Kadına şiddet ve imgeler

Kadının toplumda tutunamayışı kadar acı veren bir duygu yok. Üzüntü, kızgınlık, çaresizlik, kaygı, korku hepsi bir arada hissedilir ve, bu acıtır. Kadına has bu tuhaf duygulanım dünyanın her yerinde aynı; ister Çin olsun, ister Afrika, ister Amerika veya Avrupa. Erkeğin kadına şiddeti her toplumda yaygın; Türkiye her olumsuz konuda olduğu gibi bu konuda da üst sıralarda. Bu yüksek istatistiklerde kültürel değerler ve siyasi yaklaşım ana etken biliyoruz; diğer yandan imgesel dünyamızın bu sorunu nasıl da tetiklediğini hiç düşündük mü?

İmge önemli bir kavram. Fiziki çevremizin tüm görselliği demek imgeler. Duyguların kopyası; aynadan yasıması. İm, işaret demek. Bir nesne veya insanın suretinin kopyası, akis anlamında insanların en eski zamanlardan beri kullandığı bir kelime. Eski Yunan tragedyalarından bugün bildiğimiz anlamdaki gösteri sanatının, tiyatronun, aynı dans gibi temeli mim de insanın beden hareketlerini taklit ederek gerçekleştirilen performansa deniyor. Bugün mim sanatçıları sokaklarda. İmaj, imitasyon, tümü aynı kökten kelimeler ve birbiri ile ilintili imgeler dünyamızı tanımlıyor.
Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ül Lugat-it Turk sözlüğünde değindiğine göre Oğuz Türklerinde her boyun kendine ait bir aile imi bulunurmuş. İmge, zamanla sadece gerçeğin kopyası olmaktan çıkmış; hayal dünyasının da tezahürü için kullanılır olmuş. Örneğin fotograf artık sadece o yaşanan anın kağıda kopyası değildir; üzerinde oynanmış, değiştirilmiş bir imaj sunabilir bizlere. Fotografların yanında simgeler, logolar, ilüstrasyonlar, posterler, sanat eserleri bizi saran imgelerdir.
Oğuz boylarının imleri gibi, bugün ülkelerin, siyasi partilerin, şirketlerin kendi imleri var. Yaratıcı bir profesyonel alan olan grafik tasarımdan, diğer tüm tasarım alanlarına dek bu görsellik ile donatılmış durumdayız.
İMGELERİN DİLİ
İmgeler başlı başına bir dildir. Sözcüklere gerek olmadan, anlatılmak isteneni anlatmak için kullanırız onları. Anadolu’nun kilimleri, estetik kaygılarla dokunmaz. Renkleri ve simgeleri ile birer mektuptur onlar; dokuyanın hayal ve arzu dünyası; belki de içinde bulunduğu olaylarla gelişen iç dünyası yansır imgelerle ilmeklere. Kadını, erkeği, bereketi, nazarı, korkuyu her bir simge ifade eder kilimlerde. Koç boynuzu bir erkeği simgelerken, eli belinde, gelin kız, çocuklu kız, aman kız, seleser, kahküllü kız, çengel, sarmal, çakmaklı gibi pek çok sayıda kadınlık, doğurganlık ve annelikle ilişkili imge bulunur sadece kilimlerimizde bile.
Kadın ve analık kutsaldır aslında kültürümüzde, kutsaldı. Bereketin simgesiydi. Şifacıydı. Sonra işler değişti. Kadının duygusal ve bedensel üstünlüğü Erk’in hoşuna gitmedi. Aileydi, töreydi, dindi diye diye kadınlığın üstü örtüldü, ismi aşağılandı. Antik Yunan kentlerine, evli olmayan çocuklu kadınlar sadece köle olarak girebilirdi; fahişe gözü ile bakılırdı onlara. Evli olanlar da evlerinden çıkmaz, ev işleri ve çocuk bakımı ile uğraşırdı. Bütün sosyallik erkeklerin dünyası için kuruluydu bir bakıma orada da.Bu tablo dünya üzerinde hemen hemen hiçbir yerde değişmiyor. Kadınların biraz öne çıkanı ya cadı, ya fahişe, günümüzde sosyal medya hesabın bile herkese açıksa, iki üç kare fotografını koyuyorsan “yollu” kadınsın. Örneğin ben hiçbir erkek profili için böyle düşünmüyorum bile. Kodlarımda yok. Ne kadar hastalıklı bir erkeklik hali sarmış dünyayı; ve bu virüs kadar öldürücü!
Psikolog, sosyolog değilim ama bir kadın olarak bilirim ki, kadına uygulanan her şiddet büyük bir korkudur aslında. Bu akıldan, doğurganlığın gücünden ve kadınlık kudretinden duyulan büyük korkunun tepkimesidir; onun karşısında çaresiz ve yetemez kalan erkeğin en son silahı olan gücüne başvurmasıdır. Aklı, kalbi, duygusu yetemeyen erkek, bedeninin silahına sarılır.
KADIN VE ERKEK İMGELERİ
Toplumsal yapıda kadınların asimilasyonunda nasıl da büyük bir rol oynar imgeler. Ekranlarda karşılaşılan film ve dizilerin kurgularından, senaryolarından, görselliklerinden nasıl da fışkırır erkeğin gücü, kadının biçilmiş yeri.. Erkeğin gücünü alkışlayan, o gücü abartan, ön plana koyan her yapım sorumludur kadın-erkek eşitsizliğinden. Reklam panolarında, gazetelerin arka sayfalarında, dergilerde kadın bedenini, kıyafetini, saçını başını abartan, Photoshop ile mükemmelleştiren, kusurları ile alay eden, kadını bir pazarlama aracı olarak sunan her imge de sorumludur kadın-erkek eşitsizliğinden. Bu imgelerin öznesi olan kadınlar da sorumludur bana göre; bu çarpık dilin, ifadenin aracı olmuşlardır.
60’ların Amerika’sı, özelilkle filmlerde, romanlarda ve reklamlarda kullanılan imgelerle kadınının yerini evi, mutfağı olarak sunuyordu. Dönemin iyi ve ahlaklı Amerikalı kadınları evlerinde oturan, çalışmayan, eşlerinin maddi gücüne dayalı bir profil çiziyordu. Bunun dışında sanat dünyasında bu kuralı tanımayan “öteki”ler ise çoğunlukla bohemlerdi ve bu “iyi” kadınlar tarafından bile “kötü” kadınlar olarak “mim”leniyorlardı. O günlerden bu günlere dek Amerika’nın reklamlarında, filmlerinde bir imge olarak beyaz ten rengi olmayan insanlara yer verilmemesi de aynı biçimde kurgulanan bir imgesel stratejiydi. Bugünkü dünya bunları yemiyor. Türkiye olarak Amerika’nın 60’lı yıllarında bile değiliz algılar adına.
KADINA ŞİDDETİ KINAYAN İMGELERDEKİ SORUNLU DİL
Kadına şiddeti kınayan ve bu duruma tepki göstermek isteyen çeşitli kampanyaların, filmlerin ve posterlerin kadını hala zayıf, ezilmiş, yaralanmış olarak göstermesinden fena halde yoruldum. Evet bir darpı, vahşeti, kanı, bıçağı göstermek olayın ciddiyetini anlatmak adına etkili bir yöntem; diğer yandan bu imgelerin tümü kadını bu eylemlerin tümüne de açık bir varlık olarak gözümüze sokuyor.
Kadınlar olarak hergünlerce ölmemiz, dövülmemiz, tacize uğramamız yetmiyormuş gibi bir de bunu protesto etmek için hazırlanan tasarımlarda kendimizi sürekli olarak kanlar içinde, sargı bezleri ile, morluklarla görüyoruz. İmgelerin dili aslında çözüm sunmuyor; bu bağlamda tepki de göstermiyor, sadece durum tespiti yapıyor; ki biz bu durumu zaten yaşayarak biliyoruz!
Bu alanda imge üreten tüm tasarımcıların, yapımcıların, kurum ve kuruluşların kadını nasıl konumladıkları ile ilgili olarak çok dikkatli ve kapsamlı düşünmelerini diliyorum. Kadınlar çiçekler gibi narin varlıklar değiller evet, elbette. Diğer yandan yaralanmış ve hırpalanmış bir kadın imgesi de, düşününce aynı kırılganlığa çıkmıyor mu? Ne dersiniz? Kadın bedeni güzeldir, estetiktir ve karşı cins için ilgi çekicidir evet, elbette. Diğer yandan bu bedeni örterek imgelemek kadar, idealize ederek kusursuz bir varlık haline getirmek de çok sağlıklı bir ifade dili yaratmıyor hiç düşündük mü?
Burada değindiğim konularla ilgili olarak pek çok yapım var örnek verilebilecek; hepsini sıralayamayacağım için hiçbir yapımı da buradaki kısıtlı alanda vurgulamak istemem; zaten her gün onlarca mecradan karşılaştığımız bu imgelere bu gözle bakabilirsek, değerli olur.
Özetlemek için şu cümleyi yazmak yanlış olmaz:
Medya, farklı mecralarında sunduğu çeşitli imgeler aracılığı ile, gittikçe artan kadına şiddet eğiliminden sorumludur.
KADIN İMGESİNDE
YENİ STANDARTLAR
Yine de olumlu bir örneği vurgulamadan geçmek istemem. Özellikle kadın dergileri son bahsettiğim konuda, kadın bedeninin kusursuzlaşması konusunda nerede ise tüm tarihleri boyunca öncü oldular. Dergiler dev bir sektörün aracısı. Moda ve güzellik sektörü, kadın imgesini ikonlaştırmak üzerine yıllar içinde büyük bir strateji yürüttü. Kusursuz saçlar, kusursuz bir ten, ideal vücut ölçüleri….
Yeni dünya düzeni bunları da artık kabul etmiyor. Dünyanın yeni nesli, kadın imgesini gerçek hali ile, yani aylık regl kanamaları ile, ten renkleri ile, doğum anının tüm gerçekçiliği ile, fazla kiloları, bozuk ve yağlı ciltleri ile, kılları ile görmek istiyor. Bu yeni algı standardı ile ilgili pek çok yeni ürün ve girişim var. Sosyal hesaplarından bunları olabildiğince takip ediyorum; bu paylaşımlarla kendimi her geçen gün biraz daha iyi hissediyorum.
Modanın bana göre en öncü yayını Vouge, bu eğilimi en iyi yakalayan yayınlardan biri oldu. Belki de günah çıkarıyor kim bilir? Body Neutrality denilen Beden Tarafsızlığı Hareketi hareketi aslında son birkaç yıldır yükselen bir değer moda ve güzellik sektörlerinde. Pek çok ünlü markanın kadın estetiğinde alışılan güzellik ölçütlerini yerle bir eden model seçimleri de bu yeni imge standardının bir ürünü. Vouge bu anlamdaki konu ve görselliğe gittikçe fazla yer vermeye başladı; emziren bir kadın, kiloları fazlaca bir kadın imgesi bu yayında sıklıkla karşılaşabildiğimiz bir görsellik haline dönüşüyor. Geçtiğimiz haftalarda böyle bir sosyal medya paylaşımını ben de kendi hesabıma taşıdım. Göbekli bir kadın imgesinin, kendi arkadaş çevremde bile nasıl yadırgandığına ve ilgi uyandırdığına hayret edersiniz!
Kadına, çocuğa, hayvana, ağaca şiddet eğilimini azaltmak istiyorsak, dilimizi olduğu kadar imgelerimizi de değiştirmek zorundayız. Bu problem öyle büyük ve yaygın ki; kökten bir değişim, yepyeni bir iletişim ve yeni algı standartları gerektiriyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Özlem Yalım Arşivi