Devlet, Bahçeli'yi neden dinlemiyor?

Bu çelişki ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Devlet Bahçeli mi devleti ikna edemedi, yoksa devlet mi Bahçeli’nin çizdiği siyasi hattı fazla “esnek” buldu?

Devlet, Bahçeli'yi neden dinlemiyor?

Siyasette bazı cümleler söylendiği ilk anı aşar. Zamanla referans noktasına dönüşür. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir”cümleleri tam da böyle bir ana tanıklık etti.

3 Şubat’ta Bahçeli’nin grup toplantısında yaptığı bu çıkışı iddialı, bir o kadar da sonuç vaadeden bir çıkış oldu. Aradan geçen zamana rağmen konuyu takip edenlerin aklına ise tek bir soru gündemdeki yerini korudu: Peki sonra ne oldu?

Devlet Bahçeli’nin HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tahliye edilmesini, Abdullah Öcalan için ‘umut hakkı’ istemesi, yerine kayyım atanan DEM Partili Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk ile CHP Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in görevine iade edilmesini talep etmesi beklentileri artırdı. Talepler sadece bir siyasi tavır göstermiyordu. Aynı zamanda devlet aklına, yargıya ve yürütmeye dair bir reçete sunuyordu.

MHP lideri, “Demirtaş yuvasına dönecek” derken AİHM kararlarının gereğinin yerine getirileceğini ima ediyordu. “Ahmetler makama dönecek” ifadesi ise kayyım politikalarının geçici olduğunu, seçilmişlerin yeniden görevlerine iade edileceğini işaret ediyordu. Bahçeli, tam 21 gün önce söylediklerini bugün yaptığı grup toplantısında bir kez daha hatırlattı.

Ancak bugün geldiğimiz noktada tablo bambaşka.

Selahattin Demirtaş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin açık ve bağlayıcı kararına rağmen hala cezaevinde. AİHM sadece bir ‘tavsiye’ kurumu değil; Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yargı organı. Buna rağmen kararın uygulanmaması, hukuk devletinin temel ilkeleri açısından ciddi bir soru işareti. Bahçeli’nin cümlesindeki “yuvasına dönecek” vurgusu, pratikte karşılığını bulmazken AK Parti tarafından da sahiplenildiğini gösteren bir adım atılmadı.

Ahmet Özer, Ahmet Türk ve benzeri isimler açısından da manzara farklı değil. Üstelik Bahçeli'nin çağrısından sonra Ahmet Özer'e 'kent uzlaşısı' davasından 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi.

Seçilmiş belediye başkanları görevlerine iade edilmedi, kayyım uygulamaları kalıcı hale geldi. Üstelik 22 Ekim 2024’te Bahçeli’nin ‘umut hakkı’ çıkışıyla başlayan yeni süreçte, DEM Parti’den de kayyım uygulamalarına ilişkin güçlü bir itiraz yok.

Oysa sandık hala siyasetin en meşru zemini... Bahçeli’nin yıllardır vurgu yaptığı “milli irade” söylemi de tam olarak bunu işaret ediyordu. Peki, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın yaşadıkları bu durumdan çok mu farklıydı. Kendisi ‘kent uzlaşısı’ kapsamında gözaltına alınıp tutuklandı, yerine kayyım atandı. Bahçeli’nin tezahüratı sonrasında Şahan, ‘kent uzlaşısı’ kapsamında tahliye edildi, İBB ‘yolsuzluk’ soruşturması kapsamında ise eylül ayında yeniden tutuklandı.

Bu çelişki ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Devlet Bahçeli mi devleti ikna edemedi, yoksa devlet mi Bahçeli’nin çizdiği siyasi hattı fazla “esnek” buldu?

Bahçeli, özellikle son yıllarda iktidarın en belirleyici aktörlerinden. Söylediği her söz, her çıkışı Ankara’da dikkatle takip ediliyor, not ediliyor. Ancak bu etki alanı, konu yargı kararları ve somut uygulamalara geldiğinde ise görünmez bir ‘duvara çarpıyor: Söylem var! İrade var! Talimat var! Sonuç yok...

Belki de mesele tam burada düğümleniyor. Türkiye’de siyaset, çoğu zaman güçlü cümleler üzerinden yürüyor fakat o cümlelerin kurumsal karşılığı her zaman oluşmuyor. Bahçeli’nin açıklaması, bir “niyet beyanı” olarak şimdilik ortada kaldı. Devletin farklı katmanlarında aynı kararlılıkla sahiplenilmedi. Yargı kendi mecrasında ilerledi, bürokrasi alıştığı reflekslerden vazgeçmedi.

Bu durum sadece Bahçeli’yi değil, siyaset kurumunun tamamını ilgilendiriyor. Eğer bir siyasi lider, bu kadar net konuşup ardından bu netliğin gereğini takip edemiyorsa, orada bir temsil sorunu vardır. Ya sözler fazla iddialıdır ya da sistem, o sözleri hayata geçirecek esnekliğe sahip değildir.

Peki bu söylemler DEM Parti için ne ifade ediyor? Şöyle diyor görüştüğümüz bir siyasetçi: "Bahçeli’nin bu çıkışları parti içerisinde defalarca konuşuldu. Bahçeli bu konuşmayı yaparken sanki muhalefetten biriymiş gibi bu konuşmayı yapıyor. Direksiyon başında onlar var, buyrun gereğini yapsınlar. Bahçeli’nin aynı zamanda bürokrasi adına konuşan bir gücü de var. Bahçeli, hem siyasetten hem de bürokrasiden gelen gücünü pratikleştirebilen bir isim. İktidarı da ayakta tutan kendisi. Buyursun, artık bu direksiyonu doğru yola çevirsin."

Vatandaşın gözünden bakıldığında ise konu çok daha basit: Söylenenle yapılan arasındaki fark büyüdükçe, siyasete olan güven azalıyor.

"Demirtaş yuvasına dönecek" denip dönmediğinde, "Ahmetler makama dönecek" denip dönmediğinde, geriye sadece hayal kırıklığı kalıyor. Bu da huzuru değil, belirsizliği besliyor.

Sonuçta soru hala ortada duruyor ve her geçen gün daha yüksek sesle soruluyor: Devlet, Bahçeli’yi gerçekten dinlemiyor mu; yoksa Bahçeli’nin sözleri, devletin 'duvarlarına' mı çarpıyor? Siyasetteki sözün ağırlıkları hayata geçtiğinde anlam taşır. Aksi, arşivlerdeki iddialı cümleler olur.

Kaynak:Hacı Bişkin

Öne Çıkanlar