Mutlu Hesapçı
Kalp bildiğini okur, sen sadece izlersin!
En son ne zaman âşık oldunuz? O duygunun sarsıcı, insanın gözünü kör eden, aklını susturan hâlinin içinde en son ne zaman kayboldunuz? Ya da o aşka, bütün sonuçlarını bile bile, kendinizi bırakmayı ne zaman seçtiniz? Herkesin hayatında mutlaka böyle bir aşk olmuştur; içinden geçerken insanı dönüştüren, bittikten sonra bile izini silmeyen o büyük duygu… Bu hayatta henüz yaşamayan varsa, acıtsa da yaşasın. Çünkü şairin dediği gibi “mutlu aşk yoktur”; ama yine de insan, o tarifsiz duygunun adını başka hiçbir şeyle koyamaz—adı yine aşktır.
Aşkın yaşı yok elbette; ama sanki insan, 20’li yaşlarının sonu ile 30’larının başında, o büyük teslimiyete daha yatkın oluyor. Yaş ilerledikçe mantık devreye giriyor, kalbin önüne set çekmeye çalışıyor. Ama ne olursa olsun, anlık bir duyguyla, küçücük bir tesadüfle, hiç beklemediğiniz bir anda—kaç yaşında olursanız olun—o aşkın tam ortasına düşüveriyorsunuz. Hem de hiçbir uyarı almadan.

“Bize Bi’şey Olmaz” Disney+’ta!
Disney+’ta yayınlanmaya başlayan “Bize Bi’şey Olmaz” dizisi, tam da bu yüzden beni yeniden aşka düşürdü; unuttuğumu sandığım duyguları hatırlattı, içimde bir yerleri yokladı. Dizinin ön gösterim lansmanı, Episod Dergi’nin ev sahipliğinde, Yasemin Şefik tarafından gerçekleştirildi; davetliler arasında ben de vardım. Gecede dizinin ilk bölümü gösterildi. İtiraf etmeliyim ki ilk bölüm beni sarmadı; o duygunun içine giremedim, mesafeli kaldım. Hatta “Hadi canım, böyle bir tesadüf tanışma, anında çarpılma ve bu kadar hızlı ilerleyen bir aşk mümkün mü?” diyerek, biraz da alaycı bir yerden güldüm…
“Sadece üç kez gördüm… Ama aklımdan çıkmadı”
Ama ilk bölümde aklımda kalan tek bir cümle, bütün o mesafeyi kırdı: “Sadece üç kere gördüm bu adamı ama durmadan onu düşünüyorum.” Bu cümle, bir yerden tanıdıktı; hatta fazlasıyla… Çünkü ben de—herkes gibi—bir zamanlar aynı cümleyi kurmuştum. Üstelik ben o adamı sadece bir kere görmüştüm ve durmadan onu düşünüyordum. Evet, çok eskidendi… ama bazı duyguların eskisi olmuyor.
Sabırsızlıkla dizinin devam bölümlerini bekliyorum!
Dolayısıyla hikâyenin devamını merak ettim ve yayınlandığı ilk gün platforma yüklenen dört bölümü arka arkaya izledim. Dizi öyle bir yerden ilerledi, öyle bir yerden yakaladı ki beni; bırakamadım. Kendi ritmini kurdu, kendi duygusunu inşa etti ve içine çekti. Toplam sekiz bölümden oluşuyor; şimdi ise merakla, neredeyse sabırsızlıkla yeni bölümü bekliyorum.
Her oyuncu yerini bulmuş, her duygu karşılığını…
“Bize Bi’şey Olmaz”ın senaryosunda kalemini uzun zamandır özlediğimiz Pınar Bulut’un imzası var. Yönetmen koltuğunda Neslihan Yeşilyurt oturuyor. Oyuncu kadrosunda Mert Ramazan Demir, Miray Daner, Olgu Baran Kubilay, İdil Sivritepe, Sercan Badur, Derin Beşikçioğlu, Yılmaz Bayraktar, Yüşra Geyik, Ece Sükan ve Fırat Tanış yer alıyor.
Oyuncu kadrosu özenle kurulmuş; herkes rolünün içine yerleşmiş, karakterini taşıyor. Tüm performanslar güçlü, sahici ve duyguyu geçiren türden. Mert Ramazan Demir ile Miray Daner çok iyi bir ikili olmuş; aralarındaki çekim yalnızca görünen değil, hissedilen bir şey. Olgu Baran Kubilay ve İdil Sivritepe’nin tiyatrodan gelen uyumu sahnelere derinlik katıyor. Derin Beşikçioğlu, son dönemde zaten dikkatle izlediğim bir oyuncuydu; buradaki performansıyla o ilgiyi daha da pekiştiriyor. Sercan Badur’un kendine has bir enerjisi var; sahneye girdiği anda ritmi değiştiriyor. Yılmaz Bayraktar ise her rolünde başka birine dönüşmeyi başaran nadir oyunculardan; yine hayran bırakıyor. Yüşra Geyik gerçekten öldüren cazibe olmuş!

Karakterlerin zaman zaman röportaj formatında yaptıkları duygu analizleri, anlatının akışını kesmeden derinleştiren iyi bir tercih olmuş. Arkadaşlık ilişkilerindeki doğallık, diyalogların sahiciliği ise dizinin en güçlü damarlarından biri.
Dizinin konusu kısaca şöyle: Aktan ve Lal, hayatlarının hiç beklemedikleri bir anında, kontrol edemedikleri bir aşkla karşılaşır ve tüm zıtlıklarına rağmen birbirlerine karşı koyamazlar. Bu tutkulu aşk; kırılganlıkların, bastırılmış duyguların ve geçmişten taşınan acıların iç içe geçtiği sarsıcı bir yolculuğa dönüşür. Belki de gerçekten kim olduğumuzu bize en çıplak hâliyle yalnızca aşk öğretir.
Değerini bilmemiz gerekeni görmezden gelir, en çok can yakacak olana yöneliriz.
Lal, hayatında tabir yerindeyse “evlenilecek adam” olan, güvenli ve sakin bir liman sunan Barış varken; kendini güvenilmez, öngörülemez Aktan’ın kollarına bırakır. Ve o andan itibaren hayatı, geri dönülmez bir şekilde değişmeye başlar. Ama gerçek hayatta da böyle değil midir zaten? Değerini bilmemiz gerekeni görmezden gelir, en çok can yakacak olana yöneliriz. Ve tam da o noktada, hayatımız altüst olur. Bu iki adam arasında yapılan seçim, bana “Selvi Boylum Al Yazmalım”ın o yıllardır hafızamızdan silinmeyen duygusunu hatırlattı. Ve o değişmeyen soruyu: Siz olsanız İlyas’ı mı seçerdiniz, Cemşit’i mi?
“İnsan halledemediği zaafına âşık olurmuş”
“İnsan halledemediği zaafına âşık olurmuş” cümlesiyle başlayan hikâyede, bütün zaaflar birer birer su yüzüne çıkıyor. Âşık bir kadının dönüşümü, kırılması, yeniden kurulması son derece gerçekçi. Burada bir kadın senaristin kaleminin etkisi hissediliyor; o incelik, o detay bilgisi kendini ele veriyor. Şimdi, sonunu hiç tahmin edemediğim bir hikâyenin içindeyim. Sekiz bölümün sonunda, dizinin bende bırakacağı duygunun ne olacağını merak ediyorum. Ya yıllar önce vazgeçtiğim aşka yeniden üzülüp geçmişe döneceğim ya da “aşk yaşı geçti” diyerek daha güvenli, daha sakin duygulara sığınacağım. Kendime şimdiden bir kaçış yolu hazırladım bile: “Dizideki karakterler 30’larına giriyor… O yaşlarda böyle aşklar olur,” diyeceğim.

Merakla bekliyorum hikâyenin devamını. İçinden yoğun, yakıcı ve tutkulu bir aşk geçen bu yerli dizide emeği olan herkesi tebrik ediyorum.
“Bize Bi’şey Olmaz” Disney+’ta. Bahar geldi, kapıda… belki de gerçekten, biraz gevşesin gönül yayları.