Süreç komisyonunda ortak rapor kabul edildi: 2 parti ret oyu verdi

TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ortak taslak raporu görüşmesi başladı. Rapor 47 oyla kabul edildi.

Süreç komisyonunda ortak rapor kabul edildi: 2 parti ret oyu verdi

GAZETE PENCERE – YILDIZ YAZICIOĞLU

TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ortak taslak raporu görüşmesi başladı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, rapordaki başlıkları özetledi.

Ortak rapor oylamasında "nitelikli çoğunluk" aranacağı açıklandı. AK Parti ve MHP'nin yanı sıra CHP ve DEM Parti’nin de "kabul" oyu vereceği paylaşıldı.

Ortak rapor sunumdan sonra oylandı ve 47 oyla kabul edildi. 60 sayfalık raporda 2 ret oyu var. TİP Milletvekili Ahmet Şık ve EMEP milletvekili İskender Bayhan ret oyu verdiler.

Komisyonda AK Parti’nin 22 üyesi, CHP’nin 11 üyesi, DEM Parti’nin 5 üyesi, MHP’nin 4 üyesi, Yeni Yol Grubu’nun 3 üyesi ve 5 parti temsilcisi milletvekili var.

NUMAN KURTULMUŞ "YENİ ANAYASA GEREKLİ" MESAJI VERDİ

AK Parti'li Meclis Başkanı Kurtulmuş, önümüzdeki dönemde TBMM'de yeni anayasa hazırlığı yapılması çağrısında bulundu. Raporda kaleme aldığı sunuş bölümünü okuyarak paylaşan Kurtulmuş, "Yeni anayasa hazırlığı Komisyon’umuz görev alanında olmamakla birlikte ülkemiz için yerine getirilmesi gerekli bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır" ifadesini kullandı.

Kurtulmuş, insan hakları ve özgürlükler alanını genişletmek gerektiğini belirterek, "Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu’nda yapılacak değişiklikler de Yüce Meclis’in sorumlulukları arasında bulunmaktadır" dedi.

Kurtulmuş, sunuşu bitiminde ortak rapordaki 6'ncı ve 7'nci bölümdeki önerileri okuttu. Ancak Kurtulmuş'un konuşması bitiminde TBMM'nin canlı yayını kesildi.

UMUT HAKKI RAPORDA NASIL YAZILDI?

Raporda 7'nci bölümde; "umut hakkı" tanımlaması bakımından "İnfaz mevzuatının AİHM ve AYM içtihatları ile tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler bağlamında gözden geçirilerek infaz adaletini esas alan bir temelde yeniden ele alınması önerilmektedir. Özellikle mahkumların infaz süreçlerinin, koşullu salıverilme şartları ile infaz süreli dahil olmak üzere ceza hukukunun evrensel ilkeleri kapsamında daha adil, daha eşitlikçi ve daha bütüncül bir yaklaşımla ele alınması düşünülmelidir" denildi.

gg1

YENİ YOL GRUBU DA “KABUL” OYU VERME KARARINI İŞARET ETTİ

Yeni Yol Grubu adına Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya söz aldı ve sadece rapor değil sonrasındaki yasal çalışmalarda olumlu katkı vermeyi hedeflediklerini açıkladı. Kaya, “Bu rapor elbette çok kıymetli bir siyasi uzlaşı belgesidir. Gelecek dönemde meselenin kök sebeplerinin de ele alınarak kalıcı bir çözüm hedeflenmesini de istiyoruz. Raporun çerçevesini çizdiği süreç yasaları ve daha kamil demokratik bir hukuk devleti için bu raporda ortaya koyulan yasal düzenlemelere katkı vereceğiz” mesajını verdi.

DEM PARTİ EN BAŞTA SÜREÇ ADINA İTİRAZ ETTİ: SÜREÇ “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” OLMAMALI

DEM Parti adına Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, sürece bu raporla katkı sunulacağını işaret etti. Ancak DEM Parti adına itirazları ise yazım ekibindeki İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, rapor hazırlığında sürekli uzlaşı arayışında olduklarını ancak bunun gerçekleşmediğini açıkladı.

Raporda, sürece Komisyon’un adında “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Süreci” denilmesi yerine “Terörsüz Türkiye” denilmesini yanlış bulduklarını söyleyen Çiçek, “Kürt meselesi vardır ve bu bir terör sorunu olarak görülemez” dedi.

Raporda sıkça “terör örgütü” vurgusu yapıldığını kaydeden Çiçek, “Toplumsal değerler tek taraflı tanımlamalar inşa edilemez” diyerek, “Öcalan’a yaklaşımda kritik önemde. İmralı Adası’nın olumsuz koşullarında ilmek ilmek barışı örmeye çalışmaktadır. Öcalan’ın çabalarına karşılık raporda bunun terör örgütü diye anılmasını doğru bulmuyoruz” tepkisini gösterdi.

“İNFAZ SİSTEMİMİZ YAMALI BOHÇAYA DÖNMÜŞTÜR, BUNUN DÜZELTİLMESİ LAZIM”

MHP grubu adına Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, “Genel Başkanımız cesaretle gördüğü bütün gayri resmi yasakları bugüne gelmiştir” diyerek MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin süreçteki rolünü vurguladı.

İnfaz sistemi için sıkça kullandığı “yamalı bohça” benzetmesini yineleyen Yıldız, infaz sisteminde bütünlüklü ve eşitlikçi kapsamlı değişiklik yapılması gerektiğini söyledi. Yine infaz sistemi bakımından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) içtihatlarını işaret eden Yıldız, cezaevlerindeki hasta mahkumların durumlarını da iyileştirmeye dönük önlemlerin alınması gerektiğini dile getirdi.

CHP ADINA EMİR: BU RAPOR LAFTA VE RAFTA KALMAMALI

CHP adına Grup Başkanvekili Murat Emir, ilk beş bölümde özellikle rapordaki dili kapsayıcı bulmadıklarını belirterek, belirli bir ideolojik bakışı yansıttığını ifade etti.

“Bu komisyonda bir umut yeşertilmeye çalışıldı” diyen Emir, Komisyon’un görev yaptığı süre boyunca Anayasa’nın sürekli çiğnendiği, AYM’nin kararlarına rağmen TBMM üyesi olan Can Atalay’ın halen burada olmaması ile Tayfun Kahraman’ın da halen cezaevinde olduğu tablo nedeniyle “Bu Komisyon beklenmekte olan umudu doğurmamıştır” dedi.

Emir, “Bugünden sonra asıl soru şudur, Bu rapor yaşama geçecek midir? Bugüne kadar sözde demokratik hukuk devleti, AİHM ve AYM kararları hayata geçecek midir? Bu rapor lafta ve rafta kalmamalıdır” mesajını verdi.

CHP MİLLETVEKİLİ TÜRKAN ELÇİ’DEN RAPORA ÇEKİMSER OY

CHP İstanbul Milletvekili Türkan Elçi, bu rapora "kabul" oyu veremeyeceğini belirterek, çekimser kalacağını açıkladı. Elçi, bu durumu CHP Lideri Özgür Özel'e ilettiğini ve kendisine bu konuda anlayış gösterildiğini ifade etti.

SEZGİN TANRIKULU: FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER EKLENİRSE TÜRKAN ELÇİ OLUMLU OY VEREBİLİR

CHP’li üye, İçişleri Politika Kurulu Başkanı Murat Bakan da, raporda şehit ve gazi aileleri talepleriyle somut bir öneriye yer verilmemesini eleştirdi ve bunun eksiklik olduğunu vurguladı.

CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Faili meçhul cinayetler başta olmak üzere bu meseleden kaynaklı adalet arayışında zaman aşımı olmaması için gerekli düzenleme yapılmalıdır” şeklinde rapora bir cümle eklenmesini istedi. Tanrıkulu, böylece Elçi’nin de rapora olumlu oy verebileceğini söyledi.

CAN ATALAY VE TAYFUN KAHRAMAN TALEBİ

CHP İstanbul Milletvekili Salih Uzun, AYM kararına işaret ederek ve Komisyon’un halen 12 günlük görev süresi bulunduğunu belirterek, bu 12 gün içinde Numan Kurtulmuş’a Can Atalay kararını TBMM Genel Kurulu’nda okutma çağrısında bulundu. Uzun, Meclis’in aynı zamanda AYM kararına uyum çağrısıyla Tayfun Kahraman’ın serbest bırakılması ve kayyum kararlarında da geri adım atılarak “Ahmetler görevine döndün” dedi. Uzun, Komisyon’dan somut adımlar çıkması gerektiğini ve “Bu Komisyon’a da, toplumumuza da haksızlık yapmayalım” diye ekledi.

DEM PARTİ’NİN RAPORA ŞERHİ

Komisyondaki DEM Parti üyelerinin “Ortak Rapor Taslağına Dair Farklı Görüşlerimiz” başlıklı şerhi ise şöyle:

“Ortak Rapor Taslağının hazırlık sürecinde DEM Parti olarak ısrarla uzlaşma zeminini zorladığımızın, bunun için yapıcı bir rol üstlenmek konusunda özenli hareket ettiğimizin bilinmesini isteriz.

Ortak Rapor Taslağının, özellikle “SÜRECE İLİŞKİNYASAL DÜZENLEME ÖNERİLERİ” ve“DEMOKRATİKLEŞME İLE İLGİLİ ÖNERİLER” başlıklarında yol gösterici rolünü oynayacağına inanıyor; bu konuda demokratik geleceğe olan inancımızın bir gereği olarak elimizden gelen katkıyı sunacağımızın bilinmesini istiyoruz.

Komisyon çalışmaları ve Ortak Rapor Taslağı yazım sürecinde olduğu gibi bundan sonra da Barış ve Demokratik Toplum sürecinde üstlendiğimiz tarihsel rolün sorumluluğuyla hareket edeceğimizi vurguluyor, sürecin gerektirdiği demokratik ve yapıcı yaklaşımdan taviz vermeyeceğimizi belirtiyoruz.

Ancak tüm çabalarımıza rağmen Ortak Rapor Taslağında yer alan kimi kavramlar ve yaklaşımlar hakkında farklı düşünüyoruz. Farklı düşüncelerimizi, gerekçeleriyle birlikte paylaşmak istiyoruz.

A. Komisyon Ortak Rapor Taslağında, “Terörsüz Türkiye süreci”, “terör örgütü”, “terör belası” gibi kavramların kullanılmasını uygun bulmuyoruz. Buna göre;

1. Sürecin adı konusunda Komisyona üye veren siyasal partiler arasında bir uzlaşı olmadığı için bu durumu gözetmeyen tek taraflı yaklaşımları doğru bulmadığımız gibi bu türden yaklaşımlar ortak rapor yazımına ve uzlaşı arayışına da denk düşmemektedir.

DEM Partiolarak mevcut süreci, Sayın Abdullah Öcalan’ın27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrıya ismini verenBarış ve Demokratik Toplum Süreci olarak tanımlamaktayız.

Anılan nedenlerle sürecin adının Ortak Rapor Taslağında “Terörsüz Türkiye” olarak ifade edilmesinin doğru olmadığını, bunun yerine TBMM bünyesinde kurulan Komisyon ismindeki gibi “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi” süreci adıyla nitelendirilmesi gerektiğini belirtmek isteriz.

2. Kürt meselesi “terör” kavramı ile anılamaz. Kürt meselesivardır ve bu bir terör sorunu olarak görülemez. Kök nedenleri itibariyletek boyutlu bir sorun değildir; siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel, tarihsel arka planı olan bir hak ve özgürlükler meselesidir. Bugün ısrarla “terör” diye tariflenen süreç, inkara dayalı politikaların ortaya çıkardığı çatışmalı süreçtir.Bu yönüyle Kürt meselesi, bir sistem sorunu olduğu kadar, kimlik ve kültür sorunudur. Kürt halkının eşitlik ve özgürlük haklarının bütününü ve demokratikleşmeyi kapsar.

3. Kırk yılı aşkın süredir yaşanan çatışmalı sürecin bin bir emekle sonlandırılmasına çalışıldığı bu dönemde halen ezber yaklaşımlarda, eski tariflerde ısrar etmek, yaşanılan acılı dönemden gerekli dersleri çıkarmamış olmaktır. Rapor taslağının ilgili yerlerinde acıları bile tek taraflı tarif etmek, Kürt halkının yaşadığı acıları görmezden gelmek, kabul edilebilirdeğildir. Ortak gelecek, acıları ortaklaştırmakla ve paylaşmakla mümkündür. Ülke insanına lazım gelen, ortak bir gelecek tahayyülü, ortak değerlerdir. Bu değerler ancak hakikatin kabulüyle mümkündür. Demokratik geleceğin inşasında ortak kavramlar, tanımlar ve yaklaşımlar geliştirmek önemlidir.

4. Kürt halkı ve dostları, Kürtlerin özgürlük ve eşitlik mücadelesini ne terör olarak ne de örgütlü mücadelesini terör örgütü olarak tarifledi. On yıllar boyunca onca zulme, baskıya rağmen özgür ve eşit yaşam tutkusundan başka bir amacı olmayan Kürt halkı, bu tanımlamaları kabul etmedi. Rapor taslağında anıldığı üzere çatışma çözüm literatürüne gerçekten bir “Türkiye Modeli” armağan edilmek isteniyorsa tüm halkların değerlerine saygılı olmakla yola çıkılmalıdır. Toplumsal değerler tek taraflı tanımlamalarla inşa edilemez; bilakis bu tarz yaklaşımlar, Komisyon dinlemelerinde de sıkça ifade edildiği üzere siyasal ve toplumsal sorunları yaratmaktadır. Bu vesileyle bir kez daha belirtmek isteriz ki, gerçek kardeşlik, halkların-inançların değerlerine eşit yaklaşmakla, ona eşit mesafelenmekle mümkündür.Ortak Rapor Taslağında yer verilen “Kürdün onurunun, Türkün gururunun korunması” ancak bu eşit yaklaşımla söz konusu olacaktır. Tüm bu gerekçelerle “Kürt halkı ve Kürt meselesi vardır” diyen milyonlara karşı sorumluluğumuz ve saygımız gereği “terör örgütü” kavramının Ortak Rapor Taslağında kullanılmasını doğru bulmuyoruz.Bu kapsamda; coğrafyamızda Türkler, Kürtler ve Araplarla birlikte birçok farklı etnisitelerin ve inanç gruplarının yaşadığını, halkların ve inançların arasındaki ilişkinin demokratik temelde kurulması gerektiğini düşünüyoruz.

5. Kürt meselesini, çatışma zemininden uzaklaştırıp siyasi ve hukuki bir zemine çekmeye çalıştığımız bu dönemin baş mimarlarından, yürütücülerinden birisi olan Sayın Abdullah Öcalan’a yaklaşım da kritik önemdedir. Unutulmamalıdır ki, Sayın Öcalan, 1993 yılından bugüne Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda stratejik bir çabanın sahibidir. Ayrıca son bir yılı aşkın süredir İmralı adasının elverişsiz koşullarında ilmek ilmek barışı örmeye çalışmaktadır. Tüm sorunları çözmek için olağanüstü bir çaba göstermektedir. Bu yönüyle sürecin enfekte olmaması için hem sorun çözücüdür hem de sürecin öncülerindendir. Lideri olduğu PKK’ye yaptığı çağrıyla alınan kararlar, atılan adımlar ve son olarak Rojava’daki kriz esnasında geliştirdiği çözümle siyasal, örgütsel, toplumsal gücünü göstermiştir.Tarihsel birikimi ve tecrübesi, tereddütsüz Demokratik Cumhuriyet çabası itibariyle de kurucu siyasal aktörlerden birisi olan Sayın Öcalan’ınve mücadelesinin taslak raporda ısrarla “terör”, “terör örgütü” gibi kavramlarla birlikte tanımlanmasını, sürecin hukuku ve gereklilikleri noktasında doğru bulmamaktayız.

B. Komisyon Ortak RaporTaslağının “Hak ve Özgürlüklerin Genişletilmesi ile İlgili Düzenlemeler” başlığı altında “Doğuştan gelen dokunulamaz ve devredilemez…” hakların başta anadili hakkı ve kimlik/kültür hakları gibi insanlık değerlerini ve evrensel hakları içerdiğini özellikle belirtmek isteriz.

Anadili, yalnızca bir iletişim aracı değil; düşünme biçimini, öğrenme süreçlerini, duygulanım dünyasını ve toplumsal aidiyet hissini belirleyen kurucu bir unsurdur. Türkiye’de farklı dil ve kültüre sahip milyonlarca insanın, başta Kürtçe olmak üzere anadili hakkına yönelik kısıtlayıcı düzenlemelerin, uygulamaların ve kamusal engellerin ortadan kaldırılması ve çok dillilik ile barışılması gerekmektedir.

Sonuç olarak; Ortak Rapor dili, tek taraflı bir dil olmamalıdır. Birçok kesimde farklı travmatik etkiler yaratan birçok kavram yeniden değerlendirilmelidir. Metnin ruhuna, sahici ve toplumsal vicdana hitap eden bir dil yerleştirilmelidir. Barış, sadece sonuç değil; yöntemin ve dilin kendisidir aynı zamanda. Unutmayalım ki, dil kırılgansa, sonuç da kırılgan olma ihtimalini barındırır.”

TİP “KÜRT SORUNU VARDIR” TEPKİSİYLE TBMM’YE CAN ATALAY HATIRLATMASI YAPTI

Türkiye İşçi Partisi (TİP) adına Ahmet Şık, meseleye adını koyarak yaklaşmak gerektiğini belirterek, “Kürt Sorunu vardır” tepkisini paylaşarak konuşmasına başladı. Raporda Kürt meselesini terör kavramıyla yaklaşıldığını ve çözüm zemini sunulmadığını söyleyen Şık, meseleyi terör kavramına indirgeyerek raporda devletin yıllardır yaklaşımını sürdürdüğünü belirtti ve “Bu metin bir çözüm programı değil, siyasi sorumluluktan kaçış belgesidir. Çözüm değil statüko tahkimidir” dedi.

Şık, yargıda sorunları mevcut hukuk normları uygulansa dahi çözmek mümkün iken, TBMM’nin kanun ve Anayasa’ya aykırı davrananlar hakkında adım atması gerekirken, Anayasa’ya uyulmasını tavsiye kararı haline getirilmesini yanlış bulduğunu söyledi. Şık, “Bu, kendi varlık nedenini inkâr eden bir yasama pratiğidir. Anayasa’yı uygulamayanların, anayasanın uygulanmasına dair tavsiye kararı üretmesi hukukla alay etmektir. Eğer hukuka dönmekte ve önerdiğiniz demokratikleşme adımlarında samimiyseniz Hatay milletvekilimiz Can Atalay’la ilgili AYM kararını uygulayın. Meclis Başkanı’nın yetkisinde ve bir imzasıyla gerçekleşecek olan Meclis kütüğüne kaydı yapılsın. Ülkeyi demokratik normlardan uzaklaştıran, bilinçli bir tercihle hukuksuzluğu sürdürmekte ısrar eden siyasi iktidarın tercihi ve talimatıyla kayyım atanan belediyelerde seçilmiş başkanların göreve döndürülmemesi, Barış Akademisyenleri’nin görevlerine iade edilmemesi bu raporun “barış” iddiasını boşa düşürmektedir. Tutukluluğu bir cezalandırma aracına dönüştüren, AYM ve AİHM kararlarını uygulamamakta direnen Akın Gürlek’in hukukun tabutuna çivi çakmaktaki becerisi ve sadakati nedeniyle ödüllendirilerek Adalet Bakanı yapılması bile bu sürecin hangi zihniyetle yürütüldüğünü açıkça göstermektedir” dedi.

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar