Koğuşumda bir hükümlünün boğazını kestiler demişti: İşte Sırrı Küçük'ün savunmasının tam metni

İBB davasının 3. gününde Sırrı Küçük'ün savunması dikkat çekti. Küçük savunmasında cezaevinde yaşadığı kan donduran olayı anlattı.

Koğuşumda bir hükümlünün boğazını kestiler demişti: İşte Sırrı Küçük'ün savunmasının tam metni

İBB davasının 3. gününde CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat'ın şoförü Sırrı Küçük savunma yaptı. Küçük savunmasında cezaevinde yaşadığı kan donduran bir olayı da açıkladı. Küçük'ün koğuşunda bir hükümlünün başka bir hükümlünün boğazını kestiğini açıkladı.

İşte Sırrı Küçük'ün savunmasının tam metni:

Mahkeme Başkanı: Hakkındaki suçlamanın ne olduğunu biliyorsun. İddianamede 22 No’lu Eylem kapsamında sorumlu tutuluyorsun. Evet, nedir savunma Sırrı? Dinliyoruz seni…

Sırrı Küçük: Sayın Başkanım, öncelikle Eylem 22’nin gerçekleşmediğini, üzerime atılan bu suçlamayı da kabul etmediğimi beyan ederek, ifademe başlamak istiyorum. Efendim, şimdi şöyle bir durumdan bahsetmek istiyorum: Siz de muhakkak bu durumu görmüşsünüzdür. Biz bunu, 11 Kasım 2025 tarihinde tespit ettik avukat arkadaşımla beraber. Tespit ettiğimiz konu da şu: Ömer Güngör isimli şahsın vermiş olduğu ifade, 12 Haziran 2025 tarihli. Yani biz iddianamemizi 165’nci gün gördük ve okuduk. Şimdi, Ömer Güngör isimli şahıs 12 Haziran'da ifade veriyor. Ama bunun öncesinde ne bir ifadede ne de bir bilgi notunda Sırrı Küçük ismi hiçbir noktada yer almıyor, geçmiyor. Geçmediği halde şimdi ben, sizin huzurunuzda sormak isterim. 31 Mayıs 2025 günü, cumartesi sabah, saat 06.00’da, üç dört tane polis memuru arkadaş neden beni gözaltına aldı? Hadi diyelim ki orada bir gözaltı kararı oldu. Alındım. Üç gün Vatan yerleşkesinde neden tutuldum?

Yahu tutuldum, hakkımda bir iddia yok! Neden ben, 165 gün Silivri 3 No’lu cezaevinde kaldım? Benim 4 yaşında kızım vardı o gün. Ben, 4 yaşındaki kızıma, neden yalan söylemek zorunda kaldım? Silivri Cezaevi'nin neden bir polis okulu olduğunu anlatmak zorunda kaldım? Neden her görüşte ağlamak zorunda kaldım? Daha da kötüsü; Ömer Güngör isimli şahısla ben, hukuken aynı çerçevede olduğumuzu düşünüyorum. Ömer Güngör isimli şahıs, yaklaşık 270 gündür dışarıda, çocuklarıyla, ailesiyle dolu dolu zaman geçirirken; ben, aileme hasret kaldım. Burada el salladıkça suçlu olduk! Neden? Ayda bir kere görüyorum ben kızım ya! Ayda bir defa görüyorum; 45 dakika! 45 dakika görmek, 45 saniye gibi geliyor. 285 gündür tutukluyum o gün bugündür. Ama şükür ki Allah'a; 285 gün sonra huzurunuzda en azından kendimi ifade etmeye hazır durumdayım. Biz, eşimle beraber 2018 yılında evlendik, 2021 yılında kızımız doğdu. İsmi Masalsu. 31 Mayıs tarihine kadar kızımıza bir tane yalan söylemedik Sayın Başkanım. Bir tane yalan! Her anne, her baba gibi; doğrusu neyse, yapacağımız neyse onu anlatmaya çalıştık. Çocuk küçük. Anladığı kadar. Ama anlatmaya da mücadele ettik.

