Haldun Solmaztürk

Haldun Solmaztürk

“Uğurlar olsun; gidin, bir daha da gelmeyin.!”

Bunların tıynetinde hesap vermek yok…

Hep böyleydi; eskiden de böyleydiler.

O yüzden demokrasiyle hiç bağdaşamadılar, uzlaşamadılar.

Demokrasinin özünde hesap soran ‘vatandaş’ var; bunların istediği kulluk.!

Millî Korunma Kanunu, İkinci Dünya Savaşı sırasında savaşın sebep olduğu ekonomik sıkıntı ve sorunları daha kolay aşabilmek amacıyla 1940 yılında çıkarılmıştı. Amaç, savaşa girilmesi halinde “Devletin bünyesini iktisat ve millî müdafaa bakımından takviye etmekti”.

Ekonomik hayata çok ciddi sınırlamalar getiren bu yasadan savaş sırasında yararlanıldı. Ama 1950’de iktidara gelen sözde liberal Demokrat Parti, bu ‘savaş zamanı’ kanununa dokunmadı.

Başlangıçta—dış yardımlar ve kredilerle—ekonomide ve tarımda hissedilir bir iyileşme sağlanmış ama ‘plansız, programsız’ yönetim modeli 1954 yılından itibaren tıkanmıştı.

Enflasyon ve işsizlik artarken, üniversiteler, yargı, basın üzerindeki baskılar da artıyordu. Piyasada mal kıtlığı vardı; teneke, çivi, demir, nal mıhı, benzin, kömür, lastik, gaz yağı, şeker, gazete kağıdı, et, hemen hiçbir mal—hatta hizmet—bulunamıyor, bulunan da alınamıyordu.

Demokrat Parti’ye göre suçlular, “Muhtekirler (karaborsacılar)” idi; hatta Meclis’e, “Muhtekirlere idam, ya da 30 yıl hapis cezası verilmesi” için kanun teklifi bile verdiler.

Sonunda çözümü (!)Millî Korunma Yasası’nda buldular; cezaî yaptırımları daha da ağırlaştırarak ‘savaş zamanı’ yasasını sürdüreceklerdi.

Eş zamanlı olarak bir de basın yasası getirdiler; basın da ‘muhtekirler’ kadar suçluydu.

Ama muhalefet karşı çıktı; “Sorunlar yapısal ve yönetimsel, böyle polis ve yargı baskısıyla çözülemez” diyorlardı. Demokrat Parti de onun da çözümü vardı; muhalefetsiz siyaset.!

Her iki kanun teklifini görüşmek üzere Adalet ve İçişleri komisyonlarından onar üyeden oluşan geçici bir komisyon kurdular—muhalefetten tek üye almadan…!

O komisyonun toplantısına gidip itiraz eden muhalefet milletvekillerine söyledikleri ne olduklarının ve ne istediklerinin delilidir:

“Uğurlar olsun; gidin, bir daha da gelmeyin.!”

O kanunlar ‘yangından mal kaçırır’ gibi muhalefetten kaçırarak çıkarıldı.

Millî Korunma Dairesi, ayrı bir teşkilat, hatta tek yargıçlı ’Millî Korunma Mahkemeleri’ bile kurdular ama 1958’de aldıkları IMF ve Amerikan yardımına rağmen ekonomi düzelmedi.

Cumhuriyet tarihinin en büyük devalüasyonuyla, 1 Dolar 9 TL’ye eşitlendi; ülke yokuş aşağı, freni patlamış kamyon gibi gidiyordu.

Ülkeyi yönetmeyi beceremeyip, işleri ağızlarına yüzlerine bulaştırınca, çekilip işi ehline bırakmak yerine ‘muhalefetten’ ebediyen kurtulmanın yolunu aramaya başladılar.

Meclis Tahkikat Komisyonu, 18 Nisan 1960 tarihinde, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin yıkıcı, gayrı-meşru ve kanun dışı faaliyetlerini tahkik ve memleketin her tarafında yaygın bir halde görülen kanun dışı siyasi faaliyetlerin sebeplerini, matbuat (basın) meselesi ile adli ve idari mevzuatın ne suretle tatbik edilmekte olduğunu tetkik eylemek üzere” kuruldu.

Cumhuriyet Halk Partisi, “Meşru iktidarı, Devlet vazifelilerini en iğrenç isnatlarla kötüleyerek, gayrı-meşru ve kanun dışı yollarla halkı kanunları ihlale, mukavemete, hükümete ve adli mercilere karşı galeyana ve fiili tecavüzlere teşvik ve tahrik etmekteydi”.

Sadece Demokrat Parti milletvekillerinden oluşan TBMM Tahkikat encümenleri;

- Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, Askeri Muhakeme Usulü Kanunu, Basın Kanunu ile, Cumhuriyet Başsavcısı, sorgu ve sulh hakimleri, askeri adli amirlere [a.b.] tanınmış tüm hak ve yetkilere sahipti.

- Her türlü yayının yasak edilmesine, toplatılmasına, yayının ya da matbaanın kapatılmasına, her türlü evrak veya eşyanın zaptına, siyasi toplantı, hareket, gösteriler hakkında karar almaya, Hükümetin bütün vasıtalarından istifade etmeye yetkiliydi.

- Tedbir ve kararlara muhalefet edenler bir seneden üç seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılacaktı.

- Karar ve tedbirleri kat’i olup aleyhine itiraz olunamazdı.

Şimdi anlıyorsunuz değil mi, “Türk demokrasisinin hak ettiği ana muhalefet” derken ne demek istediklerini—ve de o yolda neler yapabileceklerini.?

Hesap sormayan, uslu bir muhalefet istiyorlar—majestelerinin sadık kulları.!

“Uğurlar olsun; gidin, bir daha da gelmeyin.!” diyorlar—70 yıl sonra, hala…

Ama o köprünün altından çok sular geçti; farkında değiller.!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Haldun Solmaztürk Arşivi