Hakan Fidan'dan 'Suriye' açıklaması: 'Keşke geçen yıl yaptığım analizlerde yanılsaydım'

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Suriye'de son gönlerde yaşanan çatışmalara ilişkin yaptığı açıklamada "Keşke geçtiğimiz yıl bu zamanlar yaptığım analizlerde yanılsaydım. SDG ya bir güç görecek ya da bir güç kullanma tehdidi görecek" dedi.

Hakan Fidan'dan 'Suriye' açıklaması: 'Keşke geçen yıl yaptığım analizlerde yanılsaydım'

PENCERE - Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, katıldığı canlı yayın programında Türkiye'nin dış politika gündemi ve uluslararası alandaki son gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu.

Suriye'de yönetimi elinde bulunduran HTŞ ile SDG arasında Halep'te süren çatışmalara ilişkin konuşan Fidan, "Maalesef SDG, PKK'nın bir uzantısı olarak güçle, güç tehdidi olmadan diyalog yoluyla bir şey yapma şansı yok. Ya bir güç görecek ya da bir güç kullanma tehdidi görecek" dedi.

Fidan'ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

Çok şükür, 2025 yılı diğer ülkelerin performansıyla kıyaslandığında bizim dış politikada bütün alanlarda performans ortaya koyduğumuz bir yıl oldu. Rasyonel parametreleri nelerdir? Dış politikanın alanları vardır; hangi alanlar menfaatleri ilerletiyorsunuz, bu önemli. Yaptırıma uğramıyorsunuz, ihracatı artırıyorsunuz, daha fazla turist getiriyorsunuz, daha fazla bağlantı yolu açıyorsunuz, dünyadaki krizlerden daha az etkileniyorsunuz.

Diplomasi ancak usta kaptanların fırtınada yüzdürebileceği bir gemi. Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu liderlik, ustalık bu zamanlarda bizim işimize yarıyor. Dünya krizlerini ve bölgesel krizleri yönetme konusunda, kendi menfaatlerimizi ilerletme konusunda fevkalade bir yıl oldu. Ama dünyanın geri kalanı için inanılmaz sıkıntılar da var.

(Vahşi ortamda diplomasideki müttefiklik kavramı, ittifaklar artık eskisi kadar keskin mi yoksa bağ zayıfladı mı?) Ulus-devlet sistemine geçtiğiniz zaman menfaat bazlı bir etkileşim var. Bunu çevreleyen değerler, ilkeler var; milletlerin kimlikleri var. Türkiye bir dış politika ortaya koyduğu zaman, yanına koyduğumuz değerlerimiz var. Kültürel ve tarihsel duruşumuz var, inancımız var, bizi biz yapan değerler var. Evrensel değerler var, her şeyden önce.

"ARTIK KİMSE KENDİ İTTİFAKLARI ÜZERİNDEN OTOMATİK PİLOTA BAĞLI DEĞİL"

(2026'da beklentiler) İkinci Dünya Savaşı sonrası sistemin kurulmasında o zamanın ana devleti olan ABD ki Soğuk Savaş döneminde de öncü rol oynadı ve galip geldi, onun koyduğu kurallar etrafında şekillenen uluslararası sistemden söz ediyorduk. Daha sonra bu evrildi, birtakım yan unsurlar çıktı. Trump'ın iktidara gelmesiyle beraber "Ben bu sistemi bu haliyle kabul etmiyorum" dedi. Ortaya çıkan realitenin ABD lehine olmadığını söyledi. Bunu dediği andan itibaren başta AB ülkeleri olmak üzere Asya-Pasifik'teki klasik müttefikleri olmak üzere konu başka bir renk kazanmaya başladı. Dünyanın Amerika'nın etki ettiği etmediği bütün olaylardaki değerlendirme parametreleri kendiliğinden değişti.

Bu ani değişimi önceden görüp analiz edip politika belirlemek gerekiyordu. Hem 2025'te en iyi yapmaya çalıştığımız şey, 2026'da yapmaya çalışacağımız şey bu olacak. Artık kimse kendi ittifakları üzerinden otomatik pilota bağlı değil. AB'de de Amerika'nın sağladığı güvenlik şemsiyesi üzerinden politikalarını otomatik pilota bağlamış birçok ülke var.

Ama şimdi Amerika'nın mevcut sistemden çekiliyor olması birçok ülke bundan çıkmak zorunda ve kendi politikalarını yönetmek zorunda. Özellikle Avrupa ülkeleri, bunu yaparken de kendi halklarından beğeni toplayıp bir sonraki seçimde oy almak zorundalar. Daha önce işler daha kolaydı. Artık belirsizliğin daha fazla arttığı bir dönemdeyiz; ustalığa daha fazla ihtiyaç var. Cumhurbaşkanımızın da tarihsel rolü daha da belirgin hale geliyor. Belirsizliğin yönetilmesi, menfaatlerin iyi tanımlanması, beklentilerin gerçekçi olması, gerçekçi araçların böyle kullanılması lazım.

"SURİYE KONUSUNDA KEŞKE YANILSAYDIM"

(Suriye'de son durum) İnsan gerçekten kendi vicdanıyla şunu söylemek istiyor: Keşke geçtiğimiz yıl bu zamanlar yaptığım analizlerde yanılsaydım. Keşke analiz cümlelerim yanlış çıksaydı ama büyük bir hayır çıktı, deseydim. Örgütü yıllardır yakından takip etmiş, mücadele etmiş ve yeri gelmiş konuşmuş biri olarak aldığımız dersler var. Maalesef SDG, PKK'nın bir uzantısı olarak güçle, güç tehdidi olmadan diyalog yoluyla bir şey yapma şansı yok. Ya bir güç görecek ya da bir güç kullanma tehdidi görecek.

Bu ilişki sizi bir yere götürmez kardeşim! Yapacağınız şey, bölgenin sahici insanlarıyla sahici çözümlere girmek. Bu maksimalist tavırlar, bu aldatıcı tavırlar... Sadece güç uygulandığı zaman pozisyon değiştiren bir aktör olduğunu herkes görüyor. Devekuşu gibi başını toprağa gömmenin anlamı yok. İlgili birimlerimiz, istihbaratımız, askerimiz, diplomatlarımız bu konuyu SDG'ye iletiyorlar; Suriye'ye iletiyorlar.

Baştan da öngördüğümüz gibi Halep'ten başlayan süreci yaşamaya başladık. Sürecin yakın zamanda bitip oradaki paralel yapının de ortadan kalkıp Halep'te devletin tek kurum üzerinden hizmet vermeye başlayacağına inanıyorum. Olması gereken de budur.

SDG'YE 'ÖCALAN' HATIRLATMASI

(Entegrasyon gerçekçi mi?) Az önce de ifade etmeye çalıştım. Projenin kendisi kağıt üzerinde çok gerçekçi. Gerçekçi olmayan PKK'nın bu konuya girmede gönlünün olmaması. Bunu mecbur kılacak şartların oluşması gerekiyor. Burada Amerika'nın ve bölgedeki diğer bazı aktörlerin, Türkiye de dâhil, ortaya koyacağı tercihler, tavırlar önemli. Tekrar tekrar söylüyorum, şiddete başvurmadan gidilecek yol belli; olması gereken de belli. Bölgedeki ülkelerin ve Amerika'nın istediği birbiriyle örtüşüyor; sadece İsrail'inkiyle uyuşmuyor. İsrail kandan beslenen entite durumunda şu anda. SDG'nin artık bu toprakların insanlarına sahici bir değer dönüşü yapmak istiyorsa, zaten dinini değerlerini küçümsemişsin, kimsenin anlamadığı kavramları insanlara anlatmışsın, şimdi bu bölgenin realitesine aykırı hususlardan çıkıp kucaklaşma istiyorlarsa ki Öcalan'dan da o türden talimatlar var, bunu yerine getirmeye çalışsınlar.

