YILBAŞI KUTLAYAN ‘GAVUR’ PADİŞAHTAN; YILBAŞI KUTLAYAN ‘GAVURLARA’ KARŞI OLAN DİYANETE!

Bugün kendisini İkinci Mahmud’un da içinde olduğu padişahların sözde torunu olarak görüp; Mustafa Kemal Atatürk’e “gavur” diyenlerle; dün aynı Sultan Mahmud’a “gavur’ diyenler aslında aynı yerde, safta ve sözde!

Yeni yıla sayılı günler kala Diyanet İşleri Başkanlığı bir hutbe yayınladı. Diyanet, hutbede yeni yıl kutlamalarının haram olduğunu açıkladı. Aynı gün Diyanet İşleri Başkanı yaptığı açıklamada “Batının ilmi faydadan çok zarar veriyor” dedi.  Bugün birçok teknolojik alet, otomobil, uçak, telefon, aşı, tedavi ve ilaç batıda üretiliyor. Dünyanın en iyi ilk 500 üniversitesinin büyük kısmının hangi ülkelerde olduğu da malum. Ben konuya başka bir yerden bakmak istiyorum.

O zaman filmi geri saralım...

Osmanlı İmparatorluğu parçalanıyordu. Bütün kurumlar rüşvet bataklığında boğuluyor, gücü ele geçiren halka zulm ediyor, ekonomik, sosyal ve siyasal hayatta çağın gerisinde kalan imparatorluk yok oluyor ve insanlar cehaletle yoksulluk girdabında boğuluyordu.

Tarih 28 Temmuz 1808...

Tam da bu dönemde alemdar Mustafa Paşa isyan edip payitahtı basar. Üçüncü Selim öldürülür, kalan şehzadelerin de katline ferman verilir. Bunlardan biri de Mahmud’dur.

Cellatlar Mahmud’u öldürmek üzere odasına gider. Tam öldürülmek üzereyken Cevri Kalfa cellatların üzerine toprak ve kül atar. Sonrasında Mahmud’u kucağına alarak çatıya çıkarıp kaçmasını sağlar.

“Bir kadın bir devletin kaderini değiştirir mi?” Sorusuna Cevri Kalfa çok iyi bir örnektir. Cevri Kalfa ölünce Sultan Mahmud’un annesi Nakşidil Sultan’ın yanına gömülür. İkinci Mahmud’un onun cenazesinde “Biri doğurdu, diğeri yaşattı” dediği söylenir.

İkinci Mahmud Alemdar Mustafa Paşa desteğiyle tahta çıkar. Buna karşılık da Mustafa Paşayı sadrazam yapar. Sultan, Osmanlı İmparatorluğunun çökmekte ve çürümekte olduğunu çok iyi bilmektedir. Kurumlar artık günün ihtiyaçlarına yanıt vermemekte, ordu çağın gerisinde kalmakta, içerideki askeri, sivil ve ulema sınıfı da ülkeyi yemekte ve yedirmektedir. Özellikle Yeniçeri Ocağı atılması gereken hemen her adımda isyana hazırdır.

Sultan Mahmud, aklındakileri söylerse hemen öldürüleceğinin farkındadır. Genç (İkinci) Osman’ın yenilik yapmak istediği için nasıl canice öldürüldüğünü bilmektedir. Osman, Yeniçeri Ocağını kaldırmak istediğini eşi Akile Hatuna söylemiş, o da babası Şeyhülislam Hocazade Esad Efendi'ye yetiştirmiş, o da damadı padişahın kendi yetkilerini kısıtladığı için planını Yeniçerilere uçurmuştu. Ardından Yeniçeriler Genç Osman’ı meydanda yuhalatarak Topkapı Zindanına götürmüş ve orada öldürmüştü. 

