Dijital şiddet sarmalı: Tek tuşla başlayan, hiç bitmeyen kabuslar
Dijitalleşen dünyada şiddet, hızla biçim değiştiriyor. Ancak hukuk sistemi bu hıza yetişmekte zorlanıyor. Hakaret, özel hayatın ifşası, siber zorbalık ve ısrarlı takip gibi eylemler, ekranların ardında binlerce mağdur yaratıyor.
HABER: DEMET ARAN
Dijitalleşen dünyada şiddet, hızla biçim değiştiriyor. Ancak hukuk sistemi bu hıza yetişmekte zorlanıyor. Hakaret, özel hayatın ifşası, siber zorbalık ve ısrarlı takip gibi eylemler, ekranların ardında binlerce mağdur yaratıyor. Teknik imkansızlıklar ve yargıdaki “geleneksel” bakış açısı hak arama yollarını tıkıyor.
Dijital şiddet alanında yapılan son kapsamlı araştırmaya göre, her beş kişiden birini dijital şiddete uğrarken, özellikle kadınlar faillerin hedefinde yer alıyor. Toplumsal Bilgi ve İletişim Derneği’nin araştırmasına göre kadınların yüzde 51’i dijital ortamlarda yazılı, sesli veya görüntülü taciz mesajları alıyor, yüzde 46’sı ise ısrarlı takibe uğruyor. UNESCO’nun raporuna göre ise kadınların ve kız çocuklarının yüzde 58’i dijital şiddet mağduru.
Mağdurlarla konuştuk, alanın uzmanları ile görüştük, dijital şiddetin izini sürdük.
BİR DESTEK MESAJI VE İFŞA SÜRECİ
2023 yılında, kampüsteki Onur Yürüyüşü sırasında tehdit edilen arkadaşına destek oldu. Fotoğrafları, sosyal medyada dâhil bile olmadığı olaylarla ilgiliymiş gibi paylaşıldı. LinkedIn dâhil tüm platformlarda “terörist” etiketiyle linç edildi.
Çok sayıda haber sitesinin kendisini hedef gösterdiğini belirten D.G., “O dönem henüz yeni mezun olduğum için bunun ilerde önüme çok fazla sorun getireceğini düşünememiştim. Sadece sosyal medya paylaşımlarını şikâyet ederek, engelleyerek durdurmaya çalışmıştım” dedi. Ancak hakkında çıkan haberleri kaldırtsa da dijital ayak izi, peşini bırakmadı.
Dijital şiddet, 2024 yılında mağdurun profesyonel hayatını doğrudan hedef aldı. Çalıştığı iş yeriyle ortak proje yürüten bir belediye, internetteki asılsız haberleri gerekçe göstererek kurumuna baskı yaptı. D.G., yaşadığı süreci şu sözlerle anlattı:
“Belediye, hakkımdaki haberleri öğrenince çalıştığım yeri arayıp ‘Nasıl böyle biriyle çalışabilirsiniz?’ diyerek beni işten kovdurmaya çalıştı. Hukuki belgelerimi sunarak işimi koruyabildim. Tam her şey bitti derken, bu yıl çok daha büyük bir linç dalgası başladı.”
“İŞ YERİME YÜZLERCE MAİL ATILDI”
Mağdur son olarak, okulda bile olmadığı bir güne ait videodaki bir başkasıyla karıştırılarak yeniden hedef gösterildi. Kişisel bilgileri, çalıştığı kurumun mail adresleri ve telefon numarası sızdırıldı. Kürt ve kadın kimliği üzerinden nefret söylemine maruz kalan D.G., taciz mesajı ve çalıştığı kuruma gönderilen yüzlerce şikâyet maili ile baş başa kaldı.
“YALNIZ KALMAMAYA ÇALIŞIYORUM”
Yaşadığı dijital şiddetin fiziksel bir saldırıya dönüşmesinden endişe eden genç kadın, hayatındaki değişiklikleri şöyle aktardı:
“İş adresim ve okulum paylaşıldığı için bir süre başıma bir şey gelir mi diye tedirgin oldum, sokakta yalnız kalmamaya çalıştım. Sosyal medya hesaplarım artık tamamen gizli. Toplumsal olaylarda artık kendimi değil, çevremi de etkilememek için görünmez kalmaya çalışıyorum. İşimi kaybetme korkusu ve ailemin duyması endişesi beni mental olarak çok yıprattı. Özellikle kişisel diğer bilgilerime de ulaşıp paylaşırlar mı diye tedirgin oldum. ‘Bundan sonraki iş başvurularımda önüme bu çıkacak mı’ kaygısı içindeyim.”
CİNSEL İSTİSMAR SANIĞI, AVUKATI HEDEF ALDI
Bir diğer dijital şiddet olayında ise hedef, bir cinsel istismar mağdurunun avukatı oldu. Ankara’da bir cinsel istismar faili, yargılandığı davada mağdur avukatlığı yapan Avukat İrem Esra Kömürcü Altun’a anlık mesajlaşma uygulaması üzerinden tehdit ve hakaret içerikli mesajlar attı. Avukat Kömürcü Altun, mesajların ardından aynı mesajlaşma uygulaması üzerinden arayarak da tehdit ve hakaretlerini sürdüren E.K. hakkında şikayetçi oldu ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında uzaklaştırma kararı aldı.
Yargılama sürecinin sonunda E.K., “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” suçlamasıyla 1 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
“CEZASIZLIK POLİTİKASINDAN GÜÇ ALDI”
Avukat Kömürcü Altun, süreci şöyle anlattı:
“Benim uğradığım şiddet savcıların gerekli aksiyonları almamasından kaynaklıydı. Çünkü biz 1 yıl boyunca bu şüpheli hakkında tutuklama kararı çıkarmaya çalıştık. Ama savcı hiçbir şekilde ikna olmadığı için, 14 yaşında bir kız çocuğunun rızasının olabileceğine inanarak işlem yaptığı için biz hedef tahtasına oturtulduk.
Şüpheli hakkında herhangi bir tedbire hükmedilmediği için mağdur çocuğa şiddet uygulamaya devam eden şüpheli cezasızlık politikasından güç alarak bu sefer bana da şiddet uygulamaya çalıştı. İlk önce bir Whatsapp mesajı gördüm. Küfürlüydü. Sonrasında aradı. Araması daha normal bir davranış. Mesajla yazılı delil bırakacak kadar pervasız bir şekilde şiddet uygulamaktan kaçınmayan birinden bahsediyoruz.”
DEKONTLA TEHDİT ETTİ
Bir başka dijital şiddet vakasının aracı ise bir banka dekontu oldu. D.A. tekrar görüşme talebini kabul etmeyen ve tüm dijital ortamlardan kendisini engelleyen eski sevgilisi K.A.’nınbanka hesabına farklı tarihlerde üç defa 5’er TL gönderdi ve para transferinin açıklama kısmına tehdit mesajları yazdı. Bunun üzerine K.A., D.A.’nın “ısrarlı takip” suçundan cezalandırılmasını isteyerek davacı oldu.
Açılan dava basit yargılama usulü ile görüldü, yani duruşma yapılmadı mağdur kendisini hakime yüzyüze anlatamadı, avukatı mağduriyetin boyutunu hakime yüzyüzeaktaramadı. Dosya üzerinden verilen kararda D.A, “ısrarlı takip” suçlamasıyla 3 ay 22 gün hapis cezasına çaptırıldı. Oysa D.A, dekontla üç defa mesaj göndermeden önce K.A.’nınevine kadar gitmişti. Sık sık aramış, mesaj atmıştı. Her yerden engellenince açıklama bölümünü kullanmak için para göndermişti.
D.A. hakkında verilen hapis cezasında indirim uygulandı. Ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına da karar verildi.
Belki de en önemlisi, “sistematik tacizin” mahkemece “yeniden ilişki yaşama isteği” olarak yorumlanmasıydı.
HUKUK SİSTEMİ DİJİTAL DÜNYANIN HIZINA AYAK UYDURABİLİYOR MU?
Günümüzde dijital platformlar sadece iletişim değil, aynı zamanda yeni nesil bir şiddet mahalli haline geldi. Sosyal medya üzerinden tehdit, hakaret, özel hayatın ifşası ve siber zorbalık vakaları her geçen gün artıyor. Hukuk, bu hıza ne kadar ayak uyduruyor?
Avukat Selin Nakıpoğlu, dijital şiddet mağdurlarının adliye koridorlarında karşılaştığı “görünmez engelleri” ve mevzuatın eksik yönlerini çarpıcı tespitlerle anlattı.

‘YARGI, DİJİTAL ŞİDDETİ HAFİFE ALIYOR’
Nakıpoğlu’na göre dijital şiddetin ispatındaki en temel sorun, teknolojik hız ile hukuki mekanizmalar arasındaki uyumsuzluk.
Bu durumun en çok kadınları savunmasız bıraktığını belirten Nakıpoğlu, delil toplama sürecindeki “uçuculuğa” dikkat çekti. Nakıpoğlu bu alandaki sorunları mahkemelerin ekran görüntülerini tek başına yeterli kabul etmemesi, failin kimliğinin belirlenmesindeki güçlükler, platformların iş birliği konusundaki isteksizliği, süreklilik ve sistematiklik sorunun ispatındaki zorluklar, yargının dijital şiddeti “hafife alma” eğilimi olarak sıraladı.
TCK’NİN "DİJİTAL KÖRLÜĞÜ": GROOMING, DOXING VE DEEPFAKE
Mevcut Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) dijital şiddetin modern biçimlerini ismen tanımlamadığını vurgulayan Selin Nakıpoğlu, yargının bu eylemleri “eski usul” maddelerle cezalandırmaya çalıştığını belirtti:
“Mevcut Ceza Yasası ve ilgili mevzuat dijital şiddetin bazı biçimlerini dolaylı olarak kapsıyor, ancak dijital şiddetin güncel ve özgül görünümleri bakımından kesinlikle güncel değil. Grooming, doxing ve deepfake ile taciz gibi eylemler TCK’de bu adlarla düzenlenmiş değil. Bu tür fiiller, hakaret, tehdit, şantaj, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak yayılması veya cinsel istismar suçları kapsamında değerlendirilerek cezalandırılmaya çalışılıyor. Bu yaklaşım da doğal olarak, eylemin dijital doğasını ve sistematik niteliğini her zaman tam olarak karşılamıyor.”
Kamuoyunda "intikam pornosu" olarak bilinen rızasız görüntü paylaşımı vakalarında, mevcut yasaların eylemin yarattığı “cinsiyet temelli şiddeti” tam karşılamadığını ifade eden Nakıpoğlu şu değerlendirmede bulundu:
“Rızasız görüntü paylaşımına karşı hukukumuzda doğrudan bu adla düzenlenmiş özel bir suç tipi yok. Bu tür eylemler, mevcut mevzuatta farklı suç tipleri üzerinden yaptırıma bağlanmaktadır. Uygulamada en sık başvurulan hükümler, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak yayılması, şantaj ve tehdit suçları.
En temel sorun, rızasız görüntü paylaşımının bağımsız ve açık bir suç olarak tanımlanmamış olması. Mevcut hükümler çoğu zaman eylemin yarattığı cinsiyet temelli şiddeti ve kalıcı dijital zararı tam olarak karşılamıyor. Ayrıca içeriklerin hızla yayılması karşısında hukuki mekanizmalar yavaş kalıyor, mağdurun korunması gecikiyor.”
ARTIK TOPLUMSAL BİR RİSKE DÖNÜŞTÜ
Teknolojinin hızla ilerlemesiyle birlikte siber zorbalık da kabuk değiştiriyor. Teknolojinin kötüye kullanımı, dijital şiddeti bireysel bir eylem olmaktan çıkarıp toplumsal bir risk haline getiriyor.
Siber Güvenlik Uzmanı Ayşe Aktağ dijital şiddetin geçirdiği evrimi ve yeni nesil tehditleri anlattı.
Dijital şiddetin niteliksel bir dönüşüm geçirdiğini belirten Aktağ, geleneksel zorbalık ile günümüz yöntemleri arasındaki farkı şu sözlerle özetledi:
“Son on yıllık süreçte dijital şiddet, yapay zekâ teknolojilerinin gelişimiyle birlikte niteliksel bir dönüşüm geçirdi. Bu dönüşüm yalnızca kullanılan araçların değişmesiyle sınırlı kalmadı; dijital şiddetin ölçeğini, hızını, anonimlik düzeyini ve mağdur üzerindeki etkisini katlayarak artırdı. Geleneksel siber zorbalık çoğunlukla bireysel, manuel ve sınırlı etkileşimlere dayanırken; yapay zekâ destekli dijital şiddet otomatik, sürekli ve hedefli hâle geldi.”
Aktağ, yapay zekâ sayesinde saldırganların çok kısa sürede büyük hacimli içerik üretebildiğini ve bunun zorbalığı “ölçeklenebilir bir şiddet pratiğine” dönüştürdüğünü vurguladı ve şu ifadeleri kullandı:
“Yapay zekâ destekli otomatik taciz ve hedef alma pratikleri bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri. Bot ağları ve dil modelleri kullanılarak belirli bir kişiye veya gruba yönelik, kişiselleştirilmiş hakaret, tehdit ya da yıldırma mesajları üretilebiliyor; bu mesajlar farklı platformlarda eş zamanlı olarak yayılabiliyor. Böylece mağdur, tek bir saldırganla değil, sürekli ve çoklu bir saldırı algısıyla karşı karşıya kalıyor.
Bir diğer örnek, yapay zekâ ile üretilen sahte içerikler itibar zedeleme ve sosyal dışlama amacıyla yaygın biçimde kullanılıyor. Gerçek dışı senaryolar, asılsız iddialar veya bağlamından koparılmış anlatılar, yapay zekâ tarafından ikna edici bir dille yeniden üretilerek mağdurun çevresi nezdinde güvenilirlik kaybına yol açabiliyor. Bu tür saldırılar, geleneksel siber zorbalığa kıyasla daha inandırıcı ve daha zor çürütülebilir hâle geliyor.
Özetle, yapay zekâ dijital şiddeti; daha hızlı, anonim ve ölçeklenebilir hâle getirerek, mağdur üzerinde çok daha derin psikolojik etkilere yol açmakta, bu da dijital şiddetin yalnızca bireysel bir sorun olarak değil, toplumsal ve yapısal bir risk alanı olarak ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.”
DEEPFAKE: SİLİNMESİ ZOR KALICI HASARLAR
Deepfake teknolojisinin rıza dışı kullanımının en büyük risk alanlarından biri olduğunu ifade eden Aktağ, bu teknolojinin yarattığı tehlikeye dikkat çekti:
“Deepfake’ler özellikle itibar zedeleme, cinsiyet temelli dijital şiddet, şantaj ve tehdit amacıyla kullanılıyor; ortaya çıkan zarar, içeriğin sahte olduğu kanıtlansa bile çoğu zaman kalıcı olmaktadır. Bu nedenle deepfake teknolojisi, dijital şiddeti bireysel bir zorbalık eyleminden çıkararak, önleyici politika ve düzenlemeler gerektiren yüksek etkili bir risk alanına dönüştürmektedir. Buna ek olarak, bu tür içerikler doğru bilgiye erişimi de ciddi biçimde zorlaştırmakta, dezenformasyonu besleyerek toplumda güvenilir bilgi ile sahte içerik arasındaki ayrımı bulanıklaştırmaktadır. Bu yönüyle deepfake teknolojisi, dijital şiddeti bireysel bir zorbalık eyleminin ötesine taşıyan ve toplumsal düzeyde etkiler yaratan yüksek riskli bir alan hâline gelmiştir.”
“KİŞİSEL BAŞARISIZLIK DEĞİL YAPISAL BİR SORUN”
Aktağ son olarak da dayanışma ve doğru desteğin önemini vurguladı:
“Özellikle kadınlar için bu farkındalığın yanında dayanışma ve destek aramak hayati önemdedir. Dijital şiddet kişiyi yalnızlaştırmayı hedefler; bu nedenle kendinizi yalnız hissetmeyin, yaşadıklarınızı paylaşmaktan çekinmeyin ve mevcut yardım kanallarına, destek hatlarına ya da resmi mercilere başvurun. Unutulmamalıdır ki dijital şiddet kişisel bir başarısızlık değil, yapısal bir sorundur ve farkındalık, dayanışma ve doğru destekle aşılabilir.”
--
Demet Aran kimdir?
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden mezun oldu. Yurt Gazetesi'nde muhabirlik, sendika.org internet sitesinde editörlük ve Anayurt Gazetesi'nde muhabirlik yaptı. 2023 yılından bu yana serbest gazetecilik yapıyor.
Kaynak:Haber Merkezi