Kendi doğrusunu kutsayan, başkasının doğrusunu aşağılayan; baktığı yerle kapasitesi arasında irrasyonel boşluklar olan bir örgüt olmaktan çıkmaları lazım. Ben örgütlerin psikolojisini çok iyi bilirim. Belli bir kafaya ulaştılar mı artık bundan dönmek çok zor. Bu musibeti yaşamaya gerek yok; nasihat veriyoruz. Artık olması gereken çizgiye gelsinler.

(Yemen, Somaliland) Aynı örüntü içerisinde hareket eden bölgesel unsurların strateji yaratmaya çalıştığını görüyoruz. Bölge ülkeleriyle de bu konuda hemfikiriz. Bu coğrafya 100 yıllık derin uykusundan artık uyandı, bir araya gelmemiz gerektiğine inanıyoruz. Özellikle bölgesel sorunların bölgesel ülkeler tarafından sahiplenilmesi gerektiği politikası artık karşılık bulmaya başladı. Sayın Trump'ın ortaya koyduğu dış politika çizgisi de bununla örtüşüyor. Amerika'nın jandarmalıktan çıkıp Amerika'nın hiç maliyet ödemeden konuyu bölge ülkelerine bırakması söz konusu. Bizim perspektifimizle örtüşüyor. Bölge ülkelerinin olgunluk seviyesi, birbirini tanımaları, ulus-devlet olgunlaşmaları bir noktaya ulaşmış durumda. Sorunların çözmeye yönelik ortak vizyonların çıkacağına inanıyorum.

"ABD'NİN İKİNCİ AŞAMA İÇİN DEKLARASYONU BEKLENİYOR"

(Gazze) Koordinasyonu yapan Amerika'nın açıklamasını bekliyoruz. Görüş alışverişleri var, mekanizmalarda hangi ülkeler yer alacak vs. Çok da farklı görüşlerin olduğu bir atmosferdeyiz. En son Cumhurbaşkanımızın Sayın Trump'la görüşmesi oldu. Miami toplantısında gördük, sonraki toplantılarda da ifade ettik; ikinci aşamaya geçişin belli şartları var. O şartların biz esas itibarıyla Filistin'e bakan, Gazze'ye bakan, Hamas'a bakan yönüyle tamamlandığını görüyoruz. İsrail sürekli farklı şart ve talepleri gündeme getirerek konuyu başka bir noktada tutmaya çalışıyor. Aslında orijinal fikrinden vazgeçmiş değil, uluslararası toplumun baskısıyla uyuyormuş gibi yapıyor. Uluslararası vicdanın talep ettiği hususların yerine getirilmesi gerekiyor ama orada da bir inat ve direniş var. Ama sonuçta bu bir sabır oyunu. Haklı olduğumuz, evrensel insan haklarının, insanlık onurunun talep ettiği konuları hayata geçirmede mücadele edeceğiz. Önümüzdeki günlerde bu deklarasyon yapılır, gelecek haftadan itibaren bekleyebiliriz. Bazı teknik detaylar var, Gazze'yi yönetecek komitenin tam olarak netleşmesi için bazı konular var, onun çözülmesi bekleniyor. Gazze'nin yönetimi Filistinlilerden oluşan teknik bir komiteye devredilecek, Barış Kurulu daha liderler seviyesinde olacak. Bir Bakanlar komitesi de olacak.

Asıl kritik konu istikrar gücünün hayata geçmesi. Gazze'nin yeniden inşa süreci var, çok uzun bir işlemler manzumesi var. Önemli olan bir Filistinli kardeşimizin daha ölmemesi ve şu anda çektikleri sefaletten kurtulmaları.

TÜRKİYE, İSTİKRAR GÜCÜ'NDE YER ALACAK MI?

(Gazze'ye İstikrar Gücü'nde Türkiye yer alacak mı?) Bu konuda bizde siyasi irade var. Gazze barış planının hayata geçmesi için Türkiye'nin üzerine ne düşüyorsa yapacaktır. Nasıl hayata geçeceği meselesi diğer ortaklarımızla beraber yapılacak hususlar var. BMGK kararı çıkarken belli konuların hayata geçirilmesinde sınırdaş ülkelerin onayını gerektiriyor. Biri Mısır, diğeri İsrail... Amerika'nın Türkiye'nin gerekliliği üzerinde bir anlayışı ve talebi var. İsrail'in karşı duruşu var. Bu nereye evrilecek, nasıl olacak, göreceğiz. Biz insani yardım, yeniden yapılan, barış gücü de dahil olmak üzere görev almaya hazırız ama netleşmiş değil. Temaslar, görüşmeler devam ediyoruz.

(İsrailli siyasilerin Türkiye ve Türk siyasetçilerle ilgili paylaşımları) İstisna olmaktan çıkıp günlük sıradan bir konuya dönmüş durumda. İsrail politikasında özellikle hükümette yr alan radikal bazı bakanların dikkat çekmek ve kendilerini meşhur yapmak için çünkü biz onlara cevap verip laf atarsak birdenbire takipçileri artacak, ben Erdoğan'la, Fidan'la savaşıyorum gibi şeylere girecekler. Ciddi görevleri olmayan bakanlar. Koalisyon hükümetlerinin pozisyon olsun diye bakanlık verdikleri isimler. İsrail'de ortaya konan fanatik tavırlar bizi etkilemiyor. Bölgedeki bazı aktörlerin de daha fazla uyanmasına sebep oluyor.

BARIŞ GÖRÜŞMELERİNDE SON DURUM

(Rusya-Ukrayna) Sayısız toplantı ve görüşme var. Online toplantılar var, yüz yüze görüşmeler var. En son Paris'teki zirveye Cumhurbaşkanımızı temsilen iştirak ettik. Öncesinde askeri heyet, diplomatlar vs toplandı. Bizim taraflarla, liderler düzeyinde devam eden görüşmelerimiz var. Şu anda hiç olmadığı kadar yakınız barışa ama bu olması gereken yakınlık mı? Temel sorunlar var. Donetsk'in yüzde 23'lük Ruslar tarafından kontrole alınmamış bir bölümü var. Bu sorunun çözülmesi gerekiyor. Yapılacak anlaşma sadece Ukrayna'yla Rusya arasında olacak bir anlaşma değil; aynı zamanda Avrupa'yla Rusya arasında bir barış anlaşması olacak. Belgeler, kağıtlar var. Avrupa güvenliği nasıl olacak, konuları var. Ukrayna'nın güvenlik garantileri konuları var.

Bu konuda Avrupa da Rusya'yla barışını yapmak için Amerika'nın garantörlüğüne ihtiyaç duyuyor. Amerika da bunu belli noktaya kadar garanti edebileceklerini söylüyorlar. Geldiğimiz noktada ateşkes olması durumunda bu ateşkesle ilgili 3 tane husus var: Ateşkesin gözlenmesi (monitoring); anlaşma var, kabul var ama buna uyuluyor mu? Bu mekanizma nasıl olacak, tartışıldı. Bize komutanlar sunum yaptılar.

İkincisi Ukrayna'nın savunma gücünün temin edilmesiyle ilgili çalışmalar var, ona bakıldı. Üçüncüsü taarruz olması durumunda nasıl bir mukavemet gösterilecek, genel planlamalar var.

"KARADENİZ GÜVENLİĞİNİN SORUMLULUĞU TÜRKİYE'DE"

Türkiye bütün bu planlamalarda baştan beri şunu ortaya koydu: Hava, kara ve deniz unsurları var, deniz unsurlarının bulunduğu yerler Karadeniz'le ilgili yerler var. Karadeniz bizim için de önemli. Karadeniz'deki NATO üyesi en büyük ülke olarak ana sorumluluğu Türkiye'nin üstlenmesi gerekiyordu. Cumhurbaşkanımız da bu noktada gerekli müzakere talimatlarını vermişti. Karadeniz güvenliğinin sorumluluğu Türkiye'de, bir barış anlaşması durumunda. Kara ve hava, Fransa ile İngiltere arasında bölünmüş durumda."

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar