BÜYÜKADA

Bir Rum, bir Ermeni, bir Türk ve çok İnsan varmış…
Şimdilerde masal olmuş ne hayatlar, ne olaylar yaşanmış Marmara Denizi’nin ortasında, İstanbul’un kıyısında.
Ada’da çekilmiş bir belgesel film izledim sanki, açık hava sinemasından çıkmış gibiyim. 1.95 boyunda 130 kilo ağırlığında, mavi şapkalı, mavi gözlü dev balıkçı Berç Yetvart Akdeniz’in hayatı ve onun etrafında Büyükada’nın, adaların yakın tarihiydi okuduğum: Horoz Reis.
Adaların kışı daha güzel oluyor. Büyükada, Burgazada, Kınalıada; Bostancı, Kabataş, Sirkeci gibi iskele semtiyken yazları, el ayak çekilince hakiki ada oluyor galiba. Sokaklarında gezerken kışın hissettiğim bu. Ama adanın ada olduğu zamanları eskide kalmış doğrusu.
Adil Bali’nin “Bu bir mersiye değildir: Arayıştır, özlemdir, saygıdır” sözleriyle başlıyor kitap. Her şeyin kötü gittiği, savaşın, haksızlığın, umutsuzluğun hüküm sürdüğü bu ara, birlikte yaşamaya özlem, insana, doğaya ve hatıralara saygı.
Büyükada’dan bir hayat hikayesi anlatıyor Adil Bali. Efsane balıkçı Horoz Reis’i ve Horoz Reis’in yaşadığı yıllardaki Ada’yı.
Adil’in Ada’da geçen çocukluğunu okuyunca, üzerinde çok uzun yıllardır taşıdığı o nahifliğin, hatırşinas dostluğun nerelere dayandığını da gördüm arada.
“Adada kışları zor geçerdi. Hastane ve uzman doktor olmadığından, vapurların çalışmadığı karayel ve lodoslu gecelerde “Horoz Reis!” haykırışlarıyla uyanırdım. Adalılar hastaları olduğunda önce Doktor Yorgo Çiropulos’un kapısını çalar sonra hastayı anakaraya kıyıya geçirebilmek için karşı komşumuz Reis’i uyandırırlardı. İçten takmalı motorlu 5 metrelik küçük sandalıyla bata çıka hasta yetiştirirdi Kartal’a Maltepe’ye. Para almadığı gibi, hastaların taksi parasını ilaç parasını da kendisi verirdi Horoz Reis.”
1978’de, 52 yaşında hayat doluyken, etrafına yaşam enerjisi verirken hayata veda eden o balıkçının adı çok uzun süredir deniz ambulansında yaşıyor. Adalar Belediyesi Deniz Ambulansı Horoz Reis. Şimdi bir de gazeteci arkadaşım Adil Bali’nin kitabında.
Kitabın sayfalarında değil adanın hatıralarında kahvelerinde köşklerinde geziyorsunuz.
“Geceleri iyilik peşinde koşan Reis sabah 5’de balığa çıkıyor. Uskumru, kolyoz, lüfer, istavrit bereketli sonbaharda balıklar Kumkapı’da satılıyor, parası ada sokaklarında esnafın yüzünü güldürüyor, meyhaneler canlanıyordu.”
Adayı 1900’lü yılların en başından anlatıyor Adil. İlginç ayrıntılarla şaşırtıyor.
“Dönemin İstanbul Emniyet Amiri İttihat ve Terakki üyesi Giritli Kemal Bey Ada karakolunda görevli 9 polis adalılarla başa çıkamayınca devlet idaresinde bir ilk yaşanıyor. İstanbul’un en ünlü kabadayılarından Sarraf Niyazi Ada’ya başkomiser olarak atanıyor.”
6-7 eylül olayları, Kıbrıs harekatı, yükselen milliyetçilik 50 yılda 500 yıllık dram yazıyor. Çünkü dediklerine göre 1980’lere kadar son 50-55 yıllık dönemde göçenlerin sayısı 1543’te gidenleri geçiyor.
Ada’nın sevgilisi efsane balıkçı Horoz Reis’i anlatırken Adil, İsguhi yayasını, Doktor Çiropulos’u, Atom Alimi Yılmaz Kaini, Kahveci Hristo Nanos’u, Bisikletçi Maça Bey’i, Fıstık Ahmet’i, Pirzola Niko’yu, Cüce Dursun’u, Ayı Mehmet’i, Kumcu Yorgo’yu da tanıyorsunuz; Türkiye’nin ilk (1937) kadın diş tabiplerinden Zozo Kefala’yı… Ve Lefter’i; “Arnavutum ben, Rum değilim! Yunanistan’a Atina’da gol attım, 4 yıl askerlik yaptım” diyen Fenerbahçeli Lefter’i.
Ahşap köşklerde çıkan yangınları, sürekli değişen sokak isimlerini, tarihi binaları anlatırken pencerelerinden tam 3 yıl baktığı, adanın en güzel deniz manzaralı köşkü Kudüs Patriği 3. Sofronios’un yazlık evine ayrı bir sayfa açmış Adil:
“Büyükada Ortaokulu’nda bize matematiği, kimyayı, Mercidabık, Uhud savaşlarını öğretmeye çalıştılar, fakat içinde bulunduğumuz tarihi binanın, okul binasının kime ait olduğunu hiç öğretmediler. Patriğin eviymiş okulumuz, orada yemişiz o tokatları.”
Bunun gibi daha ne çok anı, kahkaha, gözyaşı…
Bugün içinde Rum, Ermeni, Yahudi, Müslüman geçen, Türk, Kürt geçen düzgün bir cümle kurulamıyorken; o insanların öykülerini Adile Naşit’in Neşeli Günler filmi gibi anlatabilmek, sadece beceriden değildir. Hatıralardandır, yaşamın ta kendisindendir. İnsanın gerçeği budur çünkü, kavga değildir. 21’inci yüzyılda savaşlar da zaten halkların savaşı değildir.
Bebeklerin katledildiği bombalar, alçak füze saldırıları, sınırlara duvar örenler, ötekini yok edenler çevirmişken etrafımızı, yaramızı sağaltacak ilacın hatıralarda, yakınlarda bir yerde olması da güzel.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Erhan Karadağ Arşivi