Korku... Cemil Tugay’dan Barış Akademisyenleri'ne!
Baskı ve tehdit hiç ortadan kalkmadı. Buna rağmen korku bizi susturmak yerine daha güçlü ve daha dayanıklı kıldı. Korku karşısında tek başımıza dikilen özel insanlar değildik...
* Prof. Dr. Cem Terzi
“Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzaladığımızda, iktidarın ve çevresindeki güçlerin saldırısı çok ağır oldu. Biz imzacı akademisyenleri terörle ilişkilendirdiler; Bese Hozat’tan talimat aldığımızı iddia ettiler. Apar topar KHK’lar ile yargısız infaz yapıldı ve üniversitelerden atıldık. Pasaportlarımıza el kondu. Hakkımızda davalar açıldı. Sedat Peker, imzacıların kanıyla duşalacağını söyledi.
Ben de imzacılardan biriyim. Üniversiteden atıldım; akademik hayatım ve kamusal varlığım hedef alındı. “Sivil ölüm” sözünü bir benzetme olarak değil, yaşadığımız şeyin adı olarak öğrendim. İmzacılar olarak imzamızı geri çekmedik, fikirlerimizden vazgeçmedik. Herkes baskılara boyun eğmeden doğru bildiğini söylemeyi sürdürdü. Bunların yaparken “hiçbirimiz korkmadık”deyip bir kahramanlık hikayesi anlatmaya çalışmıyorum. Korktuk tabii ki. Korkarak devam ettik.
Baskı ve tehdit hiç ortadan kalkmadı. Buna rağmen korku bizi susturmak yerine daha güçlü ve daha dayanıklı kıldı. Korku karşısında tek başımıza dikilen özel insanlar değildik. Arkadaşdık birbirini tanımayan, benzer düşünen, aynı tehdide maruz kalan, aynı sözün arkasında duran insanlar…
Birbirimizle dayanıştık. Gözaltına alınan arkadaşlarımızı, davaları, işsizliği, yalnızlığı birlikte karşıladık. Korkuyla baş etmenin yollarını bu yan yana gelişin içinde bulduk. Mücadeleye devam etmek, yazmayı ve konuşmayı sürdürmek, arkadaşının yanında durmak: Bunlar korkuyu yok etmedi ama korkunun hayatımızı yönetmesine izin vermedi.
İdeolojinin korkuyla ilişkisi vardır. İdeoloji insana korkmamasını öğretmez. Korkutulduğunda hangi değerden vazgeçmeyeceğini, hangi bedeli birlikte taşıyacağını, susmanın kimi yalnız bırakacağını gösterir. Bizim için bildiri, bir partiye sadakat ya da akademik bir fikir beyanı değildi. Sivil ölümlere, kuşatmalara ve devlet şiddetine karşı susmama; “Bu suça ortak olmayacağız” deme kararıydı. Geri çekilmek, yalnızca bir imzayı silmek olmayacaktı. Gördüğümüz şiddetin karşısındaki sözümüzden ve o sözün muhatabı olan insanlardan vazgeçmek olacaktı.
Ortak değerler ve birlikte etkili olabileceğine dair inanç, insanların kolektif eyleme katılmasını herzaman destekler. Tehdit altındaydık, ama yalnız değildik. Dayanışma bir zırh değildi; korkuyu paylaşmanın, çözüm üretmenin ve mücadeleyi sürdürmenin yolu oldu. Korkuyu aşmak, korkuyu inkâr etmek değil, korkarken eyleme devam etmektir.
Korku herkesi aynı yere götürmez İnsanların korku karşısında aynı şeyi yapmasını bekleyemeyiz. Kimi susar, kimi çekilir, kimi imzasını geri alır; kimi parti değiştirir, kimi de mücadelesini sürdürür. Bunların arkasında yalnızca karakter farkı yoktur. İdeolojik bağlılığın niteliği, örgütlü dayanışma, insanın kendini kimlerle aynı tarafta gördüğü ve siyasetini nasıl kurduğu önemlidir Bir siyasal bağ ortak bir amaç ve sorumluluk üretiyorsa, baskı karşısında insanı taşıyabilir. Bağ daha çok adaylık, makam, kariyer ve kişisel imkân etrafında kurulmuşsa, iktidarın baskısı ya da sunduğu güvence o bağı çözebilir. Ludwig Alsdorf örneği, korkunun sonradan nasıl bir savunma cümlesine dönüştürülebildiğini gösteriyor. Alman indolog Alsdorf Nazi Partisi’ne ve Nazi örgütlerine katıldı; Hindistan üzerine rejimin siyasi amaçlarına hizmet eden çalışmalar yaptı. Savaş sonrasında ise akademiye geri dönmeye çalıştı.
Nazilere hizmet etmesinin nedenini akademik kariyerini sürdürememe korkusuyla açıkladı. Yıllar sonra konu üzerinde çalışan tarihçi Baijayanti Roy, bu korku anlatısını kabul ediyor ama Alsdorf’un Nazilere sağladığı hizmetleri ve bunlar sayesinde mesleki yükselişine dikkat çekiyor…Korku güçlü bir etken olabilir ama tek başına ne davranışı açıklar ne de onu temize çıkarır.
Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişini de belediyelere yönelen soruşturmaların ve hapis ihtimalinin olduğu baskı iklimi içinde okumak gerekir. Korku bu kararda etkili olmuştur ama korku tek başına saf değiştirmeyi zorunlu kılmaz. Bu karar aynı zamanda siyasal bağlılığın ne kadar yüzeysel ve bireysel olduğunu; kişinin siyasetini ortak bir mücadeleden ziyade makama ve kişisel imkânlara bağladığını gösteriyor. Tugay CHP adayı olarak seçildi ve AKP’ye katıldı. Böylece İzmir seçmeninin verdiği siyasi yön tersine çevrildi. İktidarın kazancı bir rozetten ibaret değil: Muhalefette kalmanın bedelinin ağır olabileceği, iktidara geçmenin ise güvenli bir çıkış sunduğu mesajı veriliyor.
Barış Akademisyenlerinin deneyimi ise bize başka bir ihtimali gösteriyor. Korku vardı; fakat korku imzamızı, sözümüzü, araştırmamızı, yazımızı ve siyasal varlığımızı elimizden alamadı.
Bazı insanlar bir şey olmak için yaşar; bazıları bir şey yapmak için. Sol siyaset, makam sahibi olmanın değil, hayatı daha eşit, daha özgür ve daha iyi kılmak için mücadele etmenin siyasetidir. Belediye başkanı kalmak elbette bir makamı korumaktır. Asıl mesele, o makamı kimin hayatını değiştirmek için kullandığınızdır.
Çünkü mesele koltukta kalmak değil; o koltukta otururken eşitlik, özgürlük ve ortak yaşam için ne yaptığınızdır. Bir makam uğruna siyasal sözünüzden vazgeçtiğinizde, geriye yalnızca rozet değişikliği kalmaz. Size o makamı emanet edenlerin iradesi de, birlikte kurulduğunu söylediğiniz mücadele de yarı yolda bırakılır.
Korku insanı geri çekebilir; iktidarın güvencesi insanı yanına çağırabilir. Ama bunların hiçbiri tercihi ortadan kaldırmaz.
Neyi tercih edersen “O”sun.
Korku, adaletin yokluğunda büyür; adalet talebi ise korkuya rağmen sürdürülen mücadeleye yön verir. Her kim ki adalet demekten içerde, dışardaki içerdekiler selam gönderin, biz birbirimizi, adalet adının çınladığı kalplerimizle duyarız.
Kaynak:Haber Merkezi