Haldun Solmaztürk
‘Medya’ Meydan onlara kaldı.!
Üç yıl önceki seçimlere giden süreçte Dolmabahçe’de medya tarihine geçen bir olay yaşanmıştı.
‘Ama montaj ama şu ama bu’ seçimlerine 36 saat kala, on dört televizyonun—TRT, A Haber, NTV, CNN Türk, 24 Tv, Ülke Tv, Tvnet, Haber Türk, TV100, Haber Global, TGRT Haber, Bengi Türk, Akit Tv—temsilcilerini Erdoğan’ın karşısına oturtup ‘ortak yayın’ yaptılar. Onlar ellerine tutuşturulan sözde soruları, o da arkalarındaki duvar ekrandan cevapları okuyordu.
Kendisi için, “Âdeta final”, bir “Güzellik” olmuş…?
“Bay Bay Kemal’in ele ele olduğu mahfillerle [PKK & HDP] savaş halinde” olduklarını anlatıyor. ‘Bay Kemal’ onlara ‘özerklik’ sözü vermiş; Suriye’de alan açacak, cezaevlerini boşaltacak, teröristleri yeniden kamuya dolduracakmış. “Terör örgütleriyle kol kola yürüyerek şehitlerimizin ruhunu incitenlere, Kandil’den talimat alanlara vatandaşımız Pazar günü cevabını verecek” diyordu. Bunlar, “Kampanyanın (!) nirengi noktasıymış”.
O ‘nirengiyi’ 31 Mart 2024 seçimlerinde kafalarına balkon saksısı düşene kadar sürdürecek, sonra da Ekim 2024’den itibaren kendileri “PKK’nın kurucu önderiyle” kol kola gireceklerdi.
‘Güzellik’ dediği o yayında; Cumhurbaşkanlığı ofisini, forsunu, kaynaklarını, teşkilatını, gücünü kullanarak ‘Cumhur İttifakı, AKP, MHP, HÜDA PAR’ seçim propagandası yaptı.
Tele1, Halk Tv, Sözcü Tv, KRT, Flash Haber, Fox Tv orada yoktu; olanlar ne buyrulduysa onu yaptılar—hiç sorgulamadan.!
Aynı tayfayı, geçen hafta, Saray’ın geleneksel ‘propaganda’ iftarlarından birinde bu sefer Beştepe’de topladı, görevlerini (!) tekraren, tek tek hatırlattı. Üç yıl önceki müsamereye katılanların hepsi yine oradaydı; kıtaya yeni katılan acemi er uysallığı içinde dinlediler.
Bu arada; Fox Tv ve Sözcü el değiştirmişti, KRT, Flash Tv ve Tele1 artık yok—var da yoklar.!
Halk Tv direniyor; Tele2 Haber de…
AKP’li Cumhurbaşkanı söze, Nizâmülmülk’ten giriyor; “Bir mızrağın yahut okun etkisi sınırlıyken, bir kelimenin, bir yazının, bir düşüncenin nereye varacağının sınırı belirsizmiş”.
Gerçi o lafın aslı öyle değil ama maksada uydurmuş birileri; çünkü, medya kuruluşlarının, bazı tehditlere (!) karşı daha aktif ve etkili olmasını bekliyor.?
Nizâm'ül-Mülk’ün (1032-1092) Türk tarihindeki seçkin yeri, sığ ve bölük-pörçük tarih bilgimiz (!) ve kültürümüz içinde kayıptır. Büyük Selçuklu, esas olarak yarım asırlık bir devlettir. Büyük bölümünde—27 yıl—devleti fiilen yöneten Nizâm'ül-Mülk’tür. Siyâsetnâme’deki öğretileri ‘adalet, liyakat ve iyi yönetim’ kavramlarına dayanır: “Padişah ülkede cereyan eden fesadı, haksızlıkları biliyor da tedbirini almıyorsa, onlar gibi zalimdir, zulme rıza gösteriyordur. Bilmiyorsa gaflet ve ihmal içindedir, cahildir”.
İftara dönersek; AKP Genel Başkanı özetle şöyle diyor: “Geçmişte farklı sesler susturuldu, halkın tarafsız haber alma hakkı engellendi. Bugün daha özgür, daha çoğulcu, daha renkli bir basın ve yayın iklimine sahibiz. Sizler en objektif, en güvenilir bilgiyi milletimize aktarıyorsunuz. [Aynen Böyle] Ülkemize yönelik beşinci kol faaliyetleri, algı mühendislikleri, Türkiye'nin imaj ve itibarını hedef alan karalama kampanyalarına karşı da ‘gereğini’ yapın”.
Karalama (!) yapanlar arasında Sınır Tanımayan Muhabirler (RSF) de var. Türkiye’nin 2025 basın özgürlüğü notu 100 üzerinden 29.40—180 ülke arasında 159. sırada…!
Ruanda, Uganda, Libya, Somali, Kenya—Güney Sudan basını bile, Türkiye’den daha özgür.!
RSF; “Medyada çoğulculuk yok. Eleştirenler her yola başvurarak susturuluyor. Ulusal medyanın yüzde 90'ı artık iktidarın kontrolünde. Halk, ekonomik ve siyasi krizin ülke üzerindeki etkisini öğrenmek için eleştirel veya bağımsız medya kuruluşlarına yöneldi” diyor.
O iftardan (!) iki gün sonra, bu sefer Freedom House ‘Dünyada Özgürlükler 2026’ raporunu yayınladı. Türkiye geçen yıla göre daha da gerileyerek—100 üzerinden 32 puanla—Özgür Olmayan Ülke olarak kaldı. Medya Özgürlüğü, 4 üzerinden 1.!
(Meraklısına; adil yargılanma hakkı, 4 üzerinden 0…)
Freedom House bu notu gerekçelendirirken, aslında Türk medyasının fotoğrafını veriyor:
“Cumhurbaşkanı Erdoğan, anayasa değişiklikleri, siyasi muhaliflerin, bağımsız gazetecilerin ve sivil toplum üyelerinin hapsedilmesi yoluyla iktidarını pekiştirdi. Medya kuruluşlarının çoğu, kamudan ihale alan veya Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakın şirketlere ait. Ana akım medya—genellikle aynı başlıklarla—iktidarın görüşünü yansıtıyor. Bağımsız medya ağır siyasi baskı altında, rutin olarak yargının hedefi oluyor, sık sık sansürleniyor, para cezasına çarptırılıyor, kapatılıyor. Gazeteciler düzenli olarak gözaltına alınıyor, tutuklanıyorlar.”
Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan, canlı yayında, üstelik gazetecilere, “Bugün her bakımdan daha özgür, daha çoğulcu, daha renkli bir basın ve yayın iklimine sahibiz” diyor.
Birbirine siyah-beyaz kadar zıt bu iki resmin ikisi de doğru olamaz; biri sahte.!
Artık, iftardaki arkadaşlardan, ‘gereğini’ yapmalarını, “En objektif, en güvenilir bilgiyi” bizlere aktarmalarını bekliyoruz.
Çok şükür, “Kalemini ve köşesini antidemokratik güç odaklarına kiralayan silahşörler artık geride kaldı”.
Meydan onlara kaldı.!