Resul Emrah Şahan’ın savunmasının tam metni: 'Müteahhitlerin istediğini yapmadığım için buradayım'

İBB davasında bir yıl sonra hakim karşısına çıkan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan'ın savunmasının tam metni ortaya çıktı. Şahan, milyar dolarlık projelerdeki usulsüzlüklere geçit vermediği için tutuklandığını belirtti.

Resul Emrah Şahan’ın savunmasının tam metni: 'Müteahhitlerin istediğini yapmadığım için buradayım'

GAZETE PENCERE - Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 407 sanıklı İBB davasının üçüncü haftasında tutuklu sanıkların savunmaları devam ediyor. Görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, yaklaşık bir yıllık tutukluluktan sonra mahkeme heyetinin karşısına çıkarak savunmasını sundu.

Şahan, 24 dönümlük bir araziye 72 katlı gökdelen yapılmasına karşı çıktığı için tutuklandığını öne sürdü. Şahan, kamu arazisinin 500 milyon dolarlık ranta dönüştürüldüğünü belirterek, “Bu süreç Türkiye demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçecek” dedi.

Şahan'ın duruşmadaki savunmasının tam metni şöyle:

Sayın Başkanım, şimdiye dek bir belediye başkanı olarak, kamusal sorumluluklarım ile müteahhitlerin mevzuata aykırı esneklik talepleri arasında kalmam nedeniyle haksız yere nasıl tutuklandığıma dair birkaç örnek verdim. Şimdi dosyadaki diğer konu olan Torunlar Center, yani kamuoyunda bilinen adıyla Eylem 40 meselesine değineceğim. Bu olayda da durum farklı değil; konu tamamen mevzuata aykırı bir talep ve bizim bu talebe karşı sergilediğimiz yasal duruştur. Süreci teker teker açıklayacağım. Firma, imar mevzuatına aykırı bir tadilat yapmak istiyor; belediye ekiplerimiz de bunu tespit ederek yasal tarifeye uygun cezai işlem uyguluyor. Bu aykırılık giderildiğinde ise ceza otomatik olarak düşüyor. Bunu, bir kaçak yapının mühürlenip ceza kesilmesi, yapı yıkıldığında ise cezanın infazının tamamlanması gibi düşünebilirsiniz.

"MECİDİYEKÖY’ÜN GÖBEĞİNDEKİ BU YAPI, EN KRİTİK NOKTALARDAN BİRİ"

Peki, bahsettiğimiz bu yer neresidir? Buranın geçmişini hatırlatmakta fayda görüyorum. Sayın Başkanım, burası 2010-2011 yılına kadar Ali Sami Yen Stadı’ydı. 1999 depreminde toplanma alanı olarak kullanılan, çevresindeki yapılaşmanın en fazla 5-6 kat olduğu bir bölgeydi. Ancak 2012 yılında burası 'Özel Proje Alanı' ilan edildi ve parsel bazında yapılan plan tadilatıyla İstanbul’un göbeğinde milyarlık bir rant projesine dönüştürüldü. Fotoğraflara bakarsanız, yan taraftaki binaların hiç değişmediğini, hala depreme dayanıksız 5-6 katlı yapılar olduğunu görürsünüz. Torunlar Center projesi 2017 yılında büyük oranda tamamlandı. Teknik detaylara girmeden şunu vurgulamalıyım: Bu şikayete konu olan olayların tamamı, benden önceki dönemlerde ya Bakanlık eliyle ya da İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin önceki yönetimi tarafından yapılan, parsel bazlı imar artışlarının bir sonucudur. Mecidiyeköy’ün göbeğindeki bu yapı, olası bir İstanbul depreminde en kritik noktalardan biridir. Sadece önündeki duraktan günlük 750 bin kişi geçiyor; bu rakam Şişli ilçe nüfusunun üç katıdır. Olası bir afette bu yapıda meydana gelecek en ufak bir risk, 'afet içinde afet' yaşanmasına neden olur.

Peki, firma bizden ne istiyor? Statik ve mekanik terimlere boğmadan anlatayım: Firma bize gelip, 17. ve 25. katlar arasındaki taşıyıcı unsurları birleştirerek mekan genişletmek istediğini söylüyor. Şimdi her şeyi unutun Sayın Başkanım; bunu bir maket gibi düşünün; sağlam bir maketin ortasındaki çıtaları keserseniz, sarsıntı anındaki salınımı aynı kalır mı? İnanın bu kadar basit ve hayati bir mesele. Firma, bir yere kiralamak için anlaştığı 11.916 metrekarelik devasa bir alanı kapsayan bu esaslı tadilatı hızlıca bitirmek istiyor. Biz ise 'Bir dakika, bu yapılamaz' diyoruz. Çünkü bu müdahale sadece binanın değil, kentin ve Şişli'nin deprem güvenliğini, yani stratejik güvenliğini doğrudan ilgilendiriyor. "Bu sadece senin şahsi meselen değil, İstanbul’un meselesidir diyoruz; bunu anlatmaya çalışıyoruz.

Süreç şöyle işliyor: 11 Haziran 2024 tarihinde, yapmak istediği işlemi anlatan bir 'basit tadilat' başvurusunda bulunuyor. Biz de 27 Haziran'da diyoruz ki: 'Bu iş böyle olmaz. Bu, binanın ana mimari ve statik projesini etkileyen nitelikli bir tadilattır; dolayısıyla esaslı tadilat izni gerektirir, basit tadilat kapsamına girmez.' Basit tadilat dediğiniz; boya, badana ve tesisat gibi işlerdir; oysa burada bağımsız birim geliştiriyorsunuz. Sanki bu cevabı hiç almamış gibi, bir ay sonra 19 Temmuz'da aynı dilekçeyi tekrar veriyor. Müdürlük, 8 Ağustos'ta aynı cevabı yineleyerek geri çeviriyor. Arkadaşlarıma 'Neden bu kadar tekrar, bu ısrar ne?' diye sordum. Belki aşağıda şef değişiyor, kalem değişiyor diye bir boşluk mu kolluyorlar, bilmiyorum. Ancak yöneticisi yine geliyor ve üçüncü kez aynı dilekçeyi veriyor. Sayın Başkan, 11 Eylül'de yine aynı yanıtı veriyoruz: 'Esaslı tadilat ruhsatı almanız lazım.' 'Talebimizi yeniledik' dedikleri şey, aynı dilekçeyi tekrar vermekten ibaret.

Dördüncü dilekçe 17 Eylül 2024 tarihinde geliyor. Bu sefer diyorlar ki: 'Taleplerimizin ruhsata tabi olduğunu öğrendiğimiz için bu tadilat isteğimizden vazgeçiyoruz, sadece basit onarım izni istiyoruz.' Biz de buna onay veriyoruz. İşte asıl konu burada başlıyor. İsnat edilen suç ne? 'Bana basit tamir-tadilat onayı verdi, ben de bu onay arkasına sığınıp esaslı tadilatı gizlice yapacağım.' deniliyor. Ortada bazı rakamlar dolanıyor; çalışanı ayrı, patronu ayrı rakam söylüyor. O detaylara ve dedikodulara girmeyeceğim. Başkanım, Şişli’de Torunlar Center gibi bir yerden bahsediyoruz. Biraz önce Taş Yapı örneğini verdim; müfettişlerden, teknik incelemelerden ve dokuz bilirkişiden bahsettim. Burası Çemişgezek Belediyesi mi ki böyle bir şeye göz yumulsun? Torunlar Center’da böyle bir usulsüzlüğe izin verilebilir mi? Belediye Başkanı 'yap' dese bile tek bir memur o evraka imza atmaz. Üzerimizde bu kadar denetim ve teftiş baskısı varken, müdürün dilekçeyi alıp 'Tamam, görmezden geliyorum, sen esaslı tadilatını yap' demesi mümkün mü? Aksine müdürümüz, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. ve 42. maddeleri uyarınca, 'Eğer ruhsata aykırı bir işlem yaparsan yasal süreci başlatırım, cezamı keserim' diyerek onay veriyor.

17 Ekim 2024 tarihinde ekipler denetime gidiyor. Bakıyorlar ki; o daha önce üç kez reddettiğimiz, 'yapmayacağız' dedikleri işi arkadan dolanarak yapmaya çalışmışlar. Hemen yapı tatil zaptı tutuyorlar. Müştekinin 'bankaya yatırdık' dediği 28 milyon liralık ödeme, yapılan tadilatın tarifeye uygun harç bedelidir. Bu, belediye meclisi tarafından belirlenen idari bir harçtır; hiçbir memur veya başkan bu rakamı kafasına göre belirleyemez. Bu ödeme 21 Ekim'de tahakkuk eden tadilat harcıdır. Yapının taşıyıcı sistemini bozdukları için, deprem riski yüksek olan bir bölgede yapı güvenliğini ilgilendiren bu müdahaleyi görmezden gelmedik. Alınan izne aykırılık yapıldığı için de hukuki süreci işleterek ceza kestik. 32. ve 42. maddeleri işleterek encümen kararıyla bu adımı attık. Bu cezalar keyfi değildir; metrekare ve aykırılığın mahiyetine göre Marmara Belediyeler Birliği’nin resmi hesaplama tablosu esas alınarak hesaplanır. Bu kapsamda, 5 Kasım 2024 tarihli encümen kararıyla bu yapıdaki kaçak imalata 1 milyar 41 milyon TL idari para cezası kestik. Yasaya göre; eğer bu aykırılıklar zamanında giderilirse, cezanın 1 milyar 25 milyon liralık kısmı (42/ç maddesi uyarınca) düşer. Nitekim 26 Kasım’da encümen kararına itiraz edip düzeltme yoluna gittiler. 13 Aralık 2024 tarihinde belediyeye bildirimde bulunarak aykırılıkları giderdiklerini, kat kesme imalatlarını kapattıklarını beyan ettiler. Aynı gün, deprem riski açısından mutlaka görmek istediğimiz 'statik uygunluk raporunu' da sundular. Yani yaptıkları onarımın statiğe uygun olduğunu da belgelediler.

Sayın Başkanım, firma sahibi Mehmet Torun ile görüşmem doğrudur; kendisi yanındaki mimarıyla birlikte bana geldi. Bu görüşme, olaydan bir hafta sonra gerçekleşti. Mehmet Bey’e süreci aynen bu şekilde, tüm şeffaflığıyla anlattım. '28 milyon lira nedir, 15 milyon lira nedir?' diye sordu. Bu ikisinin farklı kalemler olduğunu, 28 milyonun bir idari harç, diğerinin ise hukuki bir ceza olduğunu belirttim. 15 milyonluk cezayı her halükarda ödemesi gerektiğini, birini ödeyip diğerinden kaçınamayacağını söyledim. Yukarıda Allah var; kendisi de masada otururken kendi yetkilisinin süreci yanlış yönettiğine dair eleştirilerini bizzat sundu. Bu görüşmede, bunun dışında hiçbir detay veya menfaate dayalı bir sohbet gerçekleşmemiştir Sayın Başkanım. Benim yaptığım görüşmenin ne bir ceza indirimiyle ne de başka bir imtiyazla bağı yoktur; tek konu bu yasal cezalardır. Kendisi sadece, '28 milyon ödüyoruz, bu 15 milyonu niye ödüyoruz?' diye sordu, ben de yasal dayanaklarını anlattım.

"DEPREM GÜVENLİĞİ KONUSUNDA ASLA ESNEMEDİK"

8 Ocak 2025 tarihinde yapılan incelemede aykırılıkların giderildiği tespit edildi. Bunun üzerine 9 Ocak 2025 tarihli encümen kararıyla ceza yeniden hesaplandı ve az önce bahsettiğim 15 milyon 578 bin TL seviyesine düştü. Bakın, en başta uygulanan ceza miktarı nasıl benim takdirimde değilse, yasal şartlar oluştuğunda bu cezanın düşmesi de benim takdirimde değildir; bu tamamen encümen kararı ve idari bir işlemdir. Dosyada herhangi bir para transferi, maddi menfaat, yazılı somut bir rüşvet iddiası veya kanıtı yoktur. Yaşanan durum budur. Üzerinde hassasiyetle durduğumuz konu; kentin göbeğindeki bir gökdelende, en önemli yapılardan birinde afet ve deprem güvenliği konusundaki tavizsiz duruşumuzdur. Bu konuda asla esnemedik, görmezden gelmedik.

Özetlersek; Mecidiyeköy’ün göbeğinde, dev bir spor alanıyken parsel bazlı plan tadilatıyla milyar dolarlık bir rant projesine dönüşen Torunlar Center’dan bahsediyoruz. Hatırlayın, burada daha önce 11 işçi can vermişti. Şimdi benim dönemimde, '12 bin metrekarelik alan inşa edeceğim, katları keseceğim, dokuz katı birleştireceğim' diyorlar. Biz de 'Bir dakika dur' diyoruz. Kentin deprem gerçeği varken bu iş öyle keyfi yapılmaz; usulü neyse o uygulanır. Başvuruyorlar, reddediyoruz; usulsüzlük yapıyorlar, ceza kesiyoruz.

Başkanım, şimdi 'icbar suretiyle irtikap' (zorlayarak çıkar sağlama) iddiasıyla isnat edilen Eylem 41’e geliyorum…

"ÜZERİME İCRAAT BASKISI KURULMAYA ÇALIŞILIYOR"

Altan arkadaşımız zaten delillere ilişkin pek çok hususu dile getirdi; oralara çok girmeyeceğim. Ancak burada sürekli üzerime bir icraat baskısı kurulmaya çalışılıyor. Şimdi meselenin ne olduğunu anlamanız açısından Rotana projesinden bahsedeyim: Burası 175 bin metrekarelik, üç bloklu bir gökdelen projesidir. 2007 yılında, dönemin İBB yönetimi tarafından bu parsele 3 emsal verilmiş. Çevredeki yapılaşma 5-6 katlıyken, savunmamın başında belirttiğim o 7 metrelik dar yolun hemen karşısında, dönüşemeyen mahallelerin ve 3-4 katlı yapıların ortasında yükselen devasa bir kuleden bahsediyoruz. Bakın, bu proje 2020 yılında birden 536 konuttan 1060 konuta çıkarılıyor. Metrekare artmasa bile kapasite iki katına çıktığı için hane, nüfus ve araç sayısı artıyor; bu da altyapıya ve trafiğe inanılmaz bir yük bindiriyor. Normal şartlarda bu kapasite artışı nedeniyle ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) raporu alınması gerekir. Eğer ÇED sürecine girilseydi; Kent Konseyi, belediye ve diğer paydaşlar 'Bir dakika, burada bu yoğunluk olmaz' diyecek ve iş başka bir boyuta evrilecekti. Ancak ne oluyor? 5 Mart 2021 tarihinde Valilikten 'ÇED gerekli değildir' yazısı geliyor. Bunları niye anlatıyorum? 'İcbar' (zorlama) diyorsunuz ya; 536’dan 1060’a çıkarken o yazıyı aldırabilen bir siyasi güç var ortada.

Süreç Şişli Belediyesi ile bir ilgisi olmadan devam ediyor ve sıra iskan (yapı kullanma izni) aşamasına geliyor. Tarih 13 Eylül 2023. O dönemde imar ve ruhsat birimleri bana bağlı değil; ben Planlama ve Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü’ne bakıyorum. İlçe belediyelerinde Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü, kaba tabirle Bakanlığın sekretaryasını yapar; evrak takibi yürütür, aktif bir karar mekanizması yoktur. Gelelim 5 Aralık 2024 tarihine; yani ben belediye başkanı olduktan 8 ay sonrasına. A Blok için iskan başvurusu yapıyorlar. 27 Aralık’ta SGK’dan gerekli son evraklar geliyor. Yapı Kontrol Müdürlüğü hemen yerinde inceleme yapıp son raporunu tutuyor ve sadece üç gün sonra, 30 Aralık 2024 tarihinde yapı kullanma izin belgesi veriliyor. Toplam geçen süre sadece 25 gün. Arkadaşlarıma sordum; devasa bir gökdelenin iskan süreci nasıl 25 günde tamamlanabilir? Bunu nasıl izah edeceğiz? 2023’te Ankara Üniversitesi’nde yapılmış bir çalışma bulduk. Özellikle İstanbul’daki belediyeleri inceleyen bir çalışma yapılmış; iskan ve yapı ruhsat süreçleri karşılaştırılmış. Dosyada sunacağımız istatistiklere göre, bu süreler 90 gün, 50 gün, 40 gün gibi değişiyor. Ben '25 gün normal' desem belki size inandırıcı gelmeyebilir ama ortalaması zaten 25-30 gündür. Kaldı ki savunmamın başında da belirttim; Bakanlık, 'Eğer belediye olarak sen bu izni vermezsen gel ben vereceğim' diyerek bu süreci zaten hızlandırıyor.

Şimdi gelelim şu 'şehir efsanesi' haline getirilen yılbaşı süslemesi ve aydınlatma konusuna. 25 günde tamamlanan iskan süreci için 4 milyon dolarlar, 10 milyon dolarlar havada uçuşuyor. Delil kısmına hiç girmiyorum, Altan arkadaşım zaten değindi ama şunu söyleyeyim: 'Rüşvet verildi, paramız yoktu, yönetim kurulu kararıyla kar dağıtımı yapıp ödedik' dedikleri tarihte ben zaten tutukluydum. En somut dedikleri delil bile olgularla taban tabana zıt, Sayın Başkanım. Bu durumu şuna benzetiyorum: Ben göreve geldikten sonra beş kez kamuoyu duyurusu paylaştım. 'Belediye başkanı veya yardımcısı adına sizden bağış ya da menfaat talep edenlere inanmayın' dedik. Hatta benden önceki kayyım bile 5 Mart’ta benzer bir duyuru yayınlamış; demek ki Şişli’de bu tip suistimal girişimleri hep olmuş. İddianameyi okuyorum; iki patron birbirine güvenmiyor, görevlendirdikleri insanlara güvenmiyor, ortada kararsız bir işleyiş var. Tabiri caizse dosyada birbirlerini dolandırmışlar, konu bambaşka.

Bakın, DAP Yapı’nın sahibi Ziya Bey geldi, görüştük. Torunlar’ın sahibi Mehmet Bey geldi, görüştük. Medicana geldi, görüştük. Ama bu isnatlara konu olan Süleyman Çetinsaya, kendisi beni daha adyken Kurtuluş’ta bir markette yakaladı; henüz seçilmemiştim bile. Ben ne şirketlerini tanırım ne de kendilerini. Bir kere randevu talepleri olmadı. Firmadan bir kişiyi tanımıyorum. Bir Allah'ın kulu da demez mi ki: "Ya bir dakika, bir şey oluyor. Teknik sürecimizde de bir şey yok. E belediye başkanına gidelim kardeşim, randevu isteyelim, bir derdimizi anlatalım." Kimse gelmiyor, kimse bir şey söylemedi. Burada başka bir konu var ama ona da gireceğim.

Feriköy pazar alanı meselesi. Timur Soysal diyor ki: "Bana Feriköy pazar alanını gösterdi." Ee? "İşte o 10.000.000 dolarlık bir projeymiş, bu projeyi yaparlar mı diye söylemiş.Başkanım, Feriköy pazar alanı dediğimiz yer 7.300 metrekarelik, mülkiyeti hazineye ait olan, bizim pazar alanı olarak kullandığımız ve durumu kötü olan bir yer. Üzerine bir konsept proje çalışıldı. O zamanlar Sayın Özhaseki Çevre ve Şehircilik Bakanıydı. Kendisiyle gidip görüştüğüm konulardan biridir bu. Dedim ki: "Böyle bir projeyi yapalım, bakanlık yapsın bunu." Bakanlık yetkisini veriyor. 1991 yılında Şişli Belediyesi'ne sadece pazar yeri olarak kullanılmak üzere tahsis edilmiş. İsteseniz de yapamazsınız, kepçe vuramazsınız orada. Tadilatını bile yapamıyoruz, çok kötü durumda. Sadece pazar olarak kullanabilirsiniz. Ben bunu Timur beye anlattım. Evet, vali danışmanına dedim ki: "Vali bu konuda yardımcı olsun, konuşalım." Ben anlattım Özhaseki’ye, Bakana anlattım. Sonra bakan değişti, bir daha görüştüm. "burada böyle bir projemiz var." Biz bunu ettik, konuştuk da bakanlık yapsın; bakanlık yapacak zaten. Biz proje kısmında destek olalım. Bu konuyu büküp, bu konuştuğumuz konuyu buraya, yani bu projeyi eklemesi büyük bir hayal ürünü. Pazar alanıyla ilgili konu gerçekten budur.

Şimdi Sayın Başkan, Rotana gibi... Ha, bir de burada bir Süleyman Atik şeyi var, onu da anlatayım. Yani böyle çok - mışlara girmek istemiyorum ama anlatacağım. Ya ben şu konuda tutuklanırken Sayın Savcı beni bu konuda tutukladı. Dedi ki: "Süleyman Atik almış parayı, Fatih Keleş'e götürmüş." Allah Allah dedim ya, nereden çıktı? Nasıl çıkıyor bu iş yani? Ben Süleyman'ı tanımam, bilmem. Süleyman Atik gerçekten ayaküstü, bir kere şu konuyla ilgili belediyede makamdan çıkarken böyle bir durdurmuşluğu, "Ne oluyor?" demişliğim vardır. Rotana başkan yardımcılığında görüştüm deyip bırakmışlığım vardır. İddianameye eklenirken başka şekilde...

"HAYAL ÜRÜNÜ BİR KURGU ÜZERİNDEN BELEDİYE BAŞKANI TUTUKLANIYOR"

Sayın Başkanım, Rotana projesinde 25 günde tamamlanan ve hiçbir aşamasında geciktirme yapmadığımız süreçler, tamamen yasal akışında ilerlemiştir. Bunun dışında, ödeme için herhangi bir aracı göndermediğimiz ve kimseyi zorlamadığımız, tamamen hayal ürünü bir kurgu üzerinden belediye başkanı tutuklanıyor; bu inanılır gibi değil.

Şimdi Eylem 42’ye, yani Medicana Hastanesi konusuna geleceğim. Burayı özellikle göstermek istiyorum; konunun başlığı şudur: 'İstanbul’un orta yerinde, bir ofis binasının yapı kayıt belgesi ve cins değişikliğiyle hastaneye dönüşme hikayesi.' Şişli Belediyesi’nin dahli olmayan, iki bakanlık (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı) arasında yürüyen bir süreçten bahsediyoruz. Bina Esentepe’de, dışarıdan bakınca gayet şık görünen bir yapı. Sürecin geçmişine bakalım: 2011 yılında burası ofis ve iş yeri olarak ruhsatlandırılıyor. 2017’de yine ofis olarak tadilat ruhsatı alıyor. 2019 yılında ise ofis olan bu yapı için yapı kayıt belgesi alınıyor. Hatırlayalım; yapı kayıt belgesi, o dönem çıkan imar affıyla kaçak yapıların hukuki bir zemine oturtulmasıydı. Bu bina normalde 24 bin metrekare olması gerekirken, imar affıyla birlikte 32 bin 800 metrekareye çıkıyor. Yani tabiri caizse, yaklaşık 8 bin 800 metrekarelik bir kaçak artış, yapı kayıt belgesiyle yasallaştırılıyor. Bakanlık bu belgeyi verirken, 'Belgeyi veriyorum ama deprem güvenliği sorumluluğu bende değil, sendedir' diyor.

2019’dan sonra ne oluyor? 2021 yılında bu binayı Medicana Grubu hastane yapmak üzere kiralıyor. İddia ediyorum; İstanbul’da bu büyüklükte, yapı kayıt belgesiyle yasallaşıp sonra da cins değişikliğiyle hastaneye dönen başka bir yapı yoktur. Bakanlık aksini ispatlasın. Bu dönüşüm süreci, iki bakanlık arasında tam iki buçuk sene sürüyor. Teknik olarak hastane dediğiniz yapılar, normal bir binadan iki kat daha sağlam olmak zorundadır; çünkü deprem anında en kritik birimlerdir. Süreç o kadar ilginç ki; 2021 yılında Sağlık Bakan Yardımcısı imzasıyla 81 il valiliğine, 'İmar barışı kapsamındaki binalarda Sağlık Bakanlığı uygulaması' konulu bir yazı gönderiliyor. Yazıda özetle; 'Yapı kayıt belgesi almış binalarda özel sağlık kuruluşu açmak için yapılacak başvurularda, belediyeden yapı kullanım izin belgesi (iskan) aranmaksızın işlem yapılacaktır' deniliyor. Yani Bakanlık diyor ki: 'Ben buna hastane izni vereceğim ama işin içinden çıkamadığım için iskan şartını devre dışı bırakıyorum.' Bu süreçte tek bir belediye evrakı yok; tamamı Çevre Şehircilik, İtfaiye ve Sağlık Bakanlığı evraklarıdır. Bu binanın hastaneye dönüşümü için neden bu kadar seferber olunduğunu anlamak için tapu sahibine bakılmasını rica ederim.

Hal böyleyken bize bir yazı geliyor, benimle görüşmeye geldiler. Ben kendilerine net bir şekilde şunu söyledim: 'Arkadaşlar baksınlar, neticede doğrudan yetkimiz yok ama en azından bir inceleme yapalım.' Tıpkı Taş Yapı örneğinde olduğu gibi; bir kolon kesildi mi, bir statik sorun var mı bakmak zorundayız. Sonuçta bir hastane açılıyor, bir aksilik varsa bunu Bakanlığa bildiririz dedik. Ben 4 Nisan’da göreve geldim, bu bahsettiğim yazışmalar 24 Haziran’a kadar devam etti. Görev süremizin sadece iki buçuk ayına tekabül eden teknik bir inceleme süreci var; ortada bir onay da yok. 'Geciktirme' diyorlar; hangi gecikme? Zaten süreçleri bakanlıklar üzerinden yürütüyorsunuz. Mehmet Fatih Bozkurt, nezaketen 5 dakikalık bir ziyaret yaptı, ona da aynı şeyi söyledim: 'Bizlik bir şey yok. Arkadaşlarımız baksın. Zaten bakanlıkta yürüyen bir iş.' Şimdi, resmi yolla yapılan bağışı 'icbar' (zorlama) gibi önüme koyuyorlar. Bir bağış yapılmış belediyeye, karşılığında makbuz alınmış. Sayın Başkan; başımızda Sayıştay müfettişleri, mali müfettişler ve bilirkişiler varken belediye zaten diken üstündeyken, kimse gizli saklı iş yapmaz. Firma kendi adıyla, açık ve şeffaf bir şekilde 5 Haziran’da bağışını yapıyor. Biz de 24 Haziran’da talep ettikleri yazıyı yazıyoruz. Başkan Yardımcımın yazdığı o yazıyı bir bürokrat okuduğunda, bunun ne kadar rutin ve teknik bir cevap olduğunu hemen anlar.

Özünde diyor ki; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı izin vermiş, e itfaiye de vermiş, e tamam Sağlık Bakanlığı da tamam demiş. Yazının sonunda diyor ki: 'Özel hastane olarak ruhsatlandırılması zaten Sağlık Bakanlığı yetkili sorumluluk alanında kalmaktadır.' Yani ortada bir olay filan yok, bir şey yok. Ben bağışta ısrarcı olmuşum, takip etmişim... Ben o gün SODEM seçimleri var, Türkiye Belediyeler Birliği seçimleri var, Ankara'dayım. Bu bağışı koordinasyon toplantımda arkadaşlarım söyledi. Hatta kendilerine de söyledim, dedim ki: 'O zaman bunu çok dikkatli harcamamız lazım.' Neden? Bir; belediye borç içinde, zaten maaş ödeyemiyorum. İki; müteahhitler kapıda. Ben gelir gelmez şunu söyledim: 'Bizim bir çöp krizimiz var.' Çünkü çöp müteahhitimiz daha önceki dönemlerden kalma ekonomik zorluklardan dolayı ödemesini alamamış, arabaları çıkarmıyor, bir şey yapıyor. Yani şuna geleceğim; düşünebiliyor musunuz, bir belediyenin çöp toplama işi, bir tane müteahhite ödediğiniz parayla doğru orantılı olarak aksama krizi içerisinde.

Belediyeler, kurumlar öyle bir hale dönüştü ki; kamu kurumu ve kamusal hizmet dediğimiz alan tamamen müteahhitler için, tamamen müteahhitleşti yani. Dedim ki: 'Kendi uzmanımız olsun, kurum güçlensin.' Kurumun güçlenmesi lazım, kendi malımızı alalım. Biz o parayla ihale yapabilirdik Başkanım. Çöp ihalesi yapardık, o parayla ihaleyle araba da alabilirdik. O kadar titiz davrandık ki, 'Yapmayalım' dedik. Yani ihaleyle araba alırız, derler ki 'İhaleyle birine peşkeş çektiler.' DMO'dan (Devlet Malzeme Ofisi) alalım diye ısrar ettik. Niye DMO? Herkes bilir; DMO'da bir ürün piyasada 1 liraysa, DMO'da 1.3 liradır. DMO pahalıdır, pahalı alırsınız. Buna rağmen 'Müfettişler var, tepemizde inceleme var; dikkatli harcayalım, şeffaf harcayalım, kamyon alalım, ihtiyacımız var' dedik. Kamu güçlensin. KDV muafiyeti için Hazine Bakanlığı'na yazı yazdık, muafiyetini aldık, kamyonlarımızı aldık. Sonra ne oldu biliyor musunuz Başkanım? Hazine Bakanlığı, ilçe belediyelerinin KDV muafiyetini iptal etti bizden sonra. 'Bir dakika bunlar bir şey yaptı ama bir daha olmasın' dediler, iptal ettiler. Şimdi bağış konusu... Yani illa bağış konusundan bir iddianame yazılacaksa ben çok örnek veririm. Ama mesela aynı döneme baktım ben, arkadaşlarımdan istedim; Bağcılar Belediyesi 460 milyon bağış almış. Ama kuvvetli bir iddianame yazmak istiyorsanız 2019 öncesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde çok konu var; haklarını verin, 400 bin sayfa iddianame yazarsınız ya!

Konu bu kadar açık ve şeffaftır. Biz kimseden bir şey talep etmedik. Kendilerinin bize zaten ihtiyacı yok. Geldiler, istediler; 'Yok efendim belediyeden yazı istediler', yazı burada. Bakanlığın seferber olması ortada. Durduğumuz tek şey şu: 'Kardeşim, kaçak bir yapı, yapı kayıt belgeli bir şey... Burada dönüşüyor, süreci gidiyor da bir bakalım şuna, bir durun bir dakika' dediğimiz iki buçuk aylık bir süreden bahsediyoruz. Dışarıda biriyle danışman olmuş, vermiş, etmiş; beni ilgilendirmez ki! Beni de ilgilendirmez, belediyemi de ilgilendirmez. Ben şeffaf almışım, şeffaf harcamışım. Başkan yardımcısı arkadaşlarıma dedim ki: 'Arabaları aldıktan sonra anlatalım Şişli'ye. Gerekiyorsa bunları aldık diye anlatalım.' Özetlersek; hastane olmayan bir binayı hastaneye çevirmek istiyorlar. İki buçuk sene boyunca uğraşıyorlar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı ayağa kalkıyor. İstanbul ölçeğinde böyle bir binanın olmadığını iddia ediyorum. Ben göreve geldikten sonra istenen evrakı ve süreci anlattım; her şeyi şeffaf yürütüyorum. Şu konudan Emrah Şahan tutuklu. Bakın Sayın Başkanım, az önce nisan ayındaki Taş Yapı konusundan sonra gelen müfettiş sayısı ve bilirkişi sayısından bahsettim. Şişli Belediyesi'nde şu anda kayyım var. Şişli Belediyesi'ne kayyım atandıktan sonra 9 müfettiş, 50 bilirkişi ile her şey incelendi. Her şey incelendi burada, duruyor. Rapor yeni çıktı, hepsi burada. Bütün teknik konular da incelendi. Sonuçta ne diyor biliyor musun? Sonunda, özellikle bizim söylememize ilişkin 'Düzeltici işlemler başlatıldığına ilişkin tespitler var' diyor. O kısacık 11 ayda biz hep düzelten taraf olduk. Biz her zaman kamunun ve belediyenin tarafında olduk.

Şimdi Eylem 43, 44 ve 45’e, yani planlarla ilgili iddialara geleceğim. Ancak bunlara geçmeden önce; bölge planı nedir, parsel bazlı plan tadilatı nedir, bunları izah etmem lazım. Türkiye Büyük Millet Meclisi nasıl yasa yapıyorsa, belediye meclisleri de plan yapar. Plan dediğiniz şey meclisten çıkar ve süreç tıpkı bir yasa yapım süreci gibi işler. Sayın Başkanım, bölge planı çok katmanlı bir süreçtir. Kurum görüşleri alırsınız, analiz ve sentez yaparsınız, saha toplantıları düzenlersiniz ve bir teklif plan oluşturursunuz. Bu teklif önce ilçe meclisine gelir, imar komisyonunda incelenir; oradan geçerse Büyükşehir’e gider. Asıl onay makamı Büyükşehir’dir. İBB müdürlükleri inceler, komisyona gönderir, plan yeniden süzgeçten geçer, tekrar meclise gelir ve kabul edilirse 30 gün boyunca askıya çıkar. Bu süreçte inanılmaz sayıda kurum paydaş olur. Şişli özelinden örnek vereyim: Şişli’nin üçte biri SİT alanıdır. Tek başına ilçe veya Büyükşehir belediyesi bu planlar üzerinde karar veremez; son sözü Kültür Bakanlığı söyler. Karayollarından, askeriyeden, bazen adliyeden görüş alırsınız. Hatta Şişli’de olduğu için söylüyorum, Vatikan temsilciliğinden bile görüş almanız gereken yerler olur. 20-30 civarı kurumdan görüş alıp süreci paydaşlarla yürütürsünüz.

Komisyonlar her ayrıntıyı teker teker inceler. Sadece bir örnek: Şişli’deki 11 mahallenin planı tam üç buçuk yıl sürdü ve 850 itiraz yapıldı. İnsanlar sadece kendi parsellerine değil, çevreye de bakarlar; 'Kim ne yapmış?' diye kontrol edip itiraz ederler. Tüm bu itirazlara yanıt vermek zorundasınız. Özelleştirme İdaresi, Türk Telekom, Turizm Bakanlığı gibi kurumların yetki alanları vardır ve buralardan görüş almak mecburidir. Ezcümle; bölge planları öyle birinin biriyle oturup konuşarak değiştirebileceği işler değildir. Bırakın bir bürokratı veya beni, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı bile tek başına oturup bölge planı üzerinde şahsi bir tasarrufta bulunamaz. Peki, parsel bazlı plan tadilatı yapılabilir mi? Sayın Başkanım, parsel bazlı plan tadilatı, 13 Şubat 2020 tarihinde yürürlüğe giren 7221 sayılı Kanun ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun ilgili maddesiyle artık yapılamıyor. Bakanlık; nüfus yoğunluğunu, yapı yoğunluğunu ve bina yüksekliğini artıran parsel bazlı plan değişikliklerinin yapılamayacağını hüküm altına aldı. Hatta bir 'değer artış payı' ekledi. 'Eğer bir şekilde plan yaparsan, sağladığın kazancı elinden alırım, o yüzden bana gel' dedi. Bakanlık bu planları kendisi yapıyor; kurum görüşü alma zorunluluğu yok, askıya çıkarıyor ve bize 'uygula' diye indiriyor. Bitti, bu kadar. Kaldı ki, İstanbul Büyükşehir Belediyesi kurum olarak 2019 sonrasında bir adet bile parsel bazlı plan tadilatı teklifi yollamamıştır. Sadece daha önceden açılmış davalar neticesinde gelen mahkeme kararları uygulanmıştır. Mahkeme bir karar vermişse, o karar komisyona gitmeden doğrudan plana işlenir. Dolayısıyla ortada ne bir rant kapısı ne de kişiye özel bir uygulama söz konusudur.

"AK PARTİ'NİN OYLARIYLA GEÇMİŞ BİR PLANDAN DOLAYI YARGILANIYORUM"

Şimdi gelelim bu Hakkı Demir konusuna. Vallahi inanılır gibi değil; ortada somut bir konu bile yok. İsnat edilen suç ne? Güya İmar Komisyonu'ndaki CHP’li üyeler olumlu oy verecek, kurum görüşleri olumlu çıkacak, ben de bunun karşılığında kreş vb. menfaatler sağlayacağım... Sayın Başkan; birincisi, ben imar komisyonu üyesi değilim. İkincisi, o dönem komisyonda çoğunluk AK Parti’de. Üçüncüsü, bu plana CHP hem komisyonda hem mecliste ret oyu vermiş. Dördüncüsü, tüm kurum görüşleri olumsuz! Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. AK Parti’nin çoğunluk oylarıyla geçmiş bir plandan dolayı ben burada yargılanıyorum.

Teknik detayda boğulmayın diye bir örnek vereyim: Deprem ve Zemin İnceleme Müdürlüğü 'şartlı olumlu' görüş vermiş deniliyor. Açıp baktım; müdürlük diyor ki, 'Mikro bölgeleme çalışması yok, yani elimde size görüş verebileceğim bir veri yok.' Bu aslında teknik olarak olumsuz bir görüştür, ama komisyon bunu 'şartlı olumlu' diye dosyaya işlemiş. Eylem 44 ve 45 de aynı şekilde. Parsel bazlı plan tadilatı yapılamayacağını az önce hukuki maddeleriyle anlattım. İsmail Hakkı Yüksel veya Türkmen Grubu... İddia edilen tarihlerde ben zaten Belediye Başkanı değilim. Bu şahısları tanımam, parsellerin nerede olduğunu dahi bilmem. Ortada ne bir plan değişikliği var ne de benim sürece bir dahiliyetim var. Sadece anlamsız dedikodular üzerinden suç uydurulup tutuklama yapılıyor. Mağdur olduğu iddia edilen kişilerin bile reddettiği bir rüşvet iddiası bu. İddia makamına şunu söylemek isterim: Benim üzerimde olmayan bulutun neminden nem kapıp suç yaratmaya çalışacağınıza, İstanbul’a zamanında yağmış doluların hesabını soralım. 2014-2019 yılları arasında İBB’de tam 6 bin 134 adet parsel bazlı plan tadilatı yapıldı. Yazacaksanız buradan milyon sayfalık iddianame çıkar.

Sadece bir örnek vereyim: Fatih’te bir aile, 2011 yılında cami ve yeşil alan olan bir adayı 16 milyon dolara topluyor. Sonra İBB’de parsel bazlı plan değişikliği yapılıyor ve yerin değeri 15 kat artıyor. Bitmedi; 2017’de İBB burayı hiçbir gerekçe yokken 116 milyon dolara geri satın alıyor. Yetmiyor; 2018’de yine bir plan tadilatıyla burası tekrar yeşil alana çevrilip değeri düşürülüyor. Bu örnekte kent hakkı da var, kul hakkı da var, rant da var. Savunmamın başında da söyledim, tekrar edeyim: Ben bir şehir plancısıyım, Şişli Belediye Başkanı’yım. Müteahhitlerin her istediğini yaptığım için değil, yapmadığım için tutukluyum. Bu 'yedek tutuklama' onun içindir. Depremi, afeti ve vatandaşı korumayı önceledim; işgal edilmiş kamu mülklerini geri aldım. Bugün ise soyut rüşvet ve irtikap iddialarıyla kirletilmeye çalışılıyorum. Ben kamu malına emanet gözüyle baktım, Türkiye’nin en zengin müteahhitlerini memnun etmek için gözümü başka tarafa çevirmedim. Sayın Başkanım, son olarak şunu vurgulamak istiyorum: Karşımda Türkiye’nin en zengin iş insanları, müteahhitleri ve onların orduları var. Bu iddiaları sunarken bir de dönüp Emrah Şahan’ın hayatına bakın. Bunu demagoji için söylemiyorum; ben Kadıköy’de 36 yıllık eski bir binada kirada oturuyorum. Eşim öğretmen, ben şehir plancısıyım. Hayatımızdaki tek lüksümüz, biriktirdiğimiz parayla kızımızı özel okula gönderiyoruz. Başka bir lüksümüz yok. Kendimden önce ancak anne ve babama bir ev almıştım. Yaşam tarzıma bakın, bir de suçlandığım şeylere bakın. Aradaki uçurumu takdirlerinize sunuyorum.

Sayın Başkanım, Türkiye’de çok uzun süredir 'siyasetçiysen, belediye başkanıysan veya üst düzey bürokratsan zengin olursun' şeklinde bir algı oturdu. Elbette zengin bir adam da mütevazı yaşayan bir adam da siyaset yapabilir. Biz Bülent Ecevit’i ne çabuk unuttuk? Ecevit, bir dairesinde bu dünyadan göçüp gitti. Rahmetli Necmettin Erbakan lojmanda otururdu; bir pidecinin üst katındaki dairesinin kapısında sadece bir polis kulübesi vardı. Bu insanlar devletin her makamını gördüler ama şatafata meyletmediler. Bugün geldiğimiz noktada, toplumun siyasete ve bürokrasiye bakışındaki o güven kaybını görüyoruz. İşte biz, tam da bu siyasi kültürü dönüştürmek için yola çıktık. Hakkımızda kurulmak istenen bu asılsız algı ve suçlamalar, aslında bu değişim çabasına vurulan bir sekte, bir yansıtmadır. İddia ediyorum; ben bu yola, tüm bu aktörleri ve onların köhne düzenlerini reddederek girdim. Bu salondan alnımız ak çıkacağımıza sonsuz inanıyorum. Kaybettiğimiz zamanı, hizmet bekleyen vatandaşımızla ve halkımızla beraber telafi edeceğiz. Eğer benim tıynetim şahsi menfaat peşinde koşmaya müsait olsaydı; bırakın on bir ayı, bir ay bile bana yeterdi.

Sayın Başkanım, ben tutuklu olmasaydım neler yapacaktık? Şişli’deki binlerce emekli, genç, çocuk ve yaşlı için gece gündüz çalışacaktık. Soruyorum size: Geçtiğimiz kış bir çocuğun okula aç gitmesine, bir kadının gördüğü şiddete, bir ailenin soğukta kalmasına değdi mi? Şişli’nin göbeğinde, 2025 ve 2026 yıllarında hâlâ binlerce haneye kömür dağıtmak zorunda kalıyorsak, vatandaş dışarıda hayat mücadelesi verirken bize çelme takılmasına değer mi? Eğer bu tutukluluk bu ülkenin geleceği ve Şişli’de adil bir yaşam için bir bedelse, ailemden ve kendimden verdiğim bu ödün helal olsun. Ancak artık gerçek işlerimize; devletin ve Cumhuriyetin bize verdiği sorumluluklara geri dönmemiz lazım. Bir Cumhuriyet evladı, bir baba ve bir belediye başkanı olarak beklentim budur.

Tutuklanmadan yaklaşık iki ay önce, Şişlili komşumuz Sayın Sırrı Süreyya Önder nezaket ziyaretine gelmişti. Kendisiyle demokratik Türkiye sürecini, barış arayışlarını ve üzerimdeki bu baskıları konuştuk. Hatta bana 'Bu kadar uğraşma, ayağına dolanır' diyerek takılmıştı. Görüşmenin sonunda 'Abi nasıl olacak bu işler, toparlarız değil mi?' diye sorduğumda; 'Vallahi bizim vaktimiz çok kalmadı, ne yapacaksanız yine siz gençler yapacaksınız' demişti. Sayın Başkan, bırakın da yapalım. Bırakın da bu ülkenin ve bu kentlerin geleceği için çalışalım. Daha önce 'Kent Uzlaşısı' davasından tahliye edildiğim gibi, bu yedek tutukluluk dosyasından da tahliyemi bekliyor, adalete güveniyorum. Teşekkür ederim.

MAHKEME BAŞKANI’NIN RESUL EMRAH ŞAHAN’A SORULARI

Mahkeme Başkanı: Evet, eylemlere dair beyanlarınızda çok ayrıntıya girmediniz ancak savunmanızın başında; Timur Soyal, Adem Altuntaş ve Süleyman Atik’i şahsen tanımadığınızı, kendileriyle hiçbir şekilde para alışverişiniz veya bu yönde bir bilginiz olmadığını açıkça beyan ettiniz. Bu sebeple onların ifadelerinin detaylarını size tekrar sormuyorum. Ancak Adem Soytekin ile ilgili 38. ve 43. eylemlerde bahsi geçen bazı çekler var. Bu çeklerle ilgili herhangi bir bilginiz var mı?

Emrah Şahan: Anlattım. İnanın Eylem 13’te de baktım, bulamadım.

Mahkeme Başkanı: Peki, 41. eylemde A Blok ile ilgili 25 günlük iskan süreci geçiyor. Eğer yanlış not almadıysak, bu izin süreci sizin belediye başkanlığı döneminizle ilgili. Ancak B ve C bloklarıyla ilgili süreç, sizin 'belediye başkan yardımcısı' olduğunuz döneme denk geliyor. O dönemdeki durumla ilgili ne diyeceksiniz?

Emrah Şahan: O dönemde ilgili müdürlük bana bağlı değildi. Timur Soyal’ın ifadesini gördüm; beni aramış, ben de Muammer Başkan’a gitmişim falan… İnanın Timur Bey beni aradıysa bile hatırlamıyorum. Aramış olsa bile onu zaten Engin Bey’e yönlendirmişimdir. Orada sürekli 'benim işim' şeklinde ifadeler geçiyor. Ben adamları tanımıyorum. Nezih Barut’u tanımam, oradaki hiçbir yetkiliyi tanımam.

Mahkeme Başkanı: 42 nolu eylemde, Medicana Hastanesi ile ilgili savunmanızda; binanın imar barışından yararlanarak aldığı o iki ilave kat ve hastaneye dönüşüm sürecinde belediyenin bir dahli olmadığını, sürecin tamamen Bakanlık izinleriyle yürüdüğünü söylediniz. Peki, o bahsedilen 'bağış' kısmındaki rakam nedir?

Emrah Şahan: 160 milyon TL bağış efendim.

Mahkeme Başkanı: Bir tesadüf müdür? Bu paranın nasıl kullanıldığını anlattınız ama...

Emrah Şahan: Evet, nasıl kullanıldığını anlattım. 160 milyon TL’yi getirdiler, şeffaf bir şekilde kendi isimleriyle belediyeye bağış olarak yatırdılar. Birilerinin kendi aralarında yaptığı danışmanlık anlaşmalarını ben göremem, bilemem. O benimle alakalı bir durum değil.

Mahkeme Başkanı: Şahıslar anlatımlarında; 4 milyon doların elden verildiğini, diğer 4 milyon doların ise (yaklaşık 160 milyon TL) resmi bağış olarak yapıldığını iddia ediyorlar. Bu yüzden 'tesadüf mü' diye sordum. Diğer sanık Adem Altuntaş ise bunu kabul etmiyor, danışmanlık yaptığını söylüyor. Zaten ifadelerde bu yönde tutarsızlıklar var. Plan kısımlarıyla ilgili gerekli açıklamayı yaptığınız için o detaylara girmiyorum. Sayın Savcım, sorunuz var mıdır?

Cumhuriyet Savcısı: Yok Sayın Başkanım.

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar