Mehmet Şandır

Mehmet Şandır

HATAY’A AĞIT

Yüreğimiz yanıyor; ülkemiz depremle kıyameti yaşadı.

İnsanlık tarihinin mirası, atalarımızın, Atatürk’ümüzün emaneti; benim memleketim “Güzel Hatay” acınası bir enkaz yığınına döndü.

“İsmi kaldı yadigâr” denilirdi kaybedilenlerin arkasından, kaybetmedik, Hatay yeniden ayağa kalkacak ve çok güzel anılar biriktirecek, biliyorum. Ancak benim çocukluğumun, gençliğimin geçtiği o yerlerde şimdi enkaz yığınları ve “ölüm kokusu” var.

“Gitmesek de görmesek de” hatıralarda yaşattığımız Hatay’ımıza ağıt yakmanın şimdi tam zamanı; Hatay’ın güzelliklerini hatırlamak ve paylaşmak için Hatay’a bir yolculuk yapmak, acımıza biraz olsun teselli olur diye düşünürüm.

Adana Gaziantep Otoyolunda Hatay/Halep levhasını gördüğünüzde sağa dönerseniz Hatay başlar; “Kutsal topraklara” geldiniz demektir. Dört bir yanınız yemyeşil narenciye bahçeleri; portakal çiçeği kokusunu içinize çekerek Erzin ve Dörtyol ilçeleri arasından geçer, Türkiye’nin endemik bitkileri en zengin bölgesi olan Amanos dağları sağınızda Akdeniz’in mavisi solunuzda fabrikalar diyarı Payas’a ulaşırsınız.

Payas’ın başarılı belediye başkanı Bekir Altan sizi karşılayacak ve Sokullu Mehmet Paşa Kervansarayı’nda ağırlayacaktır. Mimar Sinan’ın eseri olan Sarı Selim Camisi avlusundaki 1350 yaşındaki anıt zeytin ağacının gölgesinde yörenin endemik otlarından kaynatılan çaydan ikram edecektir. Osmanlı’nın Doğu Akdeniz’deki tersanesi ve limanı olan Payas, başta dev bacaları ile İskenderun Demir Çelik Fabrikası olmak üzere çok sayıda fabrika ve Akdeniz’e uzanan birçok iskeleye ev sahipliği yapmaktadır.

Büyük İskender’in kurduğu İskenderun’un kordon boyunda bir gezi yapmanızı, Petek Pastanesi’nde bir künefe yemenizi tavsiye ederim.

Tekrar dağlara tırmanmaya başlayalım; Belen ilçesinde yine Mimar Sinan’ın eseri Kervansarayın taş duvarlarının huzurunda tarih soluyalım. Aslında Amik Ovasını ve Bakras Kalesini kuşbakışı seyretmek vardı ama Belen Geçidi şimdilerde çok sisli olur bahanesiyle Güzel Yayla yolundan çam ormanları içinden Nergizlik üzerinden Arsuz’a inelim. Işıklı, Konacık yolunu takip ederek Samandağı sahillerine, Çevlik Plajlarına ulaşalım. Nefis zeytinyağı ile harmanlanmış kekik salatası eşliğinde Akdeniz sahillerinin en lezzetli balığı olan kum lagosundan kendinize bir ziyafet çekmeyi hak ettiniz.

Çalışkan insanların memleketi Samandağı ilçesi gezmekle bir günde bitmez; ermeni soylu vatandaşlarımızın yaşadığı Vakıflı köyü, St. Simon Kilisesi, Musa Ağacı-Hıdırbey köyü, Titüs tüneli, Musa peygamber ile Hz.Hızır’ın buluştuğu yer olduğu inanılan Hızır Türbesi, Beşikli Mağara mutlaka görülmeli, derim.

Biraz yorucu olsa da Gözlüce üzerinden Sebenova, Karaköse ve Bezge köylerini geçerek sizi Yayladağı ilçesine davet ediyorum; buradan benim doğduğum topraklara Suriye’de kalmış Bayır-Bucak Yurduna bir selam göndermenizi istirham ediyorum. Ayrıca cesaret ederseniz Yayıkdamlar köyü üzerinden Kara Mağara’ya inmenizi ve Yuva plajında denize girmenizi ve dalış yapmanızı tavsiye ederim. Yayladağı’ndan mutlaka lokum alalım, pişman olmayacaksınız. Yolumuz üzerindeki Şenköy’e uğrayalım; Şeyh Ahmet Kuseyri Camisi ve Türbesi görmeye değerdir. Sofular Köyü’nü takip ederek Koz Kalesini gezelim ve şirin Altınözü ilçesini turlayarak Narlıca üzerinden artık Antakya’ya yani Hatay’ın merkezine/kalbine inmek zamanı gelmiştir.

Antakya, anlatılmaz yaşanır.

Antakya, medeniyetlere, milletlere ev sahipliği yapmış kendine özgü bir kültür ve kimlik oluşturmuş bir gizli hazinedir. Atatürk’ün ifadesi ile 40 asırlık Türk yurdudur. Yani 4000 yıl önce Oğuz Kaan’ın başkenti Antakya’dır. İki bin yıl önce Hıristiyanların ilk klişesi, 1400 yıl önce Müslümanların Anadolu’da ilk camisi Antakya’ya kurulmuştur. Dünyanın en eski mozaik müzesi Antakya’dır. Uzun Çarşı’nın ve Harbiye’nin lezzetlerini bir başka şehirde bulamazsınız.

Antakya’yı anlatmak için kurulan her cümle eksik kalır; Antakya’ya misafir olun, o size kendini anlatacaktır.

Suriye sınırını takip ederek ulaşacağımız Reyhanlı’da Cemil Meriç’in evini ziyaret etmelisiniz, açıkmışsanız Yenişehir Gölü kıyısında özel yapılmış bir “tuzda tavuk” yiyebilirsiniz.

Tarım kentleri Kumlu ve Kırıkhan’a uğradıktan sonra yol üzerinde medfun Beyazıd-i Bestami hazretlerine ve Murat Sökmenoğlu’na bir Fatiha okuyarak son ilçe Hassa’da çardağın altında soğuk bir ayran içelim ve Güzel Hatay’a ziyarete son verelim.

Bu güzelliklerin birçoğu ne yazık ki bu depremde yıkıldı ve tahrip oldu. Hatay’da 35 bin 287 binada 151 bin 945 daire artık oturulamaz durumda yani enkaz oldu. Ölenlerimizin ve yaralananların sayısı söylenenlerin birkaç katı, daha da kötüsü bir kültür ve medeniyet yıkıldı, toprağın altında kaldı; ne kadar yansak, ağlasak azdır.

Sayın Cumhurbaşkanı, 1999 Marmara Depremi sonrasında yıkımın sebebi olarak “kırılan ar damarlarının, ahlak hırsızlığının, demokrasiden çalmanın, hukuk kapkaççılığının, siyaset yankesiciliğinin ve kamu yönetimi kalpazanlığının yattığını” ve olayın kader diye geçiştirilemeyeceğini, söylemekteydi. Şimdi kader diyor!

Güler misin ağlar mısın?

Ben Hatay’a ağlıyorum!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mehmet Şandır Arşivi