Okul saldırılarının arkasındaki ihmaller zinciri

Kahramanmaraş’taki okul katliamında fail çocuğun 32 kez rehberliğe yönlendirildiği ortaya çıktı. Uzmanlara göre çocuk tespit edildi ancak izlenmedi; CHP’li Özcan ise en büyük ihmalin çocuğun silaha erişimi olduğunu belirtti.

Okul saldırılarının arkasındaki ihmaller zinciri

GAZETE PENCERE - Kahramanmaraş'ta 15 Nisan'da Ayser Çalık Ortaokulu'nda yaşanan ve 1 öğretmen ile 9 öğrencinin hayatını kaybettiği okul saldırısına ilişkin soruşturma sürerken, İsa Aras Mersinli'nin ilkokul ve ortaokul yıllarında toplam 32 kez rehberlik servisine yönlendirildiği ortaya çıktı.

Öğretmenlerin Mersinli'yi ilkokulda 3, ortaokulda ise 29 kez rehberlik servisine yönlendirdiği belirlendi. Ancak bu uyarılara rağmen riskin izlenmesine ve önlenmesine yönelik etkili bir mekanizmanın işletilmediği görüldü.

Komisyonun Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki saha incelemelerine katılan CHP Muğla Milletvekili Gizem Özcan, Gazete Pencere'ye yaptığı değerlendirmede risk altındaki çocukların erken dönemde tespit edilip destekleneceği bütüncül bir çocuk koruma sistemine ihtiyaç olduğunu söyledi. Özcan, Milli Eğitim Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı başta olmak üzere kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Özcan'a göre durumu yalnızca çocukların psikolojik durumuna bağlamak yanlış, zira ortada bireysel silahlanma ve çocukların silaha erişimiyle ilgili ciddi bir sorun var.

Gazete Pencere'ye konuşan Uzman Pedagog Psikolog Ebru Şen de Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki vakaların yalnızca bireysel değil, sistemik bir ihmal sorunu olduğunu söylüyor. Şen'e göre de yalnızca rehabilitasyonla engelenebilecek bir sorun değil, birbirini doğuran ihmaller zincirinin bir sonucu var ortada.

"ÇOCUK TESPİT EDİLİYOR, SONRA UNUTULUYOR"

Devlet okullarındaki rehberlik servislerinin yıllardır ağır bir yük altında çalıştığını belirten Şen, asıl sorunun rehber öğretmenlerin niteliğinde değil, sistemin işleyişinde ve personel yetersizliğinde olduğunu söyledi.

Bir rehber öğretmenin çoğu zaman 500 ila 800 öğrenciden sorumlu olduğunu belirten Şen, aynı personelin sınav hazırlığı, kariyer danışmanlığı, veli toplantıları ve idari iş yüküyle de karşı karşıya kaldığını ifade etti.

Şen, "Çocuk sorunlu olarak etiketleniyor, rehberlik servisine yönlendiriliyor ama bu yönlendirme çoğu zaman disiplin amaçlı bir havada gerçekleşiyor. Çocuk birkaç seans görüşüyor, üzerine takip edildi damgası basılıyor ve dosya kapanıyor. Çocuk tespit ediliyor, kaydediliyor, sonra unutuluyor" dedi.

"ERKEN MÜDAHALE ŞANSI KAÇIRILIYOR"

Raporlama mekanizmalarının var olduğunu ancak etkin işlemediğini belirten Şen, çocuğun "problemli" olduğuna dair bilginin okul yönetimi, aile ve gerektiğinde ilgili kurumlarla etkili biçimde paylaşılmadığını söyledi.

Şen, "Çıktısı şu oluyor: Erken müdahale şansı kaçırılıyor. Sorun büyüdükçe çocuk ya okuldan uzaklaştırılıyor ya da daha kötüsü görmezden gelinerek normal sınıf ortamında tutuluyor. Her iki durum da travmatik" diye konuştu.

"TEK REHBER ÖĞRETMEN POLİTİKASI DEMODE"

Okullardaki tek rehber öğretmen uygulamasının günümüz ihtiyaçlarını karşılamadığını söyleyen Şen, rehberlik servislerinin okulun "yardım masası" gibi görüldüğünü, oysa önleyici ruh sağlığı hizmeti olarak yapılandırılması gerektiğini vurguladı.

Şen, "Bir rehber öğretmenin her çocukla birebir ilgilenmesi matematiksel olarak imkansız. Ama mesele sadece sayı değil. Rehberlik servisi okulun yardım masası değil, önleyici sağlık hizmetidir. Eğitimdeki rehberlik politikası hâlâ sorun çıkaranı uzaklaştır mantığı üzerine kurulu" ifadelerini kullandı.

Her okulda en az iki tam zamanlı, yalnızca psikososyal destekle ilgilenen uzman bulunması gerektiğini belirten Şen, bu kişilerin de yan branşlardan değil, doğrudan alana uygun mesleklerden seçilmesi gerektiğini söyledi.

"REHABİLİTASYONUN ŞANSI YOKTU"

Kahramanmaraş'taki olayı yalnızca "rehabilitasyon eksikliği" üzerinden tartışmanın sorunu daralttığını belirten Şen, çocuğun güvenli bir ortamdan yoksun bırakıldığını söyledi.

Şen, aile yaklaşımına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

"Çocuğun cinsel kimlik arayışı var, aile bunu erkekleştirme çabasıyla silah poligonuna götürüyor. Burada rehabilitasyonun şansı yok çünkü rehabilitasyonun temel koşulu olan güvenli ortam yok. Aile, çocuğun varoluşsal çatışmasını bir erkeklik testine dönüştürmüş. Silaha erişim ise bu çatışmayı ölümcül hale getirmiş."

"AİLELER ÇOCUĞU DÜZELTMEYE ÇALIŞIYOR"

Ailelerin en temel yanlışının, çocuğun yaşadığı içsel deneyimi "düzeltilmesi gereken bir bozukluk" gibi görmesi olduğunu söyleyen Şen, bunun çocukları daha da yalnızlaştırdığını belirtti:

"Cinsel kimlik ya da cinsel yönelim meselesinden bağımsız olarak, aileler çocuğun içsel deneyimini dışsal bir probleme indirgediğinde çocuğu yalnız bırakıyor. 'Sen erkeksin, silah tutacaksın' demek, çocuğun 'Ben kimim?' sorusuna şiddetle cevap vermektir. Aileler çocuğun farklılığını kabul etmek yerine onu düzeltmeye çalıştıkça çocuk ya içe kapanıyor ya da dışa vuruyor. Kahramanmaraş'ta ikincisi oldu."

Şen'e göre bu süreçte yalnızca bireysel rehabilitasyon değil; aile terapisi, okul-aile iş birliği ve çocuğun kendisini güvende hissedeceği destek alanları da eksikti.

"BİRİ DIŞLANDI, DİĞERİ GÖRMEZDEN GELİNDİ"

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki vakaların iki farklı uçta aynı yanlışı gösterdiğini belirten Şen, "Şanlıurfa'da çocuk eğitimden koparılmış, Kahramanmaraş'ta görmezden gelinmiş. İkisi de yanlış çünkü ikisi de çocuğu 'ya içeri ya dışarı' mantığıyla ele alıyor" dedi.

Doğru yaklaşımın çocuğu eğitimden koparmadan özel destek programlarına dahil etmek olduğunu vurgulayan Şen, şöyle devam etti:

"Çocuk normal sınıfta tutulmakla da mesele çözülmüyor. Yarı zamanlı özel destek programı uygulanmalı. Çocuk hem akademik hem sosyal-duygusal becerilerini geliştireceği hem de ailesiyle birlikte sürdürülecek bir aile terapisi programına dahil edilmeli. Okul, aile ve sağlık kurumları arasında koordineli bir sarmal model şart."

"TERK EDİLEN ÇOCUKLAR, ŞİDDETLE VAR OLUYOR"

Şiddet olaylarının ardından diziler, oyunlar ve sosyal medyanın tartışma konusu yapıldığını hatırlatan Şen, bunların etkisi olabileceğini ancak asıl neden olmadığını söyledi:

"Dizilerin, oyunların etkisi var ama tetikleyici faktör. Asıl faktör yalnızlık ve görünmezlik hissi. Kendini ifade edememe, kabul görmeme, varoluşsal bir boşlukta hissetme. Medya bu boşluğu dolduran, şiddeti anlamlandıran bir araç haline geliyor. Ama boşluğu yaratan başka."

Aile içi iletişim çöküşü, duygusal ihmal, okulda yalnız kalma, kimlik bunalımında yalnız bırakılma ve erişilebilir silahların çocukları şiddete sürükleyen temel risk alanları olduğunu söyleyen Şen, "Bu çocuklar önce duygusal olarak terk ediliyor, sonra şiddet aracılığıyla var olmanın bir yolunu buluyor" ifadelerini kullandı.

"BU BİR SİSTEMİK İHMAL SORUNU"

Dizileri ve oyunları yasaklamanın çözüm olmadığını belirten Şen, yaşananların yalnızca eğitim, yalnızca aile ya da yalnızca toplum sorunu olarak görülemeyeceğini vurguladı:

"Bu, semptomu tedavi etmek, hastalığı görmemek demek. Sorun, çocukların içinde yaşadığı duygusal çöplük. Medya sadece bu çöplüğün üzerine dökülen benzin. Benzin olmasa da yangın çıkar, belki daha yavaş ama çıkar.

Bu olayları yalnızca eğitim, yalnızca aile veya yalnızca toplum sorunu olarak görmek hata. Bu bir sistemik ihmal sorunu. Her halka kendi sorumluluğunu üstlenmedikçe, bir sonrakini konuşmaya devam ederiz."

ARAŞTIRMA KOMİSYONU SAHADA

Öte yandan TBMM Okul Saldırılarını Araştırma Komisyonu da çalışmalarını sürdürüyor. Komisyonun incelemelerinde, Mersinli’nin 32 kez rehberlik servisine yönlendirdiği de bu komisyon için başlatılan incelemelerle ortaya çıktı.

Olayın yaşandığı okulda incelemelerde bulunan komisyon üyeleri okul yönetimi, öğretmenler ve yetkililerle görüştü. CHP Muğla Milletvekili Gizem Özcan da komisyonun çalışmalarıyla ilgili Gazete Pencere’ye değerlendirmelerde bulundu.

"BÜTÜNCÜL ÇOCUK KORUMA SİSTEMİ YOK"

Kurumlar arası koordinasyon ve takip mekanizmalarının yetersiz kaldığını ifade eden Özcan, risk altındaki çocukların erken dönemde tespit edilip destekleneceği bütüncül bir çocuk koruma sistemine ihtiyaç olduğunu söyledi. Milli Eğitim Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı başta olmak üzere ilgili tüm kurumların ortak sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.

REHBER ÖĞRETMEN VE TAKİP EKSİKLİĞİ

Okullardaki rehber öğretmen ve psikolojik danışman eksikliğine dikkat çeken Özcan, sosyal hizmet mekanizmalarıyla bağların zayıf olduğunu, risk altındaki çocukların izlenmesine yönelik sistematik bir yapının bulunmadığını söyledi. Okul çevrelerindeki güvenlik sorunları ile kriz durumlarına yönelik hazırlık eksikliklerinin de giderilmesi gerektiğini kaydetti.

"BİREYSEL SİLAHLANMA CİDDİ TEHDİT"

Yoksulluk, sosyal dışlanma, dijital riskler, akran zorbalığı, bağımlılık ve aile içi sorunların çocukları şiddete sürükleyen risk alanları olduğunu belirten Özcan, bireysel silahlanmanın da bunların başında geldiğini söyledi. Kahramanmaraş’taki saldırının çocukların silahlara erişiminin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini gösterdiğini belirten Özcan, bireysel silahlanmayla mücadelenin çocukları koruma politikalarının ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini ifade etti.

"TOPLUMSAL ZORUNLULUK"

Çocukların üstün yararını esas alan önleyici ve koruyucu mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Özcan, güvenlikten eğitime, sosyal hizmetlerden ruh sağlığına kadar uzanan bütüncül bir yaklaşımın artık bir tercih değil, toplumsal bir zorunluluk olduğunu söyledi.

Kaynak:Büşra Cebeci

Öne Çıkanlar