Mutlu Hesapçı
“Bir kariyer sadece “evet”lerle değil, “hayır”larla da inşa edilir”
Bazı insanlar vardır; uzun süre arka planda kalır ama zamanı geldiğinde çok doğru bir yerden görünür olur. Sabırlıdır çünkü oyuncu olmak için heyecanla beklemiştir. Emine Meyrem böyle bir isim. Hayatı farklı ülkelerde geçmiş, iyi eğitimler almış, Paris’te yaşayan; edebiyatla, sinemayla ve uzun bekleyişlerle şekillenmiş bir yolculuğu var. Önce tıp okuyor, ardından edebiyat, sonra kültür yönetimi ve nihayet hayalini kurduğu oyunculuk.
Sinemasıyla kuşakların hafızasında yer etmiş Yavuz Turgul, yıllar sonra dijital platform için tasarladığı ‘Ayrılık da Sevdaya Dahil’ ile yalnızca yeni bir diziye değil; uzun süredir eksikliği hissedilen unutulmaya yüz tutmuş bir duyguya yeniden alan açtı. Bu anlatının en güçlü karşılıklarından biri ise dizinin merkezindeki Afife karakteriydi. Afife’ye hayat veren Emine Meyrem için izleyicinin “Bu kız kim?” sorusunu sormasıyla kendisini merak ettik. Tanıdık yüzlere alışkın projelerin içinde, bilmediğimiz, doğal, filtresiz ve kalıplara girmeyen bir kadınla karşılaştık.
Bu röportaj; yıllarca verilen audition’ların, bekleyişlerin ve vazgeçmemelerin ardından gelen bir başrolün hikâyesi. Aynı zamanda ayrılığın da sevdaya dahil olabileceğini bilen, hayata ve oyunculuğa acele etmeden bakan bir kadının içten anlatısı. Paris’te yaşayan Emine Meyrem İstanbul’a geldi, buluştuk ve kendisini daha yakından tanıdık.

Yavuz Turgul hayranıyım ben. ‘Ayrılık da Sevdaya Dahil’ dizi tasarımını yaptığı proje ile geri dönmesi heyecan yarattı. Dolayısıyla yıllar sonra bir diziyle gelince heyecanla açtım, izledim. Oradaki ilk şaşırdığım şeylerden biri de herkesin dediği gibi “Bu kız kim?” sorusu oldu. Bu soru aslında sizin de bildiğiniz bir şeymiş gibi geliyor. Hikâye nasıl gelişti? Siz bu projeye nasıl dahil oldunuz? Yavuz Turgul’un oyuncu seçiminde çok hassas ve zor olduğunu biliyorum. Çalışmanın da çok zor olduğunu oyuncu arkadaşlarımdan da biliyordum.
Hikâye şöyle gelişti: Menajerim Renda Güner ve Sinem sayesinde, bu ajans aracılığıyla oldu. Beni kimse tanımıyor ama aslında cast direktörleri ve audition verdiğim birçok yönetmen beni tanır. 13 senedir Türkiye’de audition veriyorum ama hep arka plandayım.
“Genelde tanınan yüz tercih ediliyor”
Yani çok yaklaştığınız ama olmamış projeler var mıydı?
Evet, çok oldu. Hep son aşamaya geliyorum, iki kişi arasında kalınıyor ve genelde daha tanınan yüz tercih ediliyor. Dijital, ana akım, sinema… Hepsi oldu. Bol bol sinema projeleri gözümün önünden geçti, olmadı. Ama bu meslek böyle. Her audition bir tohum gibi.
“Yavuz Turgul’un gözünden hiçbir şey kaçmaz”
Yavuz Turgul’la ilk karşılaşmanız ne zaman oldu?
2017’de “Yol Ayrımı” filmi için görüşmüştük. İki ay süren çok uzun bir audition süreciydi. O zaman Paris’te yaşıyordum, self-tape gönderiyordum, görüntülü çalışıyorduk. Sonra İstanbul’a geldim, iki gün masa başında çalıştık. O çalışmalara Şener Şen de katıldı. O iki gün boyunca hem çalıştık hem sohbet ettik. Yavuz Turgul’un gözünden hiçbir şey kaçmaz. Orada beni adeta radardan geçirdi. Ama o proje benim için olmadı.
“O rol Nihal Yalçın’ın rolüydü”
O kadar uzun bir süreçten sonra seçilmemek zor olmadı mı?
