Necati Özkan'dan yeni mektup: Hakkımdaki suç isnadı tutuklanınca değişti

İBB Davası 11. günde savunmalarla devam ediyor tutuklu sanıklardan Necati Özkan ise davaya ilişkin gönderdiği mektupta tutuklama sonrası hakkındaki suç isnadının değiştiğini söyledi

Necati Özkan'dan yeni mektup: Hakkımdaki suç isnadı tutuklanınca değişti

GAZETE PENCERE - İBB Davası 11. günde savunmalarla devam ediyor. Tutuklu sanıklar için haftaya salı, çarşamba ve perşembe günü tahliye talepleri alınacak. Perşembe akşamı ise tahliye kararları çıkabilir.

Davada tutuklu yargılanan Necati Özkan, 19 Mart operasyonlarının birinci yılında başlayan İBB davasına dair kaleme aldığı mektubunda süreçteki hukuksuzlukları yazdı. "Bu davada istikrarlı biçimde hukuk dışı ve ayrımcı pek çok muamele yapıldı" diyen Özkan kendisine yöneltilen suç isnadının tutuklanmasının ardından değiştiğini vurguladı.

"2014’ten beri aleyhimde kampanyalar yapılmasının, gazete köşelerinde, televizyon ekranlarında ve sosyal medya platformlarında bana sürekli saldırılmasının ve nihayetinde bu davanın sanığı haline getirilmiş olmamın yegâne nedeni, Sayın Ekrem İmamoğlu’nun, hakkıyla kazandığı 4 seçimde, kampanya yönetimini üstlenmiş olmamdır" sözlerini kaydeden Özkan mektubunda, "Söylemekten usanmayacağım: Profesyonelce seçim kampanyası yönetmek suç değildir! Seçim kazanmak suç değildir! Yargının görevi, toplumu suç ve suçludan korumaktır; suç ve suçlu icat etmek değil" ifadelerini kullandı.

Silivri Cezaevi'nde görülmeye başlanan İBB davasının yanı sıra İBB'ye ait uygulamalar üzerinden kişisel verilerin sızdırıldığı iddiasıyla başlatılan 'casusluk' soruşturması kapsamında da tutuklu bulunan Necati Özkan'ın mektubu şöyle:

"Benim de bir sanığı olduğum İBB davasında yargılama 1 yıl sonra nihayet başladı, fakat amaç adaleti sağlamak mı?

Öyle olsa, her şeyden önce adil soruşturma ve yargılama usullerine riayet edilirdi. Bu mektubumda size son bir yılda bizzat maruz kaldığım hukuk dışı muamelelerden örnekler sunacağım ve bir soru soracağım. Milletimizin cevabını çok iyi bildiği bir soru bu: Bütün bu usulsüzlüklerin sebebi ne?

"Adalet, vicdanın ve hukukun hâkim olmasıyla sağlanabilir"

Yargı sistemimizin çok önemli ve istisnai bir organı olan bir mahkemede yargılanıyoruz.

Mahkeme heyetinin binlerce sayfadan oluşan iddianameyi dikkatle okuyup, sanıkların savunmalarını ciddiyetle dinleyerek, meseleleri anlayarak hüküm kurmasının, biz sanıkların hukuku için olduğu kadar 86 milyon vatandaşımızın adalete olan inancı için de çok ama çok önemli olacağı aşikardır. Ancak mahkeme kararları tek başlarına adaletin tecelli etmesini sağlayamazlar.

Adalet, ancak gözaltından kesin hükme, sürecin her aşamasında vicdanın ve hukukun hâkim olmasıyla sağlanabilir. Adil soruşturma ve yargılama usullerine tam riayet, bir başka deyişle “usul adaleti” her davada gerçek ve nihai adaletin temel şartıdır. Hukukta “usul esastan önce gelir” derken anlatılmak istenen tam da budur.

"Her anı hukuksuzlukla dolu bir yıl"

Ne yazık ki, bu davada usul adaletinin gereği olan pek çok hayati ve olmadan olmaz şart yerine getirilmedi. Aksine, istikrarlı biçimde hukuk dışı ve ayrımcı pek çok muamele yapıldı

a) Örneğin, 19 Mart 2025 tarihinden aylar öncesinden itibaren sosyal medyada yaklaşmakta olan İBB davasında tutuklanacaklar listesinde olduğumu iddia eden troller aleyhinde yapmış olduğum 50’ye yakın suç duyurusunun tamamına İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı kovuşturmaya gerek yok kararı verdi.

b) Örneğin, gözaltı kararına gerekçe gösterilen atılı suçların hiçbiri katalog suçlardan olmadığı halde, 6 Mart 2025’te, yani operasyondan yaklaşık 2 hafta önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine dedelerimden miras kalan hisseli tarlalar dahil tüm varlıklarıma ve banka hesaplarıma mahkûmiyet kararı olmaksızın el kondu.

c) Örneğin, 6 Mart-19 Mart 2025 arasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na avukatlarımla bizzat giderek, 3 ayrı dilekçeyle başvurarak ifade vermek istediğim halde, talebime herhangi bir cevap alamadım, sabah baskınıyla gözaltına alındım.

d) Örneğin, sosyal medyada onlarca trol tarafından aylarca itibarıma saldırılıp, Silivri Zindanı’na gönderileceğim defalarca ilan edildiği halde, iş toplantıları ve konferanslar için gittiğim Berlin, Riyad ve Londra’dan derhal ülkeme döndüm. Buna rağmen “yurt dışına kaçma şüphesi” gerekçesiyle tutuklandım.

e) Örneğin, gözaltına alma kararında tarafıma isnat edilen suçlar, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak-yönetmek, üye olmak, rüşvet almak, ihaleye fesat karıştırmak, edimin ifasına fesat karıştırmak, irtikap ve nitelikli dolandırıcılık iken, tutuklama kararında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak ve rüşvet vermek olarak değiştirildi.

Üstelik rüşvet suçu bakımından tarafıma isnat edilen hiçbir iftira henüz yokken. Yani peşinen tutuklandım, sonra gerekçe ihdas edildi. İddianamede isnat bir kez daha değiştirildi. Rüşvet vermekten “rüşvetin teminine aracılık etmeye” (TCK m. 252/2-5) dönüştürüldü. Bununla birlikte kişisel verilerin kaydedilmesi (TCK m. 135) ve verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme (TCK m. 136) eklendi. Oysa hiçbir aşamada bu konuyla ilgili tek bir soru dahi sorulmadı.

f) Örneğin, hem İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın TUTUKLAMA talepli müzekkeresinde hem de İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği’nin tutuklama kararında gerekçe olarak benim suç örgütü üyeleriyle gizli toplantılara iştirak ettiğim ve aynı zamanda bazı toplantılara ofisimde ev sahipliği yaptığım; usulsüz ihale, hizmet alımı gerçekleştirdiğim; ve örgüte bu surette haksız kazanç sağladığım ileri sürüldü. Ama iddianamede suçlamalar bir kez daha değiştirildi, gizli toplantı, usulsüz ihale, hizmet alımı, sahte fatura gibi iddialarla ilgili hiçbir somut eylem veya isnat kalmadı. İddianamede yer verilmeyen bu iddialar tutuklanmamı gerektirecek ağırlıktaysa neden dava konusu yapılmadılar? Söz konusu iddialar iddianamede yer verilmeyecek nitelikte idiyse, ben bu iddialarla niçin tutuklandım? Tarafıma isnat edilen suçlarla ilgili somut tek bir delil veya olgu bulunmadığı halde tam bir yıldır tahliye talebim neden reddediliyor? Bir istisna olması gereken tutukluluk hali neden bir cezalandırmaya dönüştürülüyor?

g) Örneğin, gizli kalması gereken soruşturma evrakının parçaları medyaya ve sosyal medya trollerine sızdırıldı. Üstelik soruşturmada alma hakkım olan sulh ceza hakimliği kararları dahi avukatlarıma verilmemişken. En vazgeçilmez vatandaşlık haklarım olan, lekelenmeme hakkı, masumiyet karinesi, şüpheden sanığın yararlanması ve adil yargılanma hakkı gibi haklarım yok sayıldı. Dahası, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iş yerimin bulunduğu bina yönetiminden tutanakla temin edilmiş olan ziyaretçi defteri kayıtları ve güvenlik kamerası görüntüleri, sosyal medyaya ve medyaya servis edildi. Soruşturma makamını bu sızmalardan haberdar etmemize rağmen bu husus kulak ardı edildi, bana yapılan haksızlığa göz yumuldu.

h) Örneğin, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı eliyle nöbetçi sulh ceza hakimliklerine verdiğim 4 ayrı dilekçenin ve 200’e yakın ekli delilin hiçbiri ne tutukluluk incelemelerinde ne de iddianame hazırlığında dikkate alındı. Böylelikle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı sanık lehine olacak delile bakmadan iddianame hazırlayarak tarafsızlığını yitirdi.

i) Örneğin, hiçbir haklı gerekçe gösterilmeden, önceden bilgi verilmeden bir gece ansızın tutuklu bulunduğum Marmara Kapalı Cezaevi’nden Kocaeli 2 No’lu F tipi Cezaevi’ne nakledilmeme karar verilerek, ailemden 140 kilometre uzak bir şehre aktarılarak savunma hakkım kısıtlandı.

j) Ve nihayet, ben ve benimle birlikte Sayın Ekrem İmamoğlu ve Sayın Merdan Yanardağ hakkında hilaf- ı hakikat gerekçelerle bir siyasi casusluk iftirası atıldı. Casusluk gibi milli güvenliğimiz adına son derece ciddiye alınması gereken bir konu sulandırılarak haftalarca ülke gündemine dahil edildi. Gerçekte, demokrasi için çalışmak suça dönüştürüldü.

Bu usulsüzlükler neden yapıldı?

Bu sorunun cevabı kamuoyunun vicdanında çok nettir. Bu davanın hukuki olmadığı, tamamen siyasi amaçlar için kurgulandığı konusunda toplumda çok büyük bir fikir birliği oluşmuştur.

Örneklerini sıraladığım ve doğrudan bana karşı yapılmış olan adaletsizlikler ile bu davada yargılanan diğer sanıklara yapılmış olan benzeri uygulamalar, bu davanın hukuksuz olarak kurgulandığı duygusunu pekiştirmiştir. Yargının yürütmenin buyruğuna tabi hale geldiği düşüncesi, usul adaletine aykırı bu uygulamalarla daha da pekişmiştir.

Toplumda, mahkemenin adalet sağlayacağına ilişkin inanç en baştan zedelendi. Tüm bu hukuksuzluk sürecinde, kendimi savunabilmek adına, sonuç alamayacağımı bile bile, aleyhimde kampanya yürüten, yalan ve iftira atan 100’den fazla kişi ve kuruma karşı suç duyurularında bulundum. Maddi ve manevi tazminat davaları açtım. Çünkü bu ülkede işini tutkuyla yapmak, ülkeye ve ekonomisine hizmet ederken dünya kalitesinde iş yapmak, mesleğinin ve sektörünün gelişmesi için projeler geliştirmek, bu konularda yazmak, konuşmak suç olamaz, olmamalıdır.

"Yasasız suç olmaz"

2014’ten beri aleyhimde kampanyalar yapılmasının, gazete köşelerinde, televizyon ekranlarında ve sosyal medya platformlarında bana sürekli saldırılmasının ve nihayetinde bu davanın sanığı haline getirilmiş olmamın yegâne nedeni, Sayın Ekrem İmamoğlu’nun, hakkıyla kazandığı 4 seçimde, kampanya yönetimini üstlenmiş olmamdır.

Söylemekten usanmayacağım: Profesyonelce seçim kampanyası yönetmek suç değildir!

Seçim kazanmak suç değildir! Yargının görevi, toplumu suç ve suçludan korumaktır; suç ve suçlu icat etmek değil!"

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar