İBB Davası'nda 20. gün

İBB Davası 20. gününde devam ediyor. Duruşma başladığında Ekrem İmamoğlu söz aldı ve savcının geçen hafta haddinizi bildiririz sözüne tepki göstererek "Hangi örgüt adına, hangi kurum adına tehdit edildim?" dedi

İBB Davası'nda 20. gün

İBB Davası’nın 20. günü başladı. Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı Necati Özkan, yarım kalan savunmasını tamamlayacak. Duruşma, Özkan’ın sorgusunun ardından avukatlarının savunmasıyla devam edecek.

DURUŞMADA YAŞANANLAR:

12.50 - İMAMOĞLU'NDAN SORULAR

Ekrem İmamoğlu: "Biz sizinle bir dostluk ve kampanya direktörlüğü ilişkisi yaşıyoruz. Sizinle kaç seçim kaybettik kaç seçim kazandık"

Necati Özkan: "Vatandaşın oy verdiği bütün seçimleri kazandık. İşin sırrı adaydır. Sizinle çalıştığımız dört seçimi de kazandık beşincisi yarım kaldı."

Ekrem İmamoğlu: "İnşallah onu da tamamlarız."

11.30 - NECATİ ÖZKAN SAVUNMA YAPTI: İBRAHİM KALIN'DAN ALINTI YAPTI

İmamoğlu'nun söz almasının ardından Necati Özkan geçen hafta yarım kalan savunmasından öne çıkanlar şöyle:

"Tanıtımını yapmış olduğum projelerin bir kısmında, aynı zamanda yatırımcı oldum. İndirimli fiyatla, peşin ve topraktan girme prensibiyle gayrimenkul yatırımları yaptım. Projeler tamamlanır tamamlanmaz da tümünü sattım. Elde ettiğim geliri her seferinde maliyeye bildirdim ve vergilerimi eksiksiz ödedim. İlgili dilekçemde tüm bunların delillerini sundum.

Kameroğlu'nun etkin pişmanlık ifadesinde 'İnşaatım da bitmek üzereydi ve iskan başvurusu aşamasındaydı. O yüzden dört daire verdim' derken alenen bir başka yalan söylüyor. Zira inşaat 2017'de değil tam dört yıl sonra ekim 2021'de tamamlandı. İskan ruhsatı ise mayıs 2023'te alındı."

Örneğin, Adem Kemeroğlu etkin pişmanlık ifadesinde şöyle diyor: "15 Nisan 2025 günü ifademi vermiştim ama gerçekleri söylemedim, işin ciddiyetini bilmiyordum." Yine aynı ifadede, "O döneme kadar Necati Özkan’ı tanımıyordum, sadece adını duymuştum," diyebiliyor. Oysa ki biz 12 yıllık iş ortağıyız; 3 yılı aşkın süre Pelikan Hill projesinde beraber çalışmışız. Sonra 24 Eylül’de Başsavcılıkta verdiği ifadede diyor ki: "Kameroğlu İnşaatı uzun süre ağabeyim Hüsamettin Kameroğlu yürüttü." Doğrudur, işin başında en başta o vardı ama 3 yıl boyunca yaptığımız onlarca toplantıda defalarca karşılaştık. "Necati Özkan’ın firmasıyla Kameroğlu İnşaat arasında imzalanmış bir medya hizmet sözleşmesi var ise içeriğini bilmiyorum, sonradan öğrendim; bu süreç ağabeyim tarafından yürütülmüştür," diyor. Ancak benim telefonumda abisinin numarası bile yok; telefonumda Kameroğlu firmasından kayıtlı tek kişi var, o da Adem Kameroğlu.

İBRAHİM KALIN'DAN ALINTI

MİT Başkanı Sayın İbrahim Kalın —ki kendisi önemli bir entelektüeldir— geçtiğimiz aylarda bir kitap yayınladı. Ben Türkiye'deki ve yurt dışındaki siyasilerin ve devlet görevlilerinin yazdığı kitapların büyük bölümünü aldırıp okurum; meraklıyım çünkü. Kitabın adı “Gök Kubbenin Altında.” Burada hakikatle ve hakikati tutarlılıkla ilgili mükemmel bir örnek veriyor Başkanım; aynen şöyle diyor: "Diyelim ki akşam evinizdesiniz, telefonunuz çalıyor. Bakıyorsunuz; sevdiğiniz bir arkadaşınız arıyor. Açıyorsunuz; arkadaşınız nefes nefese, neşeyle size sesleniyor. Diyor ki: 'Şu anda Madagaskar adasındayım, araba kullanıyorum. Arabanın arka koltuğunda bir fil, bir zürafa ve bir balina oturuyor. Kendi aralarında Türkçe konuşuyorlar ama benim Türk olduğumu bilmiyorlar. Çok matrak şeyler anlatıyorlar. Yarım saatte İstanbul'da oluruz, çayı koy, sana geliyoruz.'" Sayın Kalın diyor ki: "Buradaki ilk cümle hariç bütün ifadenin yalan, yanlış, saçma, uydurma ve hilafıhakikat olduğunu bilmem için Madagaskar adasına gitmem gerekmez; gidip orada olayı gözümle görmem gerekmez. Bu denilenin açık seçik bir gerçek dışılık olduğunu benim deneyimlerim zaten bana söyler." İşte bu iddianameyi okuyan herkes de şunu söyleyecektir: "Bu iddiaların yalan, yanlış, saçma ve hilafıhakikat olduğunu bilmem için orayı gözümle görmem gerekmez; bu denli açık seçik bir gerçek dışılık olduğunu deneyimlerim zaten bana söyler."

Özkan, aleyhinde beyanlar veren Hüseyin Gün ve Adem Kameroğlu hakkında iftiracılıktan cezai hükümler uygulanmasını da talep etti.

11.00 - İMAMOĞLU SÖZ ALDI

Sanıklar, avukatları, gazeteciler ve izleyiciler salondaki yerini aldı. Mahkeme heyeti geldi ve duruşma başladı.

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu söz aldı, Beyoğlu Belediyesi'ne yönelik hazırlanıp İBB dosyasıyla birleştirilen iddianameyi sordu. "Ne zaman katılacağı konusunda bilgi sahibi olmadığı söylendi. Bir eylem eklenmedi. Yeni bir eylem mi oluşacak mevcut eyleme mi eklenecek?" diyen İmamoğlu, 11 aydır iddianamesi bile yazılmadan hapiste tutulan isimlere de değindi, "Türk yargısı bu insanları unutabilir mi zindanda? Benim şoförüm, haklarında beyan yok hala tutuklu. Akıl almaz bir iş" dedi.

İmamoğlu, geçen hafta duruşmada yaşanan gerginliğin ardından duruşma savcısının kendisini tehdit etmesine de vurgu yaptı, "Haddinizi aşarsanız haddinizi bildiririz' bir tehdit cümlesi. Bu tehdit cümlesinin sahibi kimdir?" dedi. "Hangi örgüt adına, hangi kurum adına tehdit edildim? Tehdit hangi kapsamda? Can güvenliği mi, mal güvenliği mi, aile güvenliği mi? Bu aleni tehdit karşısında bir işlem yapacak mısınız?" diye sordu. Mahkeme başkanı, "Bizim alacağımız bir tedbir yok" dedi. Bunun üzerine İmamoğlu, "Tedbiri ben alacağım, gerekeni yapacağımdan kuşkunuz olmasın. Arkamızda millet var" ifadelerini kullandı.

İMAMOĞLU'NUN KONUŞMASI ŞÖYLE:

Fazla vaktinizi almak tabii ki istemiyorum. Hızlıca birkaç dakika bazı hususlarda sizinle paylaşmam gereken konular olduğunu düşünüyorum, sizin de bilgilenmemiz açısından. Sürece katkı sunacağını düşündüğüm hususlar bunlar. Sayın Başkan, Beyoğlu Belediye Başkanı İlhan Güney ve bir kısım arkadaşın bu dosyaya eklendiği netleşti. Biz de aynı cezaevinde kalıyoruz. Bu şekliyle ne zaman katılacağı konusunda ıbir bilgi sahibi olmadığını dün gece bana ifade etti. Aynı şekilde bir eylem eklenecek mi ya da olan bir eyleme mi dahil olacak? Hani bu hususlarda da bilgi sahibi değil. Bunların hepsi doğal olarak beni ilgilendirdiği için de bunu ifade ediyorum.

Tabii şöyle bir konuyu da sizinle paylaşmam gerekiyor. Özellikle bir yılı aşkın süredir yürütülen operasyonlar sonucunda hem gözaltı süreçleri hem tutuklama işlemleri, gerçekten artık tarif edilemez bazı detaylara sahip. Hepimizin içini yaralıyor. Artık ne olduğu belli olmayan bir işkenceye dönüşür hale ulaştı diyebilirim. Belirsizlik bu konuda niçin tercih ediliyor, o da tarif edilir bir durum değil. Bakınız; 11 ayı geçen tutuklulukla hala hiçbir şey belli olmayan arkadaşlar var. Yani bunlar anne, bunlar baba, bunlar emekçi. Hatta yani gencecik insanlar var aralarında. İşte tabii bir sürü isim var ama bunların bir kısmı tutuklandıktan sonra bir ara bir serbest bırakıldı, tekrar tutuklandı. Onur Gülin, Doğukan Arıcı, İlkay Onak, Arzu Can gibi böyle isimler var ama fazla sayıda… Bu insanların sizi ilgilendiren tarafı direkt olarak olmadığını biliyorum. Burada öğrendik bunu ama bir şekilde bunlar bu dosya kapsamında tutuklandılar. Ve yani bu belirsizlik bu… Yani birileri unuttu mu? Yani Türk yargısı birilerini unutabilir mi zindanda? Yani kuyunun dibine atmak gibi…

Aynı şekilde altı ayı geçen… Benim şoförüm… Sayın Başkan, bu insanlar tutuklu ve ne olduğu belli değil. Bir kelam yok haklarında. İnanın can sıkıcı. Recep Cebeci, Zekai Kırat… Niçin tutuklandığı bile belli değil. Yani haklarında bir beyan dahi yok. Gerçekten bu sayfanın kapanması gerekiyor diye düşünüyorum. Bu konudaki sizin hassasiyetinizle, heyetinizin hassasiyetiyle yapılacak şey var mıdır, yok mudur bilmeyerek bunu hatırlatıyorum. Ama lütfen buna destek olunuz. Tabii ki iddia makamına da bu sözlerimin geçmesi adına bunu dile getiriyorum. Akıl almaz bir iş. Gerçekten utanç verici bir durum. Bunları anlatıyorum, çünkü Türkiye'de her ne kadar bizim bu yargılamamıza, haddine olmayacak şekilde birtakım sıfatlar eklense de bize göre Türkiye tarihinin hukuksuzluğu şeklinde bir tarife doğru giden bir işin içerisindeyiz. Ve bu yargılamaya boca edilen başka konular da muhtemel… E boca edildikçe zaten yargılamanın süreci devam ediyor ve bizim ne zaman buradaki sanıkların bile biteceğini kestiremez duruma geldik. E sizin de hassasiyetinizi izliyoruz, görüyoruz. Bu kural tanımazlığın ve hukukun kurallarını altüst eden bu durumun, bizi daha da yoracağını ve gerçekten bu yargılamaya zarar vereceğini düşünüyorum. Bunu da size hatırlatmak istedim.

Tabii ki üzülüyoruz. Sonuçta bu insanlar, gece yarısı sabaha karşı tutuklanan, dört-beş gün nezarette tutulan, ne olduğunu bilmez halde bir de tutuklanan, üzerine hapse atılan, zindana atılan, 6 ay, 11 ay olup, hala hiçbir şey yok… Yani bu vicdana da sığmaz, kurala da sığmaz. Hiçbir şeye sığmaz. Yani hangi kuralla, hangi prensiple o insanlar orada tutuldu? O tutuklama kararlarının altına imza atanlar terfi edildi. Ama bu insanlar 11 aydır, 12 aydır tutuklu. Bunlar bürokrat Sayın Başkanım. İnanın acı bir durumda bu insanların… Aile bunlar. Sıfır maaş. Sayın Hâkim, sayın Başkan; sıfır maaş insanlar… Bu çok kritik bir konu. Onun için ifade ediyorum. Özellikle şunu söyleyeyim: Bugün zaten iki arkadaşımızla bir eylem bitecek. Sizin de hassas olduğunuzu duydum. Bu konuya çok önem veren bir iddia makamı olduğunu da bir avukatın müvekkili adına ifadesinden duydum. Bu eylemde, bu insanların dinlendikten sonra kararlarının çıkmasında da bir engel olmadığını düşünüyorum. Bu düşüncemi de paylaşarak son sözüme geçiyorum.

Bu çok önemli Sayın Başkan, Sayın Heyet. Çünkü hayati bir durum. Şahsımı ilgilendiriyor. Ama muhatabı ben isem şahsımı ilgilendiriyor. Geçen hafta savcının, şahsıma, ‘Haddinizi aşarsanız, haddinizi bildiririz,’ tehdidini ben aldım. Siz de bunu bu mahkemede duydunuz. Bu bir tehdit cümlesi ve bu kayıtlara geçti Sayın Başkan, Sayın Heyet. Bu tehdit cümlesinin sahibi kimdir? Bu tehdit cümlesi, kim ya da kimler…

Mahkeme Başkanı: Savunmalarınıza devam edin…

Ekrem İmamoğlu: Ama bu çok önemli Sayın Başkan. Burada kayıta girdi. Bakın tekrar ediyorum. ‘Haddinizi aşarsanız, haddinizi bildiririz.’ Ben tehdit edildim. Bu tehdit kim ya da kimler adına, hangi örgüt adına, hangi kurum adına tehdit edildim? Kişiler kimlerdir? Tehdit neleri kapsamaktadır? Can güvenliği mi? Mal güvenliği mi? Özgürlük mü? Aile mi? Başka bir şey mi? ‘Haddinizi bildiririz’ motivasyonu ve psikolojisi, yargılandığımız bu davanın öncesindeki İBB operasyonları ve uygulamalarında da bir karşılık bulan bir motivasyon muydu? Bakınız Sayın Başkanım, sizi ilgilendiriyor. Ben, şu anda burada yargılanıyorum ve siz benden mesulsünüz. Yani ben, sanık olarak, şüpheli olarak siz benden mesulsünüz. Heyet de benden mesul. Dolayısıyla Sayın Hâkim, Sayın Heyet, bu aleni tehdit karşısında bir işlem ya da tedbir alacak mısınız? Yaptınız mı? Yapacak mısınız? Bunları ben takip edeceğim ve bu takiple beraber, bu gündemi sıcak tutacağımı bilmenizi isterim. Çünkü tavrınız ve alacağınız kararlar, benim kişisel hak ve hürriyetim açısından, tedbirlerim açısından önemlidir. Belirlememe katkı sunacaktır. ‘Hayır, hiçbir tedbir almıyoruz. Kişisel tedbirin al’ derseniz, ben kişisel tedbirimi de almak için elimden gelen gayreti göstereceğim. Ancak çok net altını çiziyorum: Bu söz, ‘Haddinizi aşarsanız, haddinizi bilmezseniz, haddinizi bildiririz’ cümlesi…

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar