/

Resimde Büyük Dönüşüm

Perspektif ilkesi, Rönesans’ın başkenti Floransa’nın görsel bir metaforudur. Perspektif kuralları 20. yüzyıla kadar geçerliliğini sürdürdü. 19. yüzyılın sonuna yaklaşırken empresyonistler ve post-empresyonistler, 20. yüzyılın başında da kübistlerin girişimleriyle perspektife dayalı uzam paramparça oldu.

1880’lerden Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar olan dönemde teknolojinin gelişmesiyle hem ulaşım hem de iletişim hızlarının artması mesafelerin kısalmasını sağlamış, böylelikle zaman ve uzam deneyimi kökten bir dönüşüm geçirmiştir. Başka bir deyişle, teknolojik ve kültürel alanda ortaya çıkan yenilikler, zaman ve uzam deneyimindeki değişimin maddî temelini oluşturmuştur. Buharlı gemi, gökdelen, makineli tüfek, bilinç akışı romanı, ragtime ve caz müziği, kübizm, psikanaliz, görelilik kuramı gibi teknolojik ve kültürel yenilikler, bilinci doğrudan şekillendirmiştir.

Kübist ressam Fernand Léger, 1913’te hayatın geçmişe göre daha parçalı olduğunu ve daha hızlı aktığını, o yüzden hayatın yeni durumunu betimleyebilmek için artık daha dinamik bir sanatın gerekli olduğunu öne sürdü. Sinema ve fotoğraf, mimetik sanatı ve gündelik hayat temsilini özellikle edebiyat ve resimde gereksiz hale getirmişti. Daha önce müzelerde tarihsel bir sahnenin gösterildiği bir tabloya hayranlıkla ve hayretle bakarken görülen insanlar artık yoktular; çünkü yeni bir deneyim olarak sinemada film seyretmenin heyecanını yaşıyorlardı. Bisiklet, otomobil, tramvay, yürüyen merdiven gibi yeni ulaşım ve hareket araçları, insanların algısını, estetik beğenisini ve sanat tercihini etkiledi. Sanatçılar teknolojinin insan deneyimi üzerindeki etkilerini betimlemeye çalışıyorlardı.

Bilimdeki keşif ve yenilikler de sanata etki ediyordu. Örneğin geometrik ve fiziksel uzamların çoğalması resimde bakış açılarının çoğalmasına yol açtı. Böylece nesneleri uzamda görme ve temsil etmenin yeni biçimleri yaratıldı. Geleneksel görüşe göre, Öklid’in aksiyom ve önermelerinde tarif edilen özelliklere sahip sadece tek bir kesintisiz uzam vardır ve bu tek biçimlidir. Newton bu kesintisiz uzamı sabit, her zaman aynı ve değişmez olarak tarif eder. Ama 20. yüzyılın başında fizikteki yeni kuramlar, uzamın homojen olduğu yönündeki genel kanıya karşı çıkarak heterojen olduğunu öne sürdüler. Biyologlar canlıların uzam algılarının birbirinden farklı olduğunu keşfederken, sanatçılar Rönesans’tan beri resimde geçerli olan doğrusal perspektifli uzamı parçaladılar ve nesneleri farklı perspektiflerden görünümleriyle yeniden resmettiler.

Perspektif kuralları

Resimde uzamın kuruluşu, bir kültürün temel özelliklerini ve değerlerini yansıtır. Orta Çağ’da kişilerin ve şeylerin resim uzamındaki boyut ve konumu, dünyada ve cennetteki yerleri ve önemlerine göre belirleniyordu. Perspektif kullanılmaya başladığında, nesneler esas büyüklükleri ölçeğinde yansıtıldılar ve görülen dünyanın yeniden üretimi için iki boyutlu uzama yerleştirildiler.* 15. yüzyılın ortasında Floransalı ressam Leon Battista Alberti, dört yüz elli yıl boyunca resme egemen olacak perspektif kurallarını formüle etti. Niyeti, Tanrısal düzenin, doğadaki uyumun ve insani erdemlerin görülebilir olmasını sağlayacak bir resim uzamı oluşturma konusunda ressamlara yardımcı olmaktı.**

Perspektif ilkesi, Rönesans’ın başkenti Floransa’nın görsel bir metaforudur. Kent, politik olarak Medici ailesinin yönetimi altına girmişti; matematiksel düzene dayalı muhasebe sistemi kullanan bankacılık ve ticaret sektöründe akılcılık giderek güçleniyordu; tepelerde oluşturulan teraslarda düzenli sıralar hainde zeytin ağaçları ile paralel dizilmiş şarap üzümleri vardı ve tümünü merkezî bir toprak ağalığı denetliyordu; orantı ve düzen tüm kültürel alanlarda önemliydi.

Perspektif kuralları 20. yüzyıla kadar geçerliliğini sürdürdü. 19. yüzyılın sonuna yaklaşırken empresyonistler ve post-empresyonistler, 20. yüzyılın başında da kübistlerin girişimleriyle perspektife dayalı uzam paramparça oldu.

Empresyonistler atölyelerinden ayrılarak resim yapmak için dışarı çıkınca yeni bakış açıları keşfettiler. Alberti’nin koyduğu, tuval yerden bir metre yükseğe doğrudan nesneye bakacak şekilde yerleştirilmelidir, kuralını yıktılar ve yeni kompozisyonlar yaratmak üzere, nesneyi yukarıya ya da aşağıya doğru, alışılmışın dışında açılara yerleştirdiler. Her ne kadar empresyonist resmin içerik ve bakış açısı çeşitlenmiş olsa da sonuçta tek bir açıdan bakılan tek bir resim söz konusudur.

Cézanne’ın ihlalleri

İlk kez Cézanne, tek tuval üzerinde, aynı nesnenin çoklu perspektifini kullanarak, gerçekten heterojen uzamı yerleştirmiştir. Elmalı Natürmort adlı tablosunda, büyük yeşil bir vazo, perspektif kuralının izin vereceğinden daha geniş oval ağzıyla ve yanında duran diğer daha küçük vazoya göre ağzının üstten görünmesiyle, iki bakış açısıyla birden çizilmiştir. Bir Sepet Elmalı Natürmort tablosunda, masanın ön kenarı farklı bakış açılarından görülür ve kenar çizgisindeki dengesizlik masa örtüsü ile giderilir. Cézanne’ın 1895’te yaptığı Gustave Geffroy’un Portresi’nde, masanın arkasında oturan kişinin karşıdan görünüşü ile üzerinde açık kitapların olduğu masanın yukarıdan görüntüsü birleşir. Optik olarak imkânsız bakış açısı bileşimleri Cézanne’ın adamla ve çalışmalarıyla ilgili her şeyi göstermesini mümkün kılarken aynı zamanda kompozisyonun gereklerini de yerine getirebilmiştir. Cézanne biçimine hayranlık duyduğu Saint-Victoire Dağı’nı yüzlerce kez resmetmiştir. Manzaranın farklı bölgeleri için farklı perspektifler kullanarak, onu uzak arka plandan söküp ön plana taşımıştır. Cézanne’ın tabloları modern resimde çığır açmıştır.

Birçok ressam üç boyutlu uzam yanılsaması yaratmaya çalışırken, Cézanne resim yüzeyinin düzlüğünü önemsemiş ve bunun gereği olarak, sıklıkla perspektif kurallarını ihlal etmiştir. Manzara resminde uzaktaki nesneleri yakın planda olanlar kadar veya onlardan daha görünür resmetmek için doğrusal perspektifi terk ederek çoklu perspektifi tercih etmiştir.

Cézanne’ın yapıtları, 20. yüzyıl başında kübistler tarafından daha da ileri taşınmış ve bir dönüm noktası olarak görülmüştür. Kübistler Cézanne’a çok şey borçlu olduklarını sürekli belirtmişlerdir; çünkü nesneleri parçalayarak hareketli uzam tasavvurları yaratabilmek için onun tekniklerini kullanmışlardır.

* Erwin Panofsky, Perspektif: Sembolik Bir Biçim, çev: Yeşim Tükel, Metis Yayınları

** Patrizia Castelli, Rönesans Estetiği, çev: Durdu Kundakçı, Dost Yayınları

Önceki Haber

Galiba Bir Devrim Şart: ‘Babamı Kim Öldürdü’

Sonraki Haber

Başörtülüleri kim vitrin mankeni yaptı?

Son Haberler

Whatsapp Destek
1
Merhaba ;
Sizlere nasıl yardımcı olabilirim ?