KAYBEDENLERİN PİRUS ZAFERLERİ

Özgürlüğümüzü ve özbenliğimizi devretme pahasına kazanılan zaferler sosyal, ekonomik ve siyasal hayatta gerçekte bize kaybettirirken; halka ise kazandıklarını zannettiriyordu. İşte bu, kılıçsız mızraksız yaşanılan bir postmodern Pirus zaferidir! Bu zaferde atlar, filler, oklar, kılıçlar ve piyadeler yerine; yandaş medya, demagoji, dinbazlık, kutuplaşma, troller, nepotizm, organize cehalet, yalanlar ve milliyetçilik kullanılıyor.

Yunanlılar, Romalılara karşı savaşında Epir’in şan, şeref, iktidar düşkünü kralı Pirus’tan (Pyrrhus) yardım istediler. İktidara çok düşkün olan Pirus, bu daveti keyifle kabul etti, birçok fil ve 25 bin askerden oluşan ordusuyla İtalya’nın güney ucuna geldi. Pirus’un ordusuyla Romalılar arasında MÖ 280 – 275 yılları arasında 5 yıl sürecek Pirus Savaşları başladı.

Sonunda Pirus, savaşı kazanır. Ancak fillerinin desteklediği ordusunun tamamını kaybeder. Savaşı kazanmıştır, ama yanında koskoca ordudan arta yaralı ve bitik çok az asker kalır. Zaferi kazanmıştır ama kaybı zaferden çok ama çok daha büyüktür. Sonunda bu nedenle tahtı bırakmak zorunda kalır. Zaferi kazanmıştır ama bu zafer hem halkının hem de kendisinin sonu olmuştur. Bu nedenle ‘Pirus Zaferi’ yenilmeye mahkûm galibiyetleri anlatmak için kullanılan bir deyime dönüşür.  

Bugün içinde bulunduğumuz yalanlar ve post truth döneminde kim kazanırsa kazansın, en büyük zaferi kazandığını zannedenlerin başarıları ancak Pirus zaferi kadar olabilir.

Kazananın olmadığı ama herkesin kaybettiği bir dönemde yalancı başarılar içerisinde yer almanın tarifsiz hazzının bağımlılığı içindeyiz.

Sosyal, ekonomik ve siyasi hayatta durum farklı değil. Medyada da öyle. En büyük ve en iyi yalanı söyleyenlerin ikna etme maratonundaki başarıları; ikna ettiklerinin başarısızlığına bağlı. 

Bu büyük beylik sözlerin ve lafta başarıların, kapladığı yer çok, ancak içerisinde doğru bilgi ve vicdan yok. Vicdanı olmadan yapılan işler karanlıkta planlanır. Karanlıkta planlanan hangi iş güneşte gezenlere yarar sağlamıştır?

KAYBEDENLERİN ZAFER YANILGISI

Bu yalan ve kaybedilmişlik içerisinde birini tükettiğin kadar kendinizin de tükendiğinin farkında değilsiniz.  

Türkiye, kitlesel olarak bunu çok yaşadı.

Örneğin; 2010 referandumunda da, sonrasında yaşanan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de bunu yaşamadı mı? Meydanlarda ve balkonlarda büyük zafer konuşmaları yapılmadı mı? Yüz binlerce insan şehirlerin meydanlarında zafer sarhoşluğu içerisinde kutlama yapmadı mı? Geldiğimiz 2021 yılı ve Covid-19 salgını içerisinde gördük ki en büyük yenilgiyi; o meydanlarda zafer kutlamaları yaşayanlar tatmış oldu. Ekonomik hayatta yenilgiye alışmış olan bu halk; şimdi de kendi kutladığı zaferlerin sonucu olarak aşı bulamıyor, kendisini virüsle baş başa buluyor, ekonomik destek göremiyor ve yenilgiyi canıyla tadıyor! Oysa aynı insanlar kendisini ‘zafer’in bir parçası sayıyordu.

Salt kendi mahallesinde alkış almak, tezahürat kapmak ve bu sayede de kendi bölgesini domine etmek uğruna hiçbir siyasal sonucu olmayan goygoycuların kazandıkları anlık Pirus Zaferleri ile aslında en çok o mahalle kaybediyor.

Bir gazeteci biraz daha okunmak uğruna içeriksiz tartışmaların tarafı olup gerçekleri bertaraf ediyor, kısa bir an karşısındakinin açığıyla onun üzerine gidiyor ve bir Pirus Zaferi daha kazanıyor. Gerçekler ve gerçekleri öğrenmesi gerekenler kaybediyor.

Plataea, Greece --- Spartans at Plataea. --- Image by © Bettmann/CORBIS

KİTLESEL KAYBEDENLER KULÜBÜ

Sosyal medyada daha fazla paylaşılmak, yalan/sanal kitlesinde kahraman olmak için her türlü küfür ve alçalmada beis görmeyen hesaplar, her attıkları ileti ile Pirus Zaferi kazanıyor. Küfür de küfrü doğurduğu için karşı cenah da başlıyor saymaya. Herkes kendi sanal aleminde Pirus zaferleri ile dolup taşıyor. Olan, çürümeden nasibini almamak için kendisini koruyanlara oluyor.

Erkeklik güdüsü ile eril dilini, eril bakışını kadınların üzerinde tutan erkekler kadın bedeni üzerinde ahlakçılık yaparak, kadını metalaştırarak ve onu duygusuz et yığını haline getirerek ‘erkekliğin’ Pirus Zaferlerini kazanıyor. Olan kadınlara ve bu nedenle de koca bir topluma oluyor. ‘Erkeğin’ zaferi nedeniyle tüm toplum aslında kaybediyor.

Vasat seviciliği ve nobranlık tutkusu nedeniyle ‘elit’ diyerek sevilmeyen okumuşlara karşı kazanılan Pirus Zaferleri ile aslında kaybeden üniversitelerimiz ve eğitim sistemimiz oluyor. Okullardaki aydın ve gerçek akademisyenlere karşı kazanılan Pirus Zaferleri, en çok zafer kazandığını zannedenlerin çocuklarına kaybettiriyor.  

Laikliğe saldıran kadınların gövde gösterisiyle meydanda kazandığı Pirus Zaferi ile en çok yine kadınlar kaybediyor. Laikliğe karşı savaşı kazanırlarsa; kaybedeceklerinin farkında değiller.

Mezhepçilik, cinsiyetçilik ve ırkçılıkla kazanılan Pirus Zaferlerinde o kazandığını düşünen guruplar da dahil hepimizden bir parça kaybediyor.

Türkiye’nin en borçlu dönemini kutsayan asgari ücretli, oy verdiği partinin seçimi kazanmasıyla duygusal özdeşlik dışında eline bir şey geçmese de kazandığı Pirus Zaferi ile mutlu. Ama ülke tarihi bir kenara, kendi kişisel tarihinde bu ‘zafer’ nedeniyle en borçlu döneminde olduğunun farkında değil.

Karşımızdakinde açtığımız yara kadar kendimizde de o kadar yara açtığımızı fark edip bu Pirus zaferlerinin peşinden koşmayı bıraktığımız gün, gerçek büyük bir zaferden söz edebileceğiz.

Başkent Ankara’da yaşanan 25 yıllık Pirus Zaferi sonunda dinozorların yok olmasıyla (!) beraber bu “zafer”i 25 sene kutlayanlar da dahil hepimiz 4 milyar dolara yakın bir borcu paylaştık. “Zafer”i kutlayanlar, kaybettiklerinin yine farkında değildi.

Suriye politikası, Emevi Camiinde namaz kılacağız derken 6 milyon sığınmacı ve parçalanmış hayatlar ülkemizde artık. Entegrasyon yok, doğru demografik koşullar oluşmuş değil. O esnada savaş tamtamlarıyla Facebook klavyeşörlerinin her gün telefon ve bilgisayar ekranlarında kazandığı Pirus Zaferi, milyonlarca insanın maddi manevi kaybı oldu. Kendileri de dahil…

Her yeri İmam Hatip Okulu yapmak isteyerek derslikleri ‘fethederek’ zafer kazandığını zanneden milyonların çocukları en zor şartlarda okumaya çalışırken; bu mevzuda toplumu galeyana getirenlerin çocukları Avrupa’da en pahalı kolejlerde okuyor. Kitle ise meydanlarda cenk eder gibi UNICEF başarı sıralamasında sonuncu olan eğitim sistemimizdeki Pirus Zaferi’mizi kutluyor. Yine kaybediyoruz…

Kendi yaşamlarımızla, yalanlarımızla yüzleşemediğimizden ve en önemlisi kaybettiğimizi kabul edemediğimiz için, yalan zaferlere inanıyoruz.

BU DEFA KAZANMAK İÇİN KAYBETMEMİZ GEREK!

Eğer bu yıkımla, kendimize verdiğimiz hasarı anlayamadan bir zafer daha kazanılırsa; ‘kazandığını zannedenler’ de dahil toptan kaybedeceğiz. İçinde olduğumuz için göremiyoruz belki ama bu anlayışla kazanılan zafer kime ait olursa olsun hepimize kaybettirecek.

Özgürlüğümüzü ve özbenliğimizi devretme pahasına kazanılan zaferler sosyal, ekonomik ve siyasal hayatta gerçekte bize kaybettirirken; halka ise kazandıklarını zannettiriyordu. İşte bu, kılıçsız-mızraksız yaşanılan bir ‘postmodern Pirus zaferi’dir! Bu zaferde atlar, filler, oklar, kılıçlar ve piyadeler yerine; yandaş medya, demagoji, dinbazlık, kutuplaşma, troller, nepotizm, organize cehalet, yalanlar ve milliyetçilik kullanılıyor.

Kalıcı yara ve hasarların bırakıldığı, medyayı yalanların ele geçirdiği, yetişmiş beyinlerin göç ettiği, sığınmacıların entegrasyonunun sağlanmadığı, hakaretin iletişim dili haline geldiği, kutuplaşmanın normalleştirildiği ve ortak mahalle yalanlarına inanan tatminsiz güruhların olduğu bir yerde kimin zaferinden söz edilebilir?

Karşımızdakinde açtığımız yara kadar kendimizde de o kadar yara açtığımızı fark edip bu Pirus zaferlerinin peşinden koşmayı bıraktığımız gün, gerçek büyük bir zaferden söz edebileceğiz.

Çünkü aslında "Mağluptur bu yolda galip..." Birbirimizin üzerinde kazandığımız Pirus Zaferlerini kaybettiğimiz anda hep birlikte zafer kazanmış olacağız.

Antik Yunanlı tarihçi Plutark’ın kaydettiğine göre, Pirus, savaşı kazanırken ordusunun büyük bölümünü kaybettiği için, onu tarihe geçirecek şu sözünü söylemiştir: ‘’Bir zafer daha kazanırsam tamamen biteceğim.’’

S/ÖZ’ün Öz’ü: Birbirimize karşı bir Pirus Zaferi daha kazanırsak ülkece biteceğiz…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Seyit Tosun Arşivi