Efendim, sabah polis memurları kapımızı çaldığında, eşimle ben ‘Hayırdır ya bu sabah ne oldu? Bir şey mi oldu?’ dedik. Döndük. Gittim, kapıyı açtım. Polis memuru arkadaşlar, ellerinde bir belgeyle dediler ki ‘Gözaltı ve arama kararı var.’ Okumadım da. Ben devletin polisine inanmayacak kadar cahil cühela da bir insan değilim. Ya da onları zor duruma sokacak da bir insan değilim. Dedim ki ‘Arkadaşlar, siz de görevinizi. Biz de bir anne babayız. Sizden ricam, çocuğumuz içeride uyuyor. Dört yaşında. Korkutmadan, uyandırmadan tüm vazifenizi siz de yerinize getirin. Biz de size yardımcı olalım.’ İçeri aldım. Mutfakta oturdular. Tutanakları tutuyorlar. Cep telefonumu istediler. Kızıma aldığımız bir cep telefonu vardı, uzun yola giderken küçük küçük videolar izletiriz diye. Onu verdim. Kendi cep telefonumu verdim. Ağızlarından daha ‘şifre’ çıkmadan dedim ki ‘Memur arkadaşlar, şifreleri de bu telefonun.’ Çünkü kendimden o kadar eminim ki, korktuğum bir şey yok. Arkadaşlar tutanağa girerken, son şifrenin harfini yanlış yazmışlardı. Ben de bunu gördüm. Özellikle de dedim ki ‘Efendim, bakın arkadaşlar, şifre yanlış, düzeltin. Yarın Vatan’da, Emniyet Müdürlüğü’nde size zorluk çıkartmasınlar. Tekrardan hani şifre neydi diye karşı karşıya gelmeyin. Çünkü o günün şaşkınlığı, gerginliği; unuturuz. Onlar da anlayış gösterdiler, düzelttiler.

Arama yaptılar. Dediler ki ‘Sırrı Bey, üzerinizi değiştirin. Mümkün olduğunca bağcıksız ayakkabı, eşofman gibi kıyafetler giyin. Çünkü orada biz ipli olan tüm eşyalarınızı alıyoruz.’ Ben de gittim pantolonumu, gömleğimi giydim, ceketimi giydim. Kızımın odasına gittim, alnından öptüm, kokladım, odadan çıktım. Eşim duygusal olarak, burada olduğu gibi şu anda, orada da ağlıyordu. Eşime sarıldım, ben de gözyaşına boğuldum. Kızım, uykulu bir şekilde odasından çıkıp, ‘Babi nereye gidiyorsun?’ diye sorduğunda, dedim ki ‘Kızım, abilerle işe gidip geri geleceğim.’ İlk defa… Efendim, yemin edebilirim size, ilk defa yalanımı orada söyledim kızıma. İlk defa! Neyse, çıktık. Bir daha sarıldım, öptüm ve devamında biz, Vatan yerleşkesine gittik. 285 gündür… 10. ayın içindeyim efendim. 10’ncu aydan 11 gün aldım bugün itibariyle. Ben, işlemediğim bir suçtan dolayı, bugün karşınızdayım. 285 gündür, 10 aydır da Silivri 3 No’lu Cezaevi'nde ceza çekiyorum. İşlemediğim bir suçun cezasını çekiyorum diye de düşünüyorum.

Sonuç itibariyle biz Vatan yerleşkesine gittiğimizde… Götürüldük. Herkes gelen şaşkın. 36 ya da 37 kişi… Herkes neyden alındığını bilmiyor benim gibi. İkişer kişi nezarethaneye girdik. Bana diyor ki, ‘Ven neyden alındın?’ ‘Ya bilmiyorum!’ ‘Abi’ diyorum ‘Sen neyden alındın?’ O da bilmiyor! Ha böyle bir şey yaşıyoruz. Bizi, 1 Haziran'da doktora götürmek istediler. İsim isim okudular. O gün, Sayın başkanımız… Yaklaşık 50 yıldır belediye başkanı kendisi diye biliyorum… Hasan Akgün’ü ilk başta aldılar. Sonrasında bizi böyle isim isim aldılar. Vatan yerleşkesinde tünelden çıkacağız. ‘Bir dakika bekleyin’ dediler. Efendim, bir baktım orada polis, orada polis, orada polis… Ellerinde telefonlarla bizi çekiyorlar. Dedim ki ‘Herhalde rutin bir uygulamadır. Amirlerine işte götürüyoruz, götürüyoruz’ gibi bir şey söylemek içindir. ‘Tamam’ dedim. Yani kendi kendime böyle düşündüm. Ama bunun, 3 Haziran'da tutuklandığımızda, 4 Haziran'da Silivri 3 No’luya geldiğimde, sabah koğuşa yerleştirildim. Sessizlik saati ama televizyon açık. İşte ‘İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne beşinci dalga operasyon düzenlendi. Gözaltı ve tutuklamalar var.’ İşte yolsuzluk iddialarıyla tutuklandılar. Şu kadar kişi… İsmim geçiyor. Günün gazetesi; Türkiye gazetesi geldi, Takvim geldi, Sözcü gazetesi geldi. Orada da okuyoruz, orada da ismimiz geçiyor. ‘Allah Allah’ diyorum ya ben hani zaten 3 gün neyle suçlandığımı bilmiyorum. Geldim burada direktman suçlu duruma düştüm. Orada şaşırdım.

Eşim 5 Haziran'da ziyarete geldi. Konuşuyoruz. 45 dakika olduğunu bile bilmiyoruz. Böyle çar çabuk geçti çocuğumla koklaşırken, ağlaşırken. Eşim en son dedi ki ‘Ya Sırrı, birkaç gündür televizyonu açamıyorum. Bilgin olsun.’ Dedim, ‘Ne oldu? Bir şey mi oldu televizyona?’ Dedi ki ‘Yok. Böyle böyle görüntüler var.’ Efendim biz, 31 Mayıs tarihiyle 3 Haziran tarihi arasında neyle suçlandığımızı bilmeden, o çekilen videolar, fotoğraflar sayesinde 86 milyonun karşısında suçlu pozisyona düşmüşüz. Allah yukarıda şahit. Neyle suçlandığımı bilmiyorum ama. Tek bir ifademi bile bilmiyorum. Devamında… Artık burada bir alışma süreci geçiriyoruz. 10 aydır ayda bir defa kızımla görüşüyorum. 45 dakika görüşüyorum. O hafta böyle saçımı kestiriyorum, sakal tıraşı oluyorum, kumaş pantolonumu giyiyorum, gömleğimi giyiyorum, kızımın yanına gidiyorum. Koklaşıyoruz, oynaşıyoruz, öpüşüyoruz, sarılıyoruz derken; 45 dakika geçiyor efendim. O 45 dakikadan sonra, benim cehennemim tekrardan başlıyor bana göre. Bir insanın evladına sınırlı süreyle sarılmasının ne kadar kötü bir duygu olduğunu biliyorum. Allah o duyguyu da hiç kimseye yaşatmasın. Ben yaşadım. Düşmanım dahi yaşasın istemem bunu ben.

Yine söyleyeceğim. Bunu ara ara söylemek zorundayım. Ömer Güngör'le aynı pozisyonda olduğumuzu düşünüyorum. Hukuken aynı pozisyonda olduğumuzu düşünüyorum. Ama Ömer Güngör, 270 gündür çocuklarının yanında ailesinin yanında, ailesinin tüm ihtiyaçlarını karşılarken, ben kızıma 45 dakika sarılabiliyorum. Bana yazık. Siz de bir babasınız. Sizin de anlamanız lazım beni. Nitekim bu süreçte ben zaten psikolojik olarak bir bunalım yaşıyorum. Ailelerimiz de bu bunalımı yaşıyor. Eşim, psikologdan destek alıyor 9 aydır. Kızım anaokuluna başladı. Ne ona şahit olabildim. Karnesini aldı. Ona şahit olamadım. O duygularını onunla beraber yaşayamadım. Bu saatten sonra bana başka bir ömür verseniz, ben bu duyguları kızımla yaşayamam. Kızım hayatında ilk defa okula başladı. Babasız gitti. İlk defa karne aldı. Babasız karnı aldı. Onun bu heyecanına şahit olamadım. Kızımın ismi Masalsu. Biraz önce de zikrettim. Öğretmeni eşimi arıyor: ‘Fadime Hanım, bir görüşmemiz lazım. Müsait olduğunuzda okul uğrar mısınız?’ Eşim de çalışan bir hanımefendi. Eşim, işinden izin alıyor, okula gidiyor. Öğretmen diyor ki ‘Masalsu, ‘Babamı çok özledim’ diyerek geliyor, bana sarılıyor. Dakikalarca benim kucağımda ağlıyor. Sizden rica ediyorum; daha fazla problem yaşamasın, etki altında kalmasın. Bir pedagog desteği alın’ diyor. 7 aydır her cumartesi, saat 11.00-12.00 civarında Bakırköy’de bir pedagogdan da bu konuyla ilgili destek alıyorlar. Nitekim biz bu acıları yaşadık. Yine söylüyorum; inşallah kimse evladıyla sınanmaz. Evladından da ayrı kalmaz diyorum.

