Yeneroğlu, 12’nci yargı paketini değerlendirdi: Pansuman bile olmaz

İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, 12. Yargı Paketi'ni değerlendirdi. Yeneroğlu, "Hukuk devletinin asıl meselesi yeni kurallar koymak değil" diyen Yeneroğlu, mevcut hukukun herkes için eşit ve öngörülebilir şekilde uygulanması gerektiğini söyledi.

Yeneroğlu, 12’nci yargı paketini değerlendirdi: Pansuman bile olmaz

GAZETE PENCERE - İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, kamuoyunda “12. Yargı Paketi” olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Yeneroğlu, “Meclis’e sunulan 12. Yargı Paketi’nde, ağır tahribat altında bulunan adalet sisteminin temel sorunlarına çözüm sunacak, hatta bu sorunları hafifletecek nitelikte pansuman bir tedbir dahi bulunmamaktadır” dedi.

Yeneroğlu, düzenlemelerin büyük ölçüde teknik ve sınırlı değişikliklerden ibaret olduğunu belirtti:

“Türkiye’nin temel sorunu kanun eksikliği değildir. Yıllardır aynı yöntem izleniyor; belirli aralıklarla yeni yargı paketleri hazırlanıyor ve reform iradesi olarak kamuoyuna sunuluyor. Ancak hukuk devletinin asıl meselesi yeni kurallar koymak değil, mevcut hukukun herkes için eşit ve öngörülebilir şekilde uygulanmasıdır.”

‘SORUN MEVZUATTA DEĞİL, HUKUK DEVLETİNİN ZAYIFLAMASINDA’

Türkiye’de bugün temel problemin; Anayasa’nın bağlayıcılığının zedelenmesi, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, yargı bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkelerinin ağır biçimde zarar görmesi olduğunu ifade eden Yeneroğlu şöyle devam etti:

“Bir ülkede hukuk kuralları herkese eşit uygulanmıyorsa, benzer olaylarda farklı hukuk sonuçları ortaya çıkıyorsa ve vatandaşın yargıya güveni zedelenmişse, sorun kanun eksikliği değildir. Sorun, hukuk devletinin temel ilkelerinden uzaklaşılmasıdır.”

‘TEKNİK İYİLEŞTİRMELER REFORM DEĞİLDİR’

Teklifte bazı teknik ihtiyaçlara yönelik düzenlemeler bulunduğunu belirten Yeneroğlu, bunların reform olarak sunulmasının doğru olmadığını vurguladı:

“Duruşmalar arasındaki sürenin kural olarak üç ayla sınırlandırılması ve ön inceleme duruşmalarının ses ve görüntü nakli yoluyla yapılabilmesi gibi düzenlemeler, işleyiş açısından faydalı adımlardır. Ancak bunlar adalet sisteminin yapısal sorunlarına çözüm getiren reformlar değildir. Kronikleşmiş sorunların üzerini bir avuç teknik düzenlemeyle örtmek mümkün değildir.”

Teklifte yer alan olumlu bir düzenlemeye de dikkat çeken Yeneroğlu, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kurumunun sınırlarının daraltılmasını değerlendirdi: “Özellikle kamu gücünü kullananların işkence, eziyet ve Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında ‘kötü muamele’ sayılabilecek suçları bakımından HAGB’den yararlanamayacak olması, hukuk devleti ilkesi ve kamu vicdanı açısından değerlidir. Ne var ki bu olumlu adım dahi hükümetin kendi reform iradesinin değil, Anayasa Mahkemesi kararının bir gereğidir. Yani iktidar, ‘reform’ diye sunduğu maddelerin bir kısmını aslında mecbur kaldığı için yapmaktadır.”

‘KİŞİSEL VERİLER KONUSUNDA ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİ GÖZETİLMELİ’

Teklifte Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 134. maddesine ilişkin düzenlemeye değinen Yeneroğlu, Anayasa Mahkemesi’nin işaret ettiği eksikliklerin giderilmesinin gerekli olduğunu, ancak öngörülen saklama sürelerinin ölçüsüz olduğunu ifade etti:

“Dijital materyallerden elde edilen kişisel verilerin korunması hukuk güvenliği açısından önemlidir. Ancak teklif, bu verilerin hükmün kesinleşmesinden itibaren 15 yıl boyunca saklanmasını öngörüyor; üstelik bu süre, davanın nasıl sonuçlandığına bakılmaksızın herkese aynı şekilde uygulanıyor. Oysa beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararlarında verilerin makul bir sürede imha edilmesi gerekir. Mahkûmiyet halinde ise, AB hukukundaki gibi ‘işlemenin sınırlandırılması’ ölçütü benimsenmeli; suçla bağlantılı olmayan veriler davanın sonunda silinmeli, yalnızca suçla bağlantılı veriler belirli bir süre saklanmalıdır.”

‘HAK ARAMA YOLLARININ DARALTILMASI ÇÖZÜM DEĞİL’

İdari yargıda tek hâkimle görülecek davaların kapsamının genişletilmesine ilişkin de değerlendirmede bulunan Yeneroğlu şunları söyledi:

“Teklifle tek hâkimle karara bağlanacak davaların kapsamı genişletilirken, bu davalarda temyiz yolu da kapatılıyor. Yani giderek büyüyen dava yükü, hem tek hâkimle hem de temyiz denetimi olmaksızın karara bağlanacak. Yargının iş yükünü azaltma ihtiyacı anlaşılabilir; ancak çözüm, vatandaşın idare karşısındaki hak arama imkanlarını daraltmak olmamalıdır. Karar sayısını artırmak adına hem tek hâkime geçip hem de aynı pakette temyiz yolunu kapatmanın hak arama hürriyeti açısından bedeli ağırdır.”

‘BU YÖNTEM NİTELİKLİ KANUN YAPIMIYLA BAĞDAŞMIYOR’

Yeneroğlu teklifin yapım yöntemini de eleştirdi:

“Teklif; icra ve iflas hukukundan ceza muhakemesine, kanuni faizden medeni kanuna, idari yargıdan noterliğe kadar birbirinden tamamen farklı çok sayıda kanunda değişiklik yapıyor. Bu torba kanun yöntemi, hukuki belirlilik ve nitelikli kanun yapımı ilkeleriyle bağdaşmaz. Üstelik paketin önemli bir kısmı, Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği düzenlemelerin yerine getirilen yeni düzenlemelerden oluşuyor; bu iptal gerekçelerinin gerçekten karşılanıp karşılanmadığının titizlikle incelenmesi gerekirken, komisyon görüşmelerine iki gün içinde başlanacak olması bunu imkansız kılıyor. Bu kadar maddenin, bu sürede sağlıklı biçimde değerlendirilmesi mümkün değildir”

‘GERÇEK REFORMUN GÜNDEMİ BELLİDİR’

Yargı sisteminin temel sorunlarının çözümü için yapılması gerekenlerin belli olduğunu ifade eden Yeneroğlu:

“Türkiye’nin ihtiyacı; anayasal devlet iddiasının asgari gereği olan kuvvetler ayrılığının tesisi, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun gerçek anlamda bağımsız hale getirilmesi, hâkim ve savcıların atama ve terfilerinde liyakatin esas alınması, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının eksiksiz uygulanması, keyfi tutuklama uygulamalarının sona erdirilmesi ve yargının siyasi etkilerden arındırılmasıdır.”

Yeneroğlu sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu sorunlar çözülmeden çıkarılacak her yeni yargı paketi, esas meseleye dokunmadan yapılan biçimsel bir tasarruf olarak kalacaktır. Kuvvetler ayrılığını, yargı bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü esas alan köklü bir zihniyet değişikliği gerçekleştirilmeden; on ikinci değil yüzüncü yargı paketi de çıkarılsa Türkiye’nin adalet sorunu çözülemeyecektir.

Çünkü hukuk güvenliğinin olmadığı bir yerde ne ekonomik güven kalıcı olabilir ne de toplumsal barış tesis edilebilir. Türkiye’nin ihtiyacı yeni paketler değil; hukukun yeniden üstün kılınmasıdır.”

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar