Koşu kültürü Bostancı ile Fenerbahçe arasında sıkıştı: Türkiye nereye koşuyor?
Türkiye’den her yıl artan sayıda amatör koşucu, dünyanın dört yanındaki maratonlara katılıyor. Peki en gözde maratonlar hangileri? Katılımın en zor olduğu major maraton nerede koşuluyor?
HABER - DİCLE BAŞTÜRK
GAZETE PENCERE - “Amsterdam Maratonu başvuruları başladı.”
İki dakika sonra: “Linke girebilen var mı?”
10 dakika sonra: “Ben kaydımı yaptırdım.”
Whatsapp’taki koşu grubundan ardı ardına bildirimler geliyor. Bodrum’dan Amsterdam’a maraton koşmak için gidecekler. Şehir değil, ülke değiştiriyorlar. Instagram postları da çok benzer: Berlin Maratonu’nda koşanlar, Londra’da start alanlar, Boston Maratonu’nda kura bekleyenler…
Sayıları sürekli artan bir grup insan ‘nerede koşarım?’ diye soruyor. Şehir şehir, ülke ülke maratonlara katılıyorlar. Avrupa, Amerika, Uzak Doğu… Kayıt listelerinde Türkiye’den başvuru sayısı her yıl daha da çoğalıyor. Bir de büyük maratonlar var. ‘World Maraton Majors’ olarak biliniyorlar. Dünyanın en prestijli ve büyük maraton yarışlarını bir araya getiren uluslararası bir seri. Boston, Londra, Berlin, Chicago, New York City ve Tokyo olmak üzere altı büyük maratondan oluşuyor. Bu altı maratonun tamamını bitirenlere ‘Six Star Finisher’ madalyası veriliyor ve maraton dünyasında çok saygın bir başarı olarak kabul ediliyor.
BODRUM’DAN MARDİN’E MARATON SERİSİ
Bu ilgi, sadece yurt dışı yarışlarına değil, Türkiye’deki maratonlara da yansıyor. Bu sene İstanbul Maratonu’nda 40 bin kişi koştu. Mersin’de 2023 yılında 1711 kişi maratona katılırken, 2024’te bu sayısı 2172’ye yükseldi. Marmaris’te 1226 kişi koştu. İzmir, Efes, Kapadokya, Mardin, Uludağ, Bodrum gibi maratonlara katılmak trend oldu. Bu büyümede sosyal medyanın ve koşu gruplarının payı büyük.
Peki bu maratonlara gidenler kim? Neden Türkiye'nin ve dünyanın dört bir yanında koşuyorlar?
Canpolat Akbay (38), koşu camiasındaki adıyla ‘Canpo’, satış ve pazarlama sorumlusu olarak çalışıyor. Altı yıldır koşuyor. İstanbul dışında Berlin ve iki defa Valencia maratonlarına katılmış. Berlin maratonu major yani prestijli bir koşu.
Yurtdışı maratonlarına katılma hikayesini şöyle anlatıyor: "İlk yurtdışı maratonumu Amsterdam’da koştum. İstanbul'a kıyasla daha kalabalık, daha organize ve daha popüler olmasından dolayı yurtdışı maraton serüvenim böyle başladı. Amsterdam'ı da başarılı bitirince ülkemizde yeni yeni ünlenen ve popülerleşen Valencia maratonunu radarıma aldım. Yine başarılı bir yarıştan sonra hem major hem de 50’nci yılı koşulduğu için Berlin maratonuna kayıt oldum.”
Yurtdışı maratonlarındaki atmosferin motivasyonunu olumlu yönde etkilediğine dikkat çekiyor Akbay. Sıradaki hedefi ise nisan ayında yapılacak Rotterdam maratonu. Fransa–İtalya–İsviçre sınırlarında koşulan, dünyanın en prestijli patika-ultra koşusu olarak bilinen UTMB’ye de (Ultra-Trail du Mont-Blanc) katılmak istiyor.

KURA, HIZ LİMİTİ YA DA BAĞIŞ
Yurtdışı maratonlarına ilgi yoğun olunca organizatörler çareyi kura sistemi getirmekte buldu. Buna ‘lottery’ ya da ‘ballot’ sistemi deniyor. ‘Berlin Marathon Lottery’ ya da ‘London Marathon Ballot’ gibi…
Daha önce katıldığı koşularda belli bir hız limitini sağlayanlar, kura engelini doğrudan atlayabiliyor. Örneğin Akbay, daha önce katıldığı bir maratonu belli bir hızda koştuğu için Berlin’de kura sistemine takılmadan kayıt olmuş. Bir de bağış yapmak gibi seçenekler var. Koşucu, organizasyonun belirlediği bir yardım kuruluşu adına bağış taahhüdü vererek maratona katılıyor. Londra ve Berlin gibi major maratonlarda katılımın önemli bir bölümü kura ve bağış sistemiyle sağlanıyor. Londra, kurada adınızın çıkma olasılığı en düşük maraton. Her sene daha da popüler hale gelen Valencia maratonu da yoğun talep nedeniyle 2026 itibariyle kura sistemine geçeceğini duyurdu.
TÜRKİYE'DE BOSTANCI-FENERBAHÇE ARASINA SIKIŞTI
Akbay’a göre Türkiye’deki koşu kültürü Bostancı ile Fenerbahçe arasında sıkışıp kalmış durumda: “Başladığım zamanlara kıyasla şimdi çok daha fazla koşucu var. Çok daha fazla yarış var, çok daha fazla koşu grubu var. Bunlar kültürün gelişmesinde artı bir etken ama yurtdışına kıyasla bizdekine koşu kültürü denemez. Hala futbol 7’den 70’e konuşulan, oynanan bir spor iken koşana deli gözüyle bakılıyor. Ben bu kültürü tarif ederken tüm koşu kültürünün Bostancı İDO İskelesi ile Fenerbahçe Orduevi arasındaki 5 kilometrelik parkurda olduğunu söylüyorum. Dünyada özellikle Avrupa ve Amerika’da oturmuş ve daha da büyüyen bir koşu kültürü var. ”
‘KOŞMAK, HAYATTAN DAHA ADİL"
İnşaat mühendisi Ürün Bakar Burşuk (41) dokuz senedir koşuyor. Bugüne kadar Berlin, Amsterdam, Köln, Hamburg, İstanbul, Valencia, Barcelona, Viyana maratonlarına katılmış. Hatta hepsini ikişer kez koşmuş. Bu sene de Berlin, Chicago ve Sevilla maratonlarına katılmayı planlıyor. Hedefi, Boston maratonu:
“Maraton koşmak değil ama hazırlığı çok fedakarlık isteyen bir süreç. Ben bu süreci çok seviyorum, inişleri ve çıkışlarıyla. Çünkü koşu sporu, bilhassa maraton size emeğinizin karşılığını veriyor ve çok adil. Hayatın başka bir alanında böyle bir durum yok. Maraton koşmak benim için çalışkanlığımı gösterebildiğim bir alan.”
MARATONCULAR GENELDE 35 YAŞ ÜSTÜ
Bakar da, Türkiye’de koşuya olan ilginin artmasında sosyal medyanın ve sayısı artan koşu kulüplerinin etkisinin olduğunu söylüyor. Ancak bu ilginin azalacağını düşünüyor:
“Türkiye’de kapanan yollara küfür eden bir halk varken, yurtdışında bu organizasyonlar karnaval havasında geçiyor. Maalesef biz bu seviyeye gelemeyiz. Ben Instagram olmazsa bu sporu yapanların yüzde 70’nin vazgeçeceğini düşünüyorum açıkçası. Bir gazla başlıyor ama bu iş bitecek bir süre sonra. Bir de maraton koşanlar genelde 35 yaş üstü. Farklı bir orta yaş bunalımı da onları dayanıklılık sporlarına itiyor.”
‘ŞEHRİ KOŞARAK KEŞFETMEK İLGİ ÇEKİCİ’
Yurtdışı maratonlarını deneyimleyen bir diğer isim ise Mehmet Gürsel Yeğen (36). Jeoloji mühendisi ve yedi senedir koşuyor. İlk maraton koşmaya karar verdiğinde soluğu Valencia ve Kopenhag maratonlarında almış.
“Bir şehri koşarak keşfetmek ilgi çekici bir deneyim. Aynı zamanda bedenimin ve zihnimin sınırlarını zorlamak hep ilgimi çekti. Şehrin yarışa sahip çıkması, insanların inanılmaz desteği ve iyi koşucularla beraber koşacak olmak motivasyon arttırıcı oluyor” diyor.
Ancak hedeflediği maratonlar için kura sistemine takılmış. Bu nedenle 2026 Laverado ultratrail ve Berlin maratonlarına katılamayacak. Türkiye’de maliyetlerin artması nedeniyle yurtdışında koşmanın daha mantıklı olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Yurt içinde bazı yarışlara gitmek daha fazla düşündürüyor. Yurt dışında ise bütçe olarak şehre göre değişmekle beraber 25-30 bin TL yetiyor” diyor.
‘MAJOR MARATONLAR SABIR VE HAYAL İŞİ’
Kumsal Pınargözü (40), mobil uygulama ürün yöneticisi olarak çalışıyor. Eski bir atlet. 13 yaşından beri koşuyor. Bugüne kadar toplam beş maraton koşmuş. Amsterdam, Tokyo ve Valencia maratonlarının yanı sıra İstanbul Maratonu’na iki kez katılmış. Major maraton için sponsor desteğiyle Tokyo’ya kadar gitmiş. Daha önce de Berlin ve Londra maratonlarına katılmak için başvuruda bulunmuş ancak kura sistemi nedeniyle ikisine de gidememiş: “Major maratonlar biraz da sabır, istikrar ve hayal kurma işi. Günün sonunda o start çizgisinde olmak tüm bekleyişe değiyor” diye düşünüyor.
Son yıllarda Türkiye’de de maratonlara katılım sayısında ciddi bir talep patlaması yaşandığına dikkat çekiyor: “İnsanlar artık sadece sağlıklı yaşam için değil, kendilerine hedefler koymak, sınırlarını test etmek ve farklı deneyimler yaşamak için de koşuyor. Koşu, yalnızca atletlerin değil; her yaştan ve her meslekten insanın ulaşabildiği, keyif aldığı bir kültüre dönüşmüş durumda.” Sıradaki hedefi Kanarya Adaları’nda yapılan Transgrancanaria’da 47K parkurunda ultra trail koşmak.
OFİSTEN KOŞU ANTRENÖRLÜĞÜNE...
Necdet Ülker, inşaat yüksek mühendisi. Uzun yıllar, finans sektöründeki işiyle koşu antrenörlüğünü birarada götürmüş. Üç sene önce istifa edip tam zamanlı antrenör olarak hayatına devam etmiş. Kendisi Runformance adlı koşu takımının bir parçası. 13 yıllık koşu hayatına dokuzu yurt dışında olmak üzere 15 maraton sığdırmış. New York, Berlin gibi major maratonlarda koşmuş.
“Bu maratonları koşmak sizin için ne ifade ediyor?” sorusuna şöyle yanıt veriyor: “Bu maratonlar sadece popüler oldukları için değil, koşu tarihi ve kültürü açısından da oldukça önemli, ikonik yarışlar. Benim bu yarışlara katılma sebebim her seferinde farklı oluyor. Boston’da maratonun tarihine, koşulan en eski maratona olan saygıya ve meraka dönük bir motivasyonla koşuyorum. New York’ta şehir maratonu kültürünü oluşturan, koşu akımlarına yön veren, en büyük ve en etkili maratonu koşma motivasyonuyla koşuyorum. Berlin’de ise de Avrupa maraton kültürünün zirvesinde, hızın ve düzenin motivasyonuyla koşuyorum.”
ABD’DE KOŞMANIN BEDELİ 150 BİN LİRAYI BULUYOR
Tabii bir de işin ekonomik boyutu var. Ülker ortaya çıkan rakamları şöyle aktarıyor: “Özellikle ABD’de düzenlenen maratonlar çok el yakıyor. Bu açıdan Avrupa’da düzenlenen yarışların daha uygun olduğunu söyleyebilirim. Okyanus ötesi bir maraton için haftalık 75-100 bin TL arası bir maliyeti karşılamanız gerek. Bu tutar Avrupa için 40-60 bin TL arasına iniyor.”
Necdet Ülker’in bu seneki hedefi İtalya’nın Toscana bölgesindeki 120K’lık bir parkur. Kanarya Adaları ve İzlanda’da da yarış planları var.
Dört yıldır Hollanda’da yaşayan Yaşarcan Yılmaz (35), bu hareketliliği hem içeriden hem dışarıdan gözlemleyenlerden. Bilgisayar mühendisi ve üç yıldır düzenli koşuyor. Hollanda’daki yarışlar dışında, Berlin ve Valencia maratonlarına katılmış. Bu sene ise Amstelveen Yarı, Manchester Maratonu, Köln Maratonu ve Valencia Yarı Maratonu koşmayı planlıyor: “Koşmaya çok geç yaşta başlamış biri olarak imkansız olarak gördüğümüz şeylerin kendimize belirlediğimiz sınırlardan ibaret olduğunu ve bunları aşmaya çalışmanın da kişisel gelişimin bir parçası olduğunu düşünüyorum.”
‘EKİPMAN İHTİYACI AZ, HER YAŞ GRUBUNA UYGUN’
MacRunners Bodrum koşu grubu lideri Orhan Bircan, spor eğitmeni olarak son yıllarda koşuya başlayan sayısında belirgin bir artış gözlemlediğini aktarıyor:
“Antrenman gruplarına katılan sporcuların profili giderek çeşitleniyor, daha önce düzenli spor yapmamış bireyler de koşuya yöneliyor. Bu artışın temel nedenlerinin başında sağlık bilincinin yükselmesi geliyor. Koşu, ekipman ihtiyacı az, her yaş grubuna uygun ve etkili bir egzersiz olduğu için tercih ediliyor. Pandemi sonrası açık hava sporlarına yönelimin artması ve şehirlerde koşu altyapısının gelişmesi de bu süreci destekleyen önemli faktörler arasında.”
ACEMİLERE TAVSİYELER
Koşmaya yeni başlayacaklar için Orhan Bircan şu tavsiyeleri veriyor:
- Basit ve sabırlı başlayın. Öncelikle hedefiniz hızlı koşmak ya da uzun mesafe olmamalı. Haftada iki-üç gün, yürüyüş-koşu aralıklı antrenmanlarla başlamak hem sakatlık riskini azaltır hem de vücudun adapte olmasını sağlar. İlk haftalarda süreyi kısa tutmak, düzeni oturtmak çok daha değerlidir.
- Doğru ayakkabı ve uygun zemin önemli. Pahalı ekipmanlara gerek yok ama ayağa uygun bir koşu ayakkabısı koşu keyfini ciddi şekilde artırır.
- Bir koşu grubuna katılın ya da bir arkadaşla koşun. Bu, motivasyonu yükseltir ve devamlılığı sağlar.
- Süreci bir yarış gibi değil, alışkanlık olarak görün. Koşu, zamanla hayatın doğal bir parçası haline gelir.”
Kaynak:Haber Merkezi