Efendim, bunlar bizim ailemizin yaşadığı şeyler. Dışarıda onlar ayrı dert yaşarken, Silivri 3 No’lu Cezaevi’nde kendi koğuşumda ben de başka dertler yaşıyordum onlarla beraber. Cezaevinde bulunduğum süre zarfında, yengem vefat etti. Yengemin cenazesine katılamadım. Birlikte, beraber top oynadığım arkadaşım vefat etti. Çocukluk arkadaşım. Gençlik arkadaşım, ergenlik arkadaşım vefat etti. Onun cenazesine katılamadım. Sadece kendi bölmemde oturup bir Fatiha okudum ve günlerce ağladım onların cenazesine katılamadım diye. Belki burada ilk defa söyleyeceğimi eşim, ilk defa duyacaktır. Çoğu arkadaşlar da ilk defa duyacaktır. Belki siz de ilk defa duyacaksınızdır. Benim kaldığım koğuşta birçok kavgaya şahit oldum Sayın Başkanım, birçok kavgaya. Yani böyle söz dalaşı dediğimiz kavgalar değil. Sabah tartışan iki tane hükümlü… Özellikle hükümlü olduğunu belirtiyorum. Akşam yemeğinde bir hükümlünün diğer yükümlünün kafasında su bardağı kırdığına şahit oldum. Kafasına 6 dikiş atıldı. Bardak parçaları etrafa saçıldı. Benim dışarıda bir tane kavgam yoktur. Bir tane sabıkam yoktur ama ben bugün burada hükümlülerle beraber, aynı koğuşta kalıyorum. Başka bir hükümlü, tahliye olmasına 20 gün kala, bir tutuklunun boğazını kesti! İki defa! İki defa! Buradan böyle iki defa boğazını kesti. 50’ye yakın dikiş atıldı. İsimlerini bile verebilirim isterseniz. Soruştura da bilirsiniz. Ya adamın 20 günü kalmış tahliyesine! Davasına çıkacak. Tahliye olacağını biliyor. 20 günü kalmış!

Bu olayları ilk defa eşim burada dinledi ve şahit oldu. Bunu da hesaplamamdaki amaç, sonuçta biz cezaevinde yatıyoruz, cezamızı çekiyoruz diye düşünsek de onlar bizden daha fazla ceza çekiyorlar dışarıda. Bir evin babasının, eşinin olmaması kötü bir duygudur. Ben cezaevine geldiğimde 74 kiloydum, şu anda 59 kiloyum, 58,5 kiloyum. Bu kavgalara şahit olduğum her dakika kendi bölmemde günlerce ağladım. Günlerce uyku uyumadım. Günlerce yemek yemedim. Günlerce duş almak için banyoya giremedim efendim korkudan. Bizim dışarıda yaşadığımız ortam böyle bir ortam değil. Tamam suçlanıyoruz. Ama yine söylüyorum, yine söylüyorum: Ömer Güngör'le aynı pozisyonda olan birisi olarak olduğumu düşünüyorum. Neden Ömer Güngör 270 gündür dışarıda, Sırrı Küçük 185 gündür neden içeride? Neden içeride? Ben bunu çok merak ediyorum. Eşimden de özür diliyorum. Ondan bu duyguları sakladığım için.

36 yıllık yaşam hayatım boyunca sabıka kaydım yok. Kavgam yok. Beni dışarıda kendi arkadaş, çevrem çok iyi bilir. Kavgacı bir kültürüm hayatta olmamıştır. Hep uzlaşıyla gitmişimdir yani yaşamım boyunca. Efendim, şimdi suçlamanın asıl noktasına geldiğimizi düşünüyorum Sayın Başkanım. Özellikle ana kolluk, savcılık ve sulh ceza hakimliğinde iki tane işletmenin ismi soruldu. İki tane işletmede bulunup bulunmadığım soru bu. Hayatımda ilk defa savcılığa çıkıp ifade veriyorum. Ya da Vatan Emniyet'e gidip ilk defa ifade veriyorum. O günün şaşkınlığı, o günün gerginliği, neye uğradığımı bilmiyorum ben. Evden nasıl çıktığımı hatırlamıyorum efendim. Düşünün. Bir tanesi Esenyurt'ta bulunan Sheraton Otel. Diğeri de Başak Petrol. Bana sorulan iki soruda, ifade tutanaklarımda var, belki önünüzde de görüyorsunuzdur. Esenyurt Sheraton Otel’de bulunup bulunmadım. Esenyurt Sheraton Otel’e gidip gitmediğim. Ben Esenyurt Sheraton Otel birçok kez gittim. Bunu da kabul ediyorum. İnkar da ettiğim bir nokta yok. Burada da dediğim gibi orada da partimizin programları olmuştur, gitmişimdir. Sivil toplum kuruluşlarının etkinlikleri olmuştur, konferanslar olmuştur, kermesler olmuştur; gitmişimdir. Tanıdığımız birisinin düğünü olmuş, gitmişizdir. Sayın vekilimizi ben oraya götürmüşümdür. Muhakkak da götürdüm, hatırlıyorum da.

Ama oraya sayın vekilimizi götürdüğümüzde, Esenyurt Sheraton Otel’in girişinde sayın vekilimizi indiririm, aracımı çıkış noktasında bir güzergahı park ederim, daha sonrasında etkinliğin yapıldığı salona çıkarım. Sayın vekilimizin birkaç kare fotoğrafını alır. Birkaç saniye videosunu alır, bunu da arkadaşlarıma atarım. Sosyal medyadan paylaştığımızı söylerim. Bu gittiğimiz etkinlikler, toplantılar, düğünler, bazıları şahıs olarak davetlidir, bazıları da zaten sosyal medyada, kendi hesaplarında etkinlik duyuruları yapılmıştır. Şimdi efendim, ben alnımın teriyle ekmeğimi kazanan bir şoförüm. Sayın vekilimiz, İstanbul'a gelir havalimanına, ben havalimanından alırım. Havalimanına gitmesi gerekiyorsa havalimanına götürürüm. İstanbul bizim seçim bölgemizdir. Ne kadar üçüncü bölge olsa da seçildikten sonra İstanbul olarak geçer bu konu. Efendim, İstanbul içinde birçok noktada, birçok etkinliğe, partimizin düzenlediği etkinliklere, eylemlere ya da partililerimizin düğünlerine, cenazelerine ya da tanıdığımız bir komşunun düğününe, cenazesine sayın vekilimizi götürmüşümdür. Bu benim zaten asli görevim. Sonuçta adam, bana maaş veriyor. ‘Kardeşim sen beni Silivri Cezaevi’ne götür’ diyor. Götürmeme şansım sıfır. Sizin de şoförleriniz var. Ama size şunu yemin edebilirim efendim. Gözlerinizin içine de bakarak söylüyorum ki sayın vekilimiz ne otelde, ne araçta, ne de herhangi bir mekanda benim yanımda bir kişiyle bir para alışverişi için telefonda görüşmüş, şahsi olarak görüşmüş değildir. Beni de bu noktada görevlendirmemiştir.

Şimdi gelelim Başak Petrol’e. Başak Petrol’de bulunup bulunmadığım soruldu. Efendim, ben bu zamana kadar, buradaki sayın avukatlarımız ve vatandaşlarımız, ailelerimiz de var. Birlikte sanık olduğumuz büyüklerim, küçüklerim de var. Bir Allah'ın kulunun, bir petrolün ticari unvanını, işte Başak Petrol diyoruz mesela, vergi levhasında geçen unvanıyla yakıt aldığı yeri hatırladığını bilmem. Ben şahsen almam. Yani hatırlamam. Yani Başak Petrol'müş, o petrolmüş, beni ilgilendiren bir şey değil. Kaldı ki Başak Petrol’ün lokasyonunu bana söylemiş olsalardı, ben o gün de aynı cümleyi kurardım. Başak Petrol, Petrol Ofisi logolu bir işletmedir. Ve ben Petrol Ofisi logolu bir işletmeden, 36 yaşındayım, 18 yaşında ehliyet aldığımı düşünürsek, size en fazla 50 defa yakıt aldığımı söyleyebilirim bu kadar yılda. Petro Ofisi'nden yakıt almadım. Hiçbir vatandaş da aldığını söyleyemez zaten. Çünkü kaliteli bir yakıt olduğunu söylemiyorlar. Şimdi Başak Petrol'ün yerini de size şöyle tarif etmek istiyorum. Belki birçoğunuz o güzergahta çünkü hakim ve savcılarımızın oturduğu söyleniyor Başakşehir'de. Başak Petrol, Mall Of İstanbul'la Deposite alışveriş merkezi arasında kalan bir bölgededir. Başak Petrol, 39 tane sanayi sitesini içinde bulunduran İstanbul'un en büyük sanayi bölgesi olan İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’nin tam girişindedir efendim. Yani İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’ne girmek istiyorsanız, Edirne istikametten gelip, Ankara istikametinden gelip E5 istikametinden gelip, muhakkak onun önünden geçeceksiniz. Muhakkak geçeceksiniz.

Başak Petrol, 500 bin nüfusu aşmış Başakşehir ilçesinin ana giriş kapılarının bir tanesini açmaktadır. Başak Petrol, bizim ofisimize, mali müşavirlik ofisimize yaklaşık 2 kilometre uzaklıktadır. Ha bu arada şunu söyleyeyim. Özgür Bey İstanbul'da yokken de ben Özgür Bey'in mali müşavirlik ofisindeki arkadaşlara, sahada ve ofiste destek sunuyorum. Yani vergi müdürlükleri orada, mükelleflerimiz o bölgede. Onları da o bölgeye götürüyorum.

Şimdi Başak Petrol, benim evimle, Özgür Bey'in evi aynı güzergahta. Bizim evimize gidebileceğimiz evimizden ofisimize, ofisimizden evimize gidebileceğimiz mecburi üç güzergahın bir tanesi Sayın Başkanım. Başak Petrol, ofisimizden Ankara istikametine, Edirne istikametine, E5 istikametine, Basın Ekspres istikametine gitmemiz gereken bir güzergahta. Başka bir güzergah yok bu güzergahlara çıkmamız için. Lokasyon yok. Bu güzergahlardan da ofisimize gelmek istersek, mecburi olarak Başak Petrol’ü geçmek zorundayız. Başak Petrol’ün olduğu lokasyon Arnavutköy ilçemiz hariç, üçüncü bölgenin geri kalan 12 ilçesine gidebileceğimiz tek güzergah. Arnavutköy'ü neden söylemiyorum? Arnavutköy bizim ofisimizden arkadan gittiğimizde daha hızlı gidiyoruz. Orayı kullanmıyoruz. Kuzey Marmara'ya çıkmamıza bile gerek kalmayan bir güzergah Arnavutköy’ün bulunduğu güzergah.

Efendim, şimdi Başak Petrol'ün bulunduğu alanı bunlarla sıraladım. Peki, şimdi ben Başak Petrol’de baz vermemle ilgili suçlanıyorum. Başak Petrol’de rüşvete aracılık etmemle ilgili suçlanıyorum. Başak Petrol’ün önünden benim gibi günde milyonlarca vatandaş, milyonlarca araç geçiyor. Binlerce de toplu taşıma güzergahında bulunuyor. Binlerce toplu taşıma aracı geçer o güzergahtan. Belediyenin otobüsleri dolmuşlar, katlı otobüsler. Bunların hepsi Başak Petrol'ün önünden geçer o bölgeye gidenler. Başka güzergahı yoktur. ‘Başak Petrol'den yakıt almam’ dedim ama Başak Petrol'de olduğumu inkar etmedim. Başak Petrol’de ben çay almışımdır. Mübarek Ramazan ayındayız, kusura bakmayın. Kahve almışımdır. Marketten yiyecek almışımdır. Lavabosunu kullanmışımdır. Ki o bölgenin en temiz tuvaletlerini bulunduran bir benzinlik. Aracımı kendim yıkayabileceğim geniş bir alanı vardır. Başak Petrol’ün içinde market vardır. Başak Petrol’ün içinde ismini zikretmekten gocunmam, yanlış hatırlamıyorsam Aslı Börek vardır. Sabah böyle poğaça çay alırdık. Ya da akşamüstü Burger King’e girer orda oturur yerdim, genellikle sıcak sıcak ya da paket yapıp ofise geçerdim. Yani bu söylediğim sebeplerden dolayı, mali müşavirlikte saha çalışmamdan dolayı, benim Başak Petrol’de bulunmam, baz vermem hayatın doğal akışına uygundur.

Ben, 2008 yılında, biraz önce söyledim 0534 231 32 33 numaralı hattı aldım. Babamın üzerinden aldım, yasal sahibi oldum. 2008 yılından itibaren, talep ederseniz baz verilerini… Efendim orada binlerce demiyorum, yemin ediyorum milyonlarca baz verisini görebilirsiniz benim. Bu noktada çok netim yani. Sayın Başkanım, şimdi ben baz vermekle ve rüşvete aracılık etmekle suçlanıyorum. Peki, affınıza sığınarak bir örnek vermek istiyorum. Bugün burada Silivri’deyiz. 105-107 tane sanık, mahkememiz görülüyor, yüzlerce avukat arkadaşımız var ailelerimiz var, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri var, siyasi partilerin değerli büyükleri burada. Efendim, mahkum yakınları gelip gidiyor, girip çıkıyor cezaevi kampüsüne. Efendim sayın kolluk kuvvetleri burada. Affınıza yine sığınıyorum ama sizler buradasınız, heyetiniz burada. Şimdi burada bu kadar saydığım binlerce vatandaş baz veriyor diye suçlu olabilir mi? Rüşvete aracılık ediyor denebilir mi? Bana göre denilemez. Akışa ters. İmkanı yok. Peki biz 2026 yılındayız. Burada baz verenlerden bir tanesi de benim eşim. Eşimin 2026 yılında, sen Silivri cezaevinde neden baz verdin diye gözaltına alınma şansı var mı? Olmaması lazım. Ben de Başak Petrol’de baz verdim diye gözaltına alındım! O arkadaşlar öyle söylediler.

Şimdi Ömer Bey'in ifadesi baştan aşağı çelişki. Baştan aşağı çelişki. Zaten benden 12 gün sonra ifade veriyor, ben tutuklandıktan sonra. İfadesi de baştan aşağı çelişkili. Ömer Güngör diyor ki, ‘Ben, Sırrı Küçük'ü aradım. Dedim ki böyle böyle. Neredesin? Ben sana 5 milyon para getireceğim!’ Ben de diyorum ki, ‘Ömer Bey, dışarıdayım. Ortak bir noktada buluşalım.’ Ortak bir nokta neresi? Başak Petrol. Başak Petrol, benim ofisime 2 kilometrelik alanda efendim. 2 kilometre uzaklıktadır yani. Maksimum 2 kilometre uzaklıkta çalıştığım ofise. Şimdi Ömer Bey bana rüşvet verecek, ben de gideceğim. Salağım ya! Af edersiniz, burada hiçbir yetişkin de o işi yapmaz. O kadar benzinliğin kameralarının ortasında, EDS kameraları orada, biz orada baz vereceğiz. 5 milyonluk rüşvet de bu kadar kağıt parçası. Ben de alacağım kağıtları cebime koyacağım. ‘Hadi görüşürüz’ diyeceğim, gideceğim. Yahu 5 milyonluk rakam, avukatım İbrahim Bey söyledi, kocaman bir valiz yapıyormuş ortalamadan fazlası. Kocaman bir valiz, bir buçuk valiz yapıyormuş. Yani şimdi Ömer Güngör'ün beni araması yok. HTS kayıtlarında Ömer Güngör'le Sırrı Küçük'ün görüşmüşlüğü yok. Belge yok. Aradıysa, HTS kaydını çıkarsın. Desin ki ‘Ya ben Sırrı Küçük'ü aradım. Aha da burada belgesi. Ben de bu rüşveti verdim’ desin. Bana belgesini çıkartsın. Diyeyim ki ‘Ya ben de paşalar gibi Silivri 3 No’lu cezaevinde yatıyorum rüşvet aracılık ettiğim diye.’ Ama yok! 5 milyonluk para alacağım. Başak Petrol’de alacağım. Binlerce kameranın ortasında alacağım. Elimi kolumu sallayarak da basıp gideceğim.

Ya benim ofisim yaklaşık iki kilometre uzaklıkta Sayın Başkan’ım. Diyorum ki; ‘Ömer Bey, gel bizim ofise, ben sana konum atayım. Gel bizim ofise bir çayımızı iç, bir kahvemizi iç; açlığın varsa yemeğimizi ye. Gel burada helalleşelim, ben parayı alayım, sen de yoluna bak. Kahvemizi içmiş olursun.’ Diğer bir noktaysa; Ömer Bey diyor ki, 'Ben şahsı görsem tanımam.' Şimdi, bana 5 milyon para verecek ama beni tanımayacak! Ben yaklaşık 2011 yılında askerdeydim. İstanbul'da Esenler Otogarı'na geldiğimde, bir dilenci abla dedi ki: 'Yedikule Hastanesi'ne gideceğim oğlum, hastayım, bana iki lira verir misin?' Kur'an evliya çarpsın ki iki lira para verdim. Sonra, tekrardan o Esenler Otogarı'na yolcu olmak için geldiğimde, o kadın yine geldi ve benden para istedi. Ben o kadını hemen tanıdım. Bakın, 2 liradan bahsediyorum, 5 milyondan değil! Size yemin ederim, Allah yukarıda, mübarek bir gündeyiz. Şimdi bu bir çelişkidir. Para verdiğin adamı tanımayacaksın, ama 'para verdim' diye iftira atacaksın. Kendini cezaevinden çıkarıp, çocuklarına ve eşine kavuşacaksın; bense çocuğumdan ve eşimden ayrı kalacağım! 285 gündür içerideyim. Ben, adaletin mülkün temeli olduğunu düşünüyorum ve yüce Türk adaletine güveniyorum. 285 gündür karşınıza çıkmak, kendimizi ifade etmek için bekliyoruz. En azından bugün kendimi ifade ettiğim için içim rahat efendim, vicdanım çok rahat. Allah bana öyle haram paraları yedirmesin.

2004 yılında ben İstanbul'a geldim. Annem beni iki yaşındayken köye götürmüş. Geçim sıkıntısından dolayı dedemle babaannem bakmış bana iki yaşından itibaren. 2004 yılında liseye başlamak için İstanbul'a geldim. Biz, kendi yağında kavrulan bir aileyiz. Mahallemizde marangoz atölyesinde çıraklık yaptım, koltuk döşeme atölyesinde çıraklık yaptım. Akşamları okul sonrası ve hafta sonları, annemle babam ne kadar karşı çıksa da o yaşlarda şehirler arası uzun yol otobüslerinde muavinlik yaptım. Annem, her defasında ‘gitme’ diye bana bağırırdı; bense o parayı alnımın teriyle kazanmak için, 46 tane yolcuya hizmet etmek için o yolculuğun zahmetini çekerdim. Bugüne kadar ne annem ne babam bana bir lokma haram yedirmiştir; ne de ben eşime veya kızıma bir lokma haram yedirmişimdir. Bugün itibarıyla da yedirmem, bugünden sonra da yedirmem efendim. Eğer bir lokma haram yiyeceksek, Allah o lokmayı yerken boğazımızı tıkasın ve canımızı alsın.

Başta da söyledim; üzerime atılan bu suçlamayı kabul etmiyorum. Eylem 22'nin gerçekleşmediğini söylüyorum. Ben, sizden ve yüce heyetinizden şunu talep ediyorum: Ben 285 gündür, yani 10 ay 11 gündür kızımdan ve ailemden uzaktayım. Kızımla uyumak, kızımla oynamak, kızımla market alışverişi yapmak, kızımla gezmek ve tozmak istiyorum. Yani efendim kısacası, ailemle kaybettiğim günlerin telafisini yapmak istiyorum. O yüzden yine söylüyorum: Ömer Güngör isimli şahısla hukuki olarak aynı noktada olduğumuzu şahsen düşünüyorum. Ömer Güngör, 273 gündür tutuksuz yargılanıyor. Sırrı Küçük ise 285 gündür tutuklu. Hukuki olarak aynı noktada bulunduğumuzdan dolayı Sayın Başkanım; adli kontrol şartları ne olursa olsun, dilerseniz yurt dışı çıkış yasağı, dilerseniz günlük imza şartı da dahil olmak üzere her türlü şartı kabul ediyorum. Ben sizden, şu an 5 yaşında olan kızıma -gördüğünüz üzere burada da fotoğraflarını gösteriyorum- kavuşmak istiyorum. Aileme kavuşmak istiyorum. 45 dakikalık kapalı görüşler yetmiyor. 285 gündür, 10 aydır içerideyim. Sizden ricam; hangi şartlarda olursa olsun tahliyemi ve tutuksuz yargılanmamı talep ediyorum. Tabii ki Allah nasip edecek; ben bu dosyadan beraat alacağıma da inanıyorum. Ama inanın Allah’a, önceliğim tahliyedir; bir an önce kızıma kavuşmaktır. Başka hiçbir dileğim yok. Beni dinlediğiniz için sizleri saygıyla selamlıyorum. Bahsettiğim gibi efendim, kızım şu an 5 yaşında. Allah evladı olmayan herkese hayırlı bir kız evladı versin isterim. Ben kızıma kavuşmak istiyorum, sizden tek dileğim budur. Saygılarımı sunuyorum."

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar