Karşımızda olan, yani müzakere ettiğimiz arkadaşlarımızdan bir tanesi, Hakan Bey, şu an bu dosyada tutuklu. Sayın İmamoğlu göreve geldiğinde, buradaki AK Partili veya bir önceki yönetimden gelen arkadaşların hepsinin görevine son verelim diye bir yaklaşımı olmamıştır. Gerçi avukatları da burada, ben avukatlığını yapmayayım; kendisi de mutlaka anlatacaktır. İnanın biz; gençler hayal kurabilsin, hayallerini gerçekleştirebilsin diye çok çalıştık Sayın Başkan. On iki yıl boyunca kamu kurumlarıyla da çok güzel ilişkiler içerisinde olduk. Okullara yaptıklarımızdan; konferans salonu yapmamızdan uzun uzadıya bahsetmeyeceğim, bunları yapmak zorundayız, bu bir lütuf değil. Babam rahmetli oldu, çok fazla mal varlığı olan bir insan değildi ama ben bu işleri fındık tarlasını satarak yapmadım; kamunun parasını kullanarak, harcayarak yaptık ne yaptıysak.
Ancak şunlar önemli: Gürpınar'da Polis Merkez Amirliği yaptık. 3.200 metrekarelik bir binayı on ayda bitirdik. Eski Bakanımız Sayın Ali Yerlikaya o dönem İstanbul Valisiydi; on ay gibi kısa bir sürede yapıp, bizim için canını vermekten imtina etmeyecek olan Türk Polis Teşkilatına binamızı teslim ettik. Sonra müftülük için bir bina yaptık. Bu arada Beylikdüzü Belediyesi on dört farklı binada hizmet veren bir belediye Sayın Başkanım. Bilmeyenler; Beylikdüzü Belediyesi'nin tek bir binası, görkemli bir yapısı var diye düşünebilir. Düşünün ki ana binası var, ek hizmet binaları var, farklı yerlerde müdürlüklerimiz var. O binalara uğramadığımda "Başkan belediyeye hiç uğramıyor" diye düşünmesinler diye dönüşümlü olarak gitmeye çalışıyordum ama emin olun her hafta her müdürlüğe gidemiyordum. İlçe Seçim Müdürlüğü’ne bina yaptık. Üç tane devlet okulu yapıp kamuya bağışladık; hayırseverlerimizle birlikte yaptık ve bağışladık. Bunlardan iki tanesi bu iddianameye "rüşvet suçu" olarak girdi; onu da Eylem 6'da anlatacağım.
Dolayısıyla bugünü kurtaran değil, yarını kuran bir anlayışla çalıştık Sayın Başkan. Bir belediye başkanının en güçlü savunması, kente bıraktığı kamusal mirastır. Sayın Başkan, belediye başkanlığı tek başına bir makam değildir; aynı zamanda bir kamu sorumluluğudur. Hizmet üretirken tek ölçütüm hukuka uygunluk ve kamu yararı olmuştur. Açıkladığım bu çerçeve; mesleki geçmişimi, görev süreçlerimi ve yetki sınırlarımı ortaya koymaktadır. Ayrıca iddianamede şahsıma yönelik; kişisel zenginleşme, haksız mal edinimi ya da şahsi menfaat temin ettiğime ilişkin herhangi bir somut isnat dahi bulunmamaktadır. Ne şahsıma geçmiş bir para, ne mal varlığımda bir artış, ne de bir kişisel kazanç unsuru gösterilmiştir.
Sayın Başkan, benim önceliğim hiçbir zaman kişisel çıkar olmadı; önceliğim hep şehirlerimize değer katmak, kamu kaynaklarını korumak ve milletimize fayda sağlayacak hizmetleri hayata geçirmek olmuştur. Milletin kayıtsız şartsız egemenliğine inanıyorum. Milletimiz kimi seçeceğine, kime görev vereceğine demokratik iradesiyle karar verebilir.
Ben dahil, hiçbirimiz hukukun üstünde değiliz. "Yargılanmayayım" asla demiyorum; ancak halkın oyuyla göreve gelmiş bir belediye başkanının, çok güçlü ve somut gerekçeler olmaksızın tutuklu yargılanmasının yalnızca şahsıma değil, milletin iradesine de vurulmuş bir pranga olduğunu düşünüyorum. Tutukluluk asla cezaya dönüştürülmemelidir. Bugün bu duruşma salonuna gelmek için yaklaşık yirmi gün önce beni Silivri’ye getirdiler; 600 kilometre uzaktan geliyorum Sayın Başkan. Bu sadece beni değil, hem ailemi hem de savunma hakkımı cezalandırmaktır. Ben ayrıcalık asla talep etmedim, etmiyorum; hiçbir dönem talep etmedim. Yalnızca hukukun temel ilkelerine uyulmasını arzu ediyorum. Tutuksuz yargılanarak görevime devam etmek ve Beylikdüzü halkına vermiş olduğumuz sözleri yerine getirmek istiyorum. Hukukun üstünlüğünü korumak hepimizin elinde.
Az önce ifade ettim, çok detaylı girmeyeceğim ama eklerini size verdik. Görevimle ilgili olarak; ben hiç belediye başkan yardımcısı olmadım. Beylikdüzü Belediyesi’nde 2014-2019 yılları arasında —hatta yanlış hatırlamıyorsam 2018’in Aralık ayında istifa ederek belediye başkan adayı oldum— sözleşmeli şehir plancısı olarak görev yaptım. Özel Kalem Müdürlüğü’ne bağlı olarak çalıştım; özlük dosyamı mahkeme heyetine sunduk. İddianamede "örgütün Beylikdüzü dönemi" denilerek yedi eylemden sorumlu olduğum iddia edilmektedir. Kısa ve net olarak ifade etmek isterim ki; görevim gereği tamamen mevzuat çerçevesinde yürüttüğüm rutin işlemlerin sanki gayrimeşru bir menfaatin aracıymış gibi gösterilmesini açık ve net bir şekilde reddediyorum Sayın Başkanım. Görevim kapsamında, uzun bir zaman dilimi içerisinde gerek mesai arkadaşlarımla gerekse belediyeye çeşitli müracaatlarla gelen vatandaşlarla yapılan görüşmeler, hiçbir somut dayanağı olmayan bir kurgu neticesinde sanki örgüt lideri ve üyeleriyle irtibat kurulması olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca seçimle iş başına gelen bir belediye başkanına yönelik bu asılsız iddialarla halkın iradesinin de göz ardı edildiğini düşünüyorum. Yargılama sonucunda belirttiğim hususların doğruluğunun ayan beyan ortaya çıkacağına yürekten inanıyorum.
Sayın mahkemenizin bu 143 eylemi en doğru şekilde değerlendireceğine olan inancımdan milim kaybetmediğimi de ifade etmek isterim. İddianamedeki 143 eylemin yedisinden sorumlu tutuluyorum; ancak soruşturma aşamasında bunlardan sadece iki tanesiyle ilgili tarafıma soru sorulmuştur, diğerleriyle ilgili savunmam alınmamıştır. Ama şimdi yapacağım. İddialara tek tek cevap vererek aslında iddia makamının işini de biraz kolaylaştıracağım. Bütün eylemleri teknik bir bilirkişi gibi inceledim ve somut belgelerle —iddia makamı hakkında bir şey söylemek istemiyorum ama— yanıltıcı beyanların gerçeği yansıtmadığını tek tek ortaya koymaya çalışacağım. Savunmama geçmeden önce; şahsıma yöneltilen suç örgütü ve rüşvet isnatlarının, hayatım boyunca savunduğum meslek etiğimle, devlete olan bağlılığımla ve kamu yararını önceleyen yönetim anlayışımla bağdaşmadığını ifade etmek isterim. Görev yaptığım hiçbir dönemde kamu gücünü kişisel çıkar için kullanmadım. Beylikdüzü halkının menfaati aleyhine hiçbir kararın parçası olmadım. Hukuka aykırı bir talimat vermediğim gibi hukuka aykırı bir talimat da almadım. Kamu görevini yerine getirirken siyasi saikleri veya herhangi bir talebi kamu yararının önüne geçirmedim. Ay yıldızlı şanlı bayrağımızın temsil ettiği müşterek değerleri korumak ve bu güzel vatanın topraklarına hizmet etmek benim için bir tercih değil, anayasal ve vicdani bir yükümlülüktür.
Sayın Başkan, görevim boyunca hep kendime şu soruları sordum: "Bu karar vicdanen doğru mu? Bu karar adil mi? Kamu hakkını koruyor mu?" Çünkü bir kamu yöneticisinde olması gereken üç temel özellik vardır: Vicdan, adalet ve ahlak. Bunlar tercih değil, bir zorunluluktur. Bir kamu yöneticisi, bir yönetici "kamu orucu" tutmalıdır Sayın Başkan. Kamu orucu! Şayet kamu orucu tutamayacaksa o kamusal görevlere talip olmamalıdır. Şimdi diyeceksiniz ki, "Kamu orucu nereden çıktı?" Ramazan ayından çıktık; oruçlar tutuldu, Allah herkesin orucunu kabul etsin. Ramazan ayında oruçlu olduğumuz dönemde su içemiyoruz değil mi? Ama bizim hani böyle olur olmaz, manasız atasözlerimiz var; "Bal tutan parmağını yalar" gibi... Bal tuttun, parmağını yala! Peki, oruçluyken ne yapıyoruz? Bal tutunca parmağımızı peçeteye siliyoruz değil mi? Kamu yöneticisi de tam olarak böyledir. Bir şey yiyip içmemekle kamu orucu bozulmaz. Ne bozar kamu orucunu? Birinin hakkını yiyorsanız kamu orucu bozulur. Devletin malını yiyorsanız kamu orucu bozulur. Kul hakkına giriyorsanız kamu orucu bozulur. Kamu orucu öyle kolay bir şey de değildir; "Bir ay tutarsınız biter, on bir ay boyunca yersiniz içersiniz" gibi bir durum yok. Ne zaman başladım? 2014 yılında geldim, 2019 yılında belediye başkanı oldum; o zamandan beri kendimi aynı sorumlulukta görüyorum. Ne zaman bırakacağım bu kamu orucunu Sayın Başkan? Görevi bıraktığım zaman veya görevden el çektirildiğim zaman... Eğer devlet derse ki, "Kardeşim hayır, sen artık siyasi hiçbir makama mevkiye gelemezsin," boynumuz kıldan incedir; "İlle geleceğiz" diye bir iddiamız yok. Ama biz bu hizmet yolunda olduğumuz sürece ben bu kamu orucunu tutmaya devam edeceğim.
Savunmamı polemik yapmak için değil, asla değil; gerçeğin ortaya çıkması için yapacağım. Eylemlere ve isnatlara ilişkin bütün savunmamı tek tek ortaya koyacağım. Şimdi müsaadeniz olursa "Eylem 1"den başlayacağım. Sayın Başkan, iddianamede başlangıç eylemi olduğu için biraz teferruatlı anlatacağım, kusuruma bakmayın. Uzatıyorsam da özür dilerim ama herhalde bugünü ben kapatacağım gibi geliyor; ben 10, 11, 12 nolu eylemlere kadar giderim Sayın Başkanım. Ara vermeseniz de bitirelim, önemli değil; ben anlatmaya devam ederim. Bu olaya ilişkin olarak, ilk olarak Uğur Güngör’ün 10 Ağustos 2020 tarihinde suç ihbarıyla başlayan yargısal süreci, iddia makamı tarafından —çok üzülerek söylüyorum ama— göz ardı edilmiştir. Buna dikkat çekmek istiyorum. Süreç oldukça uzun ve kapsamlı olmakla birlikte, kısaca söylemem gerekirse; hakkımda daha önce Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilmiş bir takipsizlik kararı vardır. Sonrasında devam eden; değişen ve çelişen ifadeler de göz ardı edilmiştir. Söz konusu iddia Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulmuş, incelenmiş ve takipsizlik kararı verilmiştir. İlgilisi tarafından bu karara itiraz edilmiş; Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi itirazı reddederek takipsizlik kararını kesinleştirmiştir.
Devamında, Yargıtay 5. Ceza Dairesi "kanun yararına bozma" talebini, Sayın Başkanım, yalnızca ifademe başvurulması yönünde bozmuştur; soruşturmanın kesinlikle genişletilmemesi yönünde ifadeleri vardır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin yeniden değerlendirilmesi gerekçesiyle dosya Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş, akabinde tarafımca yazılı savunma verilmiştir. Dosya uzun süre Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bekletilmiş; sonrasında soruşturmayı yapan savcılık yetkisizlik kararı vererek dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndermiş ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi dosyasıyla birleştirilmiştir. Avukatlarım hukuki izahatı daha detaylı yapacaklardır. Benim öğrendiğim kadarıyla —tam hukukçu olduk demeyeceğim, asla demeyeceğim ama— bir kişinin aynı eylemden, aynı sebebe dayanılarak birden fazla kez yargılanamayacağına ilişkin temel bir kural varmış; o kural burada açıkça ihlal edilmektedir. Ayrıca hakkımdaki takipsizlik kararı rüşvet suçuna ilişkindi; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın soruşturması ise irtikap suçu üzerinden devam ettirildi. Hakkımdaki tutuklama kararı "suç örgütüne üye olma" ve "irtikap" suçundan dolayı verilmişti.
Gelinen aşamada tutuklamaya yaptığımız her itirazda bu hususları izah etmeye çalıştım. Her seferinde Sulh Ceza Hakimlerimize farklı bir şeyler anlatmaya gayret ettik ama anlatamadık. Sonra iddianame kabul edildikten sonra görüyoruz ki, tutuklandığım suçun vasfı değişmiş ve "rüşvet" olarak nitelendirilmiştir. Yani aslında savunmasını yapmadığım bir suçtan dolayı yaklaşık bir yılı aşkın süredir tutuklu olarak yargılanıyorum. Ayrıca Uğur Güngör'ün beyanlarının ne kadar gerçeğe aykırı olduğunu; kendisinin ihbarcı olduğu bir dosyada sanık haline gelmesinden çok net bir şekilde anlayabilirsiniz. İhbarcı olarak girdiği dosyadan, iddianamede sanık olarak çıkmıştır. Savunmamın başında belirttiğim gibi, görev unvanım burada da hatalı bir şekilde "Beylikdüzü Belediye Başkan Yardımcısı" olarak belirtilmiş; buraları kısa geçiyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın mahkeme heyeti; iddia makamı, 2015-2016 yıllarına ilişkin olayda, aradan yaklaşık 9-10 yıl geçtikten sonra ifadesini değiştiren ve kendisini "rüşvet veren" olarak konumlandıran ihbarcı Uğur Güngör'ün iddialarına dayanmaktadır. Uğur Güngör, konut olan yerlerin dükkana çevrilmesi için belediye yetkilileri tarafından rüşvet talep edildiğini iddia etmektedir. Yine iddianamede; arsa sahibi müteahhit firmanın, kendisine "konut olarak gözüken yerlerin dükkana çevrilmesi için belediyeye 15 milyon rüşvet verilmesi gerektiğini" söylediği ileri sürülüyor. Uğur Güngör, ilk aşamada bu teklifi kabul etmediğini; daha sonra Veliddin Küçük'ün ısrarı ve ricasıyla Zafer Gül ile birlikte Mehmet Murat Çalık'ın, yani benim yanıma geldiğini iddia ediyor. Bu görüşmede benim kendisinden 15 milyon talep ettiğimi, rüşvet talebini reddetmesi üzerine de benim "Buradan çıkarsan bir daha giremezsin" dediğimi; o sırada Ekrem İmamoğlu'nun karşı odadan çıktığını ve "Ne oluyor burada?" dediğini, sonra oradan ayrıldığını söylüyor. Bakın; sonra da Zafer Gül ve Mehmet Murat Çalık'ın ısrarı üzerine senet vermeyi kabul ettiğini söylüyor. Şimdi, az önce neredeyse yumruk yumruğa kavga edeceğimiz adama, kendi ifadesine göre ben mi kefil oluyorum?
Senetlerin karşılığını ödeyemeyince de 13 daire verilmesi konusunda anlaştığını, Asoy firmasına devir yaptığını; Asoy firmasının da devredilen dairelerden bir kısmını Gül İnşaat’a ve Gül Kentsel Tasarım’a —yani müteahhit firmasına— geri devrettiğini, dolayısıyla kendisinin dolandırıldığını ve aslında Beylikdüzü Belediyesi ile Gül İnşaat ve Gül Kentsel Tasarım'ın birlikte hareket ettiğini iddia etmektedir. Sayın Başkan, Uğur Güngör’ün çelişkili beyanlarını biraz daha detaylandırmak istiyorum. Bana kollukta bu konuyla ilgili iki farklı soru soruldu. İlk soru; 21 Ekim 2024 tarihinde "tanık" sıfatıyla beyanı alınan, ancak kolluk aşamasındaki sorgu esnasında tarafıma kimliği açıklanmayan —yani ben bu sorulara cevap verirken onun Uğur Güngör olduğunu bilmiyordum Sayın Başkan— şahsın ifadesidir. Bu ifade, iddianamenin temelini oluşturmaktadır. İfadesinde; "Gül İnşaat sahiplerinin, konut vasfındaki yerin dükkana çevrilmesi için belediyeye 15 milyon verilmesi gerektiğini söylediği" yönünde bir beyan var.
Tarafıma sorulan ikinci soru ise; bu sefer 8 Ekim 2020 tarihli "müşteki-şüpheli" sıfatıyla verdiği ifadedir. Burada isminin Uğur Güngör olduğunu söylüyorlar bana; ancak iki ifade birbiriyle taban tabana zıttır Sayın Başkanım. Bu tarihte Uğur Güngör, olay başladıktan sonra —az önce "konut vasfını dükkana çevirdiler" diyordu ya— şimdi aynı olayı nasıl anlatıyor? "İnşaat başladıktan sonra projenin rahat devam edebilmesi, sorun yaşanmaması, tadilat ruhsatının onaylanması, ilave ticari alanlara izin verilmesi, inşaatın sorunsuz ilerlemesi ve proje sonunda iskan alınabilmesi amacıyla iki daire parası ve 13 bağımsız bölüm devrettiğini" söylemektedir. Bu iki ifade arasındaki çelişki sadece tutarla alakalı değildir; birinde "15 milyon" diyor, öbüründe "iki daire parası ve 13 daire" diyor. Aynı zamanda içerik ve isnat bakımından da birbiriyle tamamen çelişmektedir.
Uğur Güngör her ifadesinde bir önceki beyanını değiştirmiştir Sayın Başkanım. Bakın; 10 Ağustos 2020 tarihinde ilk önce Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyet ediyor bizi. Sonra Bakırköy "yetkimde değil" diyerek dosyayı gönderiyor. Bunlar belki iddianamede olmayabilir ama evraklar arasında avukatlarımız sundu. 10 Ağustos 2020 tarihindeki suç duyurusunda bulunduğu ilk ifadesinde, "Rüşvet tutarı olarak 13 daire verdim" diye beyan ediyor. Sonra Bakırköy yetkisizlik verip dosyayı Büyükçekmece’ye gönderince, iki ay sonra orada tekrar ifade veriyor ama o iki aylık sürede bir şeyleri hatırlıyor: İkinci ifadesinde bu sefer "İki daire parası artı 13 daire verdim" diyor. Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’ndaki soruşturma da bu beyan üzerinden başlıyor ve önceki çelişkiyi göz ardı ediyor. Belki doğru da yapıyorlar; neticede bir iddia var, araştıracaklar.
19 Mart 2024 tarihinde bir ifade daha veriyor Sayın Başkan; yani ilk ifadesinden 43 ay sonra. Bu sefer "15 daire" diyor. Yani önce 13 daire, sonra 2 daire parası artı 13 daire, 43 ay sonra da 15 daire... 21 Ekim 2024’te —ilk ifadesinden 50 ay sonra— tanık sıfatıyla verdiği ifadede, yedi ayda başka şeyler de hatırlıyor; bu sefer rüşvet tutarı "15 milyon" oluyor. 15 daire gitti, 15 milyon geldi. Sonra 5 Ağustos 2025 tarihinde vekili aracılığıyla beyan veriyor; 60 ay sonra bu sefer tekrar "13 daire artı 2 daire parasına" dönüyor rüşvet tutarı. Sayın Başkan; aynı zaman diliminde gerçekleştiği iddia edilen bir vakayı farklı kişiler anlatsa anlayacağım da, aynı kişi tarafından bu kadar bambaşka anlatılmasını ve iddia makamının dikkate almadığı bu çelişkileri mahkeme heyetinizin dikkatine sunuyorum. Farklı zaman dilimlerinde farklı tutarlar söylenmiş; resmi evraklar incelendiğinde anlattıklarımın doğruluğu ortaya çıkacaktır. Yani Uğur Güngör’ün ifadelerine baktığınızda —bu ifadeleri ben değil, savcılık makamı aldı— bu anlattıklarımın harfiyen doğru olduğu görülecektir.
Aslında mesele, burada ifadelerdeki veya beyanlardaki çelişki de değil; asıl mesele, iddia edilen fiilden önce iddiayı ortaya koyan kişinin güvenilir olup olmadığıdır. Sayın Başkan, ben tabii sizin yetkilerinizi tam olarak bilmiyorum ama herhalde benim T.C. kimlik numaramı sistemden girseniz; geçmişte hangi suçları işlediğimi veya bir UYAP kaydım olup olmadığını görebilirsiniz, değil mi? Görürsünüz. Baksanız, sadece bu dosyayı göreceksiniz Sayın Başkanım; yani benim UYAP kaydıma baksanız sadece bu dosya çıkar. Eğer Uğur Güngör’ün UYAP kaydına baktığınızda iki yüzden az kaydı varsa, ben huzurunuzda bütün iddiaları kabul edeceğim. Bu kadar iddialı söylüyorum. Sayın Başkan, bu şahıs 21 Ekim 2024 tarihinde dosyaya "tanık" sıfatıyla ifade vermiş; ancak daha sonra dosyaya sunduğu, yıllar içerisinde değişen ve önceki beyanlarıyla çelişen anlatımlarından ötürü "sanık" haline gelmiştir.
Şimdi izninizle, o kadar çok bahsedilen bu projenin ruhsat mevzularını evraklarıyla konuşmak istiyorum. Çünkü karşımızda birtakım beyanlar var; ben de bu beyanlara beyanla değil, belediyenin resmi evraklarıyla cevap vermek istiyorum Sayın Başkan. Bu belgeleri size de verdik; önünde "Ek-1, Ek-2, Ek-3" diye sıralanmış bir mizanı da mevcut. Burada ilk ruhsat bizim dönemimizde alınmıyor. 21 Nisan 2006 tarihinde, Velittin Küçük’ün Belediye Başkanı olduğu Gürpınar Belediyesi tarafından verilmiştir. Sayın Başkanım, bu ismi bir yere not etmenizi istiyorum; çünkü kendisi hem bu dosyada tanık hem de anlatacaklarım var. 2006 yılındaki ruhsat bilgilerine baktığımızda; ruhsatın 21 Nisan 2006 tarihinde düzenlendiğini, arsa sahibinin Velittin Küçük’ün çocukları ve hissedarları olduğunu görüyoruz. Buraya küçük hissedarın ismi, Ramazan Erdoğan yazılmış; ancak asıl hissedarlarla ilgili evrakları da sunabiliriz, sorun yok. Söyleyeceklerimin doğruluğunu ispat açısından avukatlarım bunları sunabilir. 2006 yılında arsa sahibi Velittin Küçük’ün çocukları ve hissedarları, müteahhit firma ise Uğur Güngör’ün şirketi olan Nusra İnşaat’tır.
