Haldun Solmaztürk
‘Donroe’ “Kendimizi kandırmayalım; kendiliğinden gitmeyecek.!”
Amerikan demokrasisi, ‘halk tarafından, halk adına, halk için’ anlayışına dayanır; özünde adalet ve özgürlük vardır.
Bu yüzden, Trump ve saz arkadaşları, demokratik normları ve kurumları aşındırırken Amerika’nın tam olarak nereye gittiği sorusu herkesi kaygılandırıyor.
Anayasaya göre 2028’de ikinci ve son dönemini tamamlayacak olan Trump’ın kendiliğinden gidip gitmeyeceği de…!
Baba II’de Vito Corleone’yi oynayan Robert De Niro’yu hatırlarsınız…
De Niro, Trump hakkındaki görüşlerini en açık şekilde (!) ifade etmesiyle bilinir. Bugün yayınlanan bir televizyon programında (The Best People with Nicolle Wallace) uyarıyor: “Kendimizi kandırmayalım; Trump 2028’de, görev süresi sona erdiğinde, kesinlikle kendiliğinden gitmeyecektir. Ondan kurtulmak bize, Amerikan halkına kalmıştır.!”.
De Niro, Trump’ın söylemleri ve eylemleriyle niyetleri arasındaki açık ilişkiye dikkat çekiyor; “Seçimleri ‘millileştirmekten’ ve üçüncü kez başkanlıktan söz ederken şaka yapmıyor” diyor.
İşaretler De Niro’yu doğruluyor; Trump şaka yapmıyor.
Trump tüm gücü merkeze—kendisine—topluyor; denge ve denetleme mekanizmalarını felç ediyor, yargıyı dönüştürüyor, bürokrasideki düzgün insanları sadık kuklalarla değiştiriyor.
Muhalifleri şeytanlaştırıyor, muhalefet etmeyi suç haline getiriyor; bölücü ve kutuplaştırıcı propagandayla bu çarpık algıyı olağanlaştırıyor.
‘Başkanlık’ yetkilerini anayasa ve kanunların üzerinde görüyor; anayasal düzeni yok sayıyor.
Bağımsız medyayı ‘dezenformasyon’ yaptığı suçlamasıyla baskı altına alırken kendi medyasını kullanarak uyguladığı dezenformasyonla kamuoyunu manipüle ediyor.
Devlet gücünü—ve yandaş grupları—militanlaştırıyor; her tür şiddeti teşvik ediyor ya da görmezden geliyor, 2021 Ocak ayında yaptığı gibi, siyasi hedefli şiddete ortam hazırlıyor.
Onun gibiler kendiliğinden gitmezler, o da gitmeyecektir—zaten bir kez denedi.!
Aslında Amerikan halkı gidişatı görüyor; çünkü Türkiye, Rusya, Macaristan gibi ülkelerde yaşanan süreçleri izliyorlar. Demokratik rejimler bir gecede çökmüyor. Ardı ardına ‘yasal’ adımlarla Anayasa’nın ve rejimin altının yavaş yavaş oyulduğunun ve giderek demokrasi dışı bir rejime kaydıklarının farkındalar ama ne yapabileceklerini tam olarak bilmiyorlar.
Burada kanaat önderleri devreye giriyorlar; açık bir zihin, berrak bir dille yol gösteriyorlar…
Bazı ABD senatör ve meclis üyeleri geçen yıl ortak bir uyarıyla ‘anayasal düzene’ yönelik tehditlere dikkat çekmiş, ordu mensuplarını ‘kanunsuz emirlere uymamaya’ davet etmişlerdi.
Bunlardan biri emekli albaydı. Trump’ın eski binbaşı olan ‘savaş’ bakanı o albay hakkında ‘isyana teşvikten’ suç duyurusunda bulundu, eski başsavcı ‘adalet’ bakanı da işlem başlattı.
Amerikan yargısı geçen hafta, bakanlığın yaptığının ‘kanunsuz misilleme’ olduğuna ve temel bir anayasal hak olan ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verdi; yargılamayı reddetti.!
Mahkeme, Bakan Bey’in kulağını da çekti, “Emekli askerlerin, kamuoyunu ilgilendiren tartışmalara bilgi ve birikimleriyle yaptıkları katkılara müteşekkir olmanız gerekir” dedi.
Albay, “Benimle uğraşmaya devam edecekler ama onlar beni cezalandırarak başkalarını susturmak için ne kadar çabalarsa ben onlardan on kat fazla savaşacağım” diyor.
Trump’ın, ‘fitneyle’ suçladığı bir diğer senatör—emekli istihbaratçı, “Sıradan bir vatandaştan her gün kahramanlık yapmasını bekleyemezsiniz ama korkaklık da bulaşıcıdır cesaret de” diye anlatıyor. İnsanlardan beklediği aslında herkesin yapabileceği—elinden ne geliyorsa; “Eğer her birimiz küçük de olsa bir çaba gösterirsek, bu kötü yönetimi eleştirmeye ve doğruyu yanlıştan ayırt etmeye çalışırsak, bunun genel gidişatı değiştirmeye büyük yardımı olacaktır”.
Doğru ama bu ‘küçük’ çabalar somut bir ‘demokrasi ve iyi yönetim’ hedefine yönelik örgütlenemezse sonuç alınması olanaksızdır. Neticede, Amerikan siyaseti her ne yapacaksa, bunun ancak halkı örgütlü mücadeleye dahil ederek olacağını anlamak zorunda ki bu da siyasi liderlik fonksiyonu.!
Buradaki kritik gerçeklik şu: Trump, sergilediği hakimiyet gösterileri ve güçlü lider—hatta dünya lideri—önermeleriyle bir kişilik kültü inşa etmeye çabalıyor, bir ölçüde başarıyor da.!
Ama, o ‘kültün’ içinde saklı acziyeti o da hissediyor; korkuyor, hem de çok.!
Biliyor ki insanlar, Trump'ın özenle inşa ettiği—edilen—kişilik kültünün her şeye kadir olmadığını anladıklarında, o gizem bir balon gibi sönecek, yok olacaktır.
İşte Amerikan siyasetinin sınavı burada; yalın siyasi gerçekliği, iktidardaki yozlaşmayı açığa vurarak, toplumda bir öfke, heyecan yaratma, o heyecanı örgütlü eyleme dönüştürmede…
‘Halk tarafından’ seçilenlerin, ‘halk adına’ kararlarının artık ‘kendileri’ için olduğunu halka anlatmalılar. Bunun ne kadar başarılabileceğini Kasım 2026’daki ara seçimlerde göreceğiz.
O seçim sonuçları yalnız Amerika’da değil, tüm dünyada birilerine ibret olacak.!