Bu nedenle Sultan Mahmud planlarını önceleri kendisine bile söylemedi. Bir satranç ustası gibi kafasındaki yenilikleri ve reformları adım adım hazırlar. Yeniçerilere ve içerideki kokuşmuş bürokrasiye alternatif güç dengeleri yaratır.  Kafasında devletin içeriğini baştan yaratmak vardır. Senedi İttifak’ı onaylar. Ancak önünde kocaman bir engel bulunur: Yeniçeriler. Bunun için tahta çıkışından sonra tam 18 yıl bekler. 15 Haziran 1826’da esnaf loncalarının da desteğiyle Yeniçeri Ocağı kaldırılır.

YILBAŞI KUTLAYAN İSLAM HALİFESİ

İkinci Mahmud devleti baştan inşa etmeye çalışır. Posta ve Polis örgütü kurar. Kılık kıyafet düzenlemesi getirilir. Devletin vatandaşların mallarına el koyması uygulamasını kaldırır. Sağlık sistemi inşa eder. Avrupa'ya eğitim alması için ilk defa öğrenci gönderir. İlköğretimi İstanbul'da zorunlu hale getirir. Çağa uygun okullar açar. Mehter bandosunu kapatır. Çağdaş musikiyi destekler. Bu topraklar ilk kez onun döneminde seçimle tanışır, muhtarlık seçimleri yapılır. Yerli üretimi teşvik eder. Vakıflar Müdürlüğü kurar. Yönetime bakanlıklar getirilir. İlk resmi gazete açılır. Bugün de devam eden birçok kurumu kurar. Mektebi Harbiye’yi açar ki bütün donanımlı subaylar burada yetişir. Cumhuriyeti kuranlar da dahil. Tanzimat Döneminin de kapılarını açmış olur.

Batı’daki bilimin önemini o kadar iyi anlamıştı ki “Onların bilimini en az onlar kadar öğrenmezsek bizi söküp atarlar” diyordu. Hani Diyanet 2022 yılında Batı ilimleri yarardan çok zarar veriyor diyor ya, bundan iki yüz yıl önce Sultan Mahmud (Aynı zamanda halife) tıbbiyenin açılışında şunları söylüyordu:

“Bu okula insan sağlığının korunması gibi kutsal bir ödeve kendini verecek bir okul olacağı için öncelik verdim. Tıp öğretimi Fransızca olarak yapılacaktır. Bunun neden yabancı dille yapılacağını soracaksınız. Bunu zorunlu kılan güçlükleri bildireyim. Geçmiş de bizde de tıp bilimleri üzerine birçok kitap yazılmıştır. Hatta Avrupalılar bu kitapları kendi dillerine çevirerek onlardan çok şey öğrenmişlerdi. Fakat bu kitaplar Arapça yazılmıştır. Birçok yıldan beri İslam okullarında bu kitaplar ilgi konusu olmaktan çıktıkları, bunları bilenlerin sayısı azaldığı için artık kullanılmaz olmuşlardır. Şimdi, tıbbı kendi dilimize çevirmek için yeniden bu kitaplara dönmek, yıllar alacak uzun bir iştir. Bu kitapları kendi dillerine çevirmekle Avrupalılar yüz yıldan fazla bir süreden beri bunlara birçok yeni katkılarda bulunmuşlardır. Bundan başka bu konuları öğretmenin yöntemlerinde büyük kolaylıklar geliştirmişlerdir. Bu yüzden tıp üzerine yazılmış Avrupa eserlerine kıyasla bu Arapça eserler artık yetersizdir. Bu eksikliklerin yeni eserlerden alınacak bilgilerle kaldırılabileceği iddia edilse bile, bunlar çabucak Türkçeye çevrilemezler. Çünkü tıp öğrenimi için gerekli olan beş altı yıldan başka Arapçayı iyice öğrenmek en aşağı on yıl ister. Halbuki bir yandan ordumuz ve halkımız için iyi yetişmiş doktorlara, öte yandan tıp bilimlerinin kendi dilimize kazandırılmasına acele ihtiyacımız vardır. Fransızca öğrenmenizi istemekten maksadım, onu sırf bu dilin hatırı için öğrenmeniz değil, tıbbı öğrenmeniz ve bu bilimi adım adım kendi dilimize kazandırmaktır... Ancak bu yapıldığı zaman kendi ülkemizde tıp kendi dilimizde okutulur hale gelecektir.” 

Sultan Mahmud, 1800’lerde yaşamış bir 21. Yüzyıl insanıydı. Yılbaşına ve Batı bilimlerine karşı olanlar ise 21. Yüzyılda yaşayan ancak 1800’lü yıllarda kalmış insanlar değil de nedir?

Ve 1829 yılbaşı...

Batı tarzıyla ile ilk kez yılbaşı kutlandı. 1829'da, İngiliz elçisinin düzenlediği balonun davetlileri arasında Osmanlı devletinin ileri gelenleri de vardı. Elbette buraya, Osmanlı İmparatoru; aynı zamanda halife olan Sultan Mahmud’un emriyle gidilmişti.

GAVUR PADİŞAHTAN BUGÜNE!        

Sultan Mahmud’un adı fes giyme zorunluluğu başta olmak üzere getirdiği yeniliklerden dolayı “gavur padişaha” çıkmıştı. Fes takıp ‘Osmanlı torunu’ olduğunu söyleyen gericiler nasıl fesi kaldırdığı için Atatürk’e “gavur” diyorsa, aynı devrimsel nedenden de zamanında Mahmud’a “gavur” diyorlardı... Bu da tarihin acı bir cilvesidir.

Ülkede devrim yapanlar hep “gavur” olarak anıldı, anılmaya da devam ediliyor.

İkinci Mahmud dönemine Cumhuriyetin teorisi, Atatürk dönemine ise pratiği dersek yanlış sayılmaz. İkinci Mahmud, Atatürk dönemi ve bugünün ilericilerinin vizyonuna karşı olan şey ise bu topraklardaki kronik gericiliktir. Bugün de dahil yüzyıllardır süren savaşın asıl adı da, iki tarafı da işte budur!

Bu topraklardaki kronik yobazlık ve statükoculuk, başında halife ve padişah dahi olsa en acımasız biçimde onu yok edecek potansiyeli hep barındırır. Genç Osman’ın başına geleni çok iyi bilen İkinci Mahmud bu dersi aldığı için yıllarca bekleyip bir nakış gibi strateji kurarak Yeniçeri Ocağını yok etmişti. Tarih bilgisi çok yüksek olan Mustafa Kemal Atatürk’ün, Menemen meselesi başta olmak üzere çıkan gerici ve statükocu ayaklanmalar sonrası attığı keskin ve kesin adımlar da işte o tarihsel birikiminin ve acı tecrübelerin sonucudur. Çünkü bu kronik yobazlığa karşı atılmayan her tavır, çok acı cinayetlerle ve geriye gidişle sonuçlanmaktadır. Tarih de sosyoloji de gerçek de işte böyledir.

Bugün kendisini İkinci Mahmud’un da içinde olduğu padişahların sözde torunu olarak görüp; Mustafa Kemal Atatürk’e “gavur” diyenlerle; dün aynı Sultan Mahmud’a “gavur’ diyenler hala aynı yerde, safta ve sözdedir.

Tarihe bakın ki kavuğu kaldırıp fesi getiren İkinci Mahmud’la; fesi kaldırıp şapkayı getiren Atatürk aslında vizyon anlamında aynı yerdeyken; bugün kafasına kavuk veya fes geçirip Atatürk devrimlerine karşı çıkanlar karşıda saf tutuyor.

Kim hangi çağda gerici, kim ilerici, kim yeniçeri, kim Mahmud ve kimler Atatürk?

ÖZ’et olarak, yaşadığımız tüm büyük acılara ve çağın gerisine düşmemize rağmen hala hiçbir şey anlamamakta ısrar edenlere İkinci Mahmud’un o veciz sözüyle yanıt verelim; “Vermeyince Mabud, neylesin Sultan Mahmud?”  (Mabud: yaratıcı; tanrı)

Yeni yılınız kutlu olsun...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Seyit Tosun Arşivi