Mehmet Şandır

Mehmet Şandır

Tarihi uyarı

Bir toplum, öldüğünü fark eder mi?

Bu soru, eğitim sistemindeki başarısızlığın millet hayatındaki mukadder sonucunu geçmiş örnekleri ile hatırlatan bir hocamız tarafından soruldu. 

Yaklaşık 3 milyon adayın katıldığı 2023 yılı üniversite giriş sınavının sonuçları açıklandı. Temel Yeterlik Testi sınavına katılan adaylardan 100.510'u, Alan Yeterlik Testi sınavına girenlerin 120.920'si sıfır puan almış. Başarı oranları geçen yıldan da düşerek ortalama yüzde yirminin altına inmiş. Temel Matematik‘te 40’ta 8,218; Fen Bilimleri’nde ise 20’de 3,546 ortalama gerçekleşmiş. Bu sonuç, eğitim sisteminin diğer alanlarında ve tüm kurumlarında özellikle de üniversitelerde yaşanan kalite kaybı ile birlikte değerlendirildiğinde bir çöküş yaşandığı görülecektir.

Bu sonuçlarla mı bilim toplumu olup geleceğe damga vuracağız?

“Türkiye Yüzyılı” veya Türk Asrı, temel bilimlerde yetersiz; bilmesi gerekenlerin ancak yüzde yirmisini bilebilen, dört işlem bilmeyen mühendislik öğrencileriyle hatta Türkçe dilini doğru konuşamayan; diplomalı nesillerle mi gerçekleşecek?

Küreselleşen dünyada bilginin gücüne sahip olmadan nasıl rekabet edeceğiz, nasıl kalkınacağız, milletimizin birliğini ve devletimizin bağımsızlığını nasıl koruyacağız? 

Bu sonuç, bugünün sonucu değil; yılların getirdiği ihmal ve vurdumduymazlığın, yanlış eğitim politikalarının eseridir ve her geçen gün de daha kötüye gitmektedir ve asıl korkunç olanı da bunun farkında olmamaktır.

Konunun uzmanları, “Türk toplumu ölüyor, Türk Devleti çöküyor! Toprak ayağımızın altından hızla kayıyor; ey siyasetçiler ve yöneticiler; yarın çok geç olacak, bugün yapılması gerekenleri ertelemeyin” diye canhıraş çığlıklarla uyarılarını yapıyor ve mukadder akıbeti haykırıyorlar.

TÜİK’in açıklamasına göre, 15 yaş üstü nüfusumuzun yüzde 69’u bir yıl içinde hiç kitap okumamış, haberiniz olsun. 22 yıldan bu yana ülkeyi yöneten bu iktidara bu sonuçlardan sorumluluğunu hatırlatmayacak mısınız?

Abartıyor muyum?

Gençlik geleceğimizdir, eğitim geleceğimizi kurmaktır; bu sonuçlar, geleceğimizi yok ettiğimizin ispatıdır; farkında değil miyiz?

Eğitim, bilgi edinmenin ötesinde değer kazanmanın aracıdır. Bir değer ekseni etrafında bilgi kazanılması insanı dolayısıyla toplumu güçlü yapar. Cümleyi tersinden veya negatif de kurabiliriz. Değer eksenini kaybetmiş bir eğitim bireye bir şey katmaz.

Türkiye’de özellikle son yıllarda daha da hızlanarak yaşanan cinnet halinin birçok sebebi olabilir ancak değerlerini kaybetmiş bir eğitimle yetişen nesiller, “dalından koparılmış kuru bir yaprak gibi” savrulmakta veya “cam kırığı yığını gibi” parlasa da çevresine acı vermektedir. 

Bu durum, böyle devam ederse toplumu çözülmeye ve devleti yıkılmaya sürükleyecektir.

Bu iddianın bizim tarihimizde yaşanmış örneği vardır. 

Selçuklu Türklerinin Kutalmış oğlu Süleyman Şah’ın liderliğinde kurduğu Anadolu Seçuklu Türk Devleti, yıkılırken bir Fars devletidir; devletin dili Farsçadır, Şah’ın adı Alaaddin Keykavus’tur. Dönemin kültür ve sosyal hayatının oluşmasında başat rol oynayan Mevlana Celalettin Rumi’nin Türkçe bir tek beyti yoktur. Millet, kimliğini, benliğini yani milli vasfını kaybetmiştir; devlet, Moğol ordularına karşı kendini savunamamış ve yıkılmıştır.

İnsan topluluklarının zamanın imbiğinden süzülerek başkalarından farklılık kazanması, özel/öznel bir tanıma kavuşması yani kimliklenmesi ile oluşan sosyal olguya millet denmektedir. Millet, yaşadığı coğrafyada örgütlenerek egemenlik kazanır yani devlet kurmuş olur. Kısacası devleti yaşatan güç milletin milli vasfıdır. Bunu kaybederseniz devletin yıkılmasını önleyemezsiniz. 

Devletlerin çöküşünü ve yıkılışını hazırlayan birçok sebep vardır. Ancak devleti kuran milletin köklerinden ve değerlerinden kopması halinde yıkılışın çok hızlanacağı gerçeği tarihen sabittir. Bir başka ifade ile söylersek, özne, öznelliğini kaybederse yüklemin anlamı kalmaz; cümle boşluğa düşer, maksadı ifade etmez.

BENCE

Eğitimde yaşanan bu çöküş sosyal hayatımıza şiddet olarak yansıyor.

Son zamanlarda Türk Milleti’nin töresine, kültürüne ve inancına asla yakışmaz davranışların artmış olması sıradan/normal veya basit bir asayiş vukuatı olmanın çok ötesinde bir milli güvenlik hatta bir beka sorunu haline gelmiştir. 

Türkiye’de günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası olan şiddet olayları hızla şekil değiştiriyor; artık, cinayetler kameraların altında işlenir oldu, hatta yaptığı işkenceyi kendisi kameraya alan insanlar var; suç işlemekten, kanundan, devletten, yargıdan, cezalandırılmaktan korkmayan insanlar sokaklara hakim oldu.

“Kuldan utanmak Allah’tan korkmak” çok eskilerde kaldı. Mahallenin velisi, delisi, delikanlısı yok artık. Mahallelinin namusu ve can güvenliği eşkıyaya emanet…

Bu toplumun aydınları, aymazlıktan artık vazgeçin! Yaşananlar yaşayacaklarımızın işaret fişeği; gerçekler üzerimize üzerimize geliyor. Siyasete güzellemeler yapmak sizleri sorumluluktan kurtaramayacaktır. Tarih önce sizleri sorumlu tutacak, suçlayacaktır!

Tehlikenin büyüklüğünü fark edelim!

Tarih bizi uyarıyor!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mehmet Şandır Arşivi