"Bazen çocukluk, yetişkinliğin açıklayamadığı duyguları anlamanın en güçlü yollarından biri"
Sanatçı Eser Keçeci, dördüncü kişisel sergisi Suspended Between ile Girne merkezli çağdaş sanat galerisi Art Rooms’da sanatseverlerle buluştu. Keçeci ile izleyiciyi gerçek ile hayal dünyası arasında bir yolculuğa çıkaran sergisini konuştuk.
Sergideki atmosfer, izleyiciyi bir masalın ya da rüyanın içine davet ediyor. Çocukluğun hayal dünyası bugün üretim pratiğinizde hâlâ nasıl bir yer tutuyor?
Çocukluk benim için geride bırakılmış bir dönemden çok, dünyaya bakma biçimi. O yaşlarda kurduğumuz hayal dünyasının zamanla tamamen kaybolduğunu düşünmüyorum; sadece üzeri gündelik hayatın gerçekliğiyle örtülüyor. Ben üretirken o katmanı yeniden görünür kılmaya çalışıyorum.

Çocukken dinlediğim masalların zihnimde yarattığı imgeler bugün hâlâ üretimimin önemli bir parçası. Ancak artık masalları olduğu gibi anlatmıyorum. Onlar belleğimde zamanla değişiyor, yaşadığım coğrafyanın izleriyle, kişisel deneyimlerimle ve bugünün gerçekliğiyle iç içe geçerek yeni anlatılara dönüşüyor.

Bu nedenle işlerimdeki masalsı atmosfer, izleyiciyi gerçeklikten uzaklaştırmak için değil; tam tersine, gerçekliğe farklı bir gözle bakabilmek için var. Bazen çocukluk, yetişkinliğin açıklayamadığı duyguları anlamanın en güçlü yollarından biri olabiliyor.
Sanırım bunda Kıbrıs'ta büyümüş olmanın da önemli bir payı var. Çünkü bu coğrafyada çocukluk yalnızca kişisel anılarla şekillenmiyor; yaşadığınız mekânlar, duyduğunuz hikâyeler ve gündelik yaşamın içinde hissettiğiniz görünmez ikiliklerle de biçimleniyor. Bir yandan oldukça sıcak ve tanıdık bir aidiyet hissi, diğer yandan ise sürekli tarif edemediğiniz bir aradalık duygusu... Bu ikisi çocukluğumdan beri belleğime yerleşti ve bugün hâlâ üretim pratiğimi beslemeye devam ediyor.

“Suspended Between”de mekânlar somut olmaktan çıkıp daha içsel, duygusal alanlara dönüşüyor. Sizin için bir mekânı ‘hatırlanabilir’ kılan şey nedir?
Bir mekânı benim için unutulmaz yapan şey mimarisi ya da fiziksel özellikleri değil; içinde biriken yaşanmışlıklar. Hafızamız çoğu zaman binaları değil, o binaların bizde bıraktığı duyguları saklıyor. Bu yüzden eski Kıbrıs sokakları çalışmalarımda yalnızca belirli bir coğrafyayı temsil etmiyor; zamanın izlerini taşıyan duygusal alanlara dönüşüyor.
Bazen tek bir pencere, aşınmış bir duvar ya da sessiz bir sokak, çocukluğa dair unutulduğunu sandığımız bir hissi yeniden ortaya çıkarabiliyor. Benim ilgimi çeken de tam olarak bu. Mekânın kendisinden çok, bellekte yeniden kurulan hâli. Sanırım bu yüzden çalışmalarımdaki mekânlar gerçek ile hayal arasında salınan, tam olarak hiçbir zamana ait olmayan yerler gibi görünüyor.
"KIBRIS'TA BÜYÜMEK, MEKÂNLA KURDUĞUM İLİŞKİYİ DE BELİRLEDİ"
Kıbrıs'ta büyümek, mekânla kurduğum ilişkiyi de belirledi. Burada sokaklar yalnızca sokak değildir; tarih, kayıp, aidiyet ve gündelik yaşam aynı yüzeyde üst üste yaşar. Belki de bu yüzden çalışmalarımdaki mekânlar belirli bir adresi göstermekten çok, hafızanın taşıdığı duyguları görünür kılar. Eski Kıbrıs sokakları benim için geçmişi temsil eden dekorlar değil, belleğin hâlâ yaşamaya devam ettiği canlı organizmalar gibidir.

Çalışmalarınızda sıkça karşılaştığımız çocuk figürleri belirli bir karakteri mi temsil ediyor, yoksa hepimizin içinde taşıdığı ortak bir hafızanın parçası mı?
Aslında çocuk figürleri belirli bir kişiyi temsil etmiyor. Üretim sürecinde model olarak çocuklarımdan yararlandım. Bu nedenle figürlerde elbette hem onların hem de kendi çocukluğuma dair izler bulunuyor. Ancak sergide bu figürleri otobiyografik karakterler olarak görmüyorum. Zamanla onlar, belirli bireyleri temsil etmekten çıkarak hepimizin içinde yaşamaya devam eden merak duygusunu, kırılganlığı ve hayal kurma yetisini simgeleyen ortak bir hafızanın parçasına dönüştüler.
Çocuklar çalışmalarımda çoğu zaman yetişkin dünyanın dışında kalan başka bir gerçekliğin kapısını aralıyorlar. Onlar için eski bir sokakta duran bir kâğıt gemi ya da bir kargayla karşılaşmak olağanüstü değil; doğal bir durum. Belki de bu yüzden çocuk figürleri, izleyicinin kendi belleğiyle en kolay bağ kurabildiği unsurlardan biri hâline geliyor.
"İZLEYİCİNİN KENDİ ÇOCUKLUĞUNDAN BİR PARÇAYI GÖREBİLMESİ"
Benim için önemli olan, izleyicinin o figürlerde beni ya da belirli bir hikâyeyi değil, kendi çocukluğundan bir parçayı görebilmesi.
Belki de bu çocukların ortak noktası, benim de içinde büyüdüğüm coğrafyanın çocukları olmaları. Ancak onları yalnızca Kıbrıslı çocuklar olarak okumak istemem. Onlar, yaşadıkları dünyanın çelişkilerine rağmen oyun kurabilen, hayal edebilen ve umut etmeye devam eden bütün çocukların ortak hafızasını temsil ediyor.

Günümüzde her şeyin hızla tüketildiği ve görüntülerin sürekli çoğaldığı bir çağda, sizin işleriniz yavaşlamaya ve hatırlamaya davet ediyor. Sanatın bugün hafızayı koruma konusunda özel bir rolü olduğunu düşünüyor musunuz?
Kesinlikle düşünüyorum. Günümüzde görüntü üretmek hiç olmadığı kadar kolay; fakat aynı hızla unutuyoruz. Her gün yüzlerce görüntüyle karşılaşıyoruz ama çok azı belleğimizde gerçekten yer edinebiliyor.
"SANATIN HAFIZAYI CANLI TUTMA GÜCÜNÜN HÂLÂ VAR OLDUĞUNA İNANIRIM"
Sanatın bu noktada farklı bir işlevi olduğuna inanıyorum. Çünkü sanat yalnızca bir görüntü sunmuyor; izleyiciyi o görüntünün içinde durmaya, düşünmeye ve kendi deneyimleriyle ilişki kurmaya davet ediyor. Bence hafıza tam da bu yavaşlama anlarında yeniden çalışmaya başlıyor.
Benim çalışmalarımın da kesin cevaplar vermesinden çok, izleyicinin kendi anılarıyla yeniden karşılaşabileceği küçük duraksamalar yaratmasını önemsiyorum. Eğer bir kişi sergiden ayrıldıktan sonra çocukluğunu, yaşadığı kenti ya da uzun zamandır hatırlamadığı bir duyguyu yeniden düşünmeye başlıyorsa, sanatın hafızayı canlı tutma gücünün hâlâ var olduğuna inanırım.

Kıbrıs gibi belleğin gündelik yaşamın bir parçası olduğu bir coğrafyada yaşamak, hafızanın ne kadar kırılgan olduğunu daha erken fark etmenizi sağlıyor. Bazen bir sokak, eski bir kapı ya da çocukluğunuzda duyduğunuz bir ses bile geçmişi yeniden bugüne taşıyabiliyor. Bu nedenle sanatın yalnızca geçmişi koruyan bir araç değil, geçmişle bugün arasında yeniden ilişki kuran canlı bir alan olduğuna inanıyorum.

Suspended Between sergisini 22 Ağustos 2026’ya kadar pazar günleri hariç her gün 13.30-20.30 saatleri arasında Art Rooms’da ziyaret edilebilirsiniz.
Kaynak:Nilay Can