SAVUNMA SANAYİİ

Savunma sanayiindeki gelişmeler, dillerinden düşüremedikleri İHA ve SİHALAR, inşa ettiğimiz harp silah ve vasıtalarındaki yerli malzeme oranı, tabii ki, her birimizi son derece mutlu ediyor. Ama bu gelişmelerin, sanki, bir anda olmuş gibi lanse edilmesi, “Bunların hepsi bizim iktidarımız zamanında oldu” denmesi, biz emekli silahlı kuvvetleri mensuplarına karşı yapılmış bir haksızlık ve vefasızlıktan öte saygısızlıktır.

Bugün hayata geçirilen bütün bu projeler, uzun yıllara dayanan, büyük bir bilgi birikiminin ve yıllar önce yapılan planlamaların sonucudur.
Bugünkü eğitim sistemi ile personel açısından, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin daha güçlü hale geldiğinin söylenmesi, bilgi noksanlığı değilse, Türk Silahlı Kuvvetler personelinin geçmişi ile bağlarının koparılmasını öngören bir projenin hayata geçirilişidir.

Kendileri iktidara geldiğinde, Deniz Kuvvetlerimizin durumuna bir göz atalım…
Birleşmiş Milletler’e üye ülkelerden 164’ünün deniz kuvvetleri var. Bunlardan 41’i güçlü deniz kuvvetleri kabul ediliyor. Türk Deniz Kuvvetleri dünyanın en güçlü on birinci, gemi adedi açısından da beşinci deniz kuvvetleridir.
Subaylarının tamamı tabii ki lisans eğitimli, yüzde 41’i yüksek lisans, yüzde 3’ü doktora eğitimi almış.
Tamamına yakını İngilizce, büyük çoğunluğu ilaveten Almanca biliyor…
Astsubayların yüzde 30’u lisans eğitimli. Kendi gemisini yapan 20, kendi gemisini dizayn eden 10 ülkeden biridir.
İlk denizaltımız 1939 yılında Taşkızak Tersanesi’nde, ilk refakat muhriplerimiz ve ilk modern denizaltımız yetmişli yılların başında Gölcük Tersanesi’nde, ikinci harpoon güdümlü mermili hücumbotumuz 1978 yılında Taşkızak Tersanesi’nde, Yavuz sınıfı firkateynlerimizin üçüncüsü 1988 yılında Gölcük Tersanesi’nde inşa edildi ve bu gemilerin seri üretimleri anılan tersanelerde devam etti.

MİLGEM projeleri, AR-GE kuruluşları, kendi komuta kontrol ve atış kontrol sistemlerimizin planlamasını yapanlar, Balyoz Kumpası ile önü kesilen amiraller…
Her konuda biz ve bizden öncesinin mukayesesini yapıyorsunuz… Vefasızcasına…
Ama bu gerçekler ortada iken bırakın silahlı kuvvetlerin geçmişini aşağılamayı…
Biz emeklilerle, halen rütbeliler arasında, geleneksel ve çok güçlü, sevgi ve saygı bağından rahatsızsınız biliyoruz.
Ama inanın bu bağın sürdürülmesi, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinin silahlı kuvvetlerinin gücünün arttırılmasından başka bir amaca hizmet etmiyor.
Biliyorum, bir emekli amiralin bu gerçekleri dile getirmesi sizi rahatsız edecek…
Keşke emrinizdeki komutanlar size anlatabilseler de biz emekli amiraller konuşmak mecburiyetinde kalmasak…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Atilla Kıyat Arşivi