Mutlu Hesapçı
Müzik, aşk ve iki kıyı arasında: Natasa Theodoridou
Hüzünlü, efkârlı, neşeli ya da mutlu… Hangi ruh hâlinde olursam olayım, kendim için mutlaka bir Yunan müziği açıyorum. Çünkü yoğun bir aşkın içinde olsam bile, Yunan şarkıları beni dipte bir hüzne sürüklemiyor; aksine o aşkı kutsayan, “iyi ki hissediyorum” duygusuna taşıyan bir yerden yakalıyor. Türkçe müzikte ise durum biraz farklı. Duyguma uygun bir “damar” şarkı mutlaka buluyorum ama sonrasında kendimi dağıtırken bulabiliyorum. Belki de bu, dilimin Türkçe olmasıyla ilgili; hissettiklerim daha doğrudan, daha sert çarpıyor bana. Yunan dilini bilmiyorum ama kendimi şarkının hissettirdiklerine bırakıyorum.
Yunanlı sanatçılar arasında en sevdiklerimden biri de Natasa Theodoridou. Öyle ki Atina seyahatimde sahne aldığı mekânda onu canlı dinlemeyi çok istedim ama tarihlerimi uyduramadım. Natasa’nın “Mia Kokkini Grammi” adlı şarkısı ise benim için hep en başlarda yer aldı. O kadar çok dinledim ki zamanla sözlerinin Türkçesini merak ettim. Şarkıda şöyle diyor: “Hayatımı senin ellerine bağlamamı söyledin / Sonra da beni düşmeye bıraktın.”
Yunanistan bir komşu ülke ve aslında birçok açıdan birbirimize ne kadar benzediğimizi görmek zor değil. Ben hem ülkeyi hem insanlarını seviyorum; müziklerini ise ayrı bir yere koyuyorum. Türkiye’ye gelen her Yunan sanatçının konserine gitmeye çalışıyorum. Ve şimdi, heyecanla beklediğim o konserlerden biri gerçekleşmek üzere. Natasa Theodoridou, İstanbul’da sahne almak için gün sayıyor. Yunan müziğinin güçlü sesi, 7 Haziran 2026’da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu sahnesinde dinleyicisiyle buluşacak.
Konser öncesinde İstanbul’da basın mensuplarıyla bir araya gelen sanatçıyla ben de bu buluşmada tanışma fırsatı yakaladım. Şarkılarını yıllardır severek dinlediğim bir isimle yüz yüze gelmenin heyecanını yaşadım ve kendisiyle özel bir röportaj gerçekleştirdim.

“Türkiye benim için her zaman çok özel bir yer oldu”
Sizi gerçekten çok seviyorum. Sizinle tanıştığım için çok mutluyum. Yakın zamanda Atina’ya gittim ama sizi sahnede izleyemedim. Türkiye ile ilişkiniz ne zamana dayanıyor?
İlk kez 1999 ya da 2000 yılında gelmiştim. O dönem bir tiyatro sahnesinde şarkı söylemiştim ama detayları tam hatırlayamıyorum. Aradan uzun zaman geçti. Sonrasında hem konserler hem de seyahat amaçlı İstanbul’u birçok kez ziyaret ettim. Türkiye benim için her zaman çok özel bir yer oldu.
Natasa Theodoridou, 7 Haziran 2026’da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda!
Bu gelişiniz, açıkhavada vereceğiniz konser ve İstanbul sizin için ne ifade ediyor?
Gerçekten büyük bir heyecan duyuyorum. Sihirli bir atmosfer olacağına çok eminim. Bu konserde tüm kariyerimi simgeleyen şarkılarla seyirci karşısına çıkacağım. Muhteşem bir gece yaşayacağız. Konserin heyecanı şimdiden beni sarmış durumda. Eğer programı uygun olursa, daha önce birlikte şarkı yaptığımız Yalın da bizimle sahnede olacak. Türkiye’de çok sevildiğimi hissediyorum ve bu benim için çok kıymetli. İstanbul’a her geldiğimde aynı içtenlik ve hissiyatla buradan ayrılıyorum. Herkese de bu şehri görmeleri gerektiğini öneriyorum. İstanbul gerçekten çok güzel bir şehir.
“Şarkı sözlerini anlamasanız bile müzik doğrudan kalbe ulaşır”
Türkiye’deki dinleyiciyle kurduğunuz bağdan biraz söz eder misiniz?
Sahneye çok iyi bir hazırlık süreciyle çıkıyoruz; harika bir ekibimiz var. Ama asıl bağ, sahnede kuruluyor. Çok sıcak bir enerji hissediyorum. Bugün burada olmak benim için büyük bir şeref. Dil bazen bir sınır gibi görünse de aslında değil. Şarkı sözlerini anlamasanız bile müzik doğrudan kalbe ulaşır. Kalp, müzik ve sevgi arasında kendi dilini kurar. Bu yüzden sahnede duyguların, sevginin ve o yoğun hissin konuştuğu bir gece oluyor. Aşkın ve sevginin başrolde olduğu bir atmosferde, kelimeler geri planda kalıyor. Çünkü hisler asla kaybolmaz.
“Aşk her zaman başrol oynar”
Şarkılarınızda dilin ötesine geçen güçlü bir duygu var. Bu etkiyi nasıl kuruyorsunuz? Repertuarınızı neye göre belirliyorsunuz?
Aşk her zaman başrol oynar. Ben de bu hissiyatla bütünleşmeyi tercih ediyorum. Aslında ne söylediğini bilmek zorunda değilsin; çünkü hissediyorsun. Müzik bir nehir gibi… Akan, akışkan bir nehir. Kalbe giriyor ve doğrudan oraya ulaşıyor. Bu yüzden kelimelerin ne söylediğinden çok, verdiği duygu önemli. Müziğin evrenselliği de buradan geliyor. Ben de şarkılarımı seçerken bu duyguyu merkeze alıyorum.

“Yalın ile düet fikri benden çıktı”
Yalın ile tanışmanız nasıl oldu?
Ortak bir arkadaşımız sayesinde tanıştık. O benim iki şarkımı çok seviyordu. Bu vesileyle iletişim kurduk ve tanıştık. Sonrasında Atina’da beni dinlemeye geldi ve aramızda güzel bir arkadaşlık oluştu.
Bu arkadaşlık düete nasıl dönüştü?
Düet fikri benden çıktı. Birlikte bir şey yapmak istedim. Şarkıyı iki dilde, biraz İngilizce biraz Türkçe olacak şekilde söyledik. Sahnesinde ilk kez birlikte söylemek benim için büyük bir onurdu. Daha sonra “Keşke” şarkısını “Skepsu” ile birlikte iki dilde yeniden yaptık. Bir önceki albümde yer aldı ve çok ilgi gördü.
Türkiye’de hayranlık duyduğunuz ve şarkılarını dinlediğiniz sanatçılar var mı?
Yalın’ın haricinde çok severek dinlediğim ve takip ettiğim iki ikonik Türk kadın sanatçı var: Ajda Pekkan ve Sezen Aksu.
“Müzik, halklar arasındaki sevgiyi pekiştiriyor”
Müziğin Türkiye ve Yunanistan arasında bir kültür köprüsü kurduğunu düşünüyor musunuz? Bu bağın iki halk arasındaki ilişkiye nasıl bir etkisi var?
Bu tür iş birlikleri çok değerli, çok anlamlı. Aslında birer kültür elçisi gibi çalışıyorlar. Sanat bu anlamda çok güçlü bir alan. Müzik başka bir şeyle ilgili değil; sadece duygularla ilgili. Türkiye bizim için çok yakın bir ülke. İki komşu ülkeyiz ve özellikle halklar birbirini çok iyi tanıyor. Aramızda güçlü bir bağ var. Bu aslında bir insanlık meselesi ve müzik bu bağı daha da güçlendiriyor. Müzik, halklar arasındaki sevgiyi pekiştiriyor. Hatta şöyle söyleyebilirim: Müziğin melodisi, bu ilişkiyi de daha melodik hâle getiriyor.
Şarkılarınızda aşk çok güçlü bir tema. Ama bu aşk, dinleyene hüzünden çok mutluluk hissi veriyor. Bunu nasıl kuruyorsunuz?
Şarkılarımda aşkın mutluluğunu hissettirmeyi tercih ediyorum. Elbette aşkın acı tarafı da var; hatta bazen insanı en uç noktalara taşıyabiliyor ve ardından sert bir şekilde geri çekebiliyor. Ama ben daha çok sevgi, heyecan ve mutluluk tarafını yaşamayı ve ifade etmeyi seçiyorum. Bu bana daha yakın geliyor. Yine de aşkın her iki tarafının da var olduğunu unutmamak gerekir.

“Biz eğlenmeyi, birlikte olmayı, o anı paylaşmayı seviyoruz”
Sahnede yüksek enerjiniz dikkat çekiyor. Sabaha kadar süren performanslar gerçekten mümkün mü?
Bu bizim için oldukça doğal bir şey. Böyle büyüdük, böyle öğrendik ve böyle devam ediyoruz. Enerjimiz hâlâ çok yüksek. Biz eğlenmeyi seviyoruz. Birlikte olmayı, o anı paylaşmayı seviyoruz. Zamanın nasıl geçtiği çok da önemli olmuyor. Bu bizim yaşam biçimimizin bir parçası. Bir arada olmak, o sevgi selini müzikle paylaşmak bize büyük bir enerji veriyor. Seyirciyle bütünleşmek, büyük bir arkadaş grubu gibi hissetmek… Aslında bizi hayatta tutan şey tam da bu.
“İçimde sürekli bir melodi vardı”
Müzikle ilişkiniz nasıl başladı? Çocukluğunuza mı dayanıyor?
Evet, doğduğumdan beri şarkı söylüyor ve dans ediyordum. Çocukluğum boyunca hep böyleydim. Her zaman mırıldanan, her yerde şarkı söyleyen o çocuk bendim.
Kendimi ifade etme şeklim buydu. İçimde sürekli bir melodi vardı. Bütün duygularımı, hislerimi bu şekilde anlatıyordum. Zamanla bunun benim yolum olduğunu anladım. Her şey çok doğal bir akışta gelişti. Aslında başka bir şey yapmamı gerektirecek bir durum hiç olmadı. Ve ilk sahneye 16 yaşında çıktım.
“Platin sahibi olmak bana çok büyük bir güç verdi”
Yunanistan'da ilk üç albümünün tamamı platin statüsüne ulaşan tek kadın sanatçı unvanına sahipsiniz. Bu başarı kariyerinizde nasıl bir etki yarattı?
İlk üç albümde platin sahibi olmak bana çok büyük bir güç verdi. Kariyerinizin başında, yaptığınız işin dinlendiğini ve sevildiğini görmek insanı motive ediyor. Bu da ileride devam edebilmek için önemli bir güç sağlıyor. Sevilmek ve beğenilmek herkes için güzel bir duygu ama bunu kariyerinizde hissettiğinizde anlamı çok daha büyük oluyor.

“Bu kadarını hayal etmiyordum”
Kariyerinizin başında bu noktaya geleceğinizi düşünüyor muydunuz?
Hayır, hiç düşünmüyordum. Ben Selanik’te doğdum ve büyüdüm, 1986’da şarkı söylemeye başladım. Selanik, Atina gibi müzik sektörünün merkezi olan bir yer değil. Bu yüzden bu kadar tanınacağımı, insanların beni bu kadar sahiplenip bu noktaya taşıyacağını hiç hayal etmemiştim. Bugün geldiğim nokta için gerçekten minnettarım.
“En büyük dileğim sağlıklı olmak ve sesimin her zaman benimle olması”
Hayalleriniz gerçekleşti mi? Bundan sonraki en büyük hayaliniz nedir?
Hayallerimin çoğundan fazlası gerçekleşti. En büyük dileğim sağlıklı olmak ve sesimin her zaman benimle olması. Şarkı söyleyebildiğim sürece bu benim için zaten çok büyük bir mutluluk.