Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak: Tüm NATO tutukluları serbest bırakılsın!

Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi öncesi gözaltına alınıp tutuklanan üniversite öğrenci ve gençlerin serbest bırakılması çağrısını yaptı.

Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak: Tüm NATO tutukluları serbest bırakılsın!

GAZETE PENCERE - Ankara'da 7-8 Temmuz'da yapılan NATO Zirvesi öncesinde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 23 Haziran’da yürüttüğü operasyonlarda 225 kişi gözaltına alınmış, bu gözaltılardan 178 kişi tutuklanmış, 34 kişi hakkında ise ev hapsi kararı verilmişti.

Hala cezaevinde “NATO tutukluları” olduğuna dikkat çeken Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, tutuklanan üniversite öğrenci ve gençlerin serbest bırakılması çağrısını yaptı.

Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak’ın açıklaması şöyle:

TUTUKLU ÖĞRENCİLER VE TÜM NATO TUTUKLULARI SERBEST BIRAKILSIN!

“7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi, yalnızca savaş ve silahlanma politikalarının görüşüldüğü bir toplantı olarak kalmamış; temel hak ve özgürlüklerin askıya alınmasının gerekçesine dönüştürülmüştür. Zirve öncesinde Ankara başta olmak üzere çok sayıda kentte toplantı ve gösteriler yasaklanmış, kent yaşamı bariyerlerle kuşatılmış, yüzlerce eve baskın düzenlenmiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 23 Haziran’da yürüttüğü operasyonlarda 225 kişi gözaltına alınmış, bunların 178’i tutuklanmış, 34 kişi hakkında ev hapsi kararı verilmiştir. Türkiye İnsan Hakları Vakfı ise 12 Haziran-9 Temmuz arasında ülke genelinde en az 979 kişinin gözaltına alındığını açıklamıştır.

NATO Zirvesi’nde silahlanma harcamalarının artırılması ve millî gelirin yüzde 5’inin “savunma yatırımlarına” ayrılması hedefi öne çıkarılırken; eğitim, sağlık, barınma ve sosyal güvenlik için ayrılması gereken kamusal kaynaklar savaş politikalarına aktarılmaktadır. Savaş politikaları ve silahlanmayı büyüten bu anlayış, kendisine itiraz edenleri susturmak için yasaklara, gözaltılara ve tutuklamalara başvurmaktadır. Militarizm ile demokratik hakların bastırılması aynı güvenlikçi politikanın birbirini tamamlayan iki yüzüdür.

Bu sürecin eğitim alanı bakımından en ağır yönü; öğrencilerin, akademisyenlerin, öğretmenlerin ve eğitim hakkını savunanların doğrudan hedef alınmasıdır. Bazı akademisyenler günlerce cezaevinde tutulduktan sonra tahliye edilmiştir. Ancak bu tahliyeler, yaşanan hukuksuzluğu ortadan kaldırmamaktadır. Çünkü insanları önce soyut suçlamalarla özgürlüklerinden mahrum bırakıp haftalar sonra serbest bırakmak adaletin işlediğini değil, tutuklamanın baştan itibaren bir cezalandırma aracına dönüştürüldüğünü göstermektedir.

Çok sayıda üniversite öğrencisi ve genç ise hâlâ cezaevindedir. Tutuklu öğrencilerin sendikamıza yazdığı mektuplar ve tutuklu avukatlarının aktardığına göre öğrencilere 1 Mayıs’a, ODTÜ Devrim Yürüyüşü’ne, basın açıklamalarına ve demokratik protestolara katılımları sorulmuş; soruşturma somut bir suç fiilinden çok, gelecekte eylem yapabilecekleri yönündeki varsayımlara dayandırılmıştır. Aradan haftalar geçmesine rağmen iddianamelerin hazırlanmaması, tutukluluğa yapılan itirazların gerekçesiz biçimde reddedilmesi ve öğrencilerin ilk duruşmaya kadar aylarca cezaevinde kalma ihtimali, tutuklamanın fiilî cezaya dönüştürüldüğünü ortaya koymaktadır.

Henüz gerçekleşmemiş bir eylem ihtimalini suç sayan bu yaklaşımın hukukta yeri yoktur. Toplantı ve gösteri hakkının kullanılması, bir basın açıklamasına katılmak, 1 Mayıs’ta bulunmak ya da savaş politikalarına karşı çıkmak suç delili değildir. İnsanların dünya görüşlerini, sendikal ve siyasal faaliyetlerini, katıldıkları yasal etkinlikleri tutuklama gerekçesine dönüştürmek; suçun şahsiliği ve masumiyet karinesi başta olmak üzere hukukun temel ilkelerini ortadan kaldırmaktadır.

Öğrencilerin tutuklanması yalnızca kişi özgürlüğünün ihlali değildir; aynı zamanda eğitim hakkına yönelmiş doğrudan bir müdahaledir. Cezaevinde geçirilen her gün öğrencilerin derslerinden, sınavlarından, bilimsel çalışmalarından ve üniversite yaşamından koparılması anlamına gelmektedir. Öğrencilerin akademik geleceklerinin, henüz hazırlanmış bir iddianame dahi bulunmayan dosyalarla karartılması kabul edilemez. Üniversiteler sessizliğin dayatıldığı kışlalar, öğrenciler de iktidarın makbul gördüğü düşünceleri tekrarlamakla yükümlü kişiler değildir.

Eğitim Sen olarak açıkça ifade ediyoruz: Eğitim hakkını, akademik özgürlüğü, barışı ve halkların eşitliğini savunmak suç değildir. Tutuklu öğrenciler ve NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek özgürlüğünden mahrum bırakılan herkes derhal serbest bırakılmalıdır. Ev hapsi ve benzeri adli kontrol tedbirleri kaldırılmalı; şafak baskınlarına, “önleyici tutuklama” uygulamalarına ve demokratik hakların suç delili sayılmasına son verilmelidir.

Üniversitelerin özgür düşünce ve demokratik mücadele alanları olmasını savunmaya; öğrencilerin eğitim hakkına, akademisyenlerin bilimsel ve ifade özgürlüğüne sahip çıkmaya devam edeceğiz. Savaş politikaları karşısında barışı, baskı karşısında dayanışmayı, tutuklama karşısında özgürlüğü savunmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar