Tülay Hatimoğulları: Barış sürecini 3 perspektiften ele alıyoruz

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis Grup Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. Hatimoğulları, "Barış sürecini 3 temel perspektiften ele alıyoruz" diyerek demokrasi vurgusu yaptı.

GAZETE PENCERE - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Hatimoğulları sözlerine, 6 Şubat depreminde yaşamını kaybedenleri anarak başladı. Deprem sonrasında iktidarın pratiklerini eleştiren Hatimoğulları, depremzedelerin aradan geçen 3 yıla rağmen hala konteynerlerde yaşadığına dikkat çekti ve “21 metrekareye 3 yıldır sığdırılmış hayatlar söz konusu” dedi.

Hatimoğulları'nın konuşmasından satırbaşları şöyle:

DEPREM BÖLGESİ ZİYARETLERİ: İlk yardımlar belediyeler, STK, DKÖ, Alevi kurumları, kadın hareketi, insan hakları savunucuları ve gençlerden geldi. Büyük bir toplumsal dayanışma örneği gördük. İlk destekler onlardan geldi. Hepinize çok müteşekkiriz. Hayata tutunacak dal oldunuz bizlere.

AFAD’ın kâğıttan kaplan, içi boş bir kurum olduğu bu depremde ortaya çıktı. Samandağ’da enkaz altındaki çığlıkları duyan AFAD gönüllülerinin hıçkırarak ağladığını gördüm. Eğitim almalarına rağmen müdahale edemediler. Ellerinde ne bir kazma ne de bir kürek vardı.

KIZILAY'A ELEŞTİRİ: Kızılay. Geçmişte uluslararası yardımlara koşabilen bir yapıya sahipken; şimdiki faaliyetleri görüntüyü kurtaran, sembolik yardımlara düşmüş, çadır, konserve satan pozisyonla iyice yıpranmış bir kurum. Kurumların içi boşaltılmış. “Liyakatsizlik var” derken tam da bunları kastediyoruz. Kurumların el uzatması gerekirken, bu iktidar bu kurumların içini boşalttığı için böyle oldu.

BARIŞ SÜRECİNİ 3 TEMEL PERSPEKTİFTEN ELE ALIYORUZ: Komisyon ortak rapor yazım sürecinde sona gelmiş bulunuyor. Bu rapor temennilerin ötesine geçmelidir. Barışı gerçekten mümkün kılacak siyasal ve hukuki çerçeve koyulmalıdır.

Barış sürecini 3 temel perspektiften ele alıyoruz

Birincisi demokratikleşmedir. Demokratikleşmenin vazgeçilmez koşulu kayyım uygulamalarının sonlandırılmasıdır. Barış, dağda olanların sürgünde olanların demokratik yaşama katılımını sağlayacak bir süreçtir. Cezaevinde tutulanların özgürlüğüne kavuşması sürecin parçasıdır. Ana dilde eğitim kültürel bir haktır.

İkincisi hukuktur. Hukukun askıya alındığı yerde barış kalıcı olamaz. AYM, AİHM kararlarının uygulanmadığı bir ülkede barış süreci inandırıcılığını yitiriyor. Bakın Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala, Can Atalay içeride iken barış sağlam bir zemine oturamaz. Umut hakkı sayın Abdullah Öcalan dahil, siyasi tutsaklar için tanınmazsa hukuki zemin eksik kalır. Bu sürecin en önemli faktöre Sayın Öcalan'dır ve buna göre hareket edilmelidir.

Üçüncüsü ise özgürlükler. Barış toplumun nefes alması demektir. Örgütlenme ve basın özgürlüğü olmadan barış olamaz.

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar