Tuğçe Küçük

Tuğçe Küçük

HAZİRAN’DA ÖLMEK ZOR

Edebiyatımızın Mavi Gözlü Dev’i 1963’ün Haziran 3’ünde dünyaya gözlerini yumana dek insanın insana kulluğunu yok edin dedi.
Memleket sevgisi, davasına inancı, şairene dehası bizlerle kaldı.
Edebiyatımızın toplumcu gerçekçi romancısı 1970’in Haziran 2’sinde dünyaya gözlerini yumarken 72. Koğuşu, Bereketli Topraklar Üzerinde’yi ve onlarcasını bizlere bıraktı. Onlar gittikten çok sonra, onlar için: ‘Haziran’da Ölmek Zor’ denildi…

“Sokaktayım
Gece leylak ve tomurcuk kokuyor
Yaralı bir şahin olmuş yüreğim
Uy anam anam
Haziranda ölmek zor…”

“3 Haziran 1963. Duyuyorum ki Nâzım Hikmet ölmüş. Bir sanatçı için böyle bir haberi soğukkanlılıkla karşılamak olanaksız! “Hava leylak ve tomurcuk kokuyor / uy anam anam Haziranda ölmek zor” dizeleri dökülüyor dudaklarımdan. 2 Haziran 1970. Duyuyorum ki Orhan Kemal ölmüş. Yine aynı dizeler, yine kendiliğinden… 1976’lara değin, bu türden acılarla doldum; dizeler beni bir kitaba zorluyordu. İşte “Haziranda Ölmek Zor” böyle oluştu…” demişti Hasan Hüseyin.
“Orhan Kemal’in güzel anısına’’ diyerek başlamıştı şiirine. ’Uyarına gelirse tepemde bir de çınar demişti on yıl önce’ dizeleriyle devam ederek buluşturmuştu iki büyük dava insanını, iki büyük ustayı Korkmazgil.
13 yıl arayla aramızdan ayrılan iki ustanın buluştuğu ilk yer bu diziler değildi. Onların dostluklukları 1940 yılı Bursa Cezaevine uzanmaktaydı.
İlk Karşılaşma
Askerliğini yaparken “Maksim Gorki ve Nâzım Hikmet kitapları okumak”, “yabancı rejimler lehinde propaganda ve isyana muharrik” suçundan 5 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiş ve Kayseri Hapishanesi’ne gönderilmişti Orhan Kemal. Bursa Cezaevi’ne nakledildikten sonra; hiç görmediği, kendisiyle fiilen tanışmadığı ama hayran olduğu Nâzım Hikmet’in Bursa Cezaevine naklolacağını duyduğu anı şöyle anlatıyordu:
“…Bana hapishane bahçesinde dikilmiş zambakların yeşil yaprakları üzerindeki karlar erimiş gibi, umumi afla serbest bırakılmışım cezamın bitmesine kadar olan yıllar birden tükenmiş gibi geldi…”
Aradan birkaç hafta geçtikten sonra; Nâzım Hikmet’i getirdiler! Diyen sesi duyduğumda hiç unutmam diyor Orhan Kemal, kalemi elimden düşürdüm…
“Nâzım askerce topuklarını birleştirerek ve yüzüne ciddi bir ifade vermeye çalışarak kendini takdim etti:
“Ben Nâzım Hikmet!”
İşte karşılaşmamız böyle oldu, böylece talebesi oldum.
Ben de ona kendimden fazla inanıyordum.”
Orhan Kemal’in Romancılığa İlk Adımı
Aynı koğuşu paylaşan Nâzım Hikmet ile Orhan Kemal’in dostluğu, usta-çırak ilişkisi böyle başlamıştı.
Şiire meraklı olan Orhan Kemal heyecanla Nâzım Hikmet’e şiirini okuduğunda daha ilk dörtlük bitmeden Nâzım ‘Berbat!’ diyerek durdurur Orhan’ı. Başka bir tane oku! Orhan bir diğer şiiri okurken; ‘Rezalet!’ der Nâzım.
Böylece başlar Nâzım Hikmet’in Orhan Kemal’e hocalığı. Iki buçuk yıl boyunca Fransızca, siyaset ve felsefe dersleri verir ve onu şiirden romana yönlendirir.
Sözün özü sonraları Türk Edebiyatının nadidelerinden olacak olan, Orhan Kemal adıyla tanıyacağımız Mehmet Raşit’in romancı kaleminin ilk mürekkebini Nâzım Hikmet koyar.
Komik Hürriyet
Orhan Kemal ile Nâzım Hikmet 3.5 yıl boyunca bir koğuşu, bir ekmeği, bir kağıdı paylaşmış, birbirlerine dost olmuş, sırdaş olmuş derken Orhan’ın cezası bitmiş tahliye günü gelmiş ancak Nâzım’ın mahkumiyeti devam edecek…
Orhan Kemal buruk bir özgürlük duygusu ile yazdığı ‘Komik Hürriyet’ şiirini veda günü Nâzım Hikmet’e okur:
“Ekmek, kin hasret,
Fakat Nâzım Hikmet,
Sen şu kadar kilometre uzakta
kalmana rağmen,
Aydınlık yüreğimin duvarına
dayayıp sarı saçlı başını,
Batan bir yaz güneşi hüznüyle
ağlatacaksın arkadaşını…”

Nâzım ve Orhan için
“…yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim…”
Edebiyatımızın Mavi Gözlü Dev’i 1963’ün Haziran 3’ünde dünyaya gözlerini yumana dek insanın insana kulluğunu yok edin dedi. ‘yüzünü bile görmediği insanlar için’, ‘rüzgara karşı yürüdü.’
Memleket sevgisi, davasına inancı, şairene dehası bizlerle kaldı.
Edebiyatımızın toplumcu gerçekçi romancısı 1970’in Haziran 2’sinde dünyaya gözlerini yumarken 72. Koğuşu, Bereketli Topraklar Üzerinde’yi ve onlarcasını bizlere bıraktı.
Onlar gittikten çok sonra, onlar için: ‘Haziran’da Ölmek Zor’ denildi…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Tuğçe Küçük Arşivi