İ. Bülent Çelik

İ. Bülent Çelik

Zengine Vergi İndirimi Fakire Bakara 155

Ustalarımın telkinine istinaden, dini konuları mizah malzemesi yapmam. Karikatür ve mizah yazılarımda inanç eleştirisinde bulunmam. ‘İlhan Selçuk’ hocamın “İnanç tartışılmaz, fikir tartışılır!” şeklindeki veciz cümlesi bizim de düsturumuzdur.

Ancak, gel gör ki, gerçek inanç sahiplerini, onların inançlarını kullanan “bezirganlara” karşı uyarmak, dönüp dolaşıp bu garibe de düştü. Çünkü bu mesele inanç meselesinden çıkarılıp siyasi bir mesele haline getirildi.

Geçtiğimiz ay üç cenazeye katıldım. Son olarak da bu hafta içi bir yakınımın cenazesindeydim.

Her üç cenazede de cenaze namazını kıldıran imam, Bakara suresinin 155’inci ayetini okuyup Türkçe mealini açıkladı.

“Ee, Ne var bunda?” diyeceksiniz! Devam edelim!…

İslam Peygamberi Hz. Muhammed ve ona inanmış müslümanlar, 622 yılının Eylül’ünde, 15 günde gerçekleştirdikleri ‘Hicret’ten, yani artık yaşama şanslarının kalmadığı Mekke’den, zorunlu olarak Medine’ye göç etmelerinden sonra, bu yeni yurtlarında, her zorunlu göçmen grubunun yaşadığı sıkıntıları yaşadı.

Her ne kadar Medine’deki müslümanlar bu yeni gelen muhacirlere, barınma, yeme içme, yaşama konusunda yardımlarda bulunmuş iseler de, yurtlarından, evlerinden, işlerinden, olmuş insanların sıkıntıları az değildi. Kaynaklara göre ‘Bakara 155’, müslümanların ilk zorunlu göçünün yarattığı bu zorlu koşullarda indi..

İslam Peygamberi, zordaki müslümanlara; onların dayanma güçlerini arttırmak, çözülmelerine, dirençlerinin düşmesine mani olmak için Allah’ın şu emrini iletti: “Andolsun ki sizi biraz korkuyla, açlıkla, mallardan, canlardan ve meyvelerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele.”

İşte Tayyip Erdoğan da, Aralık 2021’de, yani ekonominin rayından çıkmasının, geniş halk kesimlerini daha fazla bunaltmaya başladığı ve bu bunalımın gittikçe artacağının anlaşıldığı günlerde, Dolmabahçe’de ‘İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamento Birliği’ Toplantısının açılışını bu ayeti okuyarak yaptı. Mesaj milleteydi. Özeti de şuydu: “fakirleşseniz de itiraz etmeyin, isyan etmeyin, sabredin!”

Bu tarihten sonra Diyanet de, adeta işareti almışcasına, Cuma hutbelerinde ‘Bakara 155’i tebliğ etmeye başladı. Haliyle, Türkiye sathında 85 bin camide, 275 bin imam, vatandaşa bu telkini yapmaya koyuldu. Elbette, imamlar, sadece cuma hutbelerinde değil, cenazelerde de, Bakara 155’i okuyup tefsiri sürdürdüler. Büyük bir koro: hep bir ağızdan, gariban vatandaşa, “sakın sesini çıkarma!”

cümlesini telkin ediyordu.

Halbuki, Kur'an'ı doğru bilenler onun, zenginliği neredeyse yasaklayan bir ana mesajı ve bu mesajı sık sık vurgulayan bir peygamberi olduğunu da iyi bilirler.

Zenginliğini paylaşmanın, kendisine yetenden fazlasını dağıtmanın, zekatın, kimseyi fakir ve çaresiz bırakmamanın zorunluluğunu anlatan yüzlerce ayet varken; tuzu kurular, bula bula, muhacirlik koşullarının en zor günlerinde, müslümanların direncini arttırmak için okunan, bir samimi ayete sarıldılar.

Ekonomisi kötü yönetilen, evine ekmek götürmekte zorlanan işçiye, iş bulamadığı için hayata küsen işsize, torununa harçlık veremeyen emekliye, dört bir yandan yapılan “sakın itiraz etme!” telkini siyasi bir hamledir!

Hayır, bunu Suriyeli sığınmacılara, Afganistanlı kaçak göçmenlere söylüyorsanız bir anlamı olabilir. Yoksa biz, yirmi iki yılın sonunda, hicret ettik de haberimiz mi yok! Hani biz ‘muhacir’ değil ‘ensar’dık!

Erdoğan beni ciddi zarara soktu!

Tarih 12 Aralık 2022. Yani bundan tam bir yıl üç hafta kadar önce Recep Tayyip Erdoğan kürsüde şu

kadar kesin, net ve emin konuştu:

“Açıkça söylüyorum herkes 2023’te hesabını yüzde 20’ler seviyesinde enflasyona göre yapsın. Aksi yönde hareket edenlere biz hükümet olarak kendi yetkilerimizi, milletimiz de kendi iradesini kullanarak gereken cevabı verecektir.”

Bu konuşmayı bir miktar tüyo gibi değerlendirmeye çalıştıysam da sonuçta esaslı bir tehdit olarak algıladım! “Neme lazım, söyleneni yapayım, cincik kadar paramla, başımı derde sokmayayım” dedim!

Ben kendi payıma, hem devletin, hem hükümetin, hem askeriyenin, hem emniyetin başı olarak; maliyenin, mülkiyenin, hazinenin, darphanenin ve dahi memlekette enflasyonu belirleyen her şeyin direksiyonunu tutan; istediği icraatı, istediği şekilde yapma ve yaptırma yetkisine haiz koskoca Cumhurbaşkanımızın bu köşeli, net ve açık deklarasyonuna mecburen inandım, hesabımı onun vaz

ettiği biçimde yaptım.

Hemen o gün, kenardaki dolar cinsinden bütün dövizimi bozarak 18 TL’den yerli milli paramıza çevirdim..

Her üç ayda bir mütemadiyen “sabır, yaa sabır!” dedikleri için vaad edilen tarih olan 2023’ün sonuna kadar da sükunet ve sabırla bekledim.

2023 sonu gelip tarih 2024’e devredince, birikimimi cebime koydum, yallah koşarak döviz bürosuna gittim...

Bir yıl önce 100 Amerikan doları vererek aldığım 1800 TL’yi görevliye uzattım! “Şunu hemen Dolar yap!” dedim.

Büfe görevlisi, elime 60 Dolar ve birkaç Lira da bozuk para vererek kapıyı gösterdi.

Yüz Dolarım bir yılda 60 Dolara inmişti. Yine de şükrettim! Eve doğru giderken kendi kendime,”Yüce rabbim beni ince ince fakirlikle sınıyor” diye mırıldandım.

Öyle ya, ya yüz dolar yerine yüz bin dolarım olsaydı… Zararı düşünebiliyor musunuz?

İstanbul için tek yol!

Erdoğan’ın İstanbul’u kazanma ihtimali içeren tek bir formül var. İmamoğlu karşısında; öyle sağ kolu, en iyi adamı, eniştesi, damadı filan değil, kendisi, şahsen ve bizzat aday olacak!

“Hadi canım, olur mu öyle şey, Cumhurbaşkanlığından Belediye Başkanlığına tenzili rütbe, olacak iş mi?” dediğinizi duyar gibi oluyorum!

Cumhurbaşkanı olarak ‘Devletin başı’,

Ak Parti Başkanı olarak Hükümetin başı,

CEO olarak da Varlık Fonunun başı olunabiliyorsa, bütün bunlara ek olarak

Belediye Başkanı olarak da İstanbul’un başı olmakta ne sakınca var?

Maçoğlu’nu da yakmayın!

Aralık başında, Tunceli Belediye Başkanı Maçoğlu, ‘Ovacık Doğal ÜrünlerKooperatifi’nin Samsun Şubesini açmak üzere Samsun’a gelmiş, olağanüstü bir vatandaş ilgisi görmüştü.

Açılışa katılan partili partisiz vatandaşlar, kendisiyle fotoğraf çektirebilmek için sıraya girip kuyruk oluşturmuş, Maçoğlu’nun, elindeki çayı soğutmadan içebilmek için etrafındakilerden adeta yalvararak izin istediğine ama yine de fotoğraf arası izni alamadığına, bir çaycağızını içemediğine şahit olmuştum. Öyle hain bir sevgi yani!..

Anlaşıldığı üzere, ben de kendisiyle o açılışta, ayaküstü tanışan ve birlikte fotoğraf çektirenlerden biriydim.

Şimdi Maçoğlu’nun, Türkiye Komünist Partisi adayı ya da Sosyalist Meclisler Federasyonu çatısı altında, İstanbul Kadıköy’den aday gösterileceği söylentileri var.

Kendisi ile fotoğraf çektirme kuyruğuna girenlerden biri olarak şunu net biçimde söyleyeyim! Bir kere, bu bir milletvekili seçimi değil, belediye başkanlığı seçimi! Maçoğlu, bu belediye seçimlerinde, eğer Kadıköy, Beşiktaş gibi zaten sol ve

sosyal demokratların kazandığı bölgelerden aday gösterilirse, o ve onu aday

gösterenler, bu seçimlerdeki espriyi hiç anlamamışlar demektir.

Bu seçimde, eğer Maçoğlu’nun başarılı geçmişinin markalaştırdığı isimden yararlanılacaksa, muhalefetin kazanamadığı uygun bölgelerden birisi seçilmeli, CHP’nin de dahil olduğu bir bölgesel ittifak ile bu yölgede seçim mutlaka alınmalıdır.

Aksi halde hem Maçoğlu için hem de zaten demokratların kazana geldiği o

bölge için büyük risk vardır.

“Ne riski?” diyenlere, RTE’nin İBB Başkanı seçildiği 24 Haziran 2018

seçimlerine bir göz atsınlar derim!

Tarihten ders almayı biz de beceremeyeceksek, “yansın Suriye, yıkılsın dlib,

kahrolsun Esad!”

---

Önceki ve Sonraki Yazılar
İ. Bülent Çelik Arşivi