6 Kadın Cumhuriyet’te buluştu: Sınırları aşan kadınlar, parıldayan hikâyeler
Halet Çambel, Mualla Eyüboğlu Anhegger, Semiha Berksoy, Erna Eckstein Schlossmann, Marianne Laqueur ve Margarete Schütte-Lihotzky’nin ilham veren öykülerini anlatan “Cumhuriyet Kadınları Sahneye Çıkıyor!” sergisi İstanbullu sanatseverlerle buluştu.
Nilay CAN
Almanya Federal Cumhuriyeti Büyükelçiliği tarafından, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. Yılı onuruna, Müge ve Ali Cengizkan’ın küratörlüğünde hazırlanan sergi 2023 yılında ilk kez Ankara’da ardından İzmir’de ziyarete açıldı. 19 Mayıs’a birkaç gün kala da İstanbul’da İBB Kültür ve İBB Miras’ın ev sahipliğinde Ataköy Baruthane’de kapılarını açtı. Sergide arkeolog Halet Çambel, mimar ve restoratör Mualla Eyüboğlu Anhegger, opera-tiyatro sanatçısı ve ressam Semiha Berksoy, 1933 sonrası Nazi Almanyası’ndan Türkiye’ye zorunlu göç eden çocuk doktoru Erna Eckstein Schlossmann, bilgisayar uzmanı Marianne Laqueur ve Avusturyalı mimar Margarete Schütte-Lihotzky’nin yaşam öyküleri yer alıyor. Bu kadınlar, çalışma yaşamında ve üretim süreçlerinde erkekler kadar öne çıkan görevler üstlenmiş ve toplumun değer yargılarını değiştirmişler. Genç Cumhuriyet’in yeniden varlık kazandırdığı, adeta özgürleştirdiği altı kadın, çok yönlü kişilikleri ve yetenekleriyle günümüze birçok hikaye bırakmış. Hikayelerini hem yaşam öykülerinden hem de küratör Müge Cengizkan’dan dinliyoruz.

“ANLATILAN, SENİN HİKÂYENDİR”
Baruthane’nin 300 yıllık binasından içeri girdiğinizde sergi için hazırlanmış bilgilendirme panosunda gördüğünüz bu söz; Zorunlu göç koşullarında çalışan, çalışma hayatına sokulmadıkları halde gönüllü görevler yapan, öncesi olmayan görev alanlarında ilk olmanın risklerini üstlenen kadınların hikayelerinin her yerde olduğunu vurguluyor. Sergi bu altı kadın vesilesiyle varoluşlarını “kendilerini gerçekleştirmeye” adayan tüm kadınların hikâyelerini de görünür kılıyor. Küratör Müge Cengizkan da serginin açılış konuşmasında buna vurgu yaparak şunları söyledi, “Hak mücadelesi hala farklı formlarda, farklı mecralarda devam etse de biz bugün odağımızı bu kazanımları hayatlarıyla var eden kadınlara çevirmek istiyoruz. Bu sergi Türkiye ve Almanya ile yolları çalışma ve eğitim hayatlarında Türkiye-Almanya yolları kesişen altı kadına odaklanıyor. Sözde değil, eylemle ve kendi yaşam pratikleriyle bayraktarlık yapan kadınlara… Akılcı, dirençli, sabırlı ve inançlı birer figür olarak duran kadınlara o ilk kuşaklara bakıyoruz. Onların hikayelerinde sadece geçmişi değil, bugünkü özgürlüklerimizin köklerini de göreceğiz. Bu kadınlar yarattıkları dirençli mirasla bize şunu hatırlatıyorlar. Anlatılan senin hikayendir.“ Bu bir araştırma sergisi diyor Müge Cengizkan, ‘yani bilineni tekrar etmek yerine farklı koleksiyonerlerle, farklı insanların arşivlerine girerek, onlarla görüşerek bir şey üretmeye çalışıyoruz her zaman. Almanca konuşan üç kadın ve Türkiye'den üç kadını gündeme getirerek aslında bir hikayeyi o kadınlar aracılığıyla anlatmak istedik. Türkiye Cumhuriyeti'nin erken dönemlerinin ve hem Weimar Almanyası'nın yetiştirdiği insanlar olarak bu kadınların ortak özelliği cevval, akılcı, dirençli ve sabırlı kişiler olmaları. Hepsi entelektüel dünyanın parçası. Hepsi sözle değil, kendi yaşamlarıyla ve eylemleriyle varlar ve sadece bireysel olarak yaptıklarıyla değil, toplumsal fayda gözeterek bunun içindeler” diye ekliyor.

BİRBİRLERİNİ TANIYORLAR MIYDI?
Peki bu sergiye ilham veren kadınlar birbirlerini tanıyor muydu? Bunun cevabını da Müge Cengizkan şöyle veriyor: “Biz de onun izini sürdük. Arşivler daha geniş açılsa bunun izlerini daha kolay sürmek mümkün olacak. Halet Çambel arşivi açılsa örneğin, biz Erna Eckstein'ın Karatepe'yi ziyaret ettiğini biliyoruz. Eğer Karatepe aktif bir zamanındaysa Halet Hanım'la temas etmemiş olma ihtimalleri yok. Ama böyle bir hikayeyi birinden dinlemedik. Dolayısıyla bunu söyleyemeyiz. Ama diyebiliriz ki Semiha Berksoy ve Mualla Eyüboğlu aynı camiadan insanlar ve bir araya geldiklerini edebiyat dünyasından bazı alıntılar aracılığıyla biliyoruz. Bu altı kadın hiçbir zaman bir araya gelmedi ama gelebilirlerdi ve gelselerdi eminim bir sürü şey paylaşırlardı.” Arşiv demişken son günlerde sergide de yer alan arkeolojinin sembol isimlerinden Prof. Dr. Halet Çambel’in Boğaziçi Üniversitesi’ne bağışladığı kişisel arşivine ait parçaların bir müzayedede satışa sunulduğu iddialarına da değindi Cengizkan, “ Kurumlar ve koleksiyoner dünyası daha sağduyulu davranıp bunu bir zemine oturtmayı başardı diye düşünüyoruz. Çünkü bütün arşivini Boğaziçi Üniversitesi'ne, hatta eşi Nail Çakırhan'la birlikte oturdukları yalılarını da bağışlayarak üniversiteye verdiler. Biz de o arşivden faydalandık. Fakat arşiv tasnif edilebilmiş olsaydı daha derinlemesine araştırmalar yapmak için bizim de bir zeminimiz olacaktı. Fakat bu tasnif araştırma zemini kurulmadığı için Halet Hanım konusunda daha bildik malzemeler üzerinden onu anlatmak durumunda kaldık” dedi.

KARANLIĞA TESLİM OLMAYAN KADINLAR
Açılışta konuşan İBB Kütüphane ve Müzeler Şube Müdürü Ali Şafak Özdemir de; “Bugün tarihin kimi zaman kenara ittiği, kimi zaman adını küçük harflerle yazdığı, kimi zaman da hiç yazmamayı tercih ettiği kadınların karşısında saygı ile durmak için buradayız. Karanlığa teslim olmayan, kendi aydınlığını tırnaklarıyla kazıyarak yaratan altı cesur kadını selamlayacağız. Cumhuriyet kadınları sahneye çıkıyor derken aslında çok daha büyük bir şey söylüyoruz. Kadınlar zaten hep sahnedeydi ama çoğu zaman ışık onların üzerine düşmedi. İşte bu sergi, o ışığı tam da hak ettiği yere çeviriyor. Bir yanda genç cumhuriyetimizin özgürleştirdiği üç aydınlık yüzümüz. Diğer yanda 1933'ün o karanlık Nazi Almanya'sından kurtulup Türkiye'yi kendilerine vatan bilen üç büyük değer. Bu kadınların direnci ve cesareti bugün hala bu topraklarda” diye konuştu.

Mualla Eyüboğlu Anhegger (1919 Sivas - 2009 İstanbul)
Mualla Eyüboğlu Anhegger, 1942’de Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun olan Türkiye’nin ilk kadın mimarlarından. Aynı zamanda ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu ve yazar Sabahattin Eyüboğlu’nun da kardeşi. Erken Cumhuriyet döneminin önemli aktörlerinden olan Eyüboğlu Anhegger’in köy enstitülerinde yürütülen çalışmalarda, kültürel mirasın belgelenmesinde ve birçok tarihî eserin restorasyonunda önemli katkıları var. Mezun olur olmaz, 31 Aralık 1942’de İsmail Hakkı Tonguç tarafından Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’ne Yapı Kolu Başkanı olarak atanır.

1947 yılında, Ortaklar Köy Enstitüsü’nde çalışırken zehirli sıtmaya yakalanıp İstanbul’a dönünceye kadar beş yıl hem Hasanoğlan’da öğretmen olarak çalıştı hem Anadolu’nun dört bir yanındaki 21 Köy Enstitüsü’nün inşa çalışmalarına katıldı. 1952-1983 arasında koruma ve restorasyon alanında çalıştı. Rumeli Hisarı ve Topkapı Sarayı Harem Dairesi gibi birçok tarihi yapının restoresinde emeği geçti.
Erna Eckstein Schlossmann (1895 Dresden - 1998 Cambridge)
Alman çocuk doktoru. Nazi Almanyası’ndan kaçar ve Atatürk’ün 1933 Üniversite Reformu çerçevesinde Türkiye’de çocuk sağlığı araştırmaları ve tıp kurumlarının kurulmasından resmî olarak sorumlu kılınan eşi Doktor Albert Eckstein ile ülkeye gelir. Türkiye’de yirmi yılı aşkın süre yaşar. Anadolu seyahatlerinde yaklaşık 25 ildeki 490 köyde sağlık taramaları yapılır. Bu çalışmalar Türk pediatrisinin öncü çalışmalarıdır. Bu seyahatlerde çok sayıda fotoğraf çekerek büyükçe bir arşiv geride bırakırlar. Ankara’dan ayrıldıktan kısa süre sonra eşi vefat eder. 1956’da oğluyla birlikte Ankara’ya geri dönecektir. Erna ikinci kez Türkiye’ye geldiğinde artık mülteci değildir.

Anadolu’daki araştırmalarında hep yanında olan Doktor İhsan Doğramacı’nın davetiyle, kendisinin ön ayak olduğu Hacettepe Çocuk Hastanesi’nin kuruluş çalışmalarına katılır. Hastane için cömert miktardaki Rockefeller bağışının ülkeye gelmesine yardımcı olur.
Marianne Laqueur (1918 Berlin - 2006 Wiesbaden)
Alman bilgisayar uzmanı ve aktivist. Annesi, babası ve kardeşi ile Nazi Almanyası’ndan Türkiye’ye zorunlu göç etti ve 1936-1960 arasında Türkiye’de yaşadı. IBM ve NCR firmalarının uluslararası çalışmalarıyla öne çıkan dünyanın ilk kadın bilgisayar uzmanlarından biridir. Ama Türkiye’de asıl işi, Yahudi mültecileri Avrupa’dan Filistin’e geçmesine yardımcı olan Türkiye’deki Filistin Yahudi Ajansı için çalışmaktı. Marianne, savaştan sonra IBM tarafından önce Lübnan’da, sonra çeşitli başka ülkelerde görevlendirildi. Marianne, ancak emekli olduktan sonra 1980’lerde Almanya’ya döndü.

Semiha Berksoy (1910 İstanbul - 2004 İstanbul)
Türk yüksek dramatik soprano, ressam, oyuncu, performans sanatçısı. Cumhuriyet kuşağının sanat temsilcisi olarak Türkiye’nin uluslararası alanda tanınmış ilk sanatçılarındandır. Sanatı birçok alandaki ilerlemeciliği ile Türk operasına yön verir. Avrupa’da sahneye çıkan ilk Türk opera sanatçısı olur. Ressam olarak üretimini merkezine kendi yerleştirir, bütüncül sanat bilincini temsil ettiğini çok yönlü bir sanatçı olarak gösterir.

Sesli ilk Türk filminde ve Mustafa Kemal Atatürk'ün emri ile sahneye konan ilk Türk operasında, Ankara Devlet Opera ve Balesinde opera sanatının başlıca yapıtlarının ilk sahnelenişlerinde sahne aldı. 1939'da Berlin'de Richard Strauss'un "Ariadne auf Naxos" isimli eserinde başrol oynayarak Batı Avrupa'da sahneye çıkan ilk Türk opera sanatçısı unvanının sahibi oldu. Görsel sanatlarla da hep yakından ilgilendi ve önemli uluslararası sergilere eserleriyle katıldı. Berksoy, sanatın daha birçok alanında ilkleri gerçekleştirdiği için "ilklerin kadını" olarak tanınmıştır.
Halet Çambel (1916 Berlin - 2014 İstanbul)
Türk arkeolog, Hititolog ve sporcu. Çocuk yaşta yöneldiği çeşitli spor dallarında özellikle eskrimde büyük başarı kazanır. 1936 yılında Berlin Olimpiyat Oyunları’nda eskrimci Suat Fetgeri Aşeni ile Türkiye’yi temsil eden ilk kadın millî sporcular olurlar. Olimpiyat Oyunları sırasında Alman lider Adolf Hitler’in tanışma girişimi reddeder. 1946 yılında Osmaniye’de Asur-Hitit dönemine uzanan geçmişiyle Karatepe’yi keşfetti. Karatepe’de başlayan kazıları neredeyse tüm yaşamını kazı alanı taşıyarak ve bölgeye adanmış bir kültür yaratarak sürdürdü HayatI boyunca pek çok ödül aldı. 1995 yılında TÜBA şeref üyeliğine seçildi. 1996 yılında İtalya’da “Adelaide Ristori Ödülü”, 2005 yılında Hollanda’da “Prens Claus Ödülü”, 2010 yılında Kültür Bakanlığı tarafından “Kültür ve Sanat Büyük Ödülü” verildi.

Margarete Schütte Lihotzky (1897 Viyana - 2000, Viyana)
Avusturyalı mimar ve aktivist. İkinci Dünya Savaşı öncesinde ülkesinde ayrımcı zorbalıkların arttığı bir dönemde Paris’te barınamayınca eşiyle, 1937’de İstanbul’a geldiler. İstanbul ve Ankara’da birçok okul ve anaokulu inşa etti ve kısa bir süre İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde ders verdi. İstanbul’da Avusturya komünist direniş grubuna katıldı ve 1941’de direniş hareketi için Viyana’ya gittiğinde Gestapo tarafından tutuklanarak ölüm cezasına çarptırıldı. Eşi Wilhelm’in Millî Eğitim Bakanı’ndan aldığı yazı ile cezası 15 yıl hapse indirilen Margarete, savaş sonrasında serbest bırakıldı, akut akciğer hastalığı ile uğraştı. Farklı ülkelerde mimarlık pratiğini yürütmek istese de Komünist Parti üyeliği nedeniyle neredeyse hiç iş alamadı ve sadece birkaç proje gerçekleştirebildi.

Hikâyesi 18. yüzyıla uzanan “Baruthane-i Âmire" binası Osmanlı döneminde askerî ve lojistik alanlarda hizmet vermek için inşa edilmiş fakat (adından da anlaşılacağı üzere) kent içindeki barut patlamaları nedeniyle o dönemlerde şehrin dışında kalan bugünkü Ataköy’e taşınmış. 324 yıllık binalar uzun süre atıl kaldıktan sonra İBB Miras tarafından restore edilmiş ve şu an müze, kütüphane ve etkinlik alanı olarak hizmet veriyor. “Cumhuriyet Kadınları Sahneye Çıkıyor!” sergisini de 29 Kasım’a kadar bu tarih kokan binada pazartesi hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilirsiniz. Hayattayken yan yana gelememiş bu kadınlar sergide neşe içinde birlikte olmanın keyfini çıkarıyor.

Kaynak:Nilay Can