Ruhsat şöyle bir prosedürdür Sayın Başkanım: Ruhsatı aldığınızda, beş yıl içinde bitirmeniz; iki yıl içinde ise inşaata başlamış olmanız gerekir. Başlamazsanız veya beş yıl içinde bitiremezseniz, inşaat hangi seviyede olursa olsun ruhsatın yenilenmesi lazım. İlk beş yılda bitirilemeyen inşaatın ruhsatı, ikinci beş yıllık dönemde, 10 Ekim 2010 tarihinde bu sefer AK Partili Yusuf Uzun’un Belediye Başkanı olduğu Beylikdüzü Belediyesi tarafından yenileniyor. Yine ruhsat bilgilerine bakıyoruz Sayın Başkanım; arsa sahibi değişmemiş; Velittin Küçük’ün çocukları ve hissedarları... Ama burada temel bir değişiklik var: Müteahhit firma artık Velittin Küçük’ün şirketi olan Beylikkent İnşaat’tır. Ruhsatlar önünüzde Sayın Başkanım, görüyorsunuz; bunlar belediyemizin resmi kayıtları. Çünkü iddianamede, bu ruhsatın Velittin Küçük’ün şirketine ait olmadığı yönünde iddia makamının bir yorumu var, ona da geleceğim.
Sayın Başkan, ikinci beş yıllık turda da inşaatı bitiremiyorlar. Bizim dönemimizde, 22 Ekim 2015 tarihinde, bu sefer Sayın İmamoğlu’nun Belediye Başkanı olduğu Beylikdüzü Belediyesi tarafından ruhsatı biz yeniliyoruz. 2015 yılındaki ruhsat bilgilerine baktığımızda, bu sefer arsa sahibinin değiştiğini görüyoruz; hani Velittin Küçük’ün çocuklarıydı ya, artık arsa sahibi "Nusra İnşaat" yani Uğur Güngör olmuş. Müteahhit firma da yine Nusra İnşaat olmuş. Daha sonra bunların aralarındaki ticari davaları da okuduğum için merak ettim; Velittin Küçük ne oldu? Velittin Küçük de o tarihten sonra bu dosyada "komisyoncu" olmuş. Yani kendi ifadeleri var; müteahhit bulunması ve işin yürütülmesi noktasında... Az önce anlattığım gibi, ruhsat tarihinden itibaren beş yıl içerisinde inşaat bitirilemediğinde ruhsatın yenilenmesi keyfi bir uygulama değil, yasal bir zorunluluktur Sayın Başkan.
İddia makamının iddianamede yer alan; "yapılacak olan inşaatın usule aykırı şekilde dükkân niteliğine dönüştürülmesinin amaçlandığı" şeklindeki değerlendirmesi baştan sona hatalıdır. Çünkü ruhsat ve onay süreçleri "usule" göre değil; yürürlükteki imar planına, plan notlarına ve mevzuata uygun işlem tesisiyle olur. Proje tadilatının mantığı da şudur Sayın Başkanım: Konut alanlarının zemin katlarının dükkâna dönüştürülmesine ilişkin talep, ilgilisi tarafından belediyeye yapılır. Bu talep; plan ve plan notlarına aykırı bir hüküm içermediği sürece ne suçtur ne de hukuka aykırı bir işlemdir. İmar mevzuatı açık ve nettir: İmar planında, plan notlarında ve mevzuatta yasaklanmamış her türlü kullanım değişikliği "tadilat" yoluyla yapılabilir. Tadilat projesinin varlık nedeni de tam olarak budur; aksi kabul edilirse tadilat mantığı tamamen ortadan kalkar. Peki, isnatlarda deniliyor ya; "Biz bu projeye zulmetmişiz, ruhsat vermemişiz, şunu yapmazsanız durdururuz demişiz..." İnşaatın rahat ilerleyip ilerlemediğini siz benim beyanıma göre mi anlarsınız, yoksa devletin resmi kurumlarındaki kayıtlara göre mi? Mesela Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın "Yapı Denetim Sistemi" (YİDS) kayıtları vardır Sayın Başkanım. İnşaatın hangi seviyede olduğu o sistemde güncel olarak tutulur.
Şimdi bu arkadaşlar zorlandıklarını söylüyorlar ya; dosyanıza "Ek-2" olarak koyduğumuz "İş Seviye Tutanakları" var Sayın Başkanım. İnşaat, 21 Nisan 2006 tarihinde alınan ruhsatla başlamış ve bizim dönemimize kadar, yani tadilat ruhsatının alındığı 22 Ekim 2015 tarihine kadar devam etmiştir. Yani bizim dönemimiz öncesindeki 9 yıl 6 ayda inşaatın ilerleme seviyesine bakalım: 31.12.2011 tarihi itibarıyla gerçekleşme oranı sadece %10 seviyesindedir. Ondan sonra da herhangi bir seviye ilerlemesi olmamıştır çünkü inşaat durduğu için yapı denetim firması yeni bir seviye tespiti girmemiştir. Dolayısıyla 9 yıl 6 ayda sadece %10-15 seviyesinde ilerleyen bir inşaattan bahsediyoruz. Bizim dönemimizde ise; 22 Ekim 2015 tarihinden sonra, 31 Aralık 2016 tarihine kadar geçen 1 yıl 2 aylık süredeki ilerleme seviyesi eklerdedir Sayın Başkanım. 31.12.2016 tarihi itibarıyla inşaat %90 seviyesine gelmiştir. Yani 9 yıl 6 ayda %10 ilerleyen inşaat, o "zulmettiğimiz" dönemde, sadece 1 yıl 2 ayda %90 seviyesine ulaşmıştır. Hukukçuların bir ifadesi var ya; "hayatın olağan akışı"... Şimdi bunu hayatın olağan akışıyla nasıl değerlendireceğiz? Bu resmi rakamlar bile anlatılanların bir uydurmadan ibaret olduğunu gözler önüne sermektedir.
Ayrıca Ekrem İmamoğlu’nun belediye başkanı olduğu dönemde %100 seviyesine ulaşan kayıtları da dosyaya koyduk. Sayın İmamoğlu’nun belediye başkanlığı döneminde, 9 Ekim 2015 tarihinde tadilat projesi ve ruhsat için dilekçeyle başvurulmuş; sadece 13 gün sonra, 22 Ekim 2015 tarihinde yapı ruhsatı düzenlenmiştir Sayın Başkanım. 13 günde ruhsat verilmiş! Peki, ruhsat alınmasına karşılık verildiği iddia edilen o daire devirleri ne zaman yapılmıştır? Metnin aslına ve savunmanın mantıksal kurgusuna sadık kalarak; düşük cümleleri toparladığım, tarihsel çelişkileri netleştirdiğim ve noktalama hatalarını giderdiğim düzenlenmiş hali şöyledir: Cumhuriyet Başsavcılığı bunları araştırdı ve zaten takipsizlik kararı verdi. Tadilat ruhsatının verildiği tarih 22 Ekim 2015. Dairelerin devredildiği tarihe baktığımızda ise 24 Temmuz 2017 olduğunu görüyoruz; yani ruhsattan yaklaşık iki yıl sonra. Bu sırada arsa sahibi ile müteahhit zaten mahkemelik, aralarında dava devam ediyor. Devamında, 13 dairenin 4 tanesi 9 Şubat 2018 tarihinde geri iade edilmiş.
Burası gerçekten önemli Sayın Başkanım; bu 4 dairenin iade edilmesi, çok üzülerek söylüyorum ki iddia makamı tarafından iddianameye şöyle girmiştir: "Beylikdüzü Belediyesiyle irtibatlı olan ve rüşvet eylemine dahil edilen Gül İnşaat ve Gül Kentsel Tasarım yetkililerine elde edilen menfaatten pay verildi." Şimdi, rüşveti aldığımız iddia edilen kişiler bunlar... Ben bu çelişkiyi heyetinizin takdirine bırakıyorum. Yani biz ruhsatı düzenlemişiz, iki yıl sonra 13 daireyi —aldığımız iddiası var diye söylüyorum— alıyoruz; sonra da diyoruz ki "Ya bu 13 daireden 4 tanesi fazla oldu, biz bunları müteahhit firmaya geri verelim, gelirden pay verelim." Sayın Başkanım, böyle bir şey olabilir mi? Üstelik Uğur Güngör, 2020 tarihli beyanında şunu söylüyor: O daireleri devrettiği tarihte inşaat bitmişti. Az önce seviye tespit tutanağına baktınız; inşaat bitmiş, 2018 yılından itibaren oturum da başlamış. Uğur Güngör 2020'de diyor ki; "Taşınmazların devredilmemesi halinde belediyedeki işlemlerin hiçbir şekilde ilerlemeyeceği, gerekli izin ve ruhsatların alınamayacağı ve projenin mühürleneceği" korkusuyla devrettiğini söylüyor. Bakın, bunu 2020'de söylüyor! Ruhsatı almışsın, inşaatı bitirmişsin; iki sene sonra kendi aranızdaki ticari anlaşmazlıklar neticesinde verdiğin daireleri rüşvete konu ediyorsun. Bu dairelerin devredildiği tarihte inşaat mühürlü falan değil, %90 seviyesinde bitmiş durumdaydı.
Müteahhit firmaya yasal olmayan hiçbir menfaat sağlanmamıştır. Resmi yazışmalar ve ruhsatlar incelendiğinde; ilk ruhsat ile bizim verdiğimiz ruhsat arasında inşaat alanında yaklaşık 1.078 metrekarelik bir azalma olduğu görülecektir Sayın Başkanım. Kendi projelerinde bazı alanları dükkâna dönüştürmüş olmalarına rağmen, Uğur Güngör'ün iddia ettiği gibi ekstra bir inşaat alanı verilmemiştir. Velhasıl; müteahhit firma belediyeden fazla inşaat talep etmiş, belediye ise plan hükümlerine aykırı bu talebi onaylamayı bırakın, ruhsat alanını 1.078 metrekare azaltmıştır. Buna rağmen aynı kişiler tarafından belediyeye rüşvet olarak 13 daire verildiği, sonra da bu 13 dairenin fazla görülerek 4 dairesinin "gelir paylaşımı" adı altında geri iade edildiği iddiası hayatın olağan akışıyla örtüşmemektedir. Üstelik bu "11. Mahalle" projesi, 1 Kasım 2022 tarihinde ayrıca şikâyete konu olmuş; muhakkikler tarafından ön inceleme yapılmış ve önünüzdeki "Ek-3"te yer alan 23 Ocak 2023 tarihli ön inceleme raporuyla soruşturmaya izin verilmemiştir. Yine aynı olayla ilgili belediyemize hâlâ itiraz dilekçeleri veriliyor, suç duyuruları yapılıyor. Konu tekrar 16 Temmuz 2025 tarihinde şikâyete konu olmuş, muhakkikler yine incelemiş ve iddianamenin kabulünden çok kısa süre önce, 12 Aralık 2025 tarihli güncel ön inceleme raporuyla; mevzuata aykırı herhangi bir husus olmadığı belirtilerek soruşturmaya izin verilmediği belgeleriyle heyetinize sunulmuştur.
Sayın Başkan; olay aynı, kişiler aynı... Geçmişte yaşandığı iddia edilen bir olay her beyanda bu kadar farklılaşabilir mi? Geçmişte yaşadığımız bir olayı bugünden değiştirebilir miyiz Sayın Başkanım? Değiştiremeyiz. Geçmişte yaşanmış bir olayı ben bugün değiştirebilir miyim? Az önce söyledim; mesela İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mezun oldum, "Yok ya, ben Yıldız Teknik Üniversitesi’nden mezun olayım" diyebilir miyim? Diyemem. Geçmiş geçmişte kalmıştır. Sayın Başkan, sayın heyet; projenin ruhsat süreçlerinden sonra iddianamedeki çelişkilere tekrar dönmek istiyorum. Uğur Güngör’ün son ifadesinde ilk kez ortaya attığı bir beyanı var: "Buradan çıkarsan bir daha giremezsin." Son ifadesine kadar böyle bir beyanı yoktu; bunu son kez not düşmüş olayım. Söz konusu projeyle ilgili biraz daha teferruat ve detay vermek isterim: İlgililer, tadilat ruhsatı için 27 Temmuz 2015 tarihinde belediyemize başvurmuşlar. Ancak sunulan proje imar durumu hükümlerine açıkça aykırılık teşkil ettiği için teknik arkadaşlarımız bunu bu şekliyle onaylayamayacaklarını kendilerine anlatmışlar.
O dönem Sayın İmamoğlu’nun başkan danışmanı olmam sebebiyle ve tabii eski Gürpınar Belediye Başkanı da dosyanın içerisinde olduğu için, Sayın Başkan bana, "Konuya bir bakın bakalım; arkadaşlar ruhsat başvurusunda bulunmuş ama projenin onayını alamıyorlar," dediğinde ben teknik başkan yardımcısından gerekli bilgileri aldım. Akabinde ilgililer; Ali Gül, Zafer Gül ve Uğur Güngör yanıma geldiler. Ben onlara ruhsat yenilemelerinin nasıl olduğunu izah etmeye çalıştım; metrekarenin değişmemesi gerektiğini, tadilat projesinde iç kısımlarda teknik değişiklikler olabileceğini ama ilaveten 10 bin metrekare fazla inşaat alanı gibi taleplerin mümkün olmayacağını anlattım. Müdürlükteki arkadaşlarımın haklı olduğunu, bu haliyle projeyi onaylayamayacağımızı söyledim. Ancak bu cevabım ihbarcı Uğur Güngör’ü rahatsız etmiş olacak ki; bağırdı, çağırdı, "Bu projeyi onaylayacaksınız, onaylamazsanız şu olur, bu olur" gibi ifadeler kullandı. Ben nezaketli bir adamım; hayatım boyunca yanıma kavga etmek için gelen birisiyle bile oturup konuşup anlaşabilirim. Fakat hayatımda ilk kez bir kişiyi odamdan çıkardım Sayın Başkanım. O zaman danışmandım; kendisine odadan çıkmasını söyledim. Bu olaya Zafer Gül ve Ali Gül şahittir; ama şahitlik yaparlar mı, orasını bilemem. Sonrasında Ali Gül ve Zafer Gül, arsa sahibi adına benden özür dileyerek yanımdan ayrıldılar. Arsa sahibini belediye süreçlerine dahil etmemeleri gerektiğini herhalde o an anladılar.
Sayın Başkan, iddianame içerisindeki temel çelişkiler bununla da sınırlı değildir. Dosyadaki diğer tanık ve sanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde, iddiaların nasıl evrildiği ve nasıl çöktüğü açıkça görülmektedir: Uğur Güngör açısından: 10 Ağustos 2020’de "13 daire", 8 Ekim 2020’de "13 daire artı 2 daire parası", 19 Mart 2024’te "15 daire karşılığı 7,5 adet taşınmaz ve 7-8 senet", 21 Ekim 2024’te ise "15 milyon karşılığı senet; senetlerin bir kısmını ödeyemeyince 13 daire devredildi" diyor. Acaba kaç senet ödedi? Bununla ilgili hiçbir beyan yok. Dört farklı tarih, dört farklı anlatım! Zafer Gül açısından: 22 Nisan 2021’deki ilk ifadesinde "13 daireyi bedeli karşılığında Asoy’a sattık" dedi. 25 Mart 2025’te "6 milyon karşılığı senet verdik" dedi. 5 Eylül’de "7 milyon karşılığı Zafer Gül ve Uğur Güngör imzalı senet verdik; senetlerin bir kısmını ödeyemeyince 13 daire devrettik; inşaatın durmaması ve yarım kalmaması için ipoteği kaldırılmayan 4 dairenin de bedelini ödeyerek satın aldık" dedi.
İfadeler incelendiğinde; istenen tutarlar, olayın geçtiği iddia edilen ortam, iddia edilen kişiler, menfaatin türü ve zamanı her bir beyanda tamamen farklıdır. Zafer Gül, 25 Mart 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadesinde, 2021 yılındaki ifadesini kastederek; "İnşaatın yarım kalmasından korktuğum için gerçeği anlatmamıştım," diyor. Ama bu beyanı ne zaman yapıyor? 2025 yılında! "Baskı altındaydım" dediği 2021 tarihinde, bırakın inşaatın mühürlenmesini veya yarım kalmasını; inşaat bitmiş, 3-4 yıldır içinde oturuluyordu. Sayın Başkanım, heyetinize sunduğum "Ek-4"te, oturumun başladığına ilişkin 2019-2020 tarihli belediye emlak beyanları mevcuttur.
Bir de bu korku meselesinden bahsedeyim. Şimdi, kendi ifadeleri de var; Cumhuriyet Başsavcılığına verdikleri ifadelerde "2018'de oturum başladı" diyorlar. 2021 yılına gelindiğinde ise, bitmiş ve içinde oturulan bir projeyle ilgili "yarım kalma korkusundan" söz edilmesi fiilen ve mantıken mümkün değildir. Bu çelişki, iddia makamını yanıltmaya dönük bir ifadedir. Sayın Başkan, Zafer Gül’ün iddianameye girmeyen —bakın iddianameye girmeyen ancak 5 Kasım 2025 tarihli beyanında yer alan— 2021 yılından bu yana verdiği tüm ifadelerle çelişen bambaşka bir anlatımı var. İddianameye girmediği için siz de görmemiş olabilirsiniz ama ben ekleri incelediğim için tüm ifadeleri biliyorum. Zafer Gül bu son beyanında diyor ki: "Biz işe dahil olmadan, müteahhit olmadan önce Uğur Güngör ve Velittin Küçük’ün belediye yetkilileriyle rüşvet konusunda nasıl anlaştıklarını anlatmamıştım." Bu kez rüşvet pazarlığının Uğur Güngör ile Velittin Küçük tarafından yapıldığını, kalan bedelin ise kendilerine yıkıldığını ileri sürmüş. Böylece önceki tüm beyanlarıyla kendisi çelişmiştir. İddia makamı bu beyanı da iddianameye koysa, ortaya iyice ucu başı birbiriyle tutarsız bir tablo çıkacaktı. Siz bu yanıltıcı beyanlarla ilgili değerlendirmenizi mutlaka yapacaksınız ama iddia makamının da bu duruma ilişkin bir işlem tesis edeceğini düşünüyorum.
Dosya kapsamında Zafer Gül ve Uğur Güngör’ün tüm beyanları birlikte değerlendirildiğinde, şahısların ciddi bir ticari uyuşmazlık içerisinde olduğu açıkça görülmektedir. Bu uyuşmazlığın konusunun "11. Mahalle" projesinden kaynaklandığı ortadadır. Aralarında bir menfaat çatışması vardır; ticari uyuşmazlık ceza hukuku zeminine, yani bizim önümüze taşınmıştır. Taraflar kendi hesaplaşmalarını bu dosya kapsamında yapmaktadırlar. Her iki taraf da cezai sorumluluktan kurtulmak için anlatımlarını sürekli değiştiriyor. Dikkat edilirse, bir beyan diğer bir beyanı çürütüyor; bir anlatım bir sonraki anlatımda revize ediliyor. Bir tarafta "zorlama var" denirken, diğer tarafta "anlaşma vardı" deniyor. Ancak her iki tarafın da ortak noktası şudur: Hiçbiri kendini eylemin dışında tutmuyor ve birbirlerine iftira atma konusunda sınır tanımıyorlar Sayın Başkanım. Sayın Başkanım, iddia makamı daha önce verilen takipsizlik kararını göz ardı ettiği gibi; rüşvetin gerekçesi olarak sunulan "fazla inşaat alanı"nın aslında oluşmadığını, ruhsat tarihleri ile daire devir tarihleri arasındaki kronolojik çelişkiyi de görmezden gelmiştir. Bu dosya yalnızca sanık beyanlarıyla değil, aynı zamanda tanık ifadeleriyle de kendi içerisinde çelişkiler barındırmaktadır.
Şimdi tanık ifadelerine gelecek olursam Sayın Başkanım... Biraz teferruatlı anlatıyorum ama iddianame uzun, en uzun eylem de bu. Burayı net bir şekilde ortaya koyabilirsem meramımı anlatmış olacağım.
Velittin Küçük, yanıma Zafer Gül ile geldiğini, benim kendisine "piyasanın kötü olduğu, belediyenin ihtiyaçları bulunduğu" yönünde sözler söylediğimi ve ardından altı daire istediğimi iddia etmiş Sayın Başkan. Bakın, yine isnat değişti; bu sefer "altı daire" oldu. Zafer Gül ise dört daire teklif edildiğini, sonunda da 13 daire verildiğini duyduğunu söylemiş. Sayın Başkanım, belediye başkanlığı tabii ki abartılacak bir iş değildir ama önemli bir kamu sorumluluğudur. Kişileri abartmamak lazım ama temsil ettiğiniz makam önemlidir. Sayın Velittin Küçük, bölgede belediye başkanlığı yapmış bir kişidir.
Bakın, şimdi daha fazlasını söylemek istemiyorum; inanın Beylikdüzü’nde ben de belediye başkanlığı yaptım, kendisi de yaptı. Gürpınar’da dolaşın —hadi diyelim diğer bölgelerde Velittin Bey’i tanımazlar ama Gürpınar’da herkes tanır— ve şu ifadeyi oradaki insanlara okuyun: "Piyasanın kötü olduğu, belediyenin ihtiyaçları bulunduğu..." Bunu hangi belediye başkanı söyler? Eğer yüz kişiden bir kişi derse ki, "Mehmet Murat Çalık böyle bir cümle kurar," ben bu iddiaların hepsini huzurunuzda kabul edeceğim Sayın Başkanım. O kadar da iddialıyım. "Piyasalar kötüymüş..." Kendi belde belediyeleri zamanındaki alışkanlıklar hatırlarına gelmesin Sayın Başkanım! Belde belediyeleri, İstanbul’un kara delikleriydi. Bakın, kara delikleriydi! Çünkü Büyükşehir denetimine tabi değillerdi. Burada meslektaşlarım var, benim ne söylediğimi çok net anlıyorlar. Kafalarına göre meclis kararı alırlardı; "Senin yerini yeşil alan yaptık, senin yerini bilmem ne yaptık" diye... Eğer iddia makamı gerçekten "yüzyılın soruşturmalarını" açmak istiyorsa, belde belediyeleri dönemindeki evrakları bir incelemesi lazım. Madem altı daire istemişiz, karşı taraf dört daire teklif etmiş; peki nasıl 13 daire verilmiş? Velittin Bey’in söylediğine göre altı istemişiz, dört teklif edilmiş ama sonuçta 13 verilmiş!
Şimdi Davut Akay’ın ifadeleri de çok dikkat çekicidir Sayın Başkan. "Duymuştum, vakıf değildim" gibi ifadeler kullanıyor. İddia makamı bu anlatımların doğruluğunu hiç araştırma ihtiyacı hissetmemiş. Ben iddia makamı adına bunları araştırdım. Bilirkişilere bir ücret ödenir mi ödenmez mi bilmiyorum ama ben bir bilirkişi edasıyla her şeyi inceledim ve iddia makamının önüne koydum. Davut Akay; her blokta 9 kat olması gerekirken 5 kat fazla yapıldığı yönünde bir iddiada bulunuyor. Eğer ruhsat ve projeler incelenmiş olsaydı, imar planına ve imar durumuna bakılsaydı; tanığın yanıltıcı beyan verdiği iddia makamı tarafından açıkça görülecekti. Yine Davut Akay, konut vasfındaki bağımsız bölümlerin dükkâna çevrilmesi için rüşvet verildiğini bildiğini ileri sürüyor. Hatta diyor ki; "Bu eylem ilk kez yapılmıyor, bunlar daha önce de yaptı." Örnek olarak da Perla Vista AVM’yi gösteriyor. Oysa söz konusu projeye ilişkin en son idari işlem —ki Perla Vista’nın ruhsatlarını da ek klasöre koydum— 27 Mart 2008 tarihinde düzenlenmiştir. Sayın Başkan, bu tarih itibarıyla belediye başkanı kimdir? Velittin Küçük! Şayet iddia makamı, "Bakın burada da bir usulsüzlük yapılmış, bu isimler bu işi ilk kez yapmamışlar, daha önce de dükkâna dönüştürme işi yapmışlar" diyerek bu beyanı delil olarak dosyaya koyuyorsa; iddia edilen işlem tarihi dikkate alındığında araştırılması gereken kişi, o dönemin belediye başkanı Velittin Küçük olmalıdır.
Tarih ve görev sorumluluğu bu kadar ortadayken, bu beyanın mevcut dosya kapsamında tarafıma yöneltilmesinin hiçbir mantıklı izahını göremiyorum. Benzer çelişkiler, tanık Velittin Küçük ile Zafer Gül’ün beyanlarında da mevcuttur Sayın Başkanım. O kadar çok çelişki var ki. Emin olun seçerek karşınıza geldim. Avukatlarım çok fazla detay anlatmama gerek olmadığını söylediler ama ben anlatmak istiyorum. Zafer Gül, 28 Ekim 2010 tarihli ruhsatı kastederek; arsanın daha öncesinde alınan inşaat ruhsatının Velittin Küçük’ün şirketi "Beylikkent" adına çıkarıldığını söylüyor. Bu beyana rağmen iddianamede, hiçbir somut delile ve 2010 tarihli ruhsata bakılmaksızın; bu hususun gerçeği yansıtmadığı şeklinde bir değerlendirme yapılmıştır. Sayın Başkan, resmi belge ortada! Bakıyoruz; yapı müteahhidi "Beylikkent Turizm Gıda İnşaat Tekstil Otomotiv ve Petrol Ürünleri Ticaret A.Ş." Beylikdüzü Belediye Başkanlığı’nın 28.10.2010 tarihli raporu ve resmi belgesi bu gerçeği belgelerken; tanık Velittin Küçük’ün, "Ruhsat Beylikkent adına değil, hatırladığım kadarıyla Uğur Güngör’ün şirketi adına çıkarılmıştı" yönündeki beyanının gerçeğe aykırı olduğu apaçık ortadadır. Üstelik arsa sahibi kendi çocuklarıyken, ruhsatın kimin adına düzenlendiğini hatırlamaması kabul edilebilir bir durum değildir.
Sayın Başkan, bu eylemde özellikle vurgulanması gereken temel bir husus da "senet" iddiasıdır. Senet konusu daha önceki anlatımlarda hiç yoktu. Uğur Güngör’ün 2020-2024 yılları arasındaki çok sayıdaki ifadesinde senetle ilgili tek bir cümle, tek bir kelime dahi geçmiyor. Bu iddia, olaydan tam dokuz yıl sonra; ilk kez tanık olarak beyan verdiği 19 Mart 2024 tarihli İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu ifadesinde ve akabinde 21 Ekim 2024 tarihli ifadesinde gündeme getirilmiştir. Sanık Uğur Güngör, ilk ifadesinde "Fazla inşaat hakkına karşılık 13 daire devrettik" demişti. Ancak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturduğu ruhsat tarihi (22 Ekim 2015) ile daire devirlerinin bir yıl sonra yapılması arasındaki zamansal çelişkiyi —ve en önemlisi Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın takipsizlik kararı vermesini— bertaraf etmek için; "Senet verdik, ödeyemedik, senet ödenmeyince daireleri devrettik" diyerek bu açığı kapatmaya çalıştığı çok net görülmektedir. Sayın Başkanım, eğer gerçekten bir rüşvet senedi verilmiş olsaydı, bu durum en baştaki anlatımlarda yer almaz mıydı? Oysa senet iddiası; yıllar sonra devir tarihlerindeki çelişkiler açıklanamaz hale gelince ve Büyükçekmece’den takipsizlik kararı çıkınca ortaya atılmış bir kurgudur.
Üstelik bu uydurulan senet iddiasının kendi içinde de ciddi çelişkiler var. Sanki geçmişte bu olayla ilgili hiçbir ifade verilmemiş, hiçbir soruşturma yürütülmemiş gibi yeni bir senaryo yazılmıştır. Şimdi bu uydurulan senetlerdeki çelişkileri ortaya koyacağım: Zafer Gül’e göre: 25 Mart 2025 tarihinde; senetlerin %42’sinin kendisi, %58’inin ise yükleniciler Gül İnşaat ve Gül Kentsel Tasarım tarafından imzalandığını söylüyor. Önce "Uğur Güngör’le ben imzaladım ama Ali Gül imzalamadı" diyor, 5 Kasım’da ise tekrar dönüp "Ali de imzalamıştı" diyor. Uğur Güngör’e göre: 19 Mart 2024 tarihli beyanında; "7,5 daireye karşılık 7-8 adet senedi" kendisinin ve Zafer Gül’ün ayrı ayrı imzaladığını söylüyor. 21 Ekim’de ise bu sefer daire hesabı gidiyor, yerine "15 milyon karşılığı senedi" kendisinin ve Gül İnşaat’ın verdiğini, ofisinde imzalayarak Zafer Gül’e teslim ettiğini söylüyor Uğur Güngör.
Peki, senetler kime teslim edildi? Zafer Gül’e göre; 25 Mart tarihli ifadesinde, senetleri Uğur Güngör ile birlikte Fatih Keleş’e teslim ettiklerini söylüyor. Sonra 5 Eylül’de; Uğur Güngör’ün senedini, vefat eden avukat arkadaş Oğuzhan ile birlikte Fatih Keleş’e teslim etmeye gittiklerini iddia ediyor. Uğur Güngör ise 19 Mart’ta; 7,5 daireye karşılık 7-8 senedi imzalayarak Zafer Gül’e verdiğini, Zafer Gül’ün bu senetleri Mehmet Murat Çalık’a, yani bana verdiğini, benden de Ekrem İmamoğlu’na gittiğini iddia ediyor. Sonra 21 Ekim’de ise; senetlerin Fatih Keleş’te olduğunu Davut Akay’ın söylediğini ve ödemenin ona yapılması gerektiğini öğrendiğini anlatıyor. Ödemeyi yapan kim? Zafer Gül’e göre; 25 Mart’ta, Uğur Güngör’ün avukatı Oğuzhan ile birlikte yaptıklarını söylüyor. 5 Eylül’de ise bizzat 1 milyona yakın ödemeyi kendisinin elden yaptığını beyan ediyor. Uğur Güngör ise; ilk senedin ödemesini kendisi, Davut Akay ve Zafer Gül’ün birlikte yaptığını söylüyor. Geriye kalan senetler için "Ödeme yapamadık, ödeme yapamadığımız için daireleri devrettik" diyor. Fakat sonra 10 Mart’ta; 22 Ağustos 2016 tarihinde bankadan para çektiğini, avukatı Oğuzhan’a verdiğini, Zafer Gül ile birlikte Fatih Keleş’e aynı gün parayı teslim ettiklerini ve bunun "ikinci ödeme" olduğunu söylüyor! Az önce "Bir senet ödedik, gerisini ödeyemedik" diyen Uğur Güngör, bu sefer ikinci senedi de ödediklerini iddia ediyor. İfadeler orada duruyor Sayın Başkanım.
Peki, bu olaya kim şahit oldu? İddiaya göre; Uğur Güngör, Zafer Gül, Ali Gül, Davut Akay, avukat Oğuzhan ve şoför Hasan Aslaner. Avukat vefat ettiği için elimizde iki şahit kalıyor. Peki, bu şahitler ne diyor? Hasan Aslaner (Şoför): 11 Eylül’deki ifadesinde; Mehmet Murat Çalık’ı tanımadığını, tapu devriyle ilgili bilgi sahibi olmadığını ve para teslimi konusunda herhangi bir bilgisinin bulunmadığını açıkça ifade ediyor. Davut Akay: Önceki ifadesinde beni tanımadığını, ödeme yapmadığını, senet ödemesi ve teslimi sürecinde bulunmadığını beyan ediyor. Sonraki ifadesinde ise bu beyanını değiştiriyor Sayın Başkanım! Zafer Gül ile birlikte Fatih Keleş’e para vermeye gittiklerini, kendisinin muhasebe kısmında beklediğini, Zafer Gül’ün ise senetleri veya makbuzu geri aldığını iddia ediyor. Uğur Güngör’ün beyanlarındaki çelişkiler devir işlemleriyle de devam ediyor. Taşınmazların Gül İnşaat ve Gül Kentsel Tasarım’a devredildiği bilgisini kimden öğrendiğine dair anlatımı sürekli değişiyor: 21 Ekim’de "Davut Akay’dan öğrendim" diyor (ki Davut Akay kendi firmasıyla alakalı birisi değil). 8 Ekim’de "Çalışanlarımdan öğrendim" diyor. 19 Mart’ta ise "6-7 ay sonra muhasebecimiz fark etti" diyor. Sayın Başkanım; dosyada aynı senet ve aynı iddia üzerine birbirini tamamen dışlayan rakamlar ve anlatımlar bulunmaktadır. Sorulması gereken temel soru şudur Sayın Başkanım: Rüşvet bedeli Zafer Gül’ün söylediği gibi 6 milyon lira mı? Yoksa 7 milyon lira mı? Ya da Uğur Güngör’ün iddia ettiği gibi 15 milyon lira mı? Ne oldu bu rakamlara?
Çünkü müteahhit firma, inşaat ilerlemesine rağmen arsa sahibinden dairelerini alamıyor; arsa sahibi daireleri serbest bırakmıyor. Daireler serbest bırakılmayınca da müteahhit firma ciddi bir finansal zorluk yaşıyor. Bir taraftan inşaatı yürütüp para harcıyor, diğer taraftan ticari anlaşmazlıklar nedeniyle hak ettiği daireleri devralamıyor. Sayın Başkanım, emniyet tutanaklarında bize bir banka hareketi soruldu; bu sorgu iddianamede de yer alıyor. 17 Eylül 2018 tarihli bir banka transferi bana sorulduğunda, başlangıçta bu transferin neden sorulduğunu ve Esenyurt 193 ada 3 parsel ile ilgisini anlayamadım. Ancak sonra beyanları ve dosyayı inceleyince taş taş üstüne oturdu: Adem Soytekin, 22 Nisan 2021 tarihli beyanında ve İstanbul 12. Sulh Ceza Hakimliğine verdiği ifadesinde; söz konusu taşınmazları Ali Gül (Gül İnşaat) ile aralarındaki alacak-verecek ilişkisine mahsuben aldığını açıkça beyan etmiştir.
Aynı dönemde tarafların, yani Adem Soytekin ile Ali Gül’ün; Esenyurt ilçesi 193 ada 3 parselde "adi ortaklık" kapsamında yürüttükleri başka bir projeleri bulunmaktadır. Mahkeme heyetinize bu projenin ruhsatını da "Ek-7" olarak sunduk Sayın Başkanım. Adem Soytekin’in bu projeden karşılıklı mutabakatla ayrıldığı ve bu ayrılık nedeniyle taraflar arasında bir hesaplaşma yapılmasının zorunlu hale geldiği anlaşılmaktadır. Gerek taşınmazların devir tarihleri ile ortaklığın sona erdiği tarihler arasındaki zaman uyumu, gerekse tarafların resmi beyanları; bu devrin bir "rüşvet" değil, ticari ilişkinin tasfiyesi kapsamında olduğunu açıkça göstermektedir. Sayın Başkanım, bu eylemle ilgili son sözlerime geliyorum. Hem aynı konuda tekrar yargılanmam hem de bu asılsız iddialara bağlı olarak tutuklanmam haksızdır ve ölçüsüzdür. İsmini burada çokça zikrettiğim, suç ihbarında bulunan Uğur Güngör için de bir şey söylemem lazım: Meseleyi asla şahsileştirmek istemem ama bugüne kadar ortaya koymuş olduğu iftira niteliğindeki tüm beyanları, onu az önce belirttiğim gibi "tanık" konumundan çıkarıp "sanık" konumuna sokmuştur. Bana göre iddianamenin tek doğru tarafı, tek isabetli tespiti budur Sayın Başkanım. Bu kişinin cezalandırılmasını ayrıca ben de talep ediyorum Sayın Başkan. Bir kişinin, bir olayda müşteki ya da suç ihbarcısı konumundayken sanık durumuna düşmesi; onun beyanlarına bir değer atfedilmediğinin de göstergesidir.
Bakınız; daha önce verilmiş ve kesinleşmiş bir takipsizlik kararımız varken; sonrasında dosyaya giren beyanların sürekli değişmesi ve birbiriyle çelişmesi ortadadır. Menfaat iddiasının tutarı, türü, zamanı, tarafları ve ödeme şekli bakımından hiçbir şekilde somutlaştırılamaması; ayrıca resmi ruhsat ve devir tarihleriyle anlatımların uyuşmaması, dosyadaki tanık beyanlarına dahi itibar edilemeyecek derecede farklılıklar içermesi karşısında; her türlü şüpheden uzak, yeterli ve kesin delil bulunmamaktadır. Bunu da ifade edeyim bari; "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gereği, Eylem 1 yönünden üzerime atılı suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum Sayın Başkanım.
Mahkeme Başkanı: Ara alalım mı?
Mehmet Murat Çalık: Ben yorulmadım Sayın Başkanım.
Mahkeme Başkanı: Biz yorulduk! Çok yoğun oldu! Sizi bağlamasın sonra...
Mehmet Murat Çalık: Yoo ne bağlayacak! Beni bağlamaz Sayın Başkanım; ben kendimden eminim. İnanın, UYAP kaydıma baksanız benim hiçbir şey söylememe gerek kalmaz Sayın Başkan.
Sayın Başkan, Sayın Mahkeme Heyeti; şimdi de iddianamede Eylem 2 olarak geçen Kübis isimli projeden tarafıma isnat edilen suçlara ilişkin açıklamalarda bulunacağım. İddianamede; Kübis projesinin iskan alamadığı, bu nedenle Metin Gül’ün rüşvet vermeye zorlandığı, benim de kendisine iskan konusunda yardımcı olmayarak Adem Soytekin ve Fatih Keleş’e yönlendirdiğim iddia edilmektedir. Başlangıçta şunu net bir şekilde ifade etmek isterim: Resmi kayıtlar incelendiğinde bu iddiaların hiçbirinin doğru olmadığı görülecektir. Mahkeme heyetinize de Kübis projesiyle ilgili belgeli ek beyanlarımızı sunduk. İddia makamı teknik süreçleri incelemeden, sadece "Metin Gül ile defaten görüştüm ancak iskan konusunda bize yardımcı olmadı" beyanından yola çıkarak bir suç isnat etmeye çalışmıştır. Ancak burada basit bir gerçek var; iskan ve ruhsat süreçleri tamamen teknik konulardır. İddia makamının iddianamede ısrarla belirttiği gibi imar konularına bakan teknik başkan yardımcısı değildim. Her eylemde aslında bunu ifade etmek durumundayım Sayın Başkanım.
Şimdi projeyle ilgili kronolojik sıralamadan bahsetmek istiyorum. Bu projeyle ilgili yapı ruhsatı, 24 Ocak 2008 yılında Gürpınar Belediyesi’nden, dönemin belediye başkanı Veliddin Küçük zamanında alınmış bir yapı ruhsatıdır. Daha sonra yapı ruhsatı tadilat projesi görüyor ve 23 Mart 2009 yılında yine Veliddin Küçük’ün belediye başkanı olduğu dönemde tadilat ruhsatı alınıyor. Daha sonra iş bitirme belgesi, 13 Mart 2014 tarihinde bu sefer Beylikdüzü Belediyesi tarafından, Yusuf Uzun'un belediye başkanı olduğu dönemde veriliyor. Metin Gül’ün 2014 öncesine dair de bazı iddiaları var. Metin Gül diyor ki; "Yusuf Uzun'un belediye başkanı olduğu dönemde bir türlü iskanımızı alamadık." Bu söylemi aslında hatalıdır çünkü iskan süreçleri iş bitirme belgesi alındıktan sonra başlar. İş bitirme belgesi 13 Mart 2014 yılında, yani seçimden 18 gün önce alınmış bir belgedir. Daha sonra zaten Yusuf Bey seçimi kaybediyor ve Ekrem Bey Beylikdüzü Belediye Başkanı oluyor.
İskan süreçleri, belediye başkanıyla görüşerek değil; teknik birimlere yapılan başvurularla, harçların yatırılmasıyla, SGK ve vergi dairesi ilişiksizlik yazılarının getirilmesi suretiyle yürütülen bir iştir. Ve bu yükümlülüklerin tamamı müteahhit firmaya aittir. İş bitirme belgesi düzenlendikten sonra iskan süreçleri müteahhit firmanın becerisiyle alakalıdır. 16 Ekim 2014 tarihinde müteahhit firma "kurumlara ilişik kesme yazısı" için belediyemize başvuruyor. Biz de hemen yazıları yazıyoruz. Daha sonra 14 Ocak 2015 tarihinde resmi iskan başvurusunda bulunuyor. O dilekçeyi de mahkeme heyetine sunduk. Sonra 20 Ocak’ta itfaiye raporu alıyor, 4 Mart’ta harçlarını ödüyor, 13 Mart’ta asansör ruhsat harcını ödüyor, 19 Mart’ta itfaiye iskan harcını ödüyor ve 23 Mart’ta da iskan belgesi düzenleniyor. Bunların hepsi evraklarımızda mevcut Sayın Başkanım. Beyanlar değil, evraklar üzerinden konuşalım istiyorum.
Yaklaşık 60 bin metrekare büyüklüğündeki bir projenin iskanı için gerekli tüm belgelerin tamamlanmasından ve son harcın yatırılmasından 4 gün sonra teknik arkadaşlarımız iskan belgesini düzenleyip veriyorlar. Evraklar tamamlanmadan, izinler alınmadan, harçlar ödenmeden iskan belgesinin düzenlenebilmesi mümkün değildir. Bu yükümlülükler müteahhit firma tarafından iki buçuk ay içerisinde yerine getiriliyor ve herhangi bir gecikme olmaksızın iskan belgesi düzenlenip veriliyor. Bu kronolojiye baktığımızda Metin Gül’ün beyanında ifade ettiği gibi iskanın verilmemesi veya gerçek olmayan gerekçelerle bekletilmesi söz konusu bile değildir. Peki, iddia makamı tarafından Metin Gül’e şu sorular sorulmuş mudur: "İskan için gerekli olan bütün evrakları tamamlamış mıydınız? Asansör projenizi ve itfaiye raporunuzu onaylatmış mıydınız? Harçları yatırmış mıydınız?" Bu soruların cevabı aranmadığı gibi tarafıma da bu konuyla ilgili herhangi bir sorgu yapılmamıştır. Somut evraklar incelenmemiştir. İddia makamı bunu araştırmakla mükelleftir ancak maalesef tarafımıza bir şey sorulmadığı gibi mahkemeye sunduğum evraklar belediyemizden de talep edilmedi. Şayet Metin Gül iskan harcını yatırmamış olsaydı şu an hala iskanını alamamıştı. Kendi aramızda para toplayıp biz mi yatıracaktık? Veya SGK'dan ilişiksizlik belgesini almamış olsaydı, iskanını alamamış olacaktı.
İskan belgesinin alınabilmesi için verildiği iddia edilen dairelerin devirlerine gelecek olursak; iskan 23 Mart 2015 tarihinde alındı. Aradan bir buçuk yıl geçtikten sonra, 9 Eylül 2016 tarihinde daire devirlerinin yapıldığı görülecektir. İskan verilmiş, iş yapılmış, dosya kapatılmıştır. Bir buçuk yıl sonra yapılan bir daire devrinin rüşvet olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Bu durum hayatın olağan akışı gibi değerlendirilemez. İddianamede Kübis projesi kapsamında Metin Gül'ü, Adem Soytekin ve Fatih Keleş'e yönlendirdiğim iddiası da yer almaktadır. Bu iddia sanık ifadelerinde bile yoktur; sanık ifadelerinde olmayan bir iddia ortada durmaktadır. Bu iddia hem kronolojik olarak hem de fiilen gerçek dışıdır. Çünkü Metin Gül ile Adem Soytekin birbirlerini tanıyan kişilerdir ve benden daha eski bir tanışıklıkları vardır. İddianamedeki ifadeler incelendiğinde, tarafların birçok ticari ilişkisi olduğu da çok net bir şekilde görülecektir. Buna rağmen iddianamede, sanki hiçbir bağı olmayan iki kişiyi birbiriyle tanıştırdığım ve görüştürdüğüm iddia edilmektedir. Böyle bir tanıştırma söz konusu değildir Sayın Başkanım.
Bu eylemde iddianamenin dayandığı tek şey, Metin Gül'ün ve Adem Soytekin'in beyanlarıdır. Oysa Metin Gül, daire ve parayı iskan için verdiğini söylerken; Adem Soytekin, bu dairelerin tamamen ticari ilişkiden kaynaklandığını ifadelerinde belirtmektedir. Bu iki beyan bırakın birbirini doğrulamayı, birbirini çürütmektedir. Ayrıca Metin Gül "iki gün sonra konuştuk" derken, Adem Soytekin "birkaç saat sonra" demektedir; anlatımları zamansal olarak da birbiriyle uyumlu değildir. Buradaki eylemde sanık konumundaki Metin Gül'ün, "Defaten Murat Çalık ile görüştüm, iskan konusunda bize yardımcı olmadı" dışında hakkımda tek bir beyanı dahi yoktur. Sadece "yardımcı olmadı" demiştir. Peki Metin Gül, başvuru tarihinden sonra evrakların kendisi tarafından tamamlanma süresi olan bu iki buçuk aylık süreyi nasıl tarifliyor? "İskanımı vermezdi, yardımcı olmadılar, süreci uzattılar" diyerek bu süre için serzenişte bulunuyor. Ancak iskan alındıktan bir buçuk yıl sonraki daire devrini anlatırken, "İskanı getirdikten sonra hem daireyi hem de parayı kendilerine verdim" diyerek sanki çok kısa bir zaman dilimiymiş gibi ifade etmesi, beyanlarındaki çelişkiyi ortaya koymaktadır. İki buçuk ayı çok uzun bir süreymiş gibi anlatıp, bir buçuk yıl sonraki devri "iskan için hemen verdim" gibi sunmaktadır.
Yine dikkat çeken bir husus daha var Sayın Başkanım. Adem Soytekin ifadesinde, beton kalitesinden ve statik açıdan bazı problemlerden bahsetmiş; bunun bir rüşvet karşılığı görmezden gelinebileceğine ilişkin bir beyanı olmuştur. Bu iddialara teknik ve resmi belgelerle cevap verecek olursak; bu işlemlerin hiçbiri bizim dönemimizle alakalı değildir. Ruhsat ve tadilat ruhsatı Gürpınar Belediyesi döneminde verilmiş, iş bitirme belgesi de Yusuf Uzun döneminde düzenlenmiştir. Yine de evraklara baktığımızda; Kübis projesine ilişkin imar dosyası ve yapı kullanma süreci yalnızca Beylikdüzü iç yazışmalarıyla değil; İBB müfettişleri, Mülkiye Başmüfettişleri ve teknik bilirkişilerce incelenmiş ve yapının projesine uygun inşa edildiği tespit edilmiştir. İstanbul Valiliği'nin 23 Haziran 2015 tarihli makam oluru ile İBB Teftiş Kurulu tarafından kapsamlı bir inceleme yapılmıştır.
24 Temmuz 2015'te görevlendirilen Başmüfettiş tarafından yürütülen inceleme sonucu 30 Temmuz 2015 tarihli ön inceleme raporu düzenlenmiştir. Yapılan bu teknik incelemelerde; projelerin imar planına, ruhsat süreçlerine ve uygulamalara uygun olduğu, imar mevzuatına aykırı bir işlem veya kamuyu zarara uğratacak bir durum bulunmadığı tespit edilmiştir. Nitekim bu inceleme sonucunda ilgili belediye görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemiştir. Dolayısıyla bugün mahkemenin önüne getirilen iddialar, 2015 yılında yetkili denetim makamları tarafından incelenmiş ve hukuka aykırı olmadığı ortaya konulmuştur. Keza avukatlarımın dosyaya sunduğu teknik rapor incelendiğinde; beton değerlerinin C40-C45 aralığında olduğu, bunun da deprem yönetmeliği ve TSE standartlarının üzerinde olduğu görülecektir.
İskan sonrasında "kolona müdahale" konusuna gelirsek; bu iddia sanki idare tarafından bilerek görmezden gelinmiş gibi sunulmaktadır. Oysa bu durumun iş bitirme belgesi sonrasında yapıldığı açıktır. Yönetmelik uyarınca, 13 Mart 2014 tarihli iş bitirme belgesi onaylandıktan sonra yapılacak bütün değişikliklerden yapı sahibi sorumludur. Ancak bu bizim sorumluluğumuzu ortadan kaldırmaz. Arkadaşlarımız Adem Soytekin'in basına yansıyan iddialarını ihbar kabul etmişlerdir. Ben o dönemde tutukluydum. Yerinde yapılan incelemede, iş bitirme ve iskan sonrası projeye aykırılıklar tespit edilmiş; belediye ekiplerimizce 3194 sayılı İmar Kanunu çerçevesinde gerekli idari işlemler tesis edilmiş, encümen kararıyla para cezası uygulanmış ve yapı yeniden projeye uygun hale getirilmiştir. Bu süreç belediyenin görevini ihmal etmediğini açıkça göstermektedir.
Sayın Başkanım; inşaat yapılırken firmaların karşılıklı yaptıkları ticari anlaşmaların rüşvete konu edilmesi doğru değildir. Ayrıca iddianamede, kollukta bana sorulan şirket sahiplerini tanımadığımı söyleyerek suçtan kurtulmaya çalıştığım şeklinde bir yorum yapılması da son derece yanlıştır. Bana sorulan firmalar arasında ne Metin Gül ne de onun firması vardı. Bana kollukta İBB'ye iş yapan ve tanımadığım Medya AŞ kapsamındaki firmalar soruldu. O firmaların hiçbirini tanımadığımı orada da beyan ettim, burada da tekrarlıyorum.
Ama bana kollukta Metin Gül sorulmadı. Metin Gül'ün firması da sorulmadı kollukta ama iddianameye sanki suçtan kurtulmaya dönük bir yaklaşım içerisinde olduğum gösterilmektedir. Sonuç olarak değerlendirme yapacak olursam; dosya kapsamında Fatih Keleş'in, Metin Gül'ü kastederek herhangi bir para almadığını, Adem Soytekin'in sayfa 112'deki ifadesinin sonunda "Metin Gül bana bir tane değil, birden fazla daire vermiştir ve bunlar tamamen ticari ilişkilerimizden kaynaklıdır" ifadesi; Metin Gül'ün ve diğer sanıkların iddia edilen bu eylemle ilgili olarak aleyhime veya hakkımda bir beyanlarının bulunmadığı dikkate alındığında, soyut iddiadan başka hakkımda dosyada her türlü şüpheden uzak, somut ve inandırıcı, kesin ve yeterli delil bulunmadığından eylem 2 bakımından üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum Başkanım.
Bu eylem biraz çetrefilli Sayın Başkanım, şimdiden söyleyeyim; biraz uzun. Eylem 6 Sayın Başkanım, biz yine eklerimizi mahkemeye sunduk. Şimdi Eylem 6 olarak iddianamede yer alan eylemle ilgili savunmalarıma geçiyorum: Beylikdüzü Belediyesi yetkililerinin projenin hem inşaat ruhsatında hem iskan süreçlerinde; inşaat sahiplerinden ve arsa sahibinden rüşvet istediği, bu olayda benim Beylikdüzü Belediye Başkan Yardımcısı olduğum, inşaat ruhsa sürecinde rüşvet verdiğini iddia edenleri Adem Soytekin'e yönlendiren kişi olduğum iddia edilmektedir. Yine arsa sahibi Kemal Şahin'den okul yapılmasını istediğim ve kendisine "Bu okulları yapmanızı Başkan istiyor" diyerek ısrarla yapılacak okulların inşaatını da Adem Soytekin'in yapmasını şart koştuğum iddia edilmektedir. İskan aşamasında ise Ekrem İmamoğlu tarafından bana yönlendirilen İsa Ünal ve Yüksel Hamzaoğlu'nun bana geldiği, benim de kendilerini Adem Soytekin aracılığıyla kendilerinden 3.000.000 istediğim, ayrıca Hasan İmamoğlu'na da daire devredilmesini istediğim iddia edilmektedir.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; konuyla ilgili çok sayıda kişinin beyanının olması ve bunların birbiriyle çelişmesi konuyu anlaşılmaz ve karmaşık hale getirmiştir. Mümkün olduğunca sadeleştirmeye ve vakanın anlaşılabilmesi için somut işlemleriyle anlatmaya gayret edeceğim. Öncelikle sanık anlatımlarına gelmek istiyorum Sayın Başkanım: Muzaffer Beyaz, "İskan işlerinin halledilmesi için Adem Soytekin'e 7 dükkan, 5 daire verdik" diyor. İnşaat ruhsatı için de "Mehmet Murat Çalık bizden 3 daireyi Hasan İmamoğlu'na devretmemizi istedi" diyor. Seyfi Beyaz (Muzaffer Beyaz'ın ağabeyi), "İskan işleri için Veysel Erçelik geldi, '100.000 TL verirseniz bir günde hallederiz' dedi" diyor. 10.000.000 karşılığında 7 dükkan, 5 daireyi, bir de 3.500.000'lik çek ödedik" diyor. "Verilen 5 dairenin 3'ü ya da 4'ü Hasan İmamoğlu'na devredilmiştir, bunu isteyen de Mehmet Murat Çalık'tır. Zaten devir yapmasaydık iskan vermezlerdi" diyor ve kaba inşaata karşılık da daire devri yaptığını söylüyor. Bu projenin kaba inşaatını da Adem Soytekin'in firması ASO İnşaat yapıyor. Seyfi Bey, "7 dükkan ve 5 dairenin içerisinde kaba inşaata karşılık verdiğimiz dükkan ve daireler de vardır" diyor.
Furkan Hamzaoğlu ve Yüksel Hamzaoğlu (baba-oğul); ruhsat işleri için arsa sahibinden 20.000.000, müteahhitten 10.000.000 istendiğini, 10.000.000 karşılığı 6 dükkan ve 5 daire verdiklerini söylüyorlar. Kemal Şahin'e bir okul yaptırıldığını, bu okulun ruhsat karşılığı olduğunu belirtiyorlar. Baba-oğul, "Dairelerin hepsi ruhsatın alınması için verildi" diyor. İskan için de Adem Soytekin'in kendilerinden 3.500.000 talep ettiğini söylüyorlar. Yüksel Hamzaoğlu (baba) aradan biraz zaman geçince bir ek ifade veriyor: "Şirket hesaplarını inceledim, biz 6 dükkandan 2 tanesini iş karşılığı vermişiz, onu düzelteyim" diye beyanda bulunuyor. "Fark ettim" diyor; birinci ifadesiyle Furkan herhalde hala fark etmedi. ikisi de aynı beyanda bulundu çünkü. Yüksel Hamzaoğlu ek beyanında, "Adem'e verdiğimiz 5 daireden 4 tanesinin Hasan İmamoğlu'na geçtiğini öğrendim" diyor.
Sonra ortaklardan Oktay Hamzaoğlu var. Oktay Hamzaoğlu, "İskan için Ekrem İmamoğlu ile Yüksel Hamzaoğlu ve İsa Ünal görüştüler, Mehmet Murat Çalık'a yönlendirmiş. O da Adem Soytekin üzerinden bizden hatırladığım kadarıyla 3.000.000 istedi" diyor. Ama Veysel'e o 100.000 ödenmesi hususuyla ilgili bilgisi olmadığını, "Seyfi Beyaz bunu söylediyse doğru söylemiştir, doğru olabilir" diyor. "3.500.000 bedele ilave 10.000.000 talep olmuştur. Hatırladığım kadarıyla 7 dükkan, 5 dairenin bir kısmını kaba inşaata karşılık vermiştik. Kemal Şahin 2 okul yaptı, Hasan İmamoğlu'na da 4 daire devredildi" diyor. Erhan Ünal (Mesut Turkuaz herhalde, bilmiyorum, bu arkadaşları tanımıyorum Sayın Başkan; ortakları olduğunu biliyorum ama tanımıyorum): "İnşaat ruhsatı için arsa sahibinden 20.000.000, müteahhitten 10.000.000; hatırladığım kadarıyla 7 dükkan, 5 daire" diyor. Devredilen dairelerin 4 tanesinin Hasan İmamoğlu'na devrolduğunu söylüyor. O da aynı beyanı veriyor; "Para gönderilmiş sonra elden geri iade edilmiş, böyle olmuş" diyor. Aynen ifadesini okuyorum Sayın Başkanım: Devirlerin bir kısmının da kaba inşaata karşılık olduğunu söylüyor. İskan için de Adem Soytekin üzerinden Mehmet Murat Çalık'ın yönlendirilmesiyle 3.000.000 istendiğini belirtiyor. "Bizden sürekli talepler olurdu, talepler karşılanmadığında işlerimiz sekteye uğrardı.
“Belediye ve iskan süreçlerini ben takip etmedim; şayet taleplerimiz karşılanmasaydı süreçlerimiz çok uzayacaktı" diyor Erhan Ünal. İsa Ünal amcası... Amcası da diyor ki: "Hatırladığım kadarıyla ruhsat aşamasında arsa sahibi Kemal Şahin'den on milyon, müteahhitlerden on milyon..." Şimdi, az önce yeğeni "yirmi milyon, on milyon" diyordu; bu şimdi on milyona gitti İsa Ünal'ın ifadesinde. Yerel seçimlerden sonra bu ifadesi çok kıymetli Sayın Başkanım, altını çizerek anlatmak istiyorum. İsa Ünal kendi anlatımında, 2019 yerel seçimlerini kastederek diyor ki: "Bizden haricen iskân parası istediler yine. Aslında bizim verdiğimiz bu on milyonun içerisinde iskân parası da vardı. Yerel seçimlerden sonra bunlar bizden iskân için yeniden para istediler. Halbuki biz vermiştik; on milyon karşılığı yedi dükkan, beş daire... Bu paranın içerisinde iskân alma süreci de vardı."
İsa Ünal diyor ki: "Ekrem İmamoğlu'yla yerel seçimlerden sonra ADM İş Merkezi'nde kısa bir görüşme yaptık. Ekrem İmamoğlu bizi Başkan Yardımcısı Mehmet Murat Çalık'a yönlendirdi." Yerel seçimlerden sonra böyle bir ifade kullanması... Yani Ekrem İmamoğlu o zaman Beylikdüzü Belediye Başkanı değil, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı. Ben Beylikdüzü Belediye Başkan Yardımcısı değilim, danışman da değilim artık; Beylikdüzü Belediye Başkanı'yım. Dolayısıyla böyle bir anlatımın gerçeği yansıtmadığı çok net bir şekilde ortadadır. "Mehmet Murat Çalık, üstüne bizden iskân için para almadan size iskân miskan vermem dedi, iskân verilmeyeceğini açıkça söyledi" diyor ifadesinde. Peki burada... Karıştırmaya başladım, çok ifade var. Şimdi Yunus Emre Cumhur diye bir muhasebecileri var. Yunus Emre Cumhur diyor ki: "Yapı ruhsatlarının alınması ben işe girmeden önceydi. Duyduğum kadarıyla yapı ruhsatı için bağımsız bölüm verdiler. Yapı ruhsatıyla Beyaz İnşaat ilgileniyordu. İskân sürecinde Mehmet Murat Çalık ile görüştüler. Kim görüştü, kim gitti onu bilmiyorum ancak iskân için üç milyon istendi." Anlattığım üzere dosya kapsamında Seyfi Beyaz ve Muzaffer Beyaz kardeşler, Hamzaoğlu baba-oğul, Ünal amca ile diğer sanık anlatımlarının kendi içerisinde ve birbiriyle çelişkili olduğu çok net görülmektedir Sayın Başkanım.
Şimdi bu projenin ruhsat ve iskân süreçlerinden, belediye resmi evraklarından bahsetmek istiyorum. Ruhsat ve iskân süreçlerinde yaşandığı iddia edilen sorunlara belediyenin somut evraklarıyla bakalım. Toplam inşaat alanı 190.702 metrekare ve 67.880 metrekare olan iki parselden bahsediyoruz. Ruhsat başvurularından sonra projelerin incelenmesi neticesinde; 264 ada 8 parsel açısından 22 gün sonra, 810 ada 3 parsel açısından da 28 gün sonra ruhsatın düzenlendiği görülecektir. Bunlar sayın başkanım iş günü değil, normal takvim günü. 250 bin metrekare inşaat alanının kontrol edilmesi açısından bu dosyalar İmar Müdürlüğü'nü bloke ediyor. Çuvallarla geliyor bu projeler ve arkadaşlarımız canhıraş bunları inceleyip ruhsatı düzenliyorlar; 22 gün ve 28 gün. "Sorun yaşadık" dedikleri iskân süreçlerinde ise belediyenin doğrudan dahli yoktur; müteahhit firmanın temin etmesi gereken belgeler vardır. İskân verilme süreçlerinin de son belge getirildikten sonra 7 gün ve 37 gün olduğu görülecektir. "Birisi 7 iken diğeri 37 nasıl olur?" derseniz; bir kere on gün Kurban Bayramı tatili var, düştü 27 güne. O tarihlerde bu parseller bakımından İçişleri Bakanlığı'ndan müfettiş gelmiş, belediyede müfettiş var. Arkadaşlarımız hem müfettişe evrak yetiştiriyor hem de vatandaş, hak sahipleri mağdur olmasın diye uğraşıyor.
Müteahhit firmaların tamamı şunu biliyordu: Belediyenin bir taraftan müfettişlere evrak yetiştirirken bir taraftan da iskân süreçlerini yürüttüğünü. Buna rağmen "İskânımız uzadı, vermiyorlardı, ruhsat için sorunlar yaşıyorduk" şeklindeki beyanlar gerçeği yansıtmaz. Projenin hacmi dikkate alındığında makul süreler içerisinde iskânın düzenlendiği net bir şekilde görülecektir. Gerçek, yapılan işin hacminde ve gereken makul sürede saklıdır. Beyanları değiştirerek gerçeği değiştiremezsiniz. 250 bin metrelik bir projeye bir aydan daha kısa sürede ruhsat verebilecek bir belediye varsa, çok iddialı konuşuyorum, daha belediye başkanlığı yapmayacağım Sayın Başkanım.
Çarpıtan, çelişkili ifadeler veren sanık beyanlarında gerçeği arayan, hakikati arayan iddia makamının yanlış yolda olduğunu ifade etmek isterim Sayın Başkanım. Az önce söylediğim gibi imar konularına bakan teknik başkan yardımcısı değildim. Bir kez daha tekrarlıyorum, çünkü bu eylemde de öyle geçmiş.
Şimdi Adem Soytekin’e devredilen daireler konusuna tekrar gelecek olursam Sayın Başkanım; bir kısım sanık 7 dükkan, 5 daireyi rüşvet karşılığı devrettik derken, bir kısım yani Yüksel Hamzaoğlu ile Furkan Hamzaoğlu 6 dükkan, 5 daire diyor. Orada da bir çelişki var ama hani biz çoğunluğu kabul edelim. 7+5 Sayın Başkanım, yani Türkçe matematik sorusu; 7+5=12. Değil mi? 12. Şimdi biz tapu kayıt sistemine bakacağız değil mi? 12 tane gayrimenkul devredildi mi? İddia makamı bunu iddianameye koymuş. Devredilen dairelerin sayısı iddianamede var, daha doğrusu gayrimenkulün sayısı: 10. Sayın Başkanım, 10. Benim bilmediğim başka bir tapu kayıt sistemi mi var? Şimdi 12 daire olması gerekirken, hani onların söylemine göre 12 tane daireyi devrettik diyorlar Adem Soytekin’e, dükkan ve daire... E peki kayıtlarında 10 daireyle karşılaşıyoruz. Bu 2 daire hayali olarak mı devredilmiştir? Yoksa bizim bilmediğimiz başka bir tapu kayıt sistemi mi vardır? Bu hususların açıklığa kavuşturulması gerekir Sayın Başkanım.
Üstelik bir kısım sanık ve tanıklar, Adem Soytekin’in kaba inşaatı yaptığını kabul ediyorlar ve bazı bağımsız bölümlerin kaba inşaatın yapımına karşılık "barter" yöntemiyle verildiğini de beyan ediyorlar Sayın Başkanım. O halde iddia makamı; 7 dükkan, 5 daireden kaç tanesinin kaba inşaata dair olduğuna ilişkin bir araştırma yapmış mıdır? Yok. Diğer yandan, etkin pişmanlık hükümlerinden de faydalandığı için beyanlarını doğru kabul edelim: Adem Soytekin "3 dükkanı parasını ödeyerek satın aldım" diyor. Yine aynı ifadesinde diyor ki: "Kemal Şahin’in bağış olarak yaptırdığı okullara karşılık 2 daire 1 dükkan tarafıma verildi." Dosyada yer almakta bunlar. Ancak bu beyanların hepsi bütüncül bir şekilde değerlendirildiğinde; 6'sının hukuki sebebi beyanlarda net. Hani 3'ünü satın aldım diyor parayla, 3'ünü de bir işe karşılık verdiler diyor. 6'sı net. Geriye ne kaldı? 4 bağımsız bölüm kaldı Sayın Başkanım.
Ancak Adem’e diğer tanıklar ne diyordu? Hatta Yüksel Hamzaoğlu demişti ki: "2 dükkanı biz iş karşılığı vermişiz." Yani barter yöntemi de yapıyorlar. Devredilen bağımsız bölümlerin bir kısmının kaba inşaat işine karşılık bir ticari ilişki kapsamında verildiği ifade edilmektedir. Bu noktada cevaplanması gereken temel soru şudur: Geriye kalan 4 bağımsız bölümden hangisi, kaç tanesi, hangi somut kamu işlemi karşılığında, hangi irade ve hangi menfaat temini amacıyla devredildi? Bu devrin iddia edildiği gibi 250.000 metrekarelik kaba inşaat karşılığı yapılıp yapılmadığını kim bilecek? Nasıl tespit edeceğiz bunu?
Öte yandan, Yüksel Hamzaoğlu’nun beyanları bu dosya içerisinde kendi çelişkisini de gösteriyor. Hamzaoğlu ilk anlatımının aksine 2 dükkanı Adem Soytekin’e iş karşılığı devrettiğini de söylemiş. Bu düzeltmeler dahi devredilen bağımsız bölümlerin rüşvet ilişkisi kapsamında değerlendirilemeyeceğini çok net bir şekilde gösterecektir. Adem Soytekin’in varsayım söylemlerini doğru kabul ettiğimizde bakın; Adem Soytekin beyanında diyor ki: "7 bağımsız bölümü bila bedel aldım." 3 dükkanı bedelini ödeyerek, 2 daire ve 1 dükkanı da Kemal Şahin’in yaptırdığı okula karşılık aldığını söylüyor. Bu sefer gayrimenkul sayısı 13 oluyor Sayın Başkanım. 7+3+3=13. Şimdi bu beyanlar hem kendi içerisinde çelişkili hem kayıtlarla doğrulanmamış. Basit bir matematik işlemiyle dahi fark edilebilecek bu tutarsızlığı Sayın Mahkemenizin takdirine bırakıyorum Sayın Başkanım.
Adem Soytekin’e devri yapılan taşınmazlar rüşvet anlatısının ana omurgası yapılmaya çalışılmıştır. Oysa bu devirlerin zamanlamasına ve niteliğine bakmış olsak bunların rüşvet değil, emin olun ticari ilişki karşılığı, barter yöntemiyle yapıldığı görülecektir. Yani Adem Soytekin inşaat yaptıkça hak ediş yapmış ve firmadan nakit ödeme yerine daire almış. Devir tarihlerine dikkatinizi çekmek istiyorum Sayın Başkanım: Tapu kayıtlarında devirler bir tanesi Şubat 2018’de, bir tanesi Şubat 2019’da, bir tanesi Nisan 2019’da, bir tanesi Temmuz 2019’da, 2 tanesi Ağustos 2019’da, 2 tanesi Eylül 2019’da, bir tanesi de Şubat 2020 tarihinde yapılmış. Yani 7 farklı zaman diliminde devirler yapılmış Sayın Başkanım. İlk dairenin devriyle son dairenin devredilmesi arasında 2 yıllık bir zaman farkı var. Bu durum bile dairelerin hakediş karşılığı, iş yapıldıkça devredildiğinin açık kanıtıdır.
Sayın Başkanım; iskân ve ruhsat süreçleri birbirinden tamamen bağımsız konulardır. Ruhsat inşaat başlamadan önce alınır, iskân ise inşaat bittikten sonra yapı kullanma izin belgesi olarak düzenlenir. Bu beyanlar birlikte değerlendirildiğinde; hangi aşamada, ruhsat aşamasında mı iskân aşamasında mı, hangi işlem karşılığında, hangi bağımsız bölümün hangi hukuki nedenle ve hangi kişiye devredildiği hususunda net, tutarlı bir anlatım bulunmadığı görülecektir. Ruhsat ve iskân gibi hukuki niteliği, usulü ve sonucu tamamen farklı 2 sürecin iç içe anlatılması ve üstelik bunu anlatanların 40 yıllık inşaatçı olması kabul edilebilir değildir. Birisi "ruhsatta verdik 10.000.000" diyor, öbürü "iskânda verdik" diyor. Dosyadaki resmi belgeler, ruhsat ve iskân işlemlerinin yasal ve makul süreler içerisinde tamamlandığını açıkça ortaya koymaktadır.
Hasan İmamoğlu adına yapılan taşınmazlar konusuna gelecek olursak; bunun şahsımın talimatıyla gerçekleştiği, rüşvet aktarımı veya gizlenmesi amacı taşıdığı yönündeki değerlendirmenin hukuki ve maddi bir dayanağı bulunmamaktadır. Dosya kapsamındaki sözleşmeler incelenmiş ve bu taşınmazların "ön ödemeli gayrimenkul satış sözleşmesi" kapsamında satıldığı, ödemelerin banka havalesi üzerinden yapıldığı belgeleriyle ortadadır. Teslim tutanakları var, hepsi kayıt altında. Benim Hasan İmamoğlu’na daire devri yönünde herhangi bir talimatım veya yönlendirmem olmamıştır. Daire devri iddiasıyla ilgili birçok çelişki mevcuttur. Dosyada, Hasan İmamoğlu’nun ticari münasebet çerçevesinde taşınmazları satın aldığı çok açık ve seçik olarak ortadadır. Ayrıca birçok ifade diyor ki: "Adem Soytekin’e devrettiğimiz dairelerin Hasan İmamoğlu’na geçtiğini duyduk." Yani Adem Soytekin’e geçmiş olan dairenin tapu kayıtlarına bakarsınız; böyle bir geçiş var mıdır? Yoktur. Tapu kayıt sistemi incelendiğinde bu durumun tamamen yanıltıcı beyan olduğu çok net bir şekilde görülecektir.
Sanık beyanlarında ayrıca iskân için 3.000.000 tutarında çek verildiği yönünde bir iddia da var. Ancak bu iddialar resmi belgeler ve muhasebe kayıtları ile birlikte değerlendirildiğinde gerçeği yansıtmadığı görülecektir. Şöyle ki; ruhsat aşamasında mevzuat gereği terk edilmesi gereken alanlar kamu eline geçer, geçmeden zaten ruhsat düzenleyemezsiniz. Bu ruhsat aşamasında terkler yapılmış; Beylikdüzü’nün en önemli spor alanlarından olan belediyenin karşısındaki çamlık alanı bu projenin kapsamı içerisindeydi ve belediyemize devirleri yapıldı. Ama inşaat süreci biliyorsunuz ağır bir faaliyet; beton mikserleri giriyor, yollar bozuluyor, çamlık alan zarar görüyor. Kamu alanında meydana gelen bu bozulmaların giderilmesi amacıyla, belediyenin denetiminde gerekli yol, altyapı ve çevre düzenleme imalatları zararın kaynağı olan müteahhit firmaya yaptırılmıştır Sayın Başkanım. Zira zararı giderme yükümlülüğü zararı meydana getiren kişiye aittir. Adem Soytekin beyanında bahsettiği o 3.000.000'u, yol karşılığında verdiğini çok net ifade etmiştir.
Birebir karşılığı fatura ve muavin defter kayıtları dosyada bulunmaktadır. Bulunan deliller içerisinde çok net bir şekilde durmaktadır. Ancak burada özellikle altını çizmek istediğim önemli bir husus var: İddia edilen bu ödeme ve çek süreci ile tarafım arasında herhangi bir talimat, yönlendirme, talep veya bilgi bağı olduğunu gösteren dosyada somut tek bir delil yoktur. Ben oradaki yolu "Adem Soytekin yapacaktır" demedim. Müteahhit firmanın oradaki yolu Adem Soytekin ile anlaşıp yapması bizim sorumluluğumuzda olan bir husus değildir.
Sayın Başkanım, Seyfi Beyaz şimdi Adem Soytekin’in niye kaba inşaatı yaptığını anlatıyor kendi ifadesinde. Seyfi Beyaz diyor ki: "Söz konusu bedel Adem Soytekin tarafından Oktay Hamzaoğlu aracılığıyla bize iletildi." İskânla ilgili bedel için bunu söylüyor. Buna karşılık Yüksel Hamzaoğlu ise herhangi bir aracıdan söz etmeksizin, bedelin doğrudan Adem Soytekin tarafından talep edildiğini söylüyor. Oktay Hamzaoğlu ile İsa Ünal ise bu anlatımlardan tamamen farklı; az önce anlattığım çerçevede, "Ekrem İmamoğlu ile yerel seçimlerden sonra görüşme yaptık" demişti ya, o anlatımı yapıyorlar. "Mehmet Murat Çalık’a yönlendirdi, o da Adem Soytekin’e yönlendirdi, 3.000.000 talep edildi" diyerek önceki beyanlarıyla aslında örtüşmeyen bir beyanda bulunuyor.
Erhan Ünal’a Oktay Hamzaoğlu’nun ifadesi okunuyor; diyor ki: "İsa Ünal ve Yüksel Hamzaoğlu’nun Ekrem İmamoğlu ve Mehmet Murat Çalık ile görüştüğünü bilmiyorum. Bu hususta bilgi sahibi değilim." Ama buna rağmen 3.500.000 TL tutarında çek verdiklerini ve sonrasında iskân aldıklarını ifade ediyor. İsa Ünal’ın anlatımını geçiyorum, bunlar tekrara girecek Sayın Başkanım. "İskân için tekrar para istediler, yerel seçimlerden sonra ikinci kez bizden iskân bedeli alıyorlar" iddiası var. Bir kez daha ifade etmek isterim ki; 2019 yerel seçimlerinden sonra ben Beylikdüzü Belediye Başkanıydım, Sayın İmamoğlu da Büyükşehir Belediye Başkanıydı. Bu gerçeklik bile beyanların güvenilir olmadığını çok net göstermektedir.
Tüm çelişkiler ortadayken, Yüksel Hamzaoğlu diğer sanıkların "Ekrem İmamoğlu ile görüşme yapıldı" demesine rağmen —ki görüşmeyi de İsa Ünal ile Yüksel Hamzaoğlu yapmış— bu hususlardan hiç bahsetmiyor. İskân sürecinde diyor ki: "Adem Soytekin bizden 3.500.000 istedi." Yani "Ekrem İmamoğlu’na gittik, o bizi Çalık’a gönderdi" falan hiçbir şey söylemeden "para istedi" diyor. İfadenin somut belgeye ve tutarlı bir kronolojiye dayanmadığı, kişiden kişiye değişen varsayımlarla şekillendiği çok net görülmektedir. Sonuç itibariyle 17 adet çek karşılığında yapılan 3.540.000 TL’lik ödeme, iddia edildiği gibi iskân aşaması için verilen bir rüşvet değildir; yol, altyapı ve çevre düzenlemesiyle ilgili imalatların bedelidir. Bunu teyit eden fatura ve muhasebe kayıtları dosyada somut olarak bulunmaktadır.
Sayın Başkan, tarafıma isnat edilen eylem bakımından kaba inşaatın neden Adem’e verildiğine ilişkin beyanlar da var. Seyfi Beyaz; kaba inşaatın Adem Soytekin tarafından yapılmasını, Mutlu İnşaat ile aralarında olan gizli ortaklık ve işin düzgün yapılacağı düşüncesiyle açıklamaktadır. Muzaffer Beyaz ise Oktay Hamzaoğlu’nun firmasının kaba inşaatı baştan itibaren Adem Soytekin’e verme konusunda söz verdiğini ve Oktay Hamzaoğlu’nu kıramadıklarını söylüyor. Hamzaoğlu ise bu tercihi, Adem Soytekin ile daha önce farklı projelerde çalışmış olmalarına dayandırıyor. Görüldüğü gibi kaba inşaatın Adem Soytekin’e verilmesi hususunda ben hiçbir yerde yokum. Ticari bir tercih olduğu çok net görülüyor.
İsa Ünal diyor ki: "Belediye Başkan Yardımcısı olan Murat Çalık, Adem’in kaba inşaatı yapması için baskı yapmıştır, bu nedenle kabul etmek zorunda kaldık." Ortakların anlatımıyla örtüşmediği ortada değil mi? Ama İsa Ünal başka bir gerçeği ortaya çıkartıyor aslında. İsa Ünal ve Erhan Ünal aynı zamanda diyorlar ki: "Biz inşaat işlerinden anlamayız, işin bütün süreçlerini Beyaz İnşaat ve Mutlu İnşaat yürütmüştür, biz hiç karışmadık." Burada şu durum ortaya çıkıyor: Diğer ortaklar belli ki kaba inşaatı Adem Soytekin’e yaptırmak istemişler ama bunu İsa Ünal ve Erhan Ünal’a anlatmaları lazım. En rahat nasıl anlatırlar? "Mehmet Murat Çalık öyle bir baskı yapıyor ki, bu inşaatı ötekine yaptırmamız lazım" diyerek bizim ismimizi kendi ticari işlerinde kullanıyorlar Sayın Başkan.
Bu saatten sonra takdir mahkeme heyetinindir, sizin vicdanınızdayız. Adil davranacağınıza yürekten inanıyorum. Ben hayatım boyunca sadece onurum için yaşadım. 1 senedir tutukluyum. Niye? Bu arkadaşlar para kazanacaklar, biz de belediye olarak yardım edeceğiz... Daha fazlasını söylemek istemiyorum, beni uyardınız aleyhime dönmesin diye. Ama belli ki bu "adi ortaklık" ismine yakışır şekilde kurulmuş. Bu ortaklığı kuran firmalar kendi aralarında birbirlerine yalan, yanıltıcı beyanlarda bulunacaklar; bizi de buraya meze edecekler. Olmaz böyle bir şey Sayın Hakim.
Ve vurgulamam gerekir ki; kaba inşaatın Adem Soytekin'e verilmesiyle ilgili herhangi bir talimatım veya dahlim mahlim yoktur Sayın Başkanım. Şiddetle reddediyorum. Son olarak okul protokollerinden bahsetmek istiyorum, öyle bir isnat da var. Okul protokolleri ruhsat tarihiyle bağış tarihi arasında çelişkili olduğunu önemle arz etmek isterim Sayın Başkanım. İddia makamı, Kemal Şahin'den istenen 20.000.000 TL'nin naklen alınmadığını, 2 okul yapılması suretiyle rüşvetin tamamlandığını iddia etmektedir. Oysa ruhsat tarihi 31 Ekim 2014 ve 24 Aralık 2014, iki farklı parsel. Bağış protokolünün yapıldığı tarih ise 13 Kasım 2016. Yani yaklaşık 2 yıl sonra Sayın Başkan. Protokollerin dayanağı çok daha ilginç. 17 Ekim 2016 tarihinde bu protokoller; Türkiye Cumhuriyeti İstanbul Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü Protokol No 2016/8 ve Protokol No 2016/9 sayılı, dönemin İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Faruk Yelkenci ile dönemin Beylikdüzü Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu arasında imzalanmış ve İstanbul Valisi Sayın Vasip Şahin tarafından onaylanmıştır Sayın Başkanım. Ayrıca Yakuplu bölgesinde yapılacak olan okulun arsa bağışçısı Cevat Güleç Okulu’nun bağışçısı Lider Plastik Yönetim Kurulu Başkanı'nın da protokollerde imzası vardır.
Bu işlem sonucunda kamuya hem okul arazisi bağışlanmış hem de 2 adet okul binası tamamlanarak Milli Eğitim Bakanlığına devredilmiştir. Bir fotoğraf göstereyim herkese Sayın Başkanım, bu mahkeme heyetinizde de var. Bu fotoğraf okullarımızın açılışından; Öz Lider grubun arsa bağışçısı burada, Kemal Şahinler Holding adına Halkla İlişkiler Müdürü Burcu Uysal tarafından plaket alınmış, o dönemin Beylikdüzü Belediye Başkanı plaket vermiş. Bir de kreş açılışımız vardı, o kreşi de Adem Tameroğlu yapmıştı, ona da aynı açılışta plaketi verildi. Şimdi bu törende sadece bağışçılar da yok Sayın Başkanım; Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Muammer Yıldız konuşma yaptı, İstanbul Vali Yardımcısı Ahmet Hamdi Usta Bey konuşma yapıyor, dönemin Kaymakamı Mehmet Okur yine törende konuşma yapıyor. O dönem Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu o törende. Ekrem Başkanımız yine Beylikdüzü Belediye Başkanı olarak konuşma yapıyor. Ya şunu anlatmak istiyorum Sayın Başkanım: Bu okulların, hele Gürpınar'da yaptığımız okul Sayın Başkanım, Ömer Halisdemir Özel Çocuklar için yapılmış özel bir okul. Otizmli, engelli çocuklarımızın gittiği okul. İlçe Milli Eğitim Müdürü bu okulu bize anlatırken "Çok ihtiyacımız var, Anadolu yakasında da hiç bu okuldan yok, ilk kez olacak" diye söyledi. Ben bağışçının kendi imzaladığı 2016 tarihli bağış protokollerini dosyaya koydum Sayın Başkanım. Bu iki okulun, üstelik İstanbul Valiliği tarafından onaylanan protokolle yapılan iki okulun bu soruşturmada rüşvet iddiasıyla yer alması inanın içimi acıtıyor. Bu gerçek olmadığı gibi vicdani de değil Sayın Başkanım. O bağışçıların kendi rızasıyla yaptığı bir okulun burada rüşvete konu gibi sunulması gerçekten üzüntü verici.
Üstelik Kemal Şahin dilekçe vermiş 4 Ekim 2017 yılında; "Okulları bitirdik, bunların kabulünü yapın ve açılışa hazır hale getirin" diye dilekçesi var bizde. İşbu okullar şayet ruhsata karşılık yapılmış olsaydı Sayın Başkanım; ruhsatı verdikten 2 yıl sonra mı protokol imzalıyoruz adamla okul yapması için? Tabii ki iş insanı gelecek, yatırım yaptığı bölgeye bir şeyler yapacak. 5393 sayılı yasa bana eğer şartlı ve şartsız bağış yetkisini vermişse, vatandaş geldiğinde "Yapmak istiyorum" diyorsa almayacak mısın Sayın Başkanım? Alacağım tabii ki. "Ruhsat almak için zorunda kaldık" diyorlar; Sayın Başkanım kaba inşaat bitmiş, ne ruhsatı?
Son iddiaya cevap verip bu eylemi bitiriyorum Sayın Başkanım. İnsani yardımlarımız, söz gelimi bir çalışanımızın vefatı üzerine yapmış olduğumuz katkı davada rüşvet olarak nitelendirilmiştir. Bu iddia insani ve vicdani olarak ayıptır, inançlarımız açısından günahtır, hukuki olarak da suç değildir. İddianamede Arzu Uçar'a taşınmaz tahsis edildiği iddiası gerçeği yansıtmamaktadır, herhangi bir mülkiyet devri yapılmamıştır. Süreç, belediyede görevli bir personelin vefat etmesi sonrasında ailesinin barınma ihtiyacına dönük insani bir destek girişiminden ibarettir. Mevzuat gereği aile muvafakatnamesi temin edilemediği için yardım sürecini başlatamadık, hukuken tamamlayamadık. Sağlanan barınma imkanı kalıcı bir hakka dönüşmedi, yalnızca geçici bir destek olarak kaldı. Kaymakamlığın yazılarını da koyduk. Eylem 6 bakımından dosyadaki taraf beyanlarının sürekli değişmesi, birbiriyle çelişmesi; menfaat iddiasının tutarı, türü, zamanı ve ödeme şekli bakımından hiçbir şekilde somutlaşmaması, tanık beyanlarının dahi itibar edilemeyecek derecede farklılık içermesi, her türlü şüpheden uzak yeterli ve kesin delil bulunmadığının göstergesidir. Eylem 6 yönünden de üzerime atılı suçlamaları kabul etmediğimi beyan ediyorum.
Şimdi bir sonraki, bundan sonrası kısa Sayın Başkanım. Şu an 4... 3 yaptık, bu 4. 6... Evet, eylem 8 açısından değerlendirmelerime geçiyorum Sayın Başkanım. İlgili dosyayı size sunduk. Eylem 8; Kale Kent projesi ve yanındaki kavşak yapımı için Metin Gül ve Muzaffer Beyaz tarafından rüşvet verildiği iddia edilmektedir. İddia makamı; sanık beyanlarında açıkça yer almayan bir şekilde, usulsüz işlem karşılığı kişileri Adem Soytekin ve Fatih Keleş’e yönlendirdiğime dair değerlendirmeyi hangi somut belgeye ve hangi ifadeye dayandırmıştır? İnanın ben de bilmiyorum. Ancak iddianamede bu sözde rüşvetin hangi işlem karşılığı verildiği net bir şekilde ortaya konulamamıştır. Metin Gül’ün olayın gerçekleştiği tarihle ilgili herhangi bir net beyanı yok. Diğer sanıklar da herhangi bir net beyanda bulunmuyorlar. Ama buna rağmen iddia makamı, olayın 2017-2023 yılları arasında gerçekleştiğini ileri sürmektedir. Bu tarih aralığı hangi somut veriye, belgeye dayandığını anlamış değilim. Yoksa "Nasıl olsa 6 yıl içerisinde belediyeciler ile müteahhitler arasında bir şeyler olur" gibi mi düşünülmüştür? İddianın tarih aralığı yaklaşık 6 yıl olarak belirlendiği görülmekteyken; iddia edilen rüşvet eyleminin iskân alınması karşılığı mı, tadilat projelerinin onaylanması karşılığı mı, sosyal tesisin satış ofisi olarak kullanılması karşılığı mı, yoksa bu alanın terk edilmesi için mi ya da terkten kurtarılması için mi, yoksa kavşak yapımı karşılığı mı ileri sürülmektedir? İnanın belirsizdir. Bu belirsizlik savunma açısından da zorluğu beraberinde getirmektedir Sayın Başkanım.
Bu kapsamda Metin Gül; "Buranın hesaplarını belediyede harita mühendisi sıfatıyla Mehmet Murat Çalık yapmaktaydı" diyor. Şu an bu salondaki herkes herhalde şehir plancısı olduğumu bildi ama Metin Gül hala öğrenememiş benim ne olduğumu. Ekrem İmamoğlu burası için —ki burası kıymetli örgütsel yapı açısından da kıymetli Sayın Başkanım— "Ekrem İmamoğlu burayı belediyeye terk edin diye haber gönderdi" diyor Metin Gül. Sonra ben gitmişim; "Mehmet Murat Çalık gelip burayı terkten kurtarabiliriz dedi" diyor. Bu beyanlara açık bir şekilde cevap vereceğim ama örgütsel yapı açısından bakarsak; şimdi bir belediye başkanı... Ya biz, ben danışmanıydım; tabii ki benim mesleki bilgim var, becerim var, mevzuat bilgim var. Ben sonuna kadar, hani yanlış bir işlem varsa "Bu yanlıştır kardeşim" derim. Ha, ondan sonra siyasi sorumluluk tabii ki başkana aittir. Ama hani böyle bir konuda; "Burayı terk edersin, esnetirsin", örgütün lideri "terk edin" diyor, üyesi diyor ki "ben bunu terkten kurtarırım"... Böyle bir mantık olabilir mi? Nasıl bir örgütsel yapıdan bahsediyoruz?
Bir kere buna ilişkin ilk söylemek istediğim şey şudur Sayın Başkanım: Terkler önceki dönemde yapılmıştır. 04.04.2013 tarihli encümen kararı önünüzde Sayın Başkan, dosyaya sundum. Terke konu bir alan değildir orası Sayın Başkanım, terkler yapılmış zaten. Dosyada bütün ayrıntılarıyla var. Yani "terk etme" mevzusuna dair bir konu değil. Projenin yapı ruhsatlarının 2013 yılında Temmuz ve Eylül döneminde düzenlendiği dikkate alındığında, iddianın temelsiz olduğu hemen anlaşılacaktır. Savunmamın başında ve devamında ifade ettiğim gibi; 2014-2019 yılları arasında ne teknik başkan yardımcısıydım ne de harita mühendisi olarak görev yapıyordum ve görevim icabıyla zaten Metin Gül’ün hesaplarını yapmak hiç benim işim değil. Dolayısıyla şehir plancısı kökenli belediye başkan danışmanı olarak... Bu arada şu an 7 eylemin 7'si de danışmanlık yaptığım döneme ait Sayın Başkanım. 7'si de. Şu an tamam, Beylikdüzü Belediye Başkanı iki kez seçildik falan ama danışman olarak anlatıyorum bütün anlattıklarımı.
Yine savunmamda daha ayrıntılı savunma yapabilmek için "Acaba Metin Gül’ün iddiaları nedir?" diye bakmak istedim; iskân ne zaman alınmış, ruhsat ne zaman verilmiş, o ne olmuş bu ne olmuş diye kayıtlara bakma ihtiyacı hissettim. Bu kavşak ve alt geçit projesinden kısaca bahsetmek istiyorum bu kapsamda, iddianameye konu olduğu için. Bu kavşak, savunmamın başında da söylediğim gibi 1.200.000 metrekarelik Yaşam Vadisi projesinin tam orta noktasında yer alan bir kavşak. Birinci ve ikinci etabı yaya hareketini kesintisiz bir şekilde sürdüren bir yapı. Bir ilçe belediyesi olarak bir kavşak yapımının altına girmek kolay bir iş değildir Sayın Başkanım. Bunlar Büyükşehir Belediyesi boyutunda işlerdir ama biz o dönem girdik ve yaptık Allah’ın izniyle. Yolun yaya hareketini taşıt trafiğiyle kesiştirmeden aşağıdan süreklilik sağladık. Eylemi anlatırken her ne kadar şahsıma dönük kavşak yapımına ilişkin herhangi bir suçlama olmasa da iddianamede iddia makamının böyle bir iddiası yok, yani ben sadece "Burayı terkten kurtarabiliriz" deyip çıkmışım sahnede, sadece onu söylemişim; iddia sadece bu.
Dolayısıyla eylem daha iyi anlaşılsın diye kavşağı ne zaman yapmışız, onunla ilgili bilgiler vereceğim. Kavşak ve alt geçidin yapımına; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin o dönem Kadir Bey’in başkanlığındaki dönemde, 09.06.2016 tarihli 2016/22-34 sayılı UTK kararı alınarak başlandı Başkanım. 2016 Haziran ayında başladık kavşağa. Bu tarih önemli; Metin Gül’ün anlatımları için önemli. 23.08.2017 tarihinde de kavşak ve alt geçit yapımı tamamlandı. Peki satış ofisi olarak kullanılan yapıya ilişkin iskân belgesinin tarihi ne Başkanım? 21.06.2018. Yani kavşak bitmiş, kullanılıyor; bırakın kavşağa başlanmasını, kavşak biteli 1 yıl olmuş. Metin Gül ifadesinde şunu söylüyor Sayın Başkanım; diyor ki: "Satış ofisinin iskânını getirdikten sonra" —yani 21.06.2018 tarihinden sonrasını kastetmesi lazım çünkü iskân tarihi o— "alt geçit ve kavşağın yapımına başlanması için ödeme yaptım" diyor Metin Gül. 2018’de diyor bunu. Kavşak bitmiş, "Ödeme yaptım" diyor kavşağa başlasınlar diye. 2017 yılında bitmiş bir kavşağın ödemesini Metin Gül zaman yolculuğu yaptı herhalde, 2018’de yaptığını söylüyor. Ve "5.000.000 ödedim" diyor. Hatırladığım kadarıyla diyor ama; hatırladığım kadarıyla 5.000.000. 5.000.000 hatırlanmayacak bir rakam değil. Şu an bile hatırlarsınız bu rakamı; o kadar değersiz bir rakamdan bahsetmiyor yani, 100 lira 200 lira değil, 5.000.000'dan bahsediyor. Zamansal açıdan imkansızlığı ortadadır Sayın Başkan...
On ay önce tamamlanmış bir kavşağın imalatı için, on ay sonra alınan iskân belgesinin karşılığı olarak kavşağın yapılmasına başlandığının ileri sürülmesi... Yani avukatlar affetsin ama hayatın olağan akışına aykırıdır, başka bir şey bulamıyorum söyleyecek. Muzaffer Beyaz ve Adem Soytekin bu iş kapsamında; Muzaffer Beyaz'ın 700.000 TL, Metin Gül'ün 1.250.000 TL olmak üzere 2.000.000 TL tutarında çek verdiğini beyan ederken, Metin Gül ise aynı olay için "hatırladığım kadarıyla 5.000.000 verdim" şeklinde tamamen farklı bir tutar ileri sürmektedir. İfadelerin bu denli değişken ve birbiriyle çelişkili olması iddiaların gerçek dışı olduğunun göstergesidir Sayın Başkanım. Adem Soytekin kendi beyanında, Muzaffer Beyaz'ın ifadesinde kullandığı gibi "yukarıdan talimat geldi" iddiasını açıkça yalanlamıştır; "Ben öyle bir şey söylemedim" demiş. Muzaffer Beyaz'ın çünkü beyanı var; hatta Muzaffer Beyaz Sayın İmamoğlu'nun arkadaşıdır ve proje de yapmışlardır, yani ortak projeleri de vardı inşaat yaptığı döneme dair. Muzaffer Beyaz'ın beyanlarını ben okuyunca şok geçirdim yani, neyse. Metin Gül'ün de iskân karşılığı para alındığı yönündeki iddialarına katılmadığını Adem Soytekin açıkça ifade etmiştir. Bu durumda aynı kavşak ve alt geçit imalatına ilişkin olarak farklı kişilerce farklı tutarlar, farklı anlatımlar ileri sürülmüş; üstelik bu anlatımlar birbirini doğrulamak bir yana, birbirini çürütür hale gelmiştir.
Sayın Başkanım, ayrıca açık kaynak verilerinde —herhalde kollukta bu karıştırılmıştır, iddia makamının karıştırdığını düşünmüyorum ama kollukta karışmıştır— Kale Kent projesiyle Meydan Yakuplu projesinin karıştırıldığı bir maddi hata vardır iddianamede. Sayın Başkanım, açık kaynak çalışmalarında maddi hata vardır. Şöyle diyor; 178. sayfasında Meydan Yakuplu projesi isimli projenin Kale Kent projesi ile karıştırıldığı çok net bir şekilde görülmektedir. Ben de hem şehir plancısı olmam hem de Beylikdüzü Belediye Başkanı olmam hasebiyle, Eylem 7'ye dair herhangi bir suç isnadım yok Sayın Başkanım ama mahkeme heyetinizi aydınlatmak adına Eylem 7'ye de çok kısa bir parantez açacağım. Çok kısa, çok uzun tutmayacağım. Meydan Yakuplu projesine dair beyanda bulunacağım ama şehir plancısı kimliğimle yapıyorum bunu. Bu alan 2006 yılında Şuhadaroğlu ailesi tarafından belediyeye şartlı bağış olarak terk edilmiştir. Şart da şudur Sayın Başkanım; tapuda şerh koydular, şart koydular: "Pazar alanı ve kültür merkezi yapılmak suretiyle biz bu arsayı bağışlıyoruz" dediler. Yıl 2006. Yıllarca buraya kültür merkezi yapılacağı efsanesini biz dinledik önceden, yıllarca. Ancak ne kültür merkezi yapıldı ne pazar yapıldı. Ama şart olduğu için bu arsanın planı, plan değişikliğiyle plan vasıfları değiştirilip en azından belediyenin elinden çıkmamalıydı. Şuhadaroğlu doğru bir iş yapmış ve şartlı bağışlamış.
Sayın Ekrem İmamoğlu'nun belediye başkanı olmadan önce projeleri vardı Sayın Başkanım; 2014 öncesi "3 Köy 3 Meydan" projemiz vardı. Ve "3 Köy 3 Meydan" projelerinin bir ayağı da Yakuplu Meydan Projesi'ydi. Bir tanesi Kavaklı, bir tanesi Gürpınar. Gürpınar'ı bitirdik; işte o karakol binasını yapınca karakolu boşalttık, oranın hikayesi uzun. Başka zaman... Artık orada herhangi bir iddia olmadığı için girmiyorum oraya. Burada Yakuplu Köy Meydanı projesini tam olarak buraya inşa ettik Başkanım. 2014 öncesinde yapılmış bir projeydi bu. Ve projelerin avan projesinin onaylanması gerekiyordu kültür merkezinin. Ama 2014-2019 yılları arasında Sayın Başkanım, Büyükşehir Belediye Başkanı olmadan önce ilçe belediyesindeyken büyükşehir süreçlerini ekseriyetle ben takip ediyordum. Çünkü birçok arkadaşım orada çalışıyordu; gidiyorduk anlatıyorduk, projeyi getiriyorduk. Ya avan projeyi getirdik, bahsettiği arkadaş İstanbul Teknik Üniversitesi'nde benim de bir dönem üstümdeki şehir plancısı arkadaşımız. Ama onaylayamadı çocuk, avan projeyi onaylayamadı Başkan. Kültür merkezinin avan projesini onaylayamadı Beylikdüzü Belediyesi, onaylayamadı adamcağız. Yani Başkan kızıyor mu ama ona kızmasına gerek yok; kızması gereken tek kurum var: Siyaset kurumu. Çünkü siyaset kurumu bürokrasiyi rahat bırakmıyor; işte bırakmadığı için imzalayamadı adam. Bırakmış olsaydı benim arkadaşım, tanıyorum adamı, imzalayacaktı ama imzalayamadı.
Neyse, Sayın İmamoğlu Büyükşehir Belediye Başkanı olduktan sonra projeyi imzalattık. O özel ilgilendi, yani kendisi sordu, soruşturdu; sonra da o arkadaşlara, aynı arkadaşlara avan proje onayını yaptırdı. Ben de hızlıca inşaatı için ihaleye çıktık, kaba inşaatını bitirdik. Sayın İmamoğlu'nun da o konudaki hassasiyetini bildiğim için kültür merkezi yapma hassasiyetini, biraz da belediyenin bütçesini düşündüğüm için ilçe belediyesinin; dedim ki "Büyükşehir Belediyesi ile bir protokolle bunun incesini siz yapın, siz orada bazı alanları kullanın, bazı alanları da ilçe belediyesi olarak biz kullanalım." Sağ olsun AK Partili arkadaşlar da oy birliğiyle geçirdiler bunu. Çünkü Tevfik Başkan'a ben anlattım bunu; Tevfik Başkan'a "Ya böyle bir şey var, hani belediyemiz hani ekonomik durum ortada, büyükşehir yapsın büyükşehir" dedim. Büyükşehir Belediyesi'nin şehir tiyatrosu var. İlk kez Beylikdüzü'ne geldi Başkan. Gürpınar, Yakuplu, bir de bizim en geri kalmış mahallelerimizden biri. Burada Yakuplulu komşularım var, alınmasınlar; ama gerçekten plan müellifi olmadığım tek bölge Başkanım. Plan müellifi olmadığım tek bölge Yakuplu bölgesi, diğer bölgelerin plan müellifiyim.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kreşi var, İSMEK'in eğitim alanları var. İlçe belediyesi olarak da bizim çok amaçlı salonumuz var, gençlik merkezimiz var, spor alanlarımız var. Kütüphanemiz, çocuk kütüphanemiz, etüt merkezimiz o kadar önemli ki bu proje Yakuplu için, anlatıyorum Başkanım. Teknoloji sınıfımız var, çocuk atölyesi var, Kadın Aile Müdürlüğü'nün hizmet noktaları var. Şimdi yok ama öğreteceğim heyete Sayın Başkanım; şimdi bunu söylemezsem eşi mi alınır? Okuma yazma bilmeyen kadınlara kurs veriyoruz Başkanım. Orada da o kadınların gelip orada okuma yazma öğrenecekleri bir alan var. Bunu niye anlatıyorum? Şunun için anlatıyorum Başkan: Burası Yakuplu Meydan Projesi. 21.000 metrekare bir inşaat yaptık ve bizim mülkiyetimizin büyük bir kısmına oturttuk bu binayı. Büyük bir bina yaptık belediye olarak. Oturttuk ve meydana yer kalmadı. Peki biz meydanı nereden sağladık biliyor musunuz? İddianameye Meydan Yakuplu projesi olarak giren mülk sahibi olduğu ve ticari bir ilişki tamamen... Onları ikna ettik, konuştuk. Duvar çevirmediler Sayın Başkanım. Duvar çevirmediler kendi mülkiyetine. Site yaptı adam, duvar çevirmedi ve kendi mülkiyetinin 2.900 metrekaresini meydan olarak kullandırdı bize. 2.900 metrekaresini... Şerhi de düştük tapuya, biz kullanacağız diye geçiş hakkı diye. Ya böyle bir projenin, böyle bir projenin eylem 7 kapsamında iddianameye —işte ticari ilişkilerin olduğu şeylerin— rüşvet eylemi gibi girmesi beni üzdüğü için bu parantezi açtım ve kapattım Sayın Başkanım.
İddianamede “şüpheliler Mehmet Murat Çalık ve Fatih Keleş suçlamaları kabul etmedi” denilmektedir. Bana herhangi bir şey sorulmadı ne kollukta ne savcılıkta ne de daha sonra. Fatih Bey'e soruldu mu bilmiyorum. Yaklaşık 1 yıldır tutuklu yargılandığım için bu tür şeyler inanın Sayın iddia makamı bizi gerçekten üzüyor ya. Ben 1 yıldır şu an 12 metrekarelik bir odadayım ya. Yok, anlatmak istemiyorum üzülecekler diye. 12 metrekarelik bir alanın içerisinde dolaşıyorum ya. 12 metre. Yatağım orada, televizyonum orada, dolabım orada. Ya bu şekilde... Tamam, varsa bir kabahatimiz biz yargılanmayalım demedim ki zaten, yargılanalım. Sonuç olarak değerlendirme yapacak olursam; Metin Gül'ün hakkımda "Burayı belediyeye terk etmekten kurtarabiliriz" biçimindeki, ne şekilde suç teşkil ettiği anlaşılamayan somut beyanına dayalı iddiadan başka somut bir delilin dosyada bulunmadığı gerçektir Başkanım. Ayrıca diğer tanık ve sanıkların hakkımda herhangi birinin aleyhimde bir beyanı da yoktur. Sadece Metin Gül'ün ne şekilde suç teşkil ettiğini ben de anlayamadım. Yani "burayı terk etmekten kurtarabiliriz"... Anlaşılamayan, suç teşkil ettiği anlaşılamayan soyut beyanına dayalı iddia üzerinden hakkımda ceza verilemeyeceğini düşünmekteyim. Hakkımdaki her türlü şüpheden uzak, somut ve inandırıcı, yeterli ve kesin delil bulunmamaktadır. Eylem 8 bakımından üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum Başkanım.
Şimdi eylem 10 bakımından isnat edilen suçlara gelecek olursak Başkanım; iddianamede dolaylı olarak rüşvet talep eden ve söz konusu rüşvetin tutarını Adem Soytekin aracılığıyla tahsil eden şahıslar arasında olduğum söylenmektedir. Doğrusunu söylemem gerekirse Sayın Başkanım, suçlamayı tam olarak kavrayamadım. Olaya ilişkin sanık beyanlarına baktım. Esas itibariyle bu iddianın tarafıma yöneltilmiş olmasını bir dikkat —yani özensizlik demek istemiyorum ama— bir özen eksikliğinden olduğunu düşünmekteyim. Heyetinizin dikkatini çekmek isterim: Hamit Demir gerek 22 Nisan 2025, gerek 8 Ekim 2025 tarihli ifadelerinde, Mehmet Murat Çalık tarafından kendisine yöneltilmiş herhangi bir rüşvet talebi olmadığını açıkça beyan etmiştir. Hakkımda beyanda bulunan sadece Adem Soytekin'dir. "8 adet dairenin görüşmelerini Mehmet Murat Çalık yürüttü. Bu dairelerin hangi amaçla alındığını bilmiyorum" şeklinde bir beyanı vardır Sayın Başkanım.
Sürecin tüm detaylarını inceleme ihtiyacı duydum. Ya ben de böyle bir isnat olunca ister istemez biraz çok geriye gidiyorum herhalde, kusuruma bakmayın detayları anlatırken. Söz konusu proje alanı çok hissedarlı bir alan olup hissedarlar arasında uzun yıllar süren davalar ve imar uygulamalarıyla ilgili ciddi sorunlar bulunmaktaydı Sayın Başkanım. Nitekim Hamit Demir kendi ifadesinde de açıkça belirttiği üzere; arsa üzerindeki tevhit, ifraz ve hissedar uyuşmazlıkları nedeniyle ruhsat süreçlerinin çok uzun süreçler aldığını ifade etmiş. Demir ifadesinin devamında; Ekrem İmamoğlu belediye başkanı olduktan sonra tanışmak ve ruhsat süreçlerini görüşmek amacıyla randevu talep ettiğini, yaklaşık 1 yıl randevu verilmediğini söylemektedir. Ancak iddia makamı, bu beyanı hiçbir somut belgeyle desteklemeden, sanki ruhsat süreci kasıtlı olarak geciktirilmiş ve kişiyi zor durumda bırakmak suretiyle taleplerin kolayca yerine getirilmesi amaçlanmış gibi bir değerlendirme yapmaktadır. Bırakın iddia edildiği gibi ruhsat süreçlerinin geciktirilmesini Sayın Başkanım; o tarihlerde ruhsat başvurusunu yapması mümkün değil Hamit Demir'in. Çünkü problemleri var. Şimdi onları anlatacağım.
Ruhsat sürecine geçilebilmesi için öncelikle hissedar davalarının sonuçlanması, uzlaşmaların sağlanması ve imar uygulamasının yapılması gerekiyor. Beylikdüzü Belediyesi'nin de hissesi var bu arada orada o alan içerisinde. Hissedar davaları ve uzlaşmalar tamamlandıktan sonra 18 Nisan 2016 tarihinde yoldan tevhit, terk, ifraz işlemleri için belediyeye başvuru yapılmış ki bütün evrakları Başkanım ekler olarak verdik size. Bu başvuru evrakı da var; Ek 1, 18 Nisan 2016. Biz bu tarihte başvuru yaptıktan sonra belediyemizin teknik ekipleri konuyu incelemiş. Bu arada randevu verilmiş, Hamit Demir görüşmüş. Aradan 1 yıl geçmiş, daha imar uygulamasına başlıyor Hamit Demir. Encümene sunulmuş, encümen kararı aldık, o da dosyada. Daha sonra ardından dosya 29 Nisan 2016 tarihinde Çevre Şehircilik Bakanlığına bağlı Kadastro Müdürlüğü'ne gönderilmiş. Yine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Kadastro Müdürlüğü onayladıktan sonra, Tapu Müdürlüğü tarafından 3 Kasım 2016 tarihinde tescil edilmiş bir uygulama.
Bu süreç yaklaşık 7 ay sürmüş Sayın Başkan ve tapu tarihinde siz o 3 Kasım'ı göreceksiniz. O da eklerin içerisinde var Ek 4'te Sayın Başkanım. Bu işlem neticesinde kamuya ne kazandırılmış? Yaklaşık 9.027 metrekare terk kazandırılmış. Yani bugünkü rakamla yaklaşık 450.000.000 TL'lik bir arsa elde etmiş belediye, kamu daha doğrusu. Devamında 22 Kasım 2016 tarihinde proje alanında bulunan belediye hissesinin satışı için 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 18/e maddesi uyarınca belediye meclisine yazı yazılmış. 9 Aralık'ta meclis kararı alınmış. Buna rağmen Hamit Demir —meclis kararı 9 Aralık'ta alındı ama— hisseyi satın almak için 13 Mayıs 2017 tarihinde başvurdu. 6 ay sonra. Ya biz kararı aldık hani burayı satacağız ve satış ön alım hakkı, hissedar büyük hissedar olduğu için Hamit Demir'deydi ama 6 ay sonra başvurmuş. Onu bilemem. Bu gecikmenin sebebi belediye değil; kendi belki ekonomik durumunu toparlamış olabilir. Talep yapıldıktan sonra belediye süreci yürütmüş; 1 ayda kıymet takdir komisyonu belirlenmiş, uzlaşma komisyonu karar almış ve 22 Haziran 2017 tarihinde encümen karar vermiş. 30 Haziran 2017 tarihinde de tapu ve tapu şerhlerinin kaldırılması işlemi yapılmış Başkanım.
Yani Hamit Demir’in ruhsat alabileceği tarih 30 Haziran 2017. Yani 2014 seçimlerinden sonra "Hani randevu istedim bir yıl vermediler ve ruhsatı geciktirdiler" diyorlar ya; 2017 tarihinde Hamit Demir ruhsat almaya haiz hale gelmiş. Sonra belediyenin hissesini de satın almış. 30 Haziran 2017 tarihinde proje ruhsat başvurusu hazır hale gelmiş. Yani Ekrem İmamoğlu’yla görüştükten 2 yıl sonra projesi —yani bizle alakalı olmayan işlemlerden bahsettim az önce— hazır hale gelmiş. Yani müteahhit kendi yükümlülüklerini yerine getirmiş. Yaklaşık 75.000 metrekare toplam inşaat alanına haiz bir proje, 28 Temmuz 2017 tarihinde, yani 1 aydan daha kısa bir süre içerisinde ruhsatını almış. Yani ruhsatında herhangi bir gecikme yok. Tamamı resmi nitelikte olan bu kayıtların savcılıkça talep edilmesi halinde maddi gerçeğin ortaya konulması çok net bir şekilde ortadayken; maalesef bu evraklar savcılık makamı tarafından şayet incelenmiş olsaydı, olayın gerçek mahiyeti —iddia ediyorum— iddia makamı tarafından da net bir şekilde anlaşılacaktı. Belki de bu iddiayla ilgili takipsizlik kararı verecekti iddia makamı.
Sayın Başkanım, Hamit Demir ile Ekrem İmamoğlu görüşme yaptığı 2015 yılında herhangi bir başvurusu olmadığı gibi; ruhsat sürecini engellemek veya kişiyi zor durumda bırakmak da söz konusu değildir. Ruhsat başvurusuna hazır hale gelmesi yaklaşık 2 yıl sonradır. Hamit Demir’in "Problemlerin çözülemeyeceğini bildiğimden" ifadesi var kendi ifadelerinde; sürecin aslında ne kadar meşakkatli, çok aşamalı ve tarafların dışında ilerleyen hukuki ve teknik işlemlere bağlı olduğunu da teyit etmektedir. Bu meşakkat herhangi bir kamu görevlisinin baskısı veya talebi değil Sayın Başkanım; devam eden dava süreçleri ve zorunlu imar uygulamasını kastetmektedir. Adem Soytekin’in beyanları, dosya kapsamındaki resmi tarihler ve işlemler incelendiğinde; şöyle ki, 2019 yılında Demir Country satış ofisine gittiğinden bahsediyor. Kendisine devredildiği iddia edilen taşınmazlar 3 Eylül 2018 tarihinde devredildi Başkanım. Tapu kayıtlarında bu sabittir.
Ruhsat tarihi de 28 Temmuz 2017. 3 Eylül 2018, tapuların devredildiği tarih. Yani 13 ay sonra devir yapılmış. Henüz gerçekleşmemiş bir görüşmeye dayanarak geçmişte yapılmış taşınmaz devirlerinin açıklanması zamansal bakımdan imkansızdır. Ayrıca Adem Soytekin, söz konusu görüşmeye Veysel Erçelik ile gittiğini ileri sürmektedir. Şayet görüşme 2019 yılında değil de dairelerin devredildiği 3 Eylül 2018 tarihinden önce gittiğini varsayalım; yani tarihi yanlış hatırlayabilir. Bu sefer de Veysel Erçelik’in belediyede herhangi bir görevi yok Başkanım. Veysel Erçelik, Beylikdüzü Belediyesi’nde 2019 yerel seçimlerinden sonra göreve başlamıştır. Yani 2018 yılında böyle bir görüşmeye katılması mümkün olmadığı dosyadaki kamu kayıtlarından da çok net bir şekilde anlaşılacaktır. Bu anlatımın hatalı olduğunu göstermektedir.
Sayın Başkanım, son hususa geliyorum: Öte yandan rüşvet verdiğini iddia eden Hamit Demir’in beyanları ile Adem Soytekin’in beyanları da birbirini doğrulamamaktadır. Gerek 22 Nisan 2025'te gerek 8 Ekim 2025 tarihli ifadesinde, Mehmet Murat Çalık tarafından kendisine yöneltilmiş herhangi bir rüşvet talebi olmadığını açık ve net bir şekilde ifade etmiştir. Sonuç olarak zaman, kişi ve içerik bakımından kendi içerisinde çelişen beyanların; Hamit Demir'in açık ve lehe ifadeleriyle birlikte değerlendirildiğinde, eylem kapsamında tarafıma atfedilen rüşvet iddiasının hiçbir somut, tutarlı ve güvenilir delille desteklenmediği açıkça ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Adem Soytekin'in dosyaya sunduğu evraklar da 24 Nisan 2022 tarihli tahsilat makbuzu ve 3 adet çekin 24 Nisan 2022 tarihinde olduğunu göstermektedir tahsilat makbuzuyla. Aynı tarihte Hamit Demir'in —yani Demir Grup'un— harç ile ilgili ödeme yapması, hem de ASOY firmasının ihale karşılığı yaptığı işlere dönük ödeme almış olması; belediyeden tarafların kendi aralarında yapmış olduğu bir ticari anlaşmayı göstermektedir. Bu belediyelerde zaman zaman uygulanır Başkanım. Belediyeden alacağı olan firmalar, belediyeye harç ödemesi yapan firmalarla bu tür anlaşmalar yapabilirler. Ödeme firmaya yapılır, o firma o firmanın harcını öder, kendi aralarında çekleşirler. Belediyeyi hiç ilgilendirmeyen bir mahsup işlemidir. Bu da bu mahsup işleminin varlığını açık bir biçimde ortaya koymaktadır.
Sayın Başkanım, Sayın Mahkeme Heyeti; sonuç olarak değerlendirme yapacak olursam, bu kapsamda Adem Soytekin'in Cumhuriyet Başsavcılığı'nda verdiği ifadesinde; "Demir İnşaat’tan alınan 8 adet dairenin görüşmesini Mehmet Murat Çalık yürütmüş olup hangi amaçla dairelerin alındığını bilmediğini" beyan etmiş ise de Hamit Demir'in beyanında inşaat ruhsatı almak için belediyeye gittiğini, görüştüğünü falan bunları anlatıyor. Ancak kendisinin bir daha görmediği ve tanımadığı bir kişi tarafından kendisinden bir talepte bulunulduğunu ifade ediyor Hamit Demir beyanlarında. Dolayısıyla yine Adem Soytekin'in 21 Ekim 2025 tarihli ek beyanında; Demir Country Projesi'nin satış ofisine 2019 yılında gittiğini, kendisinin hiçbir şekilde "Beni Ekrem Başkan gönderdi, kaba inşaatı, taşeronluğunu bana ver ya da bana buradan burayla ilgili bir kısım daire verilecekmiş, daireleri ben alacakmışım" gibi bir söz söylemediğini; "2017 yılı sonunda Hamit Demir'in ofisine gittim" biçimindeki sözleri dikkate alındığında, hakkımda herhangi bir suç, kesin delil bulunmadığını; Eylem 10 bakımından da üzerime atılı suçlamaları kabul etmediğimi beyan ediyorum Başkanım.
Son, son iki eylem Başkanım. Bunların kısa kısa anlatmaya gayret edeceğim. İddianamede Eylem 11 olarak nitelendirilen eylemle ilgili iddialara geçiyorum. İbrahim Babacan'ın ruhsat alabilmek için sosyal donatı alanlarına katkı adı altında rüşvet verdiğini; devamında ise yeni bir talep oluşturmak için imar dosyalarının İstanbul Büyükşehir Belediyesinde askıda tutularak kreş yapılması suretiyle rüşvet eylemine yaptırılması suretiyle rüşvet eylemine devam edilmeye teşebbüs edildiği ileri sürülmektedir Sayın Başkanım. Dosya kapsamında yer alan bilgiler ve belgeler bunu göstermektedir. Yine bu eylem savunmamın alınmadığı, sadece etkin pişmanlıktan yararlanan doğrudan soyut beyanlara dayandığını, esasen doğrudan doğruya suçlanmadığım bir olayla karşı karşıyayım Sayın Başkanım. Kamu yararına yapılan okul, kreş ve her türlü sosyal donatı alanı söz konusu olduğunda belediyecilik faaliyetlerinden dolayı gurur duyduğumu bir kez daha ifade etmek istiyorum Sayın Başkanım. Bu faaliyetlerin ne anlama geldiğini kavramak; bizzat kamuya kazandırılan bu yerlerin niteliğini, niceliğini görmek gerekir. Gerçekten de bu ve benzeri konular ceza hukukunun konusu olmamalı. Bunlar beni derinden yaralamaktadır. Özetle dün olduğu gibi bugün de kamuya kazandırılan projelerin tamamen arkasında olduğumu bir kez daha ifade etmek isterim.
İçinde bulunduğum konum nedeniyle zorunlu olarak bu iddiaya ilişkin resmi belgeleri inceleyerek, şehir plancısı kimliğimle yine izahat yapmak durumundayım Sayın Başkanım. Söz konusu eylemle ilgili iddia makamının ileri sürdüğü iddialar inanın, yani somut delil demiyorum; somut delil yok ama bizzat sanık beyanlarına dahi dayanmamaktadır Sayın Başkanım. Aksine alınan beyanlar anlam bütünlüğünden koparılmış, söylenmemiş sözler sanki söylenmiş gibi kabul edilerek gerçeğe aykırı bir anlatı oluşmuştur Sayın Başkanım. Rüşvet verdiği iddia edilen İbrahim Babacan verdiği ifadesinde ruhsat alınmasıyla ilgili bir zorluktan bahsetmiyor. Ruhsata ilişkin kendisine yöneltilmiş bir talepten de bahsetmiyor. İmar dosyasının askıda tutulması suretiyle kendisinden kreş istendiğinden hiçbir şekilde bahsetmiyor Başkan. Bu noktada iddianamede ileri sürülen değerlendirmelerin hangi ifadeye, hangi somut veriye veya hangi belediye işlemine dayandığının inanın açıkça ortaya koyulması gerekir. Ben de anlamadım; gerçeğin tespiti bakımından önem arz etmektedir.
Şunu ifade etmek isterim ki belediye süreçleri incelendiğinde; tüm işlemlerin başvuru tarihinden sonra makul ve yasal süreler içerisinde tamamlandığı, iddia makamının suç gibi göstermeye çalıştığı sürecin tamamen yasal bir zorunluluktan ve teknik işleyişten ibaret olduğu net bir şekilde görülecektir Sayın Başkanım. Ruhsat süreçlerine baktığımızda; ilgili kişi 29 Mayıs 2017 tarihinde imar durumu için başvuruyor belediyemize. İlk başvurusunu yapıyor ancak harcı yatırmadığı için evrak düzenlenmiyor kendisine. Harç yatırmamamış çünkü. Daha sonra 22 Eylül'de tekrardan başvuruyu yeniliyor, harcı yatırıyor ve imar durumu düzenleniyor. Daha sonra yapı ruhsatı için harçların yatırılmasının ardından 30 Eylül 2017 tarihinde yapı ruhsatı düzenleniyor. Toplam 135.800 metrekarelik bir proje alanından bahsediyorum Sayın Başkanım. 3 kez tadilat ruhsatı almış bu proje belediyemizde, 5 kez de isim değişikliği ruhsatı yine yasal süreçleri üzerinden yürütülmüş.
İddianameye konu edilen ancak iddia makamınca araştırılmayan imar planı değişikliği süreci belgelerinden biraz bahsetmek gerekir. Söz konusu alan, yani Babacan İnşaat'ın imar planı yaptığı alan Sayın Başkanım; maliye hazinesiyken 29.11.2019 tarihinde satış yoluyla Babacan Grup tarafından satın alınmış. 27 Ocak 2021 tarihinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından jeolojik raporlarını onaylatmış. İmar planı değişikliği teklifini 28 Ağustos 2023 tarihinde belediyemize sunmuş. 31 Ağustos 2023 tarihinde, yani 2-3 gün sonra belediye meclisine sevk etmişiz talebini. Eylül ayında imar komisyonuna havale olmuş; 19 Ekim 2023 tarihinde ise imar komisyonunca uygun görülerek 15 Aralık 2023 tarihinde Büyükşehir Belediyesi'ne gönderilmiş. Sonra Büyükşehir Belediyesi tarafından tadilen uygun görülmüş, 22 Kasım 2024 tarihinde başkanlık onayına sunulmuş Başkanım. Sonra da 24 Mart 2025 ve 22 Nisan 2025 tarihleri arasında, kanunen zorunluluk olan —bakın kanunen zorunluluk olan— 30 günlük askıya çıkarılmış. 19 Mart'ta gözaltına alındım Başkanım. 23 Mart'ta da tutuklandım. 24 Mart'ta, 25 Mart'ta... 24 Mart'ta askıya çıkmış plan da. Askıda tutulmak suretiyle kreş yaptırılması yönünde taleplerim varmış bu arkadaştan benim, o süreler zarfında!
Taleplerim var. İddia makamının iddiası bu. Tüm bu süreçleri; sonra itiraz edilmiş 18 Nisan'da, 8 Mayıs'ta itirazı reddedilmiş, plan yürürlüğe girmiş. Tüm bu süreçleri anlattım Başkanım, tarih tarih. Hepsinin evraklarını vermedik ama en son imar planı askı tutanağını koyduk. Yani mahkeme heyetinizi de boşuna yormak istemiyorum, iddia farklı iddia olduğu için. Çünkü şehir planlama hizmetlerinin yasal prosedürü nettir Başkanım. Yasal prosedürü nettir şehir planlama hizmetlerinin; herhangi bir keyfilik içermez bu süreçlerin tamamı. 30 günlük askı süreci de yasal bir zorunluluktur. İddia makamının belirttiği gibi "yeni bir talebe karşı askıda tutulması" diye bir şey söz konusu değildir Başkanım. Üstelik İbrahim Babacan'ın bu yönde bir beyanı da yoktur.
Sayın Başkanım, İbrahim Babacan'ı tanırım. Kendisi Beylikdüzü'nde ve İstanbul'un muhtelif yerlerinde iş yapan bir iş insanıdır. Beylikdüzü'nde de yatırımları var. Dikkat çekici olan şudur: Kendisinin ifadesinde ruhsat süreçlerinde bir engelleme, gecikme ya da zorluk olduğuna dair tek bir cümlesi yoktur Başkanım. Buna rağmen iddia makamı, sanki ruhsat alabilmek için rüşvet talep edildiği sonucuna varmıştır. Bu iddia hangi gecikmeye, hangi ruhsat gecikmesine dayanmaktadır? Yani başvurmuş da biz onu aylarca bekletmişsek, ya bu bir ihbar kabul edilebilecek bir suçtur, araştırılması gerekir. Hangi engellemeye, hangi somut işleme dayanmaktadır? Bu net bir şekilde anlaşılamamaktadır. İbrahim Babacan kendi ifadesinde zorlandığını, işinin yapılmadığını söylememiştir. Aksine sosyal donatı alanını kendisi yapmak istediğini, daha uygun maliyetle yapabileceğini söylemiştir. Ama orada bir ifadesi var; hani ben sanki kendisine "üçün beşin hesabını yapma" gibi bir şey söylemişim. Öyle bir beyan asla olamaz. Hatta yapılacak binaya rahmetli babasının adının verilip verilemeyeceğini sorduğunu söyleyeyim. Orada unuttuğu ve hatırlamadığı bir şey var: Az önce resmini gösterdiğim açılışa İbrahim Babacan da gelmişti. O zaman bağışçı falan değildi. Hatta sonradan koluma girdi o okulların açılışında. Bana şunu söyledi, dedi ki: "Bizi de böyle sahneye çıkartacak mısınız yaptığımız, kamuya sağladığımız faydalardan dolayı?" Koluma girip söylemişti. Sayın Başkan, bu beyan kendi rızasıyla bağış yapmak isteyen bir iş insanının açık iradesidir.
Sayın Başkan, daha önce anlattığım gibi şartlı bağışlar belediye meclis kararıyla, şartsız bağışlar ise belediye başkanı tarafından kabul edilebileceği 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 15, 18 ve 38. maddelerinde açık bir şekilde belirtilmiştir. Tam da bu noktada şunu söylemek isterim Sayın Başkanım: Belediyecilik faaliyetleri suç değildir. Proje onay süreçleri suç değil. İş insanlarının sosyal donatı alanlarına katkı yapmak istemesi suç değildir Başkanım. Ya suç değildir, yapmak isteyebilir. Bir zorlama var mı? Bir işe karşılık mı yapıyorsunuz? Ne yapıyorsunuz? Ya bu ayrı. Ya siz kendinize mi bir şey talep ediyorsunuz? Bu ayrı tabii ki. İbrahim Babacan'ın kendi ifadesinde sosyal donatı alanı yapılmasının talep edilmesine ilişkin anlatımının iddianamede aleyhime yorumlanması, gerçek durumla bağdaşmamaktadır. Nakit para akışını sağlamak ve varlığı iddia edilen örgütle irtibatlı kişilere iş yaratarak menfaat temin etmek gibi bir durum asla söz konusu değildir. İddianamenin gerçekler üzerine inşa edilmesi gerekirken, büyük ölçüde gerçeği yansıtmayan bir değerlendirme olmuştur. Üzülerek söylüyorum.
İbrahim Babacan, söz konusu tesisin açılışında yer aldığını kendisi beyan ediyor. Sahnede iş insanı olarak yer aldığını, tören esnasında kendisine teşekkür edildiğini ve plaket verildiğini kendisi beyan ediyor; ben söylemiyorum. Ben genellikle Sayın İmamoğlu'nun danışmanıyken mutfaktaydım Başkanım. Ben 2019 yılında belediye başkan adayı olduğumda ki çok fazla aday olmak istememişimdir; belki çok nadir bir örnektir aday olmak istememek. Çünkü ben siyaset kurumuna biraz mesafeliydim önceden, istemiyordum. Ama buna rağmen, belediye başkanı yaptığım dönemde de belediye başkanı danışmanlığı yaptığım dönemde de benim tek derdim vardır: Kamu yararı. Bize bunu öğrettiler. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde rahmetli olan hocalarımız var, Allah rahmet eylesin, birçok hocadan ders aldım, çok şanslıyım o konuda. Burada bulunan şehir plancısı arkadaşlarımın büyük bir kısmı Mimar Sinan'dan olabilir, Yıldız'dan var; İstanbul Teknik Üniversitesi'nde okumuş olmaktan gerçekten çok mutluyum. Bu arkadaş bunu söylemesine rağmen, bu açılışa katıldığını söylemesine rağmen; iddia makamı sanki İbrahim Babacan bunları söylemiyor gibi, bu ifadesinin bağlamından çıkartıldığını görmekteyiz. İş insanlarının talep ve rızasıyla kamuya kazandırılan tesislerin sanki maddi menfaat elde edilmiş gibi bir kurgu oluşturulması son derece hatalıdır Başkanım. İşbu kurgu, somut bilgi ve belgeye dayanmadan hareket edildiğini göstermekte ve kesinlikle gerçekle örtüşmemektedir; üzülerek söylüyorum.
Ayrıca iddia makamı, İbrahim Babacan'ın beyanı olmamasına rağmen —bakın burası çok kıymetli, bir hata yapıldı herhalde burada, ben artık bunun bir hata olduğunu düşünmek istiyorum— imar işlem dosyasının askıda tutularak rüşvet eylemine devam edildiği ve yeni bir talep olarak kreş yapılması olasılığından yola çıkarak rüşvet suçunun işlendiğinden bahsetmektedir. Bu anlatı gerçeği yansıtmamaktadır. Sanki İbrahim Babacan'la, onun planları askıdayken ilave kreş yapmasını talep etmişim; kendisi bana "Yer gösterin ben yapayım" demiş, ben de "Yok sen bize parayı ver" gibi bir diyalogdan bahsediyor iddia makamı, okuduysanız iddianameyi Başkanım. Asla böyle bir diyalog yaşanmadığı gibi; bu süreci önünüzde Sayın Başkanım, 24 Mart 2025 - 22 Nisan 2025. Yani 19 Mart'ta gözaltına alınmış bir belediye başkanının, ya Adalet Bakanlığı'nın izniyle bu arkadaş bana gelecek, orada açık görüş alanında bu rüşvet pazarlığını yapacağız, "Kreşi yap" diyeceğim ona! Askı tarihleri bu Sayın Başkanım. Ya da ben izinli çıkmış olmam lazım! İmar planının askı tutanağını, askı indirme tutanağını heyetinizin dikkatine sundum. Yani iddia makamının yanıldığını, yanıltıldığını düşünüyorum artık; iyi niyetle düşünmek istiyorum Sayın Başkanım. Hakikatin en önemli özelliği Sayın Başkanım, asla bükülememesidir.
İddia makamının iddiasını dayandırdığı diğer husus da Adem Soytekin'in ifadesine dayanıyor: "Babacan Grup tarafından toplam 4.000.000 tutarında 12 adet çek verildi." Ancak bu çeklerin hangi iş karşılığında verildiğini bilmediğini açıkça beyan etmektedir. Buna rağmen iddia makamı, çeklerin ruhsat alabilmek amacıyla verilmiş olabileceği yönünde bir değerlendirme yapmıştır. İddia makamı bu olasılıktan hareketle; maddi menfaatin doğrudan belediye yerine, belediyeyle resmi bağı bulunmayan ASOY İnşaat üzerinden tahsil edilmesini, rüşvet suçunun unsurlarını gizleme amacı taşıdığı yönünde bir kurgu oluşturmuş ancak bu kurguyu destekleyen herhangi bir somut delil dosyaya koyulmamıştır. Adem Soytekin'in de beyanları incelendiğinde; söz konusu çeklerin hangi iş ve işlem karşılığı verildiğine dair —ya büyük bir firma bir sürü iş yapıyor, bilemem— isnadı somutlaştıracak tarih, yer, görüşme içeriği ya da tarafların hangi kapsamda bir araya geldiğine ilişkin belirgin bir bilgi sunmadığı da görülecektir. Öte yandan, hangi iş karşılığı verildiğini bilmediğini ifade ettiği çeklerin rüşvet konusu olduğunu kesin bir dille ifade etmek de mümkün değildir. Zira iki özel ticari şirket arasında gerçekleşmiş olduğu görülen bu iş ve işlemleri bilmem de mümkün değildir. Maddi menfaat temin ettiğime dair dosyada tek bir belge, tek bir delil, tek bir beyan yoktur. Buna rağmen maddi menfaatin irtibatlı kişiler üzerinden temin edildiği şeklindeki değerlendirme soyut olmuştur.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; savunmalarımızın sonunda bu eylemle ilgili şunu söyleyebilirim: 11 ve 12'nci eylemlere ilişkin iddianamedeki genel değerlendirme incelendiğinde, isnadın somut ve kesin delillere dayanmadığı açıkça görülecektir. Adem Soytekin'in beyanlarında da tarafıma yönelik açık, doğrudan bir suç isnadı yoktur. Hangi müteahhitten, hangi eylem kapsamında, hangi tarihte ve ne miktarda para alındığı belirtilmemiştir; aynı para hareketi bir yerde rüşvet, bir yerde ücret olarak nitelendirilmiştir. Çeklerin hangi iş karşılığı verildiğini bilmediğini bizzat kendisi ifade etmiştir. Bu rüşvet suçunun maddi ve manevi unsuru somut biçimde ortaya konulamamıştır. Halil Babacan'ın beyanı ise soyut iddia niteliğindedir; verdiği çeklerin nereye harcandığını bilmediğini kendisi söylemektedir. Dosyada şahsımla para arasında doğrudan, kesin ve inandırıcı bir bağlantı kuran hiçbir delil yoktur Sayın Başkanım. Her türlü şüpheden uzak, yeterli ve kesin delil bulunmadığından 11'inci eylem yönünden de üzerime atılı suçlamaları kabul etmediğimi beyan ediyorum.
Sayın Başkanım, 12'nci eylem, sonunda da Kiler Holding, yani Kiler grupla ilgili olan suç isnadına ilişkin açıklamalarımı yapacağım. İddianamede; Beylikdüzü Belediyesi 2017-2018 dönemlerinde bağış adı altında rüşvet temin edildiği, devam eden süreçlerde ise imar dosyasının yine Büyükşehir Belediyesi tarafından askıda tutulması hususlarından da anlaşılacağı üzere, yeni oluşacak taleplerde söz konusu imar dosyasının koz olarak kullanıldığı ve rüşvet eylemine devam edildiği söyleniyor. Konuyla ilgili adı geçen Nahit Kiler’i 2008 yılından bu yana tanırım Sayın Başkanım. 2008. Peki bu tanışıklık nereden, bu kadar uzun, eski tanışıklık? Az önce söyledim; 1998 yılından beri bölgeye iş yapan bir planlama ofisinin sahibiyim. Kendisiyle ilişkim, plan müellifi olduğum için hatalı verilmiş bir ruhsat dayanağı olan plan notlarının açıklanmasıyla ilgiliydi. Müellif görüşüm var; kendi aldığı ruhsatta, bugünkü adıyla Çınarevleri yapı ruhsatları o dönem 2008 yılında hatalı düzenlenmiş, uyarılarımıza rağmen düzeltilmemiş ve sonrasında da bir dizi hukuksal problemler yaşanmış o bölgede. Kiler Holding’in müteahhitliğini üstlendiği, Beylikdüzü belediye şirketi BEAŞ’ın hak sahipleriyle anlaşıp o dönem Kiler Holding’e taşere ettiği bir işti bu Çınarevleri. Ve yıllarca iskânını alamadı Sayın Başkanım. Oradan projeden daire satın alan hak sahipleri çok ciddi mağduriyetler yaşadı. Direkt Kiler Holding’in hatası değil; çünkü ruhsatı veren Beylikdüzü Belediyesi. Holding ruhsat başvurusunda bulunuyor, bakıyor belediyenin şirketi orada, belediye ruhsat veriyor; Kiler Holding aldı ruhsatını, yaptı inşaatını. Ama Nahit Bey vicdanlı bir iş insanı olarak her fırsatta beni gördüğünde üzüntüsünü dile getirirdi bu projeyle alakalı.
Buna ilaveten Kiler Holding, yine bölgede 2007 yılında Beylikdüzü’nün 4 farklı bölgesinde büyük arsalar satın aldı Başkanım. Ancak arsalarla ilgili birtakım idari ve teknik süreçlerin yürütülmesi gerekliydi. 7 yıl boyunca Sayın Başkanım, 7 yıl boyunca hiçbir adım atılmadı bunlarla ilgili ve Nahit Bey kendi ifadesiyle firmalarının ciddi bir mağduriyet yaşadığını belirtti her fırsatta. Özetle Nahit Bey 2007 yılında Beylikdüzü bölgesine yatırım yapmış ancak Çınarevleri ile birlikte elinde 5 tane büyük, kocaman bir sorun almıştı. 7 yıl boyunca hiçbir çözüm üretilmeyen bu sorunlarının 3 tanesi 2014-2019 yılları arasında Sayın İmamoğlu’nun belediye başkanı olduğu dönemde çözüldü; 2 tanesi de naçizane benim belediye başkanı olduğum 2019-2025 yılları arasında çözüme kavuştu. Yani bütün sorunlarını çözdük Nahit Bey’in bölgedeki. Bu anlattıklarım evraklar incelenirse, şayet heyetiniz bu evrakları isterse veririz; hani buradaki evrakların içinde bu anlattıklarım yok Sayın Başkanım ya, bunları Nahit Bey de doğrulayacaktır o ayrı.
Sayın Başkanım, Sayın Heyet; Nahit Bey hayırsever bir iş insanıdır. Her ne kadar iddia makamı tarafından bu dosyada o da sanık olarak görünse bile, bölgede sadece imar uygulaması çalışmalarıyla toplam 56.578 metrekarelik... Biz bu problemleri niye çözdük? Nahit Bey’in kara kaşı kara gözü için çözmedik Sayın Başkanım. Bu 56.578 metrekare kamu arsası için çözdük biz bu problemleri. Bizde çözülmeliydi aslında. 56.578 metrekare bugünkü rakamla 3.000.000.000 Sayın Başkanım. 3.000.000.000. Belediyenin kasasından çıkacak, yarın belediyeye sorun olacak 3.000.000.000'lık mülk sahibi olduk bu uygulamalarla, bu çözülmeyen sorunlarının çözülmesiyle. Düşündüğümüzde, şimdi bunu, kamu menfaatini önceleyen bir tavrı görürse iş insanı... Kamu hakkını önceleyen bir tavrı gördü iş insanı. Üstelik bu iş insanı sizin siyasi görüşünüzle uzaktan yakından bir iş insanı da değil bu arada.
Kendi ifadesiyle söyleyeceğim şimdi, duramıyor söylemekte; bana demişti ki: "Ya bizimkiler olsa vallahi billahi yapmazlardı bu işi." Yapmazlardı. Her fırsatta inanın iş insanları bu uygulamaları takdirle karşılamıştır Sayın Başkanım. Bu durum iş insanlarının her fırsatta... Yani burada belediyecilik nasıl görülüyor ben onu anlamakta güçlük çekiyorum şimdi her noktada. Ya Başkanım sizin için ne yapabiliriz diyen iş insanları var bana Başkanım. Ya kapımızı çaldığında "Başkanım ne yapabilirim? Bir emriniz var mı?" diyor. Estağfurullah ne emrimiz olur? Ama aynı iş insanları... Ya savcılık makamı nasıl çağırıyor bilmiyorum arkadaşları da, ya aynı iş insanları Sayın Başkanım ya korkuyla mı gidiyorlar, nasıl bitiyor bilmiyorum. Bakın ve iş insanlarını kamuya destek olmaya sevk etmiştir bu tavrımız. Ve ben bu hibe kabulünü daha önce vermiştim. Hatta Nahit Bey, Nahit Kiler, 2 Kasım 2022 tarihinde Sayın Başkanım —bağış protokolünü koydum evrakların içerisine— 2 Kasım 2022 tarihinde, benim belediye başkanı olduğum dönemde protokol imzaladık Nahit Bey’le. Kendi rızası ile kamu yararını gözeterek; özel bir şahsa ve şirkete ait olmayan, Beylikdüzü Belediyemize ait 1 adet bina inşa etmiş ve şartsız bir şekilde belediyemize bağışlamıştır Nahit Bey. Protokolleri orada Sayın Başkan.
Şu an bu binanın giriş katında 4 sınıf, 100 çocuk kapasiteli belediyemizin hizmet verdiği gündüz çocuk bakımevi; 1. katında ise 3 atölye sınıfıyla hizmet veren anne-çocuk merkezimiz bulunmaktadır. Burada resmi de var, yani açılıştan resmi var. Nahit Bey’in görevlendirdiği arkadaş oraya gelmiş, biz kendisine, firmaya ve aileye teşekkür etmişiz, plaketini vermişiz. Ve orada o esnada 4-5 tane daha bağışçımız var; çünkü biz o esnada 5 tane kreşimizi açtık Sayın Başkanım. Nahit Bey’in bile kendi ifadesinde belirtmediği "inşaat ruhsatına karşılık bağış adı altında rüşvet verildiği anlaşıldığı" ifadesi hangi beyana, hangi somut bilgiye dayandırılmıştır? Benim tarafımdan anlaşılamamıştır. İddianamede bu konuyla ilgili adımın geçtiği tek husus, Nahit Kiler’den bir kreş yapmasını talep ettiğim şeklindedir; yani Ekrem Bey’in danışmanı olduğum dönemdeki hususu anlatıyor. Ayrıca bu işin zorla veya nakit para akışını sağlamak ve varlığı iddia edilen örgütle irtibatlı kişilere iş yaratarak menfaat temin etmek amacıyla, işte belediyeyle irtibatlı ASOY firması falan filan deniyor iddianamede. Nahit Bey’in vermiş olduğu ifadeyi bilemem ben; belki de 2022 yılında bize yapmış olduğu kreşi hatırlıyor Nahit Bey. Protokolünü imzaladığımız ve fiilen orada hizmet veren kreş ve anne-çocuk merkezimizi hatırlıyor. Öyle bir atmosferde iş insanları ifade vermeye çağrılmışlardır ki Sayın Başkanım, tutuklanma endişesi yaşayan kişilerin korkmuş olabileceği göz ardı edilmemelidir. Gönül rızası ile kamu yararı gözetilerek yapılan kamusal yatırımların suç gibi gösterilmesi doğru bir yaklaşım değildir.
Sayın Başkan, imar planı değişikliğinin askıda tutularak koz olarak kullanıldığı iddiasına gelince: 30 gün askıda tutulması mevzuat gereği yasal bir zorunluluktur. 30 gün askıya çıkaracaksınız aleni bir şekilde. Oysa yasal zorunluluk niteliğindeki bir işlemin, sanki suç unsuru varmış izlenimi oluşturacak şekilde yorumlanmıştır bu iddia da. Nahit Bey’in ifadesine baktığımızda, iddia makamı tarafından ortaya konan bu iddiayı doğrulayan hiçbir anlatım da yoktur ayrıca. Bahse konu imar planı değişikliği; Kiler Holding’in yaklaşık 18 yıldır çözüm bekleyen, Beylikdüzü Belediyesi şirketimiz BEAŞ’la hissedar olduğu parselin imar planı teklifidir. Bakın, Beylikdüzü Belediyesi şirketiyle de hissedarız Nahit Bey’le orada. Dolayısıyla biz o imar planı değişikliği teklifiyle sadece Kiler Holding’in işini çözmüyoruz; aynı zamanda belediyenin kamusal işini de çözüyoruz, belediyenin de menfaati var. Söz konusu alan 21 Aralık 2015 tarihinde Nazım İmar Planı değişikliğiyle "meydan ve Bakırköy-Beylikdüzü raylı sistem hattı" olarak planlanıyor Sayın Başkanım. Kadir Topbaş —rahmet olsun, nurlar içinde yatsın, bugün fazla andım kendisini— raylı sistem hattı olarak görülüyor. Daha sonra yine Büyükşehir Belediyesi tarafından kamulaştırma kararı getiriliyor bu alana. Biz de diyoruz ki; "Tamam, mademki burada kısıtlılık hali oluştu hem belediyemiz adına hem hissedarlar adına kamulaştırsın Büyükşehir Belediyesi, bu problemi çözsün." Ne güzel! Ama uzun yıllar boyunca ne kamulaştırma yapıldı ne de planla ilgili kısıtlılık hali kaldırıldı.
Dolayısıyla biz sadece az önce söylediğim gibi Kiler Holding’i ilgilendirmiyorduk. 13 Ocak 2025 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce uygun bulunan karar, 21 Ocak 2025 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından imzalanarak onaylanmış; 25 Nisan 2025 tarihinde planlama prosedürü gereği yasal bir zorunluluk olarak 30 gün askıya çıkarılmıştır. Ben yine tutukluyum Başkanım! Yani bu askı sürecinde de tutukluyum. 25 Nisan... Ya biz Mart’ta tutuklandık, 1 aylık tutukluyum, askıyı da 1 ay koyun, 2 aydır tutuklu olacağım. Dolayısıyla kronolojik olarak ifade ettiğim gibi böyle bir görüşmenin olabilmesi mümkün değil. Plan onay süreçlerinin yasal bir zorunluluğu olan 30 günlük süreyi askıya çıkarma işleminin; "söz konusu imar dosyasının koz olarak kullanıldığı ve rüşvet eylemine devam edildiği" iddiası doğruyu yansıtmamaktadır Başkanım.
İddia makamı, “Askıda tutulması hususundan anlaşılacağı üzere yeni oluşacak taleplerde söz konusu imar dosyası koz olarak kullanıldı ve rüşvet eylemine devam edildi" deniliyor. Nahit Kiler'in bu konuyla ilgili herhangi bir beyanı yok. Belki haberi bile yoktur adamcağızın, garibim. Korkmuştur, hiç ilgilenmiyordur hiçbir şeyle. Söz konusu imar dosyası 25 Nisan 2025 tarihinde askıya çıkarıldı ve 30 gün sonra, 26 Mayıs 2025 tarihinde askıdan indirildi. Birlikte değerlendirildiğinde, o tarihte 2 aydır tutuklu olduğumu heyetinizin takdirine sunuyorum. İddia makamı teknik süreçlerle ilgili bilgi sahibi olmayabilir Başkanım; bu da çok olağandır, doğaldır. Fakat gerekli araştırma yapılmadan, yasal süreçlere uygun olmayan bir yorum var. Askı süreçlerinin "koz olarak kullanıldığı" denilmesi, emin olun bu iddianamede bu şekilde yer alması en basit ifadeyle talihsizlik olmuştur. Ya iddia makamı bana sorsaydı, şehir plancısı kimliğimle bunu açıklardım; siz de o iddiayı en azından "koz olarak kullanıldı" demezdeniz orada veya askı süreçlerini hiç ifade etmezdiniz. Şayet bilgi ve belgeler temin edilmiş olsaydı; iddianameye konu imar dosyasının 26 Mayıs 2025 tarihinde, yani alınan ifadeden 3 ay önce askıdan indirildiği, Kiler Holding ile Beylikdüzü Belediyesi'nin de hissedar olduğu net bir şekilde görülecektir. Tüm bu soruların cevaplarını merak etmeyen iddia makamı; yıllardır yatırımlarını faaliyete geçirememiş Kiler Holding'in işlerini kamu hakkını düşünerek çözüme kavuşturan belediye yönetimiyle iyi ilişkiler içerisinde olabileceği, yatırıma dönen gayrimenkulleri sayesinde mağduriyeti ortadan kalktığı için bölgeye kamusal destek olma isteğini neden göz ardı etmektedir?
Özetle Nahit Kiler ifadesinde açıkça "para istendi" demiyor. Bir işin yapılmadığını söylemiyor. Bir işin karşılığı bir talepten bahsetmiyor Sayın Başkanım. Ruhsat ve imar süreçlerinin para verilmesine bağlandığını da söylemiyor. İfadesinde tek cümlesi şudur Sayın Başkanım: "Belediye ile büyük projelerimiz olduğu için ilişkilerimiz bozulabilir diye düşündük." Bu cümle tamamen kişisel bir endişe ve varsayıma dayanmaktadır. Ama buradan tabii Nahit Bey'e bir şey söylemem lazım; yıllardır çözülmeyen sorunlarını çözmüş bir yönetim için nasıl böyle bir duyguya kapılırsın Nahit Bey? Eğer bugün iş insanlarımızın "ilişkilerimiz bozulabilir" endişesiyle kamuya yapılan gönüllü katkıları, yasal imar süreçleri ve rüşvet gibi yorumlanırsa; ceza hukuku emin olun öngörülemez bir hale gelir. Aynı öngörülemezlik belediye açısından da olur Sayın Başkanım. Yani bir müteahhit olmayacak bir işini belediyeye sunduktan sonra, artık bu davaları da görürse diyecek ki: "Benim işimi şundan şundan dolayı yapmadı."
Sayın Başkanım, bu iddiaları tabii ki iddia makamı araştıracak. Yani mesleğinin önünde "Cumhuriyet" olan tek makam iddia makamı işte; Cumhuriyet Savcısı. Tabii ki araştıracak, boynumuz kıldan ince. Bakın gerçekten vicdanım o kadar rahat ki Sayın Başkan, çok rahat. Boynum kıldan ince; devlet bir karar verirse, devletin Cumhuriyet Savcısı bir karar verirse, ortaya somut belgeleriyle karşımıza "lönk" diye koyarsa ne diyeceğiz Sayın Başkan? Hiçbir şey. Neyse cezamızı çekeceğiz, aile de üzülecek, yapacak bir şey yok. Yapan yaptığının bedelini ödeyecek, asla geri durmam. Yine son olarak söyleyebilirim ki; somut bir beyan ortada yoktur Başkanım. Nahit Kiler'in "Söz konusu talebi Beylikdüzü Belediyesi'nde çok büyük projelerimiz olması nedeniyle belediyeyle sorun yaşayabiliriz düşüncesiyle kabul ettik" biçimindeki beyanları soyut niteliğindedir. Üstelik bu sorunlarını çözen idare karşında. İfademin iddianame düzenlenmeden önce alınmadığını da tekrar şerh olarak size sunmuş olayım. Hakkımda her türlü şüpheden uzak, somut, inandırıcı, yeterli ve kesin delil bulunmadığından Eylem 12 bakımından da üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum Sayın Başkanım. Son olarak bitiriyorum Sayın Başkanım bu sefer gerçekten son.
Bir yıldır özgürlüklerimizden mahrum kalınca… Yani bizi de anlayın Sayın Başkanım. İzmir'e gönderildim, 600 kilometre uzakta. Her hafta ailem gitti geldi. Sağlık sorunları yaşadım; o oldu, bu oldu. Şimdi o tür bir şeye girmeyeceğim ama 600 kilometre uzakta, İzmir Buca'da tutuklu olarak yargılanıyorum Sayın Başkanım. Bir yıldır özgürlüğümden mahrumum ama inancımdan asla mahrum değilim. Çünkü bilirim ki yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Günün sonunda hakikatin güneşi doğar ve o güneş doğduğunda, hiçbir karanlık artık ayakta kalamaz. Benim tek talebim var Sayın Başkanım: Hakikatin ortaya çıkması.
Sayın Başkan, etkin pişmanlık adı altında dosyaya giren beyanlara bakıyoruz —az önce de ifade ettim birçoğunu— şunu görüyoruz: Bir yalan, başka bir yalanı yalanlıyor. Bir çelişki, diğer bir çelişkiyi ortaya çıkarıyor. Ama hakikatin karşısında kurulan hiçbir kurgu ayakta kalamaz. Yalanlar birbirini yalanlayabilir, fakat gerçeği ortadan kaldıramaz. Bugün burada yalnızca ben yargılanmıyorum Sayın Başkanım. Hepimizin vicdanı da bu salonun içerisinde. Bu kadar çelişki ve tutarsızlık içeren, somut ve kesin delille desteklenmeyen iddialarla bir mahkumiyet hükmü kurulamayacağı kanaatindeyim sadece. Avukatlarım, beyanlarıyla çelişkileri tek tek ortaya koyacaktır; yalanlar tel tel dökülecek, gerçekler birer birer açığa çıkacaktır.
Şunu açıkça ifade etmek isterim Sayın Başkanım: Ne başkan danışmanlığı yaptığım dönemde ne de Beylikdüzü Belediye Başkanlığı yaptığım dönemde, görev sürem sırasınca hukuksuz bir işin içerisinde asla olmadım Başkanım. Beylikdüzü halkının menfaatine aykırı tek bir kararın icracısı ya da ortağı olmadım. Vicdanımın kabul etmediği hiçbir belgenin altına imza atmadım. Ben, zorlanınca doğru davranan bir insan değilim. Doğruluğu kendisine pusula edinmiş bir insanım. Koltuk sevdalısı olmadım Sayın Başkan, yetkiyi güç olarak görmedim. Görevi emanet bildim. Yaptıklarımı şöhret için yapmadım, alkış için de yapmadım; çocuklar daha iyi bir gelecekte yaşasınlar diye yaptım. Ne yaptıysam çocuklar için yaptım, emin olun sadece çocuklar için yaptım bir belediye başkanı olarak. Yapacağım iş bana ne kazandırır diye değil de "ben o işe ne katabilirim" gözüyle baktım. Ben kalbiyle belediye başkanlığı yapan bir insanım Sayın Başkanım, çalışıyorum diyelim. Önüme gelen hiçbir evrakı okumadan imzalamam Sayın Başkanım; onun için dedim ya, bana benimle çalışan arkadaşlar biraz zorlanırlar. Ya öyle her evrakı imzalamam ben, mutlaka alt metinlerini okurum. Alt metnini bilmeden hiçbir evrakın altına ismimi koymam Sayın Başkanım, koymam.
Beylikdüzü'nü bir görev alanı olarak değil, bir evladım olarak gördüm. Bugün burada bu isnatlarla bulunmak hem şahsım adına hem de Beylikdüzülü komşularım adına derin bir üzüntü kaynağıdır. Sayın mahkeme heyeti, savunmamın bu bölümünde sağlık durumumla ilgili çok kısa değinmek istiyorum. Çok fazla konu tartışıldı, gündeme geldi; işte 25 kilo verdim, geçmişte yaşadığım sağlık problemleri gündem oldu. 2000 yılında lösemi geçirmiştim, 8 ay hastanede tedavi gördüm. Ölümlerden döndüm. 2008 yılında lenfoma geçirdim, iki kez ameliyat oldum. Bunları inanın ajitasyon olsun diye anlatmıyorum çünkü ben öyle bir adam değilim. Ya ailem beni çok yakinen bilir; ben yoğun bakımdayken onlara moral verirdim. Doktor "bu hasta bu yoğun bakımdan 6 ayda çıkamaz" dediğinde Sayın Başkanım.. Bugün bu konuya şahit olan insanlar var aramızda. Yeğenim avukat; yeğenim bana ilk tutuklandığım gün —bakın şeye geldi, Vatan Emniyet'e geldi— "dayı" dedi, "hemen işte bu senin sağlık problemlerinden bahsedelim, verelim belge." "Oğlum" dedim, "ne alakası var ya? Dur bakalım iddia ne, hakkındaki suçlama ne? Niye hemen durup dururken sağlıkla ilgili şu vardı da bu vardı da falan filan?" Hiç vermedik Sayın Bakanım, Başkanım… "Bakan" dedik artık bilmiyorum, espri olsun diye söylemedim.
Sayın Başkanım; inanın, o kadar çok tüketiyoruz ki Sayın Başkanım, çok hızlı tüketiyoruz her şeyi. O telefonlarımızda sonsuz kaydırma özelliği var ya; her şeyi tüketiyoruz. Ben belediye başkanı olduktan sonra tüketemedim Sayın Başkanım, hızlı tüketemedim. Çünkü o çocukları gördüm. O ihtiyaç sahibi ailelerimizin çocuklarını gördüm, ihtiyaç sahibi ailelerimizi gördüm ya. Çok hızlı tüketemedim, sorumluluk bilinciyle hareket ettim. İzmir’e sevk edildim. Niye sevk edildim hâlâ bilmiyorum, 600 kilometre uzağa. Hem moralman o gün benim açık görüşüm vardı Sayın Başkanım, mazgal açıldı, "sevkin var" dediler. Tabii bilmiyoruz ya; ben hayatımda ilk kez işte bir mahkeme karşısında savunma yapıyorum, ilk kez. Daha önce hiç tecrübem yok, hiç deneyimim yok. Bir sulh cezaya çıktık, tutuklandık. İlkinden kötüydü ama ikincisi inşallah iyi olur; ilk kez mahkeme heyeti karşısındayım Sayın Başkanım.
İzmir’e sevk edildik. İzmir’de 25 kilo verdim Sayın Başkanım. 20 gün gibi bir süre içerisinde, 20-25 gün içerisinde böyle olunca cezaevi ve avukatların tabii artık o saatten sonra beni dinlemediler avukatlarım... Artık ben onlara "kullanmayacaksınız" dedim ama yıkıldı tabii her şey. Neyse, sevk edildim Katip Çelebi Hastanesi’ne, üniversite hastanesi. Orada 16 gün tetkik, tedavi, biyopsi… İki biyopsi yapıldı. Kalça kemiğimi kırarak alıyorlar kemik iliği biyopsisi, acılı bir işlem. İki kez boynumdan biyopsi oldum, iki kez ameliyat oldum Başkanım. Hani şüphelendiler; yani orada nodüllerden şüphelendiler, kanser riski, lenfoma riski nüksedebilir diye bir rapor onu yazdı. Sonra Adli Tıp’a geldim, Adli Tıp raporları kabul etmedi. Ben gidip geliyorum. Sonra Şehir Hastanesi’ne gittim.
Şehir Hastanesi ile ilgili sadece şunu söyleyeceğim: Tabii ki Hipokrat yemini etmiş doktorlarımızın başımın üstünde yeri var Başkanım. Ve birçok doktor arkadaşımızın benim üzerimde çok emeği var; hem Katip Çelebi’de hem İzmir Şehir Hastanesi’nde. Ama ya bir iki doktora gerçekten hakkımı helal edip etmeme mevzusunu da bir kenara bırakıyorum da Allah’ın gücüne gider. Bir iki doktor var sadece. Birkaç tane fazla değil. Fazla değil ama şehir hastanesine bakışım değişti. Ben şehir hastanelerinin "hasta garantili" hastaneler olduğunu biliyordum da "rapor garantili" hastaneler olduğunu bilmiyordum Sayın Başkanım. Rapor düzenlemediler. Bakın, Adli Tıp'a Şehir Hastanesi'nden gönderilen rapor yok, biliyor musunuz? Adli Tıp bir karar verdi; hani benim cezaevinde kalmam... Tamam, doğru, eyvallah kalabiliriz de sorun yok. Nüks eder, etmez; ben moralimi yükseltirim ki yükselttim. Bunlar hep direnç işi, bağışıklık işi.
Şimdi benim iki tane evladım var, ellerinizden öper. Birisi 13 yaşında, birisi 22 yaşında iki tane aslan gibi erkek oğlum var, evladım var. Şimdi düşünün ki o çocuklar her gün televizyonda: "Ya Murat Çalık’ı öldürecek misiniz?" Ya ben vekillere diyordum ki: "Ya Sayın Vekilim gözünüzü seveyim; tamam eyvallah, tam sınıra geldik eyvallah ama böyle beyanlar vermeyin ki benim çocuklarım etkileniyor." Düşünün ki sizin babanızla ilgili her gün televizyonlarda "Murat Çalık’ı öldürecek misiniz, çıkartacak mısınız" falan... Ya ben ölmem Sayın Başkanım. İnanın ölmem. Ben 2000 yılında o lösemiyi nasıl yendiysem bundan sonra da... Yani üzülmesin, anacığım çok üzüldü. Ya ben de ona üzüldüm. Şimdi o bana üzülüyor, ben ona üzülüyorum. Ben ona moral veriyorum, o bana moral veriyor. Eşim üzüldü. Dolayısıyla ailemin tamamı üzüldü.
Bunları da çok fazla anlatmak istemiyorum ama sadece teşekkür edeceğim. Onun için hem aileme... Beni bir gün olsun tabii ki insan ailesi bırakmaz; bir gün olsun bırakmadılar Başkanım. Bir gün İzmir’e kamp kurdular ya, "gitmeyeceğiz" dediler. İzmir’e kamp kurdular, bir gün bırakmadılar. Ve Türkiye’nin dört bir tarafından siyasi partisi hiç önemli değil —çünkü birçok siyasi görüşten insan— yani şu an bilindiği için zikretmeyeceğim, biliyorsunuzdur; birçok siyasi benimle ilgili beyanda bulundu. Nedense ne sulh ceza mahkemelerinde bu değerlendirmeye alındı? Şu an Şehir Hastanesi'nin Adli Tıp'a gönderdiği şey, sadece benim kemik iliğimdeki biyopsinin sonucudur. Bu da şöyle bir şey Sayın Başkanım; Allah kimseye vermesin bu rahatsızlığı, zor bir hastalık. Çünkü bütün direncinizi kırıyorlar, size kemoterapi veriyorlar. Yani en ufak şu hamlede bile buranız mosmor oluyor Sayın Başkan, öyle bir hastalık. Neyse, epey sıkıntılar çektik o dönemde.
Ama benim artık kemik iliğim remisyonda. Remisyon şu demek Sayın Başkanım? Bendeki "blast" oranı, yani kanserli hücre oranı %2 ile %5 arasında. Ama size kemik iliği yapalım —Allah sağlıklı, sıhhatli ömür versin— şüphelendik kemik iliği yapacağız değil mi? Sizdeki %0 ile %2 arasında çıkar. Benimki %1,5 çıkmaz mesela. Benimki hep kontrol altında tutulması gereken bir remisyon tabiridir. Katip Çelebi Hastanesi'nde tıp doktorları bunu açıkladılar. Bir gün alırsın 4 çıkar, bir gün alırsın 3 çıkar, bir gün alırsın 3,5 çıkar; bu değişkendir. Ama 1,5 çıkmaz. Fakat 5 değil de 6 çıktığında, bu sefer hastalığınız nüksetmiş olur. Benimki hem Katip Çelebi'de hem de İzmir Şehir Hastanesi'nin yaptığı raporda remisyon sınırları içerisindeydi. Ama ben o doktor arkadaşımıza niye kızgınım biliyor musunuz Sayın Başkan? Ben 18 gün yattım İzmir Şehir Hastanesi'nde ve değerlerim hep düşüktü. Hep nötropeni vardı; işte bir sürü terim, hematolojinin anlayabileceği terimler... Ama bu risk teşkil ediyor ve bunu Katip Çelebi Hastanesi yazdı, Adli Tıp'a bildirdi. "Lösemili hasta, yarın bir şey olur, ateşi çıkar, organ yetmezliği olur" diye bir sürü şey yazdı, raporu gönderdi. Ama İzmir Şehir Hastanesi'ndeki doktor arkadaşla konuştuğumuzda "Tabii ki değerlerini yazacağım, yazmaz olur muyum?" dedi. Neyi yazdı biliyor musunuz Sayın Başkan? Son 3 günümü yazdı! Son 3 günümde değerlerimin bir kısmı bir tık yükselmişti, sadece onları yazıp Adli Tıp'a gönderdikleri raporda belirttiler.
Biz Adli Tıp'a itiraz ettik, avukata "etmeyin" dedim; bunun bir miadı var demek ki, bekleyeceğiz, sorun yok. Sağlığımı koruyacağım; ben hem anacığıma söz verdim hem eşime söz verdim, "sağlıklı çıkacağım cezaevinden" dedim. Dolayısıyla hani bana bir şey olmaz. Sonra Anayasa Mahkemesi'ne de başvuralım dediler, tamam ona da başvurduk. Anayasa Mahkemesi'nin kararını —bilmiyorum dosyada vardır mutlaka— bir okumanızı isterim Sayın Başkanım. Ben okudum, ya gerçekten üzüldüm, samimiyetle üzüldüm. "Tutukluluk tedbirinin kaldırılmasına gerek yok" diyor. Tamam, olmayabilir; iki tane ciddi rahatsızlık geçiren bir adam, böyle bir rapor da var üstelik, diğer tarafta rapor yok diyebilir. Başımızla beraber, Anayasa Mahkemesi bizim mahkememiz, onu tartışacak değilim burada.
Üzüldüğüm şey şu: İkinci maddeyi yazma! Tek bir madde yaz; "Bu tutukluluk tedbiri orantısız değildir, kalabilir cezaevinde" de, ben razıyım. Ama ikinci madde ne biliyor musunuz Sayın Başkanım? Diyor ki Anayasa Mahkemesi: "Bu hastanın her ne kadar tutukluluk tedbirini kaldırmasak bile geçirmiş olduğu rahatsızlıklar çok ciddi ve raporlar da var. Aman ha, maddi manevi bütünlüğünü koruyacak tedbirler alın, bana da bildirin" diyor cezaevine. Sonra ne oldu cezaevinde? İnfaz koruma memuru arkadaşlar geldi, tansiyonumu ölçecekler. Dedim ki: "Hayırdır, ne tansiyonu?" Dediler ki: "Anayasa Mahkemesi'nin tedbiri." Ya arkadaşlar dedim, gözünüzü seveyim; yeni bir buluşunuz mu var? Kanser riskini tansiyondan öğrenebilir miyiz? Satürasyonuma baktılar; bir müddet baktırdım onları da kırmayayım diye sağlıkçı arkadaşlarımızı. Sonra bir de kamerayla bakıyorlar Başkanım. Ya kamerayı sokuyorlar ya gözünüzün önüne! Kamerayla... Bunları mesela eşim bilmez, anlatmadım hiç. En son moralim bozuldu; kamerayla tansiyonunuzu ölçüyorlar, kamerayla ilaç içiyorsunuz. Ya böyle bir şey olabilir mi?
Neyse, bu kısmı geçeyim; sağlık konusuyla ilgili buralara ilişkin biraz uzattıysam özür dilerim, bana destek veren herkese yürekten teşekkür ediyorum.
Gelinen bu aşamada dosyanın mevcut durumu, sağlık raporları ve lehime olan yasal düzenlemelerle birlikte değerlendirildiğinde; artık tutukluluğun devamını haklı kılacak bir sebep kalmadığını düşünüyorum Sayın Başkanım. Ben kaçmadım, saklanmadım, delil karartmadım. Bir yıldır özgürlüğümden mahrumum ama inancımdan ve vicdanımdan mahrum değilim. Bütün arkadaşlarımızın farklı meziyetleri de oldu bu arada; orası bize bir taraftan çilehane gibi, bir medrese hayatı gibi başka şeyler de öğretti. Ben de naçizane şiirler yazdım Başkanım; iki kitap çıkaracak kadar şiir yazdım. Bir tanesiyle savunmamı bitiriyorum, eğer müsaadeniz olursa.
Görüş (Kendi yazdığım şiir):
Hak etmediklerini yaşatsalar da,
Önüne zorluklar koysalar da,
Çaresizlik değildi yaşadıklarım.
Bileklerine kelepçeler taksalar da,
Gecenin içinde saklasalar da,
Duygularını serbest bıraksalar da,
Yalnızlık değildi yaşadıklarım.
Demir kapıları kapatsalar da,
Günleri sana saydırsalar da,
İçinde yangınlar çıkartsalar da,
Umutsuzluk değildi yaşadıklarım.
Hakikatin mutlaka ortaya çıkacağına yürekten inanıyorum Sayın Başkanım. Adaletin gecikse de mutlaka tecelli edeceğine olan güvenim tamdır. Yüce Türk adaletine duyduğum inanç ve saygı gereği karar verilmesini talep ediyorum. Sayın Başkanım, özgürlük sadece üç hece değil mi? Özgürlük... Üç hece ama ne çok şey anlatıyor. Saygılarımı sunuyorum.
Kaynak:Haber Merkezi