Apaçık Şiirden Kapalı Şiire Melih Cevdet Anday

Melih Cevdet Anday, 13 Mart 1915’de doğdu. Doğum gününü güzel bir bahane kılarak Garip şiirine ve poetikasına, Melih Cevdet’in şiirinin özgünlüğüne ve dönüşümüne bakan bir yazı ile bu Pazar köşemi şiirle süslemek istedim.

Şiire Garip hareketinin –Orhan Veli ve Oktay Rifat’la birlikte- üç temsilcisinden biri olarak başlamıştır Melih Cevdet Anday. Üç şairin şiirlerinin bir antoloji gibi toplandığı Garip adlı kitap, 1941’de yayımlandığında, “Garip Şiiri” ya da “Birinci Yeni”, poetikası ve şiirleriyle edebiyat dünyasında hemen ilgi çeker. Garip akımı, şiiri gündelik hayata ve dile, sokağa ve sıradan insana indirmeyi savunmaktadır. Bu sava daha sonra toplumsal amaçlar da eklenir. Cumhuriyet’in ilk yıllarının 1950’ye kadar henüz tam olarak gerçekleştirilememiş, saptırılmış hedeflerine göndermeler yapan amaçlardı bunlar. Nâzım Hikmet’teki gibi, sosyalizmin felsefi ve politik görüşleri ile Cumhuriyet’in Aydınlanmacı ideallerini bağdaştırarak halka seslenme girişimidir Garip şiiri.

Garip şairlerinin, toplumsal sorunları ortak bir şairane duyarlıkla değerlendirmek ve bunları şiirlerinde işlemek için bir araya gelecekleri bir yayın organına ihtiyaçları vardı. Bu ihtiyaç, ilk sayısı 1949’da yayımlanan Yaprak dergisini doğurdu. Derginin ilk sayısında ortak imzayla yayımlanan bir şiir, Garip şairlerinin bu son buluşmalarında nasıl bir poetikaya bağlı olduklarını açıklar:

Gül verir yonca alırız

Bülbül verir serçe alırız

Edebiyat verir yalınsöz alırız

Tekses verir çokses alırız

Halı verir kilim alırız

Kara tahta verir hayat alırız

Diploma verir değer alırız

Lisan verir dil alırız

Hacıyağı verir zeytinyağı alırız

Meta verir fizik alırız

Turan verir memleket alırız

Salon verir sokak alırız

Hazırlop verir alın teri alırız

Canan verir dost alırız

Gözyaşı verir ümit alırız.

“Gül, bülbül, edebiyat” ile “yonca, serçe ve yalın söz”ün takas edilmesi divan şiirinden 1920’lerin süslü edebiyatına varıncaya kadar olan eski edebiyat anlayışının reddini dile getirmektedir. “Tekses” verip “çokses” almak, Cumhuriyet döneminin mûsikî inkılabına, “halı” verip “kilim” almak halkçılık ilkesine, “lisan” verip “dil” almak da dil devrimine bağlılığı ifade eder. Ama “kara tahta” verip “hayat” almada, “diploma” verip “değer” almada milli eğitim politikasına, “Turan” verip “memleket” almada ise vatandaşlık temelli olmaktan ırk temelli olmaya dönüşen milliyetçiliğe karşı bir eleştiri vardır. “Hacıyağı” ile “zeytinyağı” alışverişi dinî olanın yerine dünyevî olanı koymak ve “meta” ile “fizik” alışverişi de dinî bilgi yerine bilimsel bilgiyi koymak anlamına gelir. “Salon” ile “sokak”, “hazırlop” ile “alın teri”, “canan” ile “dost”, “gözyaşı” ile “ümit” karşıtlıkları da toplumcu veya sosyalist düşüncelerin ifadeleridir.

Bir Cumhuriyet şiiri

Lâkin Garip şiirinde, Nazım Hikmet’in şiirlerindeki gibi işçi, fabrika, emek, sömürü, açlık gibi slogan sözcüklerle dile getirilen, şairane söyleyişle ifade edilen komünist ideoloji değil, akla ve bilime dayanan Aydınlanma düşüncesi egemendir. Nitekim 1937’de, Ulus Gazetesi’nde şiirin durumuna dair bir soruşturmaya Garip şiirinin sözcüleri olarak verdikleri cevapta Orhan Veli ve Melih Cevdet, “sanat, hiçbir zaman itikatların dellallığını yapmak işiyle tavzif edilemez. Yahut yeni de olsa birtakım ideolojilerin söylediklerini bilinen kalıplar arasına sıkıştırmak yeni bir şey yapmış olmak demek değildir.” diyerek Nazım Hikmet’i eleştirirler.[1]

Garip şiiri, eleştirmekten sakınmadan Tek Parti rejiminin politikalarını ve Cumhuriyet ilkelerini savunmaktan da geri durmamış, hatta bu uğurda kendini görevli saymıştır. Çünkü Garip şairleri; Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet yaklaşan Demokrat Parti fırtınasının farkındaydı. Bu fırtınanın yıkıcı etkileri olacağını tahmin ediyorlardı. Demokrat Parti, gerici odakların özlem ve arzularını kışkırtıyordu. Bu yüzden Cumhuriyet’in devrim ve değerlerini, Aydınlanmanın düşünce ve hedeflerini savunmaya adamışlardı kendilerini.

Kafa şiiri

Garip şairleri, ayrıca şiire felsefi bir içerik katmayı da amaçlamıştır. Orhan Veli’nin çevirdiği André Breton ve Paul Eluard’ın “Şiir Üstüne” adlı yazısının sonundaki bir cümle, Garip şairleri için referans alınacak denli önemlidir: “Bir gün gelecek şiir sadece kafa ile okunacak. İşte o zaman edebiyatın işi iş.” Şiiri kafa ile okunacak bir hale dönüştürme istenci, yani felsefî bir içerik katma girişimi, Garip şiirinin karşı çıktığı kendinden önceki kuşakların, şiiri salt bir duygu aktarma aracına döndürmüş olmalarına bir tepki olarak görülebilir. Şiirin sadece bir duygu, bir inanç ya da bir ideolojiye tercüman olamayacağı bütün Garip şairlerinin öğretisi olarak savunulmuştur ama en çok da Melih Cevdet Anday sahip çıkmıştır bu ilkeye.

Yıllar sonra kendisiyle yapılan bir söyleşide, “Nazım’ın temsil ettiği solcu şiir yüksek sesli şiirdir. Hitabet gibidir, meydanlarda okunur. Bizimki odada okunacak şiirdir.” demiştir.[2] Yani Melih Cevdet, şiirlerinin kitlelerin duygularına hitap etmekten çok, bireylerin akıllarıyla sohbet ettiğini belirtir. Onun ve diğer Garip şairlerinin amacı duyguları titretmekten daha çok, düşünceyi uyandırmaktır.

Melih Cevdet için şiir ilhamla değil çalışmayla yazılır; ilham eski şiire, çalışmak ise modern şiire has bir özelliktir. Modern şiirin bu özelliğiyle ilgili düşüncesini şöyle açıklar: “Bugünkü sanatkâr, sanat aramıyor yapıyor. Şiirin de insan elinden çıkan diğer bütün işler gibi alın terinin, emeğin mahsulü olduğunu biliyor.”

“Faydalı şiir”

Melih Cevdet modern şiirin diğer bir özelliğinin de “güzel”den çok “fayda”yı aramak olduğunu vurgular. Melih Cevdet’in Garip’te yer alan şiirlerini de içeren Rahatı Kaçan Ağaç adlı kitabı 1946’da yayımlanmıştır. Melih Cevdet’in, Garip şiirinin genel özelliklerini taşıyan Rahatı Kaçan Ağaç’taki şiirleri faydacılığıyla ayrımlaşır.[3] Kitaptaki “Yeni Yol” adlı şiirle bir örnek verelim:

Vakit gelmiş

Dilimin çözülmesi vakti

Gece yarısından bir saat sonra

Uykum kaçıp gitmiş

Bir ben uyanıvermişim bu saatte

Sözüm var söyleyecek besbelli

Uyuyun, uyuyun daha iyi anlamak için

Mutlu edeceğim hepinizi

Size her şeyin kolay ve sade olduğunu öğreteceğim

İmkânsız saadeti icat edenlere inanmayın

Harbin gereğinden bahsedenlere inanmayın

Size hayatın kolay ve sade olduğunu öğreteceğim

Kendimde iyilik ve doğruluk hissediyorum

Büyük bir yolculuğa başlangıç

Ey haksızlığın ve yalanların amansız düşmanı

aklım

Ve ey kalbimdeki sonsuz aşk

İkinize güveniyorum.[4]

Melih Cevdet Anday Rahatı Kaçan Ağaç, Telgrafhane ve Yanyana adlı kitaplarında, faydacı istenci sürdürdü. Bir şair olarak kolay anlaşılır bir dille topluma fayda sağlamaya, haksızlığa ve yalanlara karşı mücadele etmeye çalıştı. Okurlar da onun bu kolay anlaşılır, anlamı apaçık ortada olan şiirlerini ve faydalı olma çabasını çok sevdiler. Onun şiirlerindeki anlaşılırlıktan memnun okur, Kolları Bağlı Odysseus’la gelen ve ondan sonraki şiiri anlamakta zorlandı.

Mitolojik ve felsefî şiir

Melih Cevdet, Kolları Bağlı Odysseus’la girdiği yeni döneminde ilkçağ efsanelerini şiirinin kaynağı olarak kullandı ve varoluşa dair felsefi sorgulamaları şiirine yansıttı. Melih Cevdet, 1950’lerin ortasında Garip şiirinin poetikasından uzaklaştı ve mitolojiye yönelerek insanın trajedisini felsefî düşünceyle yorumlamaya girişti. Melih Cevdet 1960’larda kökten bir değişim geçirdi. Kolları Bağlı Odysseus, şairin mitolojiyle ilişkisinde bir dönüm noktası olması bakımından önemlidir. Daha sonra Teknenin Ölümü (1975) ve Ölümsüzlük Ardında Gılgamış’ta (1981) mitoloji, şiirinin önemli ve neredeyse sürekli kaynağı durumuna geldi.

Melih Cevdet, 1970’te Göçebe Denizin Üstünde kitabıyla imgeci, sıkı, kapalı bir şiire eklemlendi. Bu kitabında hayat, zaman, varlık konuları ekseninde felsefî bir duyarlık dikkat çeker. Kapalı olma ve imge, düşüncenin eşlik ettiği şiirinin temel özelliklerinden biridir artık. Ama şiirdeki düşünce, felsefî ya da teorik bir düşünce değildir. Felsefî ya da teorik düşünce, düşünmeyi belli bir düzene koyar ve mantığa oturtur. Şiirsel düşünce ise, düşünmeyi belli bir düzene tâbi kılmaz. Bir yandan mitoloji, öte yandan felsefi duyuş ile hayat, zaman ve varlık sorgulaması, Melih Cevdet Anday’da kolay çözümlenemeyen “sıkı” bir şiiri ortaya çıkarmıştır.[5]


[1] Mehmet Can Doğan, Modern Türk Şiiri, s. 195

[2] Mehmet H. Doğan, “İmgeden Akıla’a ya da Kafayla Okunan Şiir”, Kitap-lık, Sayı: 39

[3] Yücel Kayıran, Kritiğin Toprağında, s. 252

[4] Melih Cevdet Anday, Sözcükler, Everest, s. 63

[5] Baki Asiltürk, Hilesiz Terazi, s. 88

Önceki ve Sonraki Yazılar
Süreyya Su Arşivi