İ. Bülent Çelik

İ. Bülent Çelik

BİR KARİKATÜR DERSİ

Tarih 7 Mayıs Cumartesi-2011
Sabah; Kızımın okulunda, Türkçe öğretmeni, Eymen Öğretmen’in ısrarlı baskısı sonucu karikatüre hevesli çocuklara “karikatür dersi” vereceğim.
Pardon, ders vermek ne haddime!
Karikatür çizmeyi biliyor olmak onu öğretebiliyor olmayı da sağlamıyor ki..
Öğretmenlik başka bir şey..
Bildiklerimizi, dilimizin, elimizin döndüğü kadarıyla, bir kaç haftalık bir program içerisinde anlatmaya çalışacağız işte..
• • •
Dersin ilk günü.
Güya, Eymen öğretmen ilk derste bana refakat edecekti.
Ben de ondan biraz güç alacaktım. Ama okul gezisine gitmiş..
Başka çocuklara refakat etmek için Ankara’da.
Ana kapı girişinde, soldaki ilk kapı etkinlik odası.
Henüz ilk dersimiz.
Çocuklar etkinlik odasındaki üzeri resim malzemeleri dolu, yere oldukça yakın, alçak, uzunca bir masanın etrafında oturmuş, ellerinde kalemleri, önlerinde kağıtları, merak ve heves dolu gözlerle beni izliyorlar.
Çeşitli sınıflardan, karikatür öğrenmek için cumartesi, pazar günlerini yakacak kadar hevesli öğrenciler var.
Tanışma faslı bitti..
Lakin karşılıklı ciddiyet sürüyor.
Henüz onlar bana, ben de onlara rampa etmiş değiliz.
Orta sahada, kısa paslarla karşılıklı top çeviriyoruz.
Hayatımda bir sınıfta ders anlatmışlığım yok! Stajyer öğretmenlerin ilk günü modundayım.
Öyle işini bilmek, konuya hakim olmak, özgüven filan fasarya!.
Karşında, ellerinde kalem, boncuk gözleri senin üzerinde küçücük ve hevesli bir sürü çocuk var.
Anlattığın şeyi yani güzelim hafta sonlarını ayıracak kadar istekli oldukları şeyi ya daha çok sevecekler, ya da bir daha yüzüne bakmayacaklar.. Sebebi sen olacaksın!
İş ciddi.. İster istemez heyecanlanıyorsun!
• • •
Masa ve sandalyeler ‘Yedi Cüceler’in film setinden gelmiş gibi.
Masa başında, ayakta biraz bir şeyler anlatmaya çalışırken onlara fazla yüksekten baktığımı hissettim.
Okuduğum bir pedagogun bir cümlesi aklıma geldi. “Çocukların seni gerçekten dinlemelerini istiyorsan onlara, onlarla aynı düzlemden hitap et!”
Masaya elimi dayayıp biraz eğildim ama olmadı.
Masa alçak! Ben çok iriyim. Onlar ise çok minikler.
Şekil olarak sorgu yapan FBI ajanı gibi bir pozisyon çıktı ortaya.
Yavaş yavaş doğrulup tekrar dik duruma geçtim.
O esnada gözüme, kenarda duran, çocukların oturduğu minik sandalyelerden biri ilişti. Aldım. Masanın başına getirdim.
“Buna oturup biraz da kamburumu çıkartırsam düzlem işi tamamdır!” dedim.
• • •
Sandalyeye oturmamla sandalyenin plastik ayaklarının dört bir yana kayarak ayrılması bir oldu.
Oturak yere yapıştı. Benim ayaklar havada!
Çocuklar önce bir kıkırdadılar ise de hemen koşuştular.
“Örtmenim, örtmenim!” diye biri kolumdan, biri ceketimden..
Minyatür sandalye. Oyuncak gibi bir şey. 98 kiloyu nasıl taşısın?
Düşmeye düştük ama çocuklarla, onların hizasından, hatta biraz daha aşağısından iletişim kurma işi ziyadesiyle ehven bir seviyeden hallolmuş oldu.
• • •
Doğrusu pek öyle rezil olmak gibi bir şey hissetmedim.
Hatta ben de biraz güldüm kendi halime. Ben gülünce onlar daha çok güldü.
Bir iki espri yapayım, pişkine bağlayıp geçiştireyim diye; “neyse ki dersimiz karikatür. Allahtan Milli Güvenlik ögretmeniniz değilim” dedim doğrulurken..
Ortalardan biri atıldı. “Ögretmenim! Milli güvenlik ne demek?”
Pası iyi değerlendirdim.
Konu değişti, gitti..
• • •
Aynı günün akşamı, CHP Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Ortaköy’deki ünlü bir otelin, en üst katındaki Boğaz manzaralı salonunda düzenlediği “Gazete Karikatürcüleriyle Buluşma” toplantısına, on-onbeş gazete karikatürcüsü ile birlikte katıldık.
O sıra Gazete’den de kovulmuşum ama yine de davet etmişler..
Bir ay sonra 2011 Genel Seçimleri yapılacak.
• • •
Sandalyeler sağlamdı bu sefer..
Benden de cüsseli bir sürü ‘öğreten siyasetçi’ vardı kare düzeninde dizilmiş masaların etrafında.
Hiç birinin sandalyesi çökmedi, hiç birinin bacakları havaya dikilmedi..

Önceki ve Sonraki Yazılar
İ. Bülent Çelik Arşivi