Yasemin Özgün: Dayanışma, dağılmadan mücadele edebilmemizi sağladı
Linç girişimi... Baskılar... Soruşturmalar... 'Barış Akademisyenleri Anlatıyor' dizisinin üçüncü gününde söz sırası 23 yıl çalıştığı üniversiteden ihraç edilen Yasemin Özgün'de...
PENCERE - 'Bu suça ortak olmayacağız' bildirisine imza attığı için 23 yıl çalıştığı Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesinden ihraç edilen Yasemin Özgün, 10 yıl önce bugün neler olduğunu anlattı.
Özgün, bu süreçteki dayanışmanın önemine dikkat çekiyor.
Gazete Pencere'nin ‘10 yılın ardından Barış Akademisyenleri anlatıyor’ dizisinin üçüncü gününde söz sırası Yasemin Özgün'de.
"LİNÇ GİRİŞİMLERİ... BASKI SÜRECİ... CEZAİ SORUŞTURMALAR..."
Barış Bildirisi’ni imzaladıktan sonra neler yaşadınız?
11 Ocak 2016’da “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisini imzaladıktan sonra, idari ve cezai soruşturmalarla birlikte akademisyenlere yönelik ciddi bir baskı süreci başladı. Türkiye’nin pek çok yerinde hedef göstermeler, linç girişimleri ve işten çıkarmalar yaşandı. Özellikle özel üniversitelerde sözleşmeler yenilenmedi, kamu üniversitelerinde ise açığa almalar ve ardından ihraçlar geldi. Aslında imzadan önce de üniversitelerde ciddi sorunlarla boğuşuyorduk. Neoliberal politikaların eğitimi ticarileştirmesine, güvencesiz çalışmaya ve üniversitelerin özerkliğini kaybetmesine karşı mücadele ediyorduk. Ancak Barış Bildirisi sonrasında devlet, farklı statüler ve mekanizmalarla bizleri ayrıştırarak ortak bir mücadelenin önünü kesmeye çalıştı. Buna rağmen, farklılıklarımıza karşın büyük ölçüde birlikte hareket etmeyi başardık.
DAYANIŞMA DERSLERİ NASIL ORTAYA ÇIKTI?
Bu süreçte çoğu illerde dayanışma dersleri verildi. Dayanışma dersleri nasıl ortaya çıktı?
Eskişehir’de bir araştırma görevlisi arkadaşımızın sözleşmesi yenilenmeyince, ona destek olmak için bir dayanışma fonu oluşturduk. Ardından bu dayanışma “Dayanışma Dersleri”ne dönüştü. Açıkçası ilk başta bunun uzun soluklu olacağını düşünmemiştim ama özellikle genç akademisyenler çok kararlıydı. Dersler zamanla öğrencilerin ve dayanışma gösterenlerin yoğun katılımıyla sürdü. 2017’de KHK ile ihraç edilince bu kez dersleri kendimiz için, armağan ekonomisiyle sürdürmeye başladık.
"BİZİM İÇİN AKADEMİ..."
İhraçtan sonra akademik mücadeleniz nasıl devam etti?
Eskişehir’den Ankara’ya taşındım ve mücadeleyi Ankara Dayanışma Akademisi (ADA) çatısı altında sürdürdüm. Amacımız şuydu: Üniversitenin yalnızca kampüs ve hiyerarşi demek olmadığını, sokakta, parkta, kafede de akademinin mümkün olduğunu göstermek. “Alternatif üniversite”, “toplum için üniversite” fikrini canlı tutmaya çalıştık. Bizim için akademi, eleştirel düşüncenin ve bilimin peşinden gitmeye devam etmekti.
Üniversiteye döndükten sonra da ihraç edilen feminist akademisyenlerin oluşturduğu ve halen aktif olarak akademi dışına itilen toplum sal cinsiyet konularında çalışmalar yapmayı sürdüren Aramızda Derneği’nde çalışmalarımı sürdürüyorum. Bir yandan da “Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nde kadınlar olarak eşit, özgür, şiddetten uzak yaşayabildiğimiz, kararlarımıza saygı duyulan bir barışı kurmak için mücadele yürütüyorum.
"DAYANIŞMA, DAĞILMADAN MÜCADELE EDEBİLMEMİZİ SAĞLADI"
KHK'lerin ardından en çok kullanılan ifadelerden biri de 'dayanışma' oldu. Dayanışma sizin için ne ifade ediyor?
Bu sürecin anahtar kelimesi kesinlikle “dayanışma”. Aslında siyasi bir duruşumuz, örgütlülüğümüzün olmadığı bir yerde hepimizi birleştiren “barış için attığımız imzayı ortaya çıkaran Diyarbakır’da, Sur’da, Nusaybin’de devletin yaptığı operasyonlarda Kürt halkına yönelik insan hakları ihlallerine karşı ses çıkarma zorunluluğuydu. Politik, kişisel, birçok nedenle anlaşamadığımız, karar almakta zorlandığımız, birbirimize darılıp gücendiğimiz zamanlar oldu. Ne var ki, hem bizi ortaklaştıranın “barışa ve insan haklarına çağrı” gibi son derece meşru ve kuvvetli bir gerekçe olması hem de KHK’lı olmak sonucu yaşadığımız pek çok kaybın yarattığı bir “ortak duygu durumuna” sahip olmamız farklılıklarımıza rağmen birbirimizi anlamamızı ve bir arada ve dağılmadan mücadele edebilmemizi sağladı.
Hem kendi aramızda hem de toplumun diğer dışlanan kesimleriyle kurduğumuz bağlar bizi ayakta tuttu. Merkezi, tek bir muhalefet hattı yerine; farklı alanlarda bir araya gelip sonra yeniden dağılan, ama mücadeleden kopmayan bir yapı oluşturduk.
"GEÇİNMEK İÇİN PARÇA BAŞI İŞLER YAPMAYA BAŞLADIK"
Size akademik üretim bu süreçten nasıl etkilendi?
İhraç olduğumuzdan bu yana bir çoğumuzun, normal koşullarda üniversitede çalışmaya devam ediyor olsak yapacağımız akademik üretimlerin daha altında üretimde bulunduğumuz bir gerçek. İlk yıllar duruşmalar, dayanışma toplanmaları, eylemlerle geçti. Eş zamanlı olarak geçinmek için “parça başı işler” de yapmaya başladık. Bunlar genellikle çeviri yapmak, rapor hazırlamak, projede çalışmak vs. düşük ücretlerle, çok zaman ve emek isteyen, akademik olarak beslemeyen, tüketici, yıldırıcı işlerdi. Çok az sayıda akademisyen bunların yanında akademik üretimlerini sürdürmeyi başardı. Bu tür işlerden zaman ayıramadıkları için genç arkadaşlarımızdan doktora süreçleri aksadı. Buna rağmen dayanışma akademilerinde dersler ve çalışmalar sürmeye devam etti.
"BARIŞ İÇN MÜCADELE EDERKEN..."
Bugün geldiğiniz noktada ne durumdasınız?
Bugün aradan geçen 10 yılın ardından kimimiz üniversitelerine pey der pey döndü. Kimimiz döndükten sonra yeniden saçma sapan gerekçelerle ihraç edildi. Ben atılmamın üzerinden 7 yıl geçtikten sonra BİM kararıyla döndüm. Dosyam hala Danıştay’da “incelemede”. Bitmek tükenmek bilmeyen incelemelere tabi tutulduk pek çoğumuz bu süreçte. 25 yıl önce katıldığı bir öğrenci yürüyüşü gerekçe gösterildi kimi arkadaşlarımızın dönüşüne verilen red kararında. Kimimizin yenilerde yaptığı kimi faaliyetler konuyla ilgisiz olmasına rağmen gerekçe olarak kondu red kararlarına.
Savaş çığırtkanlığının hiç susmadığı kırılgan bir barış umudunun yeşerdiği şu günlerde tekrar omuz omuza hem farklı mecralarda barış için mücadele ederken, hem de yaşadığımız haksızlıkların hukuksuzluğun son bulması için yeniden bir araya gelip var gücümüzle her yerden sesimizi yükseltmeye çalışıyoruz. Hepimiz işlerine dönene kadar mücadelemiz sürecek. Piyasa düzeni içinde rekabete dayalı, alabildiğine otoriter, hiyerarşik, dayatmacı bir kurumsallık yerine üniversiteyi yatay ilişkilerin yaygınlaştığı, özgürleştirici pratiklerle donanmış, bilgiyi toplumsal özgürlüklerin genişlemesi için üreten, doğayla barışık, tahakküm ilişkilerinden uzaklaşmayı, eşit, barışçıl bir toplumsal yaşamı inşa etmeyi hedefleyen bir kurumsallık olarak yeniden kuracağız hep birlikte.
Kaynak:Hacı Bişkin