Garp hayallerinde şark masalları...

1999’DU...

ABD ziyareti sırasında Başbakan Bülent Ecevit ile ABD Başkanı Clinton görüşürken çekilen fotoğraflardan birisi 2022’ye gelene kadar iktidar ve medyası tarafından her seçimde ve her krizde kullanıldı. Fotoğrafta Clinton ABD’lilerin kendi aralarında çok sık yaptığı ve bir hiyerarşi göstergesi olmayan bir duruşla kanepeye yaslanmış şekilde Ecevit’le sohbet etmekte. Gündem ekonomik yatırımlar, ticaret ve güvenlik politikalarıdır. Türkiye’nin ulusal çıkarını olumsuz etkileyecek bir mesele görüşülmez. Ancak o dönem ‘mağdur’ olduklarını söyleyen bugünün mağrurları bu fotoğrafı her fırsatta kullandı. Kullanmaya da devam ediyorlar.

Devam edelim...

Türkiye, bu yıllarda korkunç 99 depreminin yaralarını sarmaya çalışmaktadır. DSP-MHP-ANAP koalisyonu bir yandan bununla uğraşırken diğer yandan da 90’larda devlet garantisi olan bankaların hortumları sonucu çöken ekonomiyi ayağa kaldırmaya uğraşmaktadır. Ecevit’in önüne özelleştirme ile ilgili sermaye gruplarınca planlar gider. Ecevit, stratejik öneme sahip hiçbir KİT’in özelleştirilmeyeceğini söyler.

2000 YILIYDI...

Asya’da büyüyen küresel güç Çin ve enerji/silah devi Rusya’ya karşı ABD Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yeni bir siyasal rejim haritası tasarlamıştı. ABD’nin bunu, karşıtı diktatör yönetimlerine karşı sadece ambargolarla yapması imkansızdı. Akdeniz üzerinden açılacak ve AB’nin de enerji ihtiyacını karşılayacak bir stratejiye ihtiyaçları vardı. Asya ve ‘Şangay’ şirketleri bölgede güçlerini artırırken Amerikalılar bunun kendileri açısından hızla ne büyük sorunlara yol açabileceğini biliyordu. Irak’ta Saddam Hüseyin rejimi iktidardaydı. Petrol ve demografi savaşları adeta bağıra bağıra kapıya dayanmıştı.

2001 YILIYDI...

11 Eylül’de ABD’deki Dünya Ticaret Merkezine uçaklarla terör saldırısı yapıldı. Tüm dünya, canlı yayında kulelerin çöküşünü izledi. Artık hiçbir şeyin eskisi olmayacağını bu işlerden az çok anlayanlar dahi biliyordu. Saldırıyı El-Kaide üstlendi. El-Kaide 1979’da Sovyetler Birliği’nin Afganistan hükümeti çağrısıyla yaptığı harekata karşı CIA tarafından eğitilmiş ve silahlandırılmış radikal İslamcı bir gruptu. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada, çeşitli uydu fotoğrafları göstererek ve bant kayıtları dinleterek Irak’ta kimyasal silahların olduğunu söyledi. ABD, Irak’ı işgal etmeye kararlıydı. Bu esnada da Türkiye’de borsa ve ekonomik kriz patladı. Veya patlatıldı. (Daha sonra hem Duelfer Raporu’yla hem de bazı CIA çalışanlarının itiraflarıyla Irak’ta kimyasal silah olmadığı, ABD yönetiminin tüm dünyaya yalan söylediği ortaya çıkacaktı.)

2002 YILIYDI...

Başbakan Bülent Ecevit ABD’ye gitti. Burada yaşanacak işgalin Türkiye ve bölge açısından nelere yol açabileceğini çok iyi biliyordu. ABD’liler çok kararlıydı. Açık şekilde Irak’ı işgal edeceklerini, Türkiye’ye 62 binden fazla ABD askeri, 255 uçak ve 65 helikopter sokacaklarını söylediler. Bülent Ecevit böyle bir şeye asla müsaade etmeyeceklerini, Irak’ın komşuları olduğunu, kültürel; siyasal ve insani çok büyük sorunlar yaşanacağını anlattı. Ecevit konuşmasında “Siz gideceksiniz ancak biz hep burada kalacağız. Bizden kalkacak uçakların komşumuzda sivilleri vurmasını asla kabul edemeyiz” dedi. Amerikalılar Türkiye ekonomisinin durumunu masaya koyarak bu işgalin desteklenmesi halinde ekonomik yardım teklifinde bulundular. Kıbrıs Barış Harekatını yapan ve ABD ambargosunu da yapısını da bilen Başbakan bunu reddetti. ABD’liler Ecevit’in işgale kesinlikle karşı olduğuna kanaat getirince toplantıyı vaktinden önce bitirdiler. Malum güruh hemen meşhur Clinton fotoğrafını tekrar piyasaya sürdü. Ahalimiz baya utanmıştı. Ülke itibarı yerle birdi! Önemli olan fotoğraftı. Yoksa bize ne Türkiye’ye ABD askeri girmiş mi girmemiş mi? Sen soksaydın onları ama şöyle gerine gerine Clinton’un ensesinden çektiği fotoğrafı bize verseydin! Önemli olan fotoğraftı!

Konuyla ilgili sürecin ayrıntısı ile ilgili bilgi edinmek isteyenler Fikret Bila’nın ‘Ankara’da Irak Savaşları’ kitabına bakabilir.

3 Kasım’da seçimler yapıldı. Enflasyon fırlamıştı. Meydanlarda hükumet karşıtı gösteriler yapılıyordu. Başbakanlık binasının sokağında yazar kasa atıldı, Ankara Fatih Köprüsünde bir servisçi, otobüsünü yaktı. (Yazar kasayı atan A.Ç. daha sonra “Ecevit’i özledim” diye açıklama yaptı. Servis aracını yakan şoförün ise sıfır bir servis aracı karşılığında bu eylemi yaptığı Ankara’da konuşuldu.) Medyada inanılmaz bir algı operasyonu yapıldı. Hükumeti ve Ecevit’i eleştirmeyi bırakın; artık iş hakaret seviyesine gelmişti. Bugün bazı ‘muhalif’ geçinen gazeteciler Başbakan Ecevit’e “beyni sulanmış” bile dedi. Merak edenler için belirtelim; Ecevit tek bir kişiyi bile mahkemeye vermedi.

AK Parti, oyların yüzde 34’ünü alarak Meclisin üçte ikisine sahip oldu. Çünkü DSP, MHP, ANAP, DYP, Genç Parti , Saadet Partisi baraj altında kalmıştı ve oylarının büyük çoğu birinci olan partiye; yani AK Parti’ye gitmişti.

2003 YILIYDI...

ABD’liler Türkiye’ye 62 bin askerini sokarak Irak’a kuzeyden de girmeye kararlıydı. Bu doğrultuda iktidar partisi TBMM’ye tezkere getirdi. 1 Mart 2003 tarihinde Mecliste gizli oturumla görüşmeler yapıldı. CHP, yaşananları “işgal” ve ABD gemilerini “Düşman gemileri” olarak tanımladı. Yapılan oylamaya 533 milletvekili katıldı, 250 ret, 264 kabul, 19 çekimser oyu kullanıldı. AKP’den de hayır diyenler vardı. Ancak, Anayasa'nın 96. maddesinde öngörülen 267 salt çoğunluğa ulaşılamadı. Tezkere geçmedi. 11 Türk askeri 4 Temmuz 2003 günü öğle saatlerinde Irak’ta ABD’li askerler tarafından başlarına çuval geçirilerek esir alındı. Görüntüler dünyaya servis edildi. Tüm Türkiye şoktaydı. Dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “ABD’ye nota verilmeli” dedi. Baykal’a yanıt veren dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan “Öyle kalkıp nota verecek misiniz? Ne notası veriyorsun? Onu söyledim… Müzik notası mı? Olayı teşhis edeceksin, derinliğine teşhis edeceksin, anlayacak, bileceksiniz, ha verilmesi neyse ondan sonra verirsin. İki tane ortak arasında dargınlık olduğu zaman, bu dargınlığı nasıl gideririz, ona çalışılır. Ortak, ‘yanlış yapıldı’ diye ortaklığı bozmaz…” dedi. Yani fotoğraf önemli değile getirildi ve ses çıkartılmadı.

2012 YILIYDI...

Başbakan Tayyip Erdoğan'la görüşen ve bizim bazı ahalinin “Aslında müslüman” diyerek sempati beslediği ABD Başkanı Barack Obama bu görüşmesinde sağ elinde bir beyzbol sopası ile fotoğraf verdi. Fotoğraf dünyaya servis edildi. Görüşmenin ardından Başbakanlık’tan bir açıklama yapılarak “İki lider, Suriye rejiminin kendi halkını hedef alan saldırılarından ve rejimin vahşeti yüzünden Suriye'de insani koşulların kötüleşmesinden giderek daha fazla endişe duyduklarını ifade etmişlerdir” denildi.  Yine fotoğraf önemli değile getirildi ve ses çıkartılmadı.

2022’YE GELDİK...

Özbekistan’da yapılan Şanghay Zirvesinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın diğer katılımcı liderlerle bir fotoğrafı yayınlandı.  Ülkede gündüz vakti bir havai fişek atılmadığı kaldı. Tüm yandaşlar dünyayı nasıl yönettiğimiz ve Rusya ile Çin’i dize getirdiğimizi anlatarak herkesin gurur duyması gerektiğini söyledi. Adeta bir bayram havası yaşandı. Çok geçmeden Pakistan lideri Şahbaz Şerif’in de buna benzer bir fotoğrafının Pakistan’da resmi kanallarda yayınlanarak “herkesin gözü liderimizde” denildiği ortaya çıktı. Bizim bazı ahalinin kafası karıştı. Dünyayı biz mi yoksa Pakistan mı yönetiyordu? Bizim fotoya göre biz yönetiyorduk. Pakilerin fotosuna göre onlar! Neyse, tabi ki biz yönetiyorduk. Bizim fotoğrafımız, onlarınkini dövdü. Ahali memnun, biz memnun, Pakistan memnun. Tabi liderler fotoğrafında yer alanların ülkelerinin demokrasi endeksinde hep altta olmalarının, ülkelerinde ciddi baskı yaşanmasının, yolsuzluğun normalleşmesinin ve ülke halklarını hep Batı ülkelerine göç etmek istemesinin çok önemi yoktu. Fotoğraf daha önemliydi...

ÖZ’etle benim de aklıma şu soru geldi: çok övünülen bu fotoğraftaki liderlerin ülkesi gibi bir Türkiye’de mi yaşamak istersin, yoksa evinin camını silen Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen'in ülkesi gibi Türkiye’de mi? Fotoğrafla övünenler, çocuklarını övündükleri fotoğraftaki liderlerin ülkesinde mi okutuyor; yoksa cam silen Başbakan’ın da olduğu Avrupa’da mı?

Ülkemiz liderlerinin verdiği, stratejik PR çalışmalarının olduğu fotoğraf mı; yoksa içinde bulunduğumuz ülke gerçeğinin mi fotoğrafı asıl olan?

Cevaba göre övünmeye devam edebilirsiniz..

Önceki ve Sonraki Yazılar
Seyit Tosun Arşivi