İ. Bülent Çelik

İ. Bülent Çelik

Kabahatin çoğu bizim!

Doğruluk Payı’ndan Emincan Yüksel araştırmış.
Geçtiğimiz hafta itibariyle benzinin Avrupa’da en ucuz satıldığı üçüncü ülke Türkiye..
Yani Avrupa’da vatandaşına bizden daha ucuz benzin veren iki ülke var.
Onlar da Belarus ve Rusya..
· · ·
Sadece benzin değil. Bizim çok pahalı dediğimiz birçok ürünün fiyatı bizde Avrupa ülkelerine göre çok ucuz!..
Makarna da ucuz, un da, ekmek de.. Sübvanse edilen et ve süt dışında neredeyse her şey!
Üstelik şu, iki üç kat yükselmiş fiyatlara rağmen ucuz!
· · ·
Elhak!.. Bunu zaten iktidar sözcüleri de sürekli söylüyor.
Söylüyorlar ama, söylemedikleri ve halk nezdinde de bir türlü doğru anlaşılmayan ya da doğru anlaşılmak istenmeyen bir şey var!
Öyle bir ürünümüz daha var ki Avrupa’nın en ucuzu!.. Ucuzdan da ucuz…
O kadar ucuz ki, adeta yerlerde sürünüyor!
Bu tabloyu yaratan ürün!..
· · ·
Evet doğru bildiniz!
Emek!
Emeğimizin, işçiliğimizin, alın terimizin fiyatı zaten iyi değildi.
Bu iktidarın, IMF reçetesi uyguladığı ilk on yılında bile bu kadar bedavaya çalışmıyorduk.
IMF bile Türk çalışanına bu iktidardan daha fazla acımış!
· · ·
Ekonomist olmaya, Keynes’i bilmeye, merkantilizm’den anlamaya, heterodoks abinin gözlerindeki parıltılara bakmaya gerek yok!
Ben ötesini berisini bilmem!
Bunun en net göstergesi, ücretlerin altın karşısındaki durumudur..
· · ·
2010 yılında emekli olan ben kulunuz, emekli maaşımla 16 adet çeyrek altın alabiliyorken, bugün
sadece 3.5 adet alabiliyorum. Hem de zamlanmış yeni emekli maaşımla..
Benim her ay 12,5 çeyrek altınımı kim yedi arkadaş?
Soruyorum yahu! Her ay 12,5 çeyrek altınım nereye gitti?
· · ·
Bana verin 2010 yılında 16 çeyrek altına, bugün karşılık gelen 21.200 TL emekli maaşımı, Benzinin fiyatını, Avrupa’nın en pahalı benzini satan Hollanda’daki kadar yapın.
Sesini çıkaran namerttir!
· · ·
Analitik aklın alacağı birşey değil.
On yılda emeğimizin değerini, neredeyse beşte birine düşüren bu iktidar, hala kamuoyu anketlerinde %30’un üzerinde oy alıyor!
Müteahhitler, banka sahipleri, rantiyeler, faizciler, spekülatörler hallerinden memnun!
Ama onların oylarının toplamı yüzde otuz etmiyor.
Kasabın bıçağını yalayan kuzu gibi kesildikçe veriyoruz, soyuldukça veriyoruz!
Verdikçe veriyoruz!
Duracağımız yeri bir türlü bilemiyoruz!
· · ·
Üniversite arkadaşlarımdan birinin gönderdiği bir temel fıkrası ile mevzunun kuyruğunu bağlayalım.
Temel ile Dursun, bir gün kumar masasına oturmuşlar, talihsizlik bu ya, neleri var, neleri yok herşeylerini kaybetmişler..
Ama kaybettikçe kumar oynamaya devam etmişler. Yani onlar da verdikçe vermişler…
En nihayet kumar masasından Temel çırılçıplak, Dursun ise bir tek donla kalkmış..
Gece yarısı o vaziyet evlerinin yolunu tutmuşlar.
Bir süre sonra, elleriyle önünü arkasını kapatarak yürümeye çalışan Temel, üzerinde donuyla salına salına yürüyen Dursun’a dönmüş;
“Ula Dursun, senin hangi huyuna hayranum biliy misun?”
“Hangi huyuma?”
“Komarda nerede duracağuni çok iyi biliyisun..

HAVALİMANINDA DIŞ GÜÇLER

Lomboz istihbarat ekibi; “Merkez” denilen bir nokta ile İstanbul Havalimanı arasındaki acil kodlu uydu telsiz görüşmesinin tapelerini ele geçirdi ve sizin için deşifre etti!.
İşte medyada ilk kez o görüşmeler!..
· · ·
-Alo Merkezden yavruya!.. Yavrum nedir oradaki durum? Sağda solda bir şeyler duyuyoruz! Ne oluyor allah aşkına? Kar mı yağmış?
-Yavru’dan merkeze!.. Evet efendim, kış olması hasebiyle, hiç beklemediğimiz bir anda kar yağdı. O sebepten yani…
-Kar yağdı da ne oldu? Buraya da yağıyor! Biz Çankaya yokuşundan üç yüz araç arka arkaya yüz altmışla iniyoruz.. Uçaklar niye inemiyor?
-Efendim inemiyor diye birşey yok! İnen indi! Şimdi de kalkacağız diye tutturdular.. Kalkacaktın niye indin? Hadi buyur kalk dedik! 24 saattir kalkamıyorlar!
-Peki kargo binasına ne oldu?
-Efendim, sadece çatısı çöktü. Başka birşey yok! Tabi çatısı çökünce elinde olmayarak aşağıda kalan herşey de kırılmış dağılmış oldu.. Biz düşündük ki, özellikle bu havaalanını kıskanan Almanya yüzünden?
-Nasıl yani?
-Efendim, bunların nazarı değmesin diye geçen gün çatıya 12 ton yekpare camdan dünyanın en büyük nazarlığını ihale ett.. yani taktırdık! O biraz havaleli geldi. Çatının dengesini bozdu sanırım! Kar da aniden yağınca… Nazarlık da kırıldı bu arada…
-O ecnebi dilde bağırıp çağıranlar var? Nedir o mesele?
-Efendim onlar dış güçler!.. Dünyanın en iyi havalimanındalar ama şükürsüzler. En ufak bir aksamaya imkan vermeden hepsine koli kartonu dağıttık. Buyrun istediğiniz yere serin yatın dedik. Ama illa da otel isteriz diye tutturdular! Lan biz size bu dağ başında oteli nereden bulalım haymatloslar! Karton var işte! Bagaj konveyörlerinde yumuşak yumuşak yatın dedik. Hayır bi de sallayalım istiyorlar!
-Sonuçta?
-Efendim sonuçta çevik kuvvet’i çağırdık. Kimse havalimanına gelip gidemiyor, yollar kapandı ama çevik kuvvet nasıl becerdiyse anında geldi! Bu ellerindeki kalkanlara binip kayarak gelmişler şeklinde yorumlar var. Bizim personel müdürü Hafiz Ziyaettin gözlerimle gördüm. Tekbir sesleri arasında her biri müstakil olarak kar bulutlarının arasından süzülerek geldiler diyor.. Adam 128 kere hacca gitmiş. Yalan söylemez! Boş koltuğu olan Mekke uçağına binmiş binmiş gitmiş, akşam dönmüş!.. Ben bilmiyorum..
-Çevik Kuvvet gelir!.. Peki uçakların içinde yolcular dokuz saat, on saat kalmış diyorlar?
-Efendim, Biz mahsus bıraktık onları.. Uçaklar rahat, sıcak.. Tuvalet var.. Çay kahve Sandviç var.. Üstelik yakıt da kendi depolarından.. Halbuki buraya alsak perişanlık…
-Yavrum sen ne biçim konuşuyorsun? Ne perişanlığı? Dünyanın en büyük…
-Efendim ben de onu demek istedim. Karton dağıtımında en ufak bir aksiliğin yaşanmasına müsaade etmedik! Dış güçlere karşı direniyoruz.. Vatan sağolsun! Dünyanın en büyük koli kartonlarını dağıttık!
– Peki oraya birkaç tane serpme bakan gönderiyorum. Onlarla muttali olun, birlikte vaziyeti hızla toparlayın!
-Efendim, sormama müsaade edin! Sayın Bakanlar buraya nasıl gelecekler?
-Nasıl, “nasıl gelecekler?”
-Ankara İstanbul yolu kapalı, hadi İstanbul’a vasıl oldular, Havalimanı yolu kapalı, Metro yok! Havayolu zaten kapalı, yürüyerek çok uzak! Helikopter pisti iki metre kar altında!.. O bakımdan diyorum efendim. Bir de onları kurtarmakla şey olmayalım!
-Off yavrum evladım yaa! İmamoğlu balık yemiş.. Ben onunla uğraşacağım! Beni nelerle meşgul ediyorsunuz! İnsinler o Yeşilköy’deki eski Türkiye havalimanına. Onun iki pistini kırdık ama dar günler için birini sağlam bıraktık.. Oradan gelsinler, sizin oraya en yakın bir otelde acil durum merkezi kursunlar!.. Oradan…-Efendim bizim buraya en yakın otel Maslak’ta… Kar aracı ile yarım gün! Kar aracı da yok! Bu arada Acil durum merkezini ihale mi yapalım, davet usulu mü?..
-Yavrum seni oraya kim atadı evladım?
-Siz atadınız efendim.. Hani apronda kesilen devenin başını ben tutmuştum.. Hatırlamadınız mı?
-Yavrum kapat! Kapat!.. Bu İmamoğlu, allah bilir ya, lüfer yemiştir bir de!..

HAFTANIN ŞEYSİ

“Ben cesur falan değilim. Kamuoyu sessiz!”
Ahmet Şık/ Gazeteci -Tip Milletvekili
· · ·
“Hükümet ekonomiyi değil, seçime kadar bulabildiği nakiti yönetiyor!”
Ümit Özlale/Ekonomist
· · ·
“Dağlarda zaman yoktur.. Dağlarda zaman insandır!”
Çoban /TRT Belgesel
· · ·
“Kapalı devre sanat enseste benzer. Sanat, başka kültürlerden etkilenmezse yozlaşır.”
Özdemir İnce/Şair-Yazar
· · ·
“Kim demiş ki seçilmiş irade eleştirilemez?
Hayır seçilmiş irade eleştirilebilir. Seçilmemiş irade eleştirilemez!..
Kenan Evren’i eleştiremezdiniz. Çünkü eleştirmenize izin vermezler!
Tayyip Erdoğan seçilmiştir. Yani eleştirilebilir!”
Emin Çapa/Ekonomist-Gazeteci

SM'DEN GELEN

Rusya’da yapılan bir sokak röportajında , “kana kırmızı rengi ne verir?” sorusuna; 100 kişiden 98’i Alyuvar demiş.
Türkiye’de; 100 kişiden 40’ı vişne, 30 kişi domates, 27 kişi karpuz, 3 kişide alyuvar demiş.
Acil eğitim sistemin değişmesi gerekiyor, yoksa
o üç kişi de ülkeyi terk edecek…
Yazarı / Belli değil
· · ·
İstanbul Havalimanı AKP’dir. Şatafatlı, yaldızlı, varaklı, gürültülü, en büyük olduğu iddiasında ama kriz anlarında işlevsiz, çöp.
Atatürk Havalimanı ise Cumhuriyet gibi. Paramparça edilmiş, yağmalanmış, terk edilmiş ama başı sıkışan ona sarılıyor, en zor anlarda bile işlevsel.
Yazarı / Özgün Emre K.

Önceki ve Sonraki Yazılar
İ. Bülent Çelik Arşivi