Akbelen’den Diyadin’e ekokırımla mücadele: Altın ve gümüşün geliri, bu kirliliği temizlemeye yetmez
Akbelen’de, Diyadin’de, Fatsa’da, Varto’daki ekokırımla mücadele eden çevreciler Muş’ta bir araya gelip deneyimlerini birbirlerine aktardı.
İHSAN BİRGÜL
GAZETE PENCERE - Muş Meşe Derneği, Ankara’dan Türkiye Çevre Platformu, İstanbul’dan Doğa İçin Sanat Derneği, Muğla Çevre Platformu, Erciş’ten Zilan Ekoloji Platformu, Van Çevre Derneği ve Batman Çevre Platformu önce İstanbul’da ardından Muş’ta Uluslararası Ekokırım Farkındalık Günleri etkinliği düzenledi.
Etkinliklerde Diyadin Mollakara altın madeni, Muş Varto’da yapılması planlanan jeotermal enerji santrali, Bingöl’ün Genç ilçesi ile Diyarbakır’ın Lice ilçesi arasındaki Sarım Havzası’nda hidroelektrik enerji santraline karşı mücadele eden çevreciler deneyimlerini paylaştı.
8 Haziran’da İstanbul’da başlayan etkinlik, 11 Haziran’da Muş’ta devam etti. 12 Haziran’da da Muş’tan Ağrı Diyadin’e uzanan altın madeni sahasında gözlem yapıldı. İncelemenin sonuçları Diyadin’de yapılan basın açıklamasında aktarıldı. Ayrıca Varto Çallıdere mevkiinde jeotermal enerji santraline karşı kurulan çadırda 40 günden uzun süredir devam eden mücadeleye de destek verildi.
Etkinlikler kapsamında, “İliç’ten Sonra Diyadin Mollakara Altın Madeninin Getirdiği Bölgesel ve Uluslararası Kirlilik Riski” başlıklı panele Türkiye’den ve dünyanın farklı ülkelerinden çok sayıda bilim insanı ve çevre aktivisti katıldı.
Etkinlikte, siyanürün tek başına bir zehir değil aynı zamanda diğer metalleri harekete geçiren bir zehir olduğu belirtildi. Altın ve benzeri madenlerden elde edilen hiçbir gelirin çevre ve sağlıktaki tahribatı karşılamaya yetmeyeceği vurgulandı.
Jeoloji Yüksek Mühendisi ve Tıbbi Jeoloji uzmanı Dr. Eşref Atabey, siyanürün kendisinin tehlikeli olduğunu belirtti ama bir başka tehlikeyi de harekete geçirdiğini söyledi:
“Siyanür çok tehlikeli ama asıl tehlike onun toprak altında uyuyan ağır metallerin ortaya çıkmasını sağlamasıdır. Altın ve gümüşten elde edilen gelir, buraların temizliğine yetmez.”
Irak Kürdistan Bölgesi Zaho Üniversitesi’nden öğretim Görevlisi Dilman Kâmil Ahmed de aynı görüşü dile getirdi ve “Diyadin'de çıkarılacak 20 ton altın ve 30 ton gümüşten elde edilecek gelir burayı bu zehirlerden temizlemeye yetmez. Çünkü yaratılan tahribat çok ciddi bir çevre kirliliğine yol açacak. Bu da çevre kirliliği ile birlikte su sıkıntısı getirecek” dedi.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nden Prof. Dr. Bayram Coşkun da faaliyette olan veya kurulması planlanan santral ve ocakların yarattığı kirliliğin hiçbir ekonomik değerle telafi edilemeyeceğini söyledi.
“DERDİMİZ ORTAK”
Avukat Nur Hilal Gündüz Ordu Fatsa'da verilen mücadeleyi anlattı:
“Sizinle ortak bir derdimiz var. Sizin bugün yaşadığınızı biz de yıllar önce yaşadık. Ordu Fatsa’da 2013 ile 2021 yılları arasında işletilen altın madeninin çevreye verdiği zararlardan dolayı suyumuz kirlendi, toprağımız kirlendi. Buradaki laboratuvarlara güvenmediğimizden Kanada’daki laboratuvarlara toprak ve su örneklerini gönderdik. Elde ettikleri sonuçlarda ölümcül dozda olduğu tespit edildi.”
“EKOLOJİ MÜCADELESİ BİR BÜTÜNLÜK MÜCADELESİDİR”
Programa İzmir'den katılan avukat İpek Sarıca; ekoloji mücadelesinin bir bütünlük mücadelesi olduğunu, Akbelen’den Cudi’ye mücadelenin devam ettiğini belirtikten sonra, İranlı yazar Samed Behrengi’nin Püsküllü Deve adlı kitabından bir bölümü aktardı:
“Tahran'ın güneyi toz, duman ve pisliktir, kuzeyi ise temiz. Çünkü tüm yıpranmış otobüsler güneyde çalışıyor, tüm taş ocakları burada ve kuzeyin tüm kirli suları güneye akıyor. Güney aç ve yoksul insanlara ait, kuzey ise zengin ve güçlü insanlara.”
“ERKEN VE ORTAK TEPKİ”
“Dünyadan ve Ülkemizden Örneklerle Ekokırım” başlıklı panelde Afyon Emirdağ’dan gelen Nurettin Yılmaz, “Emirdağ’a bağlı Tez Köyü’nde TÜPRAG şirketine altın arama ruhsatı verilmişti. Halk önce meselenin farkında değildik. Verdiğimiz erken tepki ve diğer bölgelerden çevre örgütlerinin oluşturduğu farkındalık ile yürütmeyi durdurduk. Diğer bölgelerde de ruhsat iptalleri için yapılacak en önemli şey erken ve ortak tepki göstermektir” diye konuştu.
Venezuela’dan gelen çevre aktivisti Dayanna Palmar Uriana ise “Dünya sadece insana değil tüm canlılara ait. Hayvanlarıyla, bitkisiyle birlikte yaşanması gereken bir yer. İnsanlar sadece kendisine ait zannediyor. Bu şekilde kullanıp tüketiyor dünyayı. Bizim ülkemizde de aynı tahribatlar yaşanıyor. Özellikle kömür üzerinden sıkıntılarımız var. Brezilya'da da kereste elde etmek için tahrip edilen ormanlar var” dedi.
Kaynak:Haber Merkezi