MAVİ KARANLIK…

‘Mavi Karanlık’ Vedat Türkali’nin bir romanının adıdır. 12 Eylül öncesinin Bodrum’unu anlatır. Yazar o dönem aydınlarının sıkıntı ve acılarını kağıda dökerken, günümüzdeki Bodrum Yarımadası’nın yangınla kararacağını elbette hesap edemezdi. Bodrum, 50 yıl önce Halikarnas Balıkçısı’nın başlattığı bir kaçışın sığınaydı. Sonra göç magazinleşti, çığırından çıktı ama konumuz bu değil.
İşte o kaçaklardan biri de denizci dostum Erden Özer. Tarihinde en büyük yangını iliklerinde hisseden Ören’de yaşıyor.
Erden Özer, Yeni nesil Mandıra Filozoflarından; ODTÜ’lü. Bir şirkette üst düzey yöneticiyken kararını verdi. Altı yıl önce Ören’e yerleşti. Bir teknesi bir de küçük zeytinliği var. Günler mavilikler içinde akıp giderken, Ören’i alt üst eden yangını dibine kadar yaşadı.

ÖREN’DE YANGIN PANİĞİ
Yarımadanın Mumcular mevkiinde başlayan ‘ha söndü, ha sönecek’ denilen yangın, Gökova’nın incisi Mazı ve Çökertme koylarını yalayıp yuttu. Özal’ın büyük hediyesi(!) Kemerköy Termik Santrali’ne dayanıverdi.
Erden Özer o günü şöyle anlatıyor:
“Yangının Ören’e kadar geleceğini asla tahmin etmemiştik. ‘Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yüzde beşini sağlayan koskoca tesisi alevlerle teslim etmezler’ diye düşünüyorduk ama olmadı. Sonunda alevler santrale çok yaklaştı. Ören Marina’dan bir botla çıkıp yangına baktım. Alevler rüzgarın etkisiyle körüklenmiş, engebeli arazi yüzünden müdahale edilemez hale gelmişti. Birkaç yüz metre öteden bile alevler yüzümü yakıyordu. Sabah saatlerinde İspanyol yangın söndürme uçakları geldi, saat tuttum. Her sekiz dakikada bir sorti yaptılar. 7-8 sortiden sonra bölgeden ayrıldılar. ‘Söndürmeden gitmezler’ diye düşündük ama öğleden sonra çıkan sert rüzgarla alevler santrale yöneldi. Sonra sirenler çalmaya başladı.”

FELAKET FİLMİNDEN SAHNELER
Erden Özer, bundan sonrası yaşananları bir felaket filminin sahnelerine benzetiyor. “Muğla ve Milas Belediyelerine ait araçlar karadan, sahil güvenlik botları denizden yurttaşları tahliye etmeye başladılar. Sanki bir felaket filminin oyuncuları gibiydik. Yangın Ören’in ahşap ve kerpiç evlerini yalayıp yutarsa Marina da tehlike altına girerdi. Kıyı emniyetin söndürme botu ve itfaiye marinada önlem aldı, bazı tekneler açığa çekildi.”

HALKA BİLGİ VERMEDİLER
Kalitesiz kömürü enerjiye çeviren santralden çıkan keskin bir koku da Ören sakinlerini hayli tedirgin ediyordu ama halka hiçbir açıklama yapılmadı. Her afet durumunda olduğu gibi burada da söylentiler korkuya yol açtı.
Erden Özer halkın korkusunu şu sözlerle anlatıyor:
“Ormanda neyin yandığını biliyoruz. Ya termik santralde… Patlama olacak mı? Havaya ne tür gazlar salınacak? Asbest var mı? Bunlar halkı nasıl etkileyecek? Bu konularda halka bilgi verilmedi. Sadece canı uğruna alevlerle mücadele eden santral ve orman emekçileriyle belediye itfaiyecilerini görüyorduk. Bir afet durumunda bizi yönetenlerin hazırlıklı olmadıklarını gördük, zaten halkımız için afet ve sonrası konusuna hazırlıklı diyemeyiz.”

GÖKOVA ALEVLER İÇİNDE
Erden Özer ve birkaç arkadaşı yelken açmadan açığa çektikleri teknede kalırken, cennetle cehennem arasında çok ince çizgi olduğunu o zaman anladılar. Mavi ve yeşilin selamıyla güne başlayan Gökovalı hayatlarında, alevlerin deniz üzerindeki bir acayip ışıltısına tanık oldular. Erden, gece vakti termometreye baktı, yangına 100 metre uzaklıkta denizde hava sıcaklığı 33 dereceyi gösteriyordu. Orman emekçileri ve itfaiye görevlilerin 50 dereceyi aşan sıcaklıkta yaşadıkları zorlukları bir kez daha aklında tuttu; ”Bu geceyi asla unutamam” diye düşündü.
“Peki; Gökova eskisi gibi olacak mı? Ören’de insanlar hiçbir şey olmamış gibi evlerine gidebilecekler mi” diye soruyor Erden Özer:

“O gece ilk defa Gökova’da ağladım. Çünkü bu topraklara, denizlere kavuştuğumda ağlamayı unutmuştum. Vicdanı olan herkes ağladı. Gökova’nın en güzel koyları yandı. Ağaçlandırıldığı takdirde 30 yıl sonra bu haline gelir. Ben sanmıyorum; mutlaka oteller ve siteler yükselecek. Belki de termik santrali yıkıp, otel yapacaklar. Sonra da ne kadar çevreciyiz falan diyecekler. “
Olur mu olur… Bu ülkede hiçbir şeye şaşırmamayı çoktan öğrendim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Cengiz Erdil Arşivi