Tabii ki üzülüyorsunuz ama bu işin parçası. Birçok faktör var. Önemli olan o tohumların ekilmesi. Seçilmedim ama iki ay Yavuz Turgul’la çalışmış oldum. O rol Nihal Yalçın’ın rolüydü ve bence o role çok uygundu. Çok doğru bir karardı.

“Yol Ayrımı’nda çalışamadık ama aklımdasın”
Sizi unutmamış ve yedi yıl sonra yeniden arandıysanız…
Evet. Yedi yıl sonra beni aradı. “Yol Ayrımı’nda çalışamadık ama aklımdasın. Şimdi tam sana göre bir rol var” dedi. ‘Ayrılık da Sevdaya Dahil’ dizisi için Afife’yle geldi bana.
“Sete çıkana kadar inanmadım”
Bu kez süreç nasıl ilerledi?
Beş ay süren uzun bir çalışma oldu. Ama benden başka kimse de Afife için audition vermemiş. Bunu çok sonradan öğrendim. Aslında Yavuz Turgul herhalde Netflix’i ikna etmeye çalışıyordu. Çünkü çok taraflı bir onay mekanizması var. Benim Instagram’da o kadar az takipçim var ki ve Türkiye’de tanınan bir yüz, oyuncu değilim. Ama Yavuz Turgul “illa Emine” dedi ve sonunda herkesi ikna etti.
Bu süreçte yine “olacak mı olmayacak mı” duygusu yaşadınız mı?
Sete çıkana kadar inanmadım. Zaten hiçbir projede sete çıkana kadar kimseye söylemem. Her an her şey iptal olabilir. O yüzden uçmamak gerek.
“Babam beni Yavuz Turgul filmlerine götürürdü”
Yavuz Turgul’un sineması hayatınızda hep önemli bir yerde miydi?
Çok önemliydi. Türkiye’de büyüdüm. Sinemacı ve tiyatrocu bir aileden geliyorum. Babam sinema tarihi hocasıydı, annem sahne tasarımı hocasıydı. Babam beni küçük yaşta Yavuz Turgul filmlerine götürürdü. O filmler olay olurdu, ailecek giderdik. Babam sinemada ağlardı.
“Çok küçük yaştan beri oyuncu olmak istedim”
Oyunculuk hayali o zamanlardan mı başladı?
Evet. Çok küçük yaştan beri oyuncu olmak istedim. Kulislerde, setlerde büyüdüm. Ama babam hiç istemedi oyuncu olmamı. Çünkü bu mesleği büyük acılarla yürüttü ve beni korumak istedi. Maddi manevi zorluklar vardı. Bu yüzden önce tıp okudum, sonra edebiyat, sonra kültür yönetimi, sonra oyunculuk.
Bu kadar farklı alandan sonra oyunculuğa kesin dönüş ne zaman oldu?
Kendi paramı kazandığımda. Ducati MotoGP yarışlarında VIP alanını yönettim. Çok iyi para kazandım ama mutsuzdum. Tiyatrodan uzaklaşıyordum. Bir noktada “şimdi yapmazsam ne zaman yapacağım” dedim. 30 yaşındaydım. İstifa ettim.Üstelik çok iyi para kazanıyordum ve işi bırakmama herkes çok şaşırdı. Ama oyunculuk aşkı içimdeydi ve artık bir yol ayrımına girmem gerekiyordu, yaşım da ilerliyordu.

Sonrası nasıl gelişti?
İki yıl oyunculuk eğitimi aldım. Sonra çok hızlı gelişti her şey. Kısa filmler, menajerler, festivaller… Ama şunu öğrendim: Bu iş hiçbir zaman “tam oldu” olmuyor.
“Görünür olmak için bir şey yapmadım”
Görünürlük sizin için ne ifade ediyor?
Görünür olmak için bir şey yapmadım. Eğer peşinde koşsaydım daha gençken yapardım. Ama eğer bu görünürlük iyi işler getirecekse, buna varım. Yavuz Turgul gibi bir ustayla görünür olmak benim için çok değerli.
Afife karakteriyle aranızda nasıl bir bağ var?
Çok benziyoruz. Sakarlık, filtresiz konuşmak, patavatsızlık… Hiçbir kalıba girmemek. Yavuz Turgul bunu 2017’de görmüştür bende. Afife de öyle bir karakter. Atipik, alışık olmadığımız bir kadın.
“Özlediğimiz bir dünya”
‘Ayrılık Da Sevdaya Dahil’ projesi sizde nasıl bir etki bıraktı?
Senaryoyu okuyunca çok hoşuma gitti. Yaşıyla, erkek figürleriyle tanımlanmayan bir kadın. Mahalle hissi, eski duygular… Özlediğimiz bir dünya.
Dizide aşk ve ayrılık çok farklı bir yerden ele alınıyor…
Ayrılık sevdaya dahil. Birbirlerine bir bakışta aşık olmuyorlar. Yavaş yavaş, maskeler düşünce, özlerine aşık oluyorlar. Bu çok gerçek ve çok özlenen bir şey.
Dizide aşkın çok yavaş ve derinlikli bir yerden kurulması dikkat çekiyor. Bu ilişki biçimi size ne hissettirdi?
Hatta uzaktan gözlemleyerek ilk karşılaştıklarındaki maskeler düşüyor ve o maskenin arkasındaki asıl insanı görüp seviyor ikisi de. Kemal, Afife’nin o saldırgan tarafının arkasındaki merhametli, sevgi dolu kadını görüyor. Afife de Kemal’in mafya karakterinin arkasında yatan duygusal, hassas ve sanatçı tarafını fark edip âşık oluyor. İkisi de birbirinin özüne âşık oluyor, sevdalanıyor. Aslında dizinin istediği ve herkesin özlediği bir şeyi veriyor bu.
“Doğal kalınca iletişim de sağlıklı oluyor”
Yavuz Turgul ve Şener Şen gibi ustalarla tanışmak riskli; çünkü çok hayran olduğunuz için hayal kırıklığı da yaratabilir. Sizde öyle bir duygu oldu mu?
Hayır. Ben kim olursa olsun çok heyecana kapılan biri değilim. Tabii ki çok sevindim ama biraz da sektörden uzak olduğum için, o Yavuz Turgul efsanesini yakından bilmediğim için hep çok rahat gittim. Doğal kalınca iletişim de sağlıklı oluyor. Zaten Yavuz Turgul’un da alışık olduğu şey, onu görünce kasılan oyuncular. Ben öyle olmadığım için, bir de 2017’den bahsediyoruz, daha saf ve doğaldım o zaman, sanırım Afife’yi orada görebildi.

“Bir general gibi orduyu nasıl ayakta tuttuğunu gördüm”
Bu süreçte nasıldı, farklı bir yerden gözlemlediğiniz için neler söylersiniz?
Bu süreçte onun bir general gibi orduyu nasıl ayakta tuttuğunu gördüm. Ama birebir kaldığınızda çok yumuşak, sohbeti çok hoş ve karşısındakini gerçekten dinleyen biri. O anlar benim için çok değerliydi.
Bu kadar bekledikten sonra Türkiye’de ilk başrolünüzü oynamak nasıl bir duygu?
Tabii ki şansımı hissettim. Benim yerimde olmak isteyen çok kişi olduğunu biliyorum. Durup duruken ortaya çıktığım için tesadüfen ve sadece şans eseri bu rolü almış hissi uyandırıyor olabilirim. Ama işin aslını, o rolü alana kadar yıllarca verilen mücadeleyi ve azimle ilerleyen audition’ları sadece bu mesleği yapanlar bilir. Evet, böyle bi rolün karşıma geç çıktığına üzülüyorum ama hayatım böyle ilerledi, artık bunu değiştiremem.
“Paris oyunculuk için seçtiğim bir yerdi”
Hayatınız farklı ülkelerde geçmiş. Bu yolculuk nasıl başladı?
Anaokulunu İzmir’de, Kıbrıs Şehitleri’ndeki küçük bir İtalyan anaokulunda okudum. Annemle babam ayrılınca babamla İstanbul’a geldim. Annem önce İtalya’ya, sonra Brüksel’e gitti. İlkokulu İstanbul’da okudum. Ortaokulda annemin yanına Brüksel’e gittim, sonra Roma’ya geçtik. Ortaokul ve liseyi Roma’da okudum. Roma benim için çok önemlidir. İki yıl Roma’da tıp okudum, sonra edebiyat için Brüksel’e geçtim. Paris ise tamamen oyunculuk için seçtiğim bir yerdi.
Paris’i özellikle seçmenizin sebebi neydi?
Orada çalışmak istediğim çok önemli bir oyunculuk eğitmeni vardı: Jack Walter. Stella Adler ve Lee Strasberg’den ders almış, Actors Studio’nun ilk kuşağından biri. 102 yaşında, artık ders vermiyor ama bize bildiklerini adeta altın tepside sundu.
Fransız sinemasıyla kurduğunuz bağ da dikkat çekici zaten Paris’te de yaşıyorsunuz.
Evet. Un Prophète filmini izlediğimde çok etkilenmiştim. Yönetmeni Jacques Audiard ve başrol oyuncusu Tahar Rahim beni çok etkiledi. Tahar Rahim’in hangi okuldan çıktığını araştırdım ve iki sene o okulda okudum.

“Tansu Biçer ve Özgü Namal muhteşemdi”
Türkiye’de beğendiğiniz oyuncular var mı?
Çok var. Berlin’den yeni geldim, orada izlediğim bir filmde Tansu Biçer ve Özgü Namal muhteşemdi. “Bir Başkadır” dizisinin kadrosundaki herkes bence çok iyi. Tülin Özen’i, Ece Dizdar’ı, Merve Dizdar’ı ayrıca çok beğeniyorum.
Bundan sonra kariyerinizi nasıl şekillendirmek istiyorsunuz?
Ben role bakıyorum. Arkasındaki sanatçıya, senaryoya bakıyorum. Bu projede hiç tereddüt etmedim çünkü arkasında koskoca Yavuz Turgul vardı. Türkiye olur, yurt dışı olur, neresi olduğu önemli değil. Önemli olan hangi hikâyeyi savunacağım.
Rol gelsin, oynayayım, popüler olayım gibi bir derdiniz yok sanırım, reddettiğiniz işler çok oluyor mu?
Çok oluyor. Dünyaya bakışıma uymayan, savunmak istemediğim idealleri olan işleri reddediyorum. Bir kariyer sadece “evet”lerle değil, “hayır”larla da inşa edilir.
Türk sinemasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Nuri Bilge Ceylan’ın “Kasaba” filmini ilk izlediğimde çok etkilenmiştim. “Türkiye’de de böyle filmler yapılıyor” demiştim. Türkiye’de çalışmak istediğim birçok değerli yönetmen var. Zeynep Günay, Yeşim Ustaoğlu gibi kadın yönetmenlerle çok çalışmak isterim.
‘Ayrılık da Sevdaya Dahil’ yurt dışında da ilgi gördü. Tepkiler nasıldı?
İtalya’da zaten sevileceğini biliyorduk. İbrahim Çelikkol’un yurt dışında da çok hayranları var, bunun da etkisi oldu. Ama Fransa’da bu kadar ilgi göreceğini beklemiyordum. Netflix’te ilk haftalarda ilk beşteydi. Cosmopolitan’da bile bununla ilgili bir yazı çıktı.
‘Bu kız kim, nerede çıktı’ diyen çok oldu
Sosyal medyada gelen tepkiler, ilk başlarda baya size yüklendiler.
‘Bu kız kim, nerede çıktı’ diyen çok oldu. Anlayabiliyorum Türkiye’deki seyirci tanıdık, bildik ve ünlü yüz görmeye alışkın. O yüzden ilk günlerde linç edildim. Sonra çok büyük bir kitle beni savunmaya başladı. “İlk defa doğal bir yüz, gerçek bir insan görüyoruz” dediler. Çok şaşırdım ve çok mutlu oldum.
“Bu tamamen Yavuz Turgul’un vizyonu ve cesareti”
Bu anlamda ezber bozan bir kadın oyuncu profili çizdiğinizi düşünüyorum ben de.
Bu tamamen Yavuz Turgul’un vizyonu ve cesareti. Son dönemde hep aynı yüzler, aynı kalıplar var. İlk defa yaş farkına takılmayan, doğal bir kast gördük. Sokaktaki izleyici de bunu sahici buldu.
Partneriniz İbrahim Çelikkol ile çalışmak nasıldı?
Hiç tanışmıyordum. Zaten ekipte kimseyi tanımıyordum. Ama Afife’nin annesini, kardeşi Ali ve onun kız arkadaşı Fidan’ı, birlikte senaryo yazdığı Baturay ve Defne’yi ve mutfakta çalışmaya başlayan Muharrem Bey’i oynayan oyuncularla birbirimizi çok sevdik. O sevgi ve enerji ekrana da yansıdı bence. Yavuz Turgul sette sürekli değildi ama geldiğinde herkes hazır ola geçiyordu. Bir gün geldi ve “Kulağıma çok güzel şeyler geliyor, birbirinizi çok sevmişsiniz, ekrana yansıyor” dedi. Bu benim için çok kıymetliydi.
Yavuz Turgul’la çalışmak zor muydu, çekindiniz mi?
Hayır. Ben çok kasılan biri değilim. O yüzden çok doğal bir ilişki kurduk. Baş başa kaldığında çok yumuşak, çok dinleyen biri. Bir general gibi seti yönetiyor ama birebirde